HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Adı, mahlası ve nispeti
Asıl adı Mustafa’dır. Kaynaklarda Balcı-zâde yahut bugünkü yazımla Balcızâde unvanıyla, şiirlerinde kullandığı “Afîf” mahlasıyla kaydedilir. Aynı mahlası taşıyan başka Osmanlı şairleri bulunduğundan onu yalnız “Afîf” adıyla anmak kimlik karışıklığına yol açar; doğru ayırt edici biçim Balcızâde Mustafa Afîf Efendi’dir.
İstanbul’daki hayatı
İstanbul’da doğdu ve hayatını burada sürdürdü. Doğum tarihi, ailesi, tahsil gördüğü hocalar ve yürüttüğü meslek hakkında kaynakların verdiği kesin bir bilgi yoktur. Tezkirelerde şair olarak yer alması, dönemin edebî çevrelerinde şiirlerinin tanındığını gösterir; fakat bundan hareketle kendisine medrese görevi, devlet hizmeti veya tarikat mensubiyeti isnat edilemez.
Kaynaklarda görünmesi
Balcızâde’nin adı Şeyhî Mehmed Efendi’nin Vekāyi‘u’l-Fuzalâ’sında, Mehmed Süreyyâ’nın Sicill-i Osmânî’sinde ve Mehmed Nâil Tuman’ın Tuhfe-i Nâilî’sinde korunmuştur. Bu kayıtlar birbirini tamamlayan kısa tabakat ve şair tezkiresi notlarıdır. Bugün bilinen biyografisinin dar oluşu ilgisizliğin değil, müstakil bir hayat hikâyesi veya eser nüshasının henüz tespit edilememesinin sonucudur.
Şiir dünyası
Şeyhî’nin aktardığı üç beyit, Afîf’in klasik aşk şiirinin yerleşik mazmunlarına hâkim olduğunu gösterir. “Mest-i aşk”, piyâle, bâde, meclis, cür‘a, hâk-i reh-i yâr, Leylâ ve Kays ifadeleri aynı gazel parçasında birleşir. Şair ilk beyitte aşk sarhoşluğunun dışarıdan sunulan şaraba ihtiyaç bırakmadığını söyler; ikinci beyitte ümit dudağına ulaşmanın yolunu sevgilinin eşiğinde toprak olmakla ilişkilendirir; üçüncü beyitte ise murada ermek isteyen âşığın Kays gibi gam meydanındaki mücadeleyi göze alması gerektiğini anlatır.
Mest-i aşkam ne piyâle ne bana bâde gerek
Âşıkam âşıka mey neş’e, ruh-ı sâde gerekEyleyen bûs leb-i ümmîdini bu meclisde
Cür‘aveş hâk-i reh-i yârda üftâde gerekLeylî-i kâmı kenâr eylemeğe Kays-sıfat
Âşıkın arsa-i gamda başı gavgāda gerek
Tasavvufî dil konusunda ölçü
Beyitlerdeki şarap, sarhoşluk, sevgili ve yol toprağı imgeleri tasavvuf şiirinde de yaygın biçimde kullanılır. Bununla beraber bu mecazların varlığı tek başına şairin belirli bir tarikata mensup olduğunu kanıtlamaz. Afîf’in şiiri tasavvufî okumaya elverişli bir aşk dili taşır; sayfada bu imkân gösterilmiş, kaynakların söylemediği bir silsile veya şeyh bağlantısı kurulmamıştır.
Vefatı ve tarih meselesi
Balcızâde Mustafa Afîf Efendi 1131’de İstanbul’da vefat etti. Hicrî 1131 yılı milâdî takvimde 1718 sonu ile 1719’un büyük bölümüne karşılık geldiği için kaynaklarda 1718, 1719 veya 1718-1719 biçimleri görülebilir. Kesin gün ve ay bilinmediğinden sayfada 1719 üst tarih olarak kullanılmış, hicrî karşılığı metinde korunmuştur.
Edebiyat tarihindeki yeri
Afîf, büyük bir divanı günümüze ulaşmış şairlerden biri değildir; buna rağmen tezkirelerin koruduğu küçük şiir parçası XVII. yüzyıl sonu ile XVIII. yüzyıl başındaki İstanbul şiir zevkinin bir örneğidir. Onun dosyasının değeri, eksik biyografiyi tahminlerle büyütmekten çok, doğru kimliği ve elde kalan mısraları başka Afîf mahlaslı şairlerle karıştırmadan muhafaza etmesindedir.