Ara
Menü

Bâkî (Mahmud Abdülbâkî Efendi)

Bâkî (933/1526-27–1008/1600), İstanbul’da medrese tahsiliyle yükselen; gazelleri, Kanûnî Mersiyesi, siyer ve tarih tercümeleri ile XVI. yüzyıl Osmanlı şiirinin söyleyişini yenileyen Sultânü’ş-şuarâ ve Rumeli kazaskeridir.

Doğum
1526
Vefat
1600
Unvan
Sultânü’ş-şuarâ, divan şairi ve Rumeli kazaskeri
Temalar
İstanbul Türkçesi, gazel, Kanûnî Mersiyesi, ilmiye, Haremeyn, tercüme, şehir ve tabiat

Kimliği ve İstanbul’daki ilk yılları

Asıl adı Mahmud Abdülbâkî’dir. 933/1526-27’de İstanbul’da doğdu. Babası Fâtih Camii müezzinlerinden Mehmed Efendi’ydi; 973/1566’da hac yolunda vefat etti. Bâkî’nin gençliğinde saraç çıraklığı yaptığına dair tezkire kaydı meşhurdur. Öğrenme isteği ağır basınca medrese çevresine girdi; yoksul bir aileden ilmiye sınıfının en yüksek basamaklarına ulaşan hayat çizgisi burada başladı.

Tahsil çevresi ve şiire açılan kapı

Karamanîzâde Mehmed Efendi ile Kadızâde Şemseddin Ahmed Efendi’den ders aldı. Nev‘î, Hoca Sâdeddin, Mecdî ve Üsküplü Vâlihî ile aynı ilmî-edebî çevrede yetişti. Bayezid Camii yakınındaki dükkânı şairlerin buluşma yeri olan Zâtî, genç Bâkî’nin şiir kabiliyetini fark eden başlıca isimlerdendi. Ahaveyn Mehmed Çelebi’ye sunduğu “sünbül” redifli kaside de tanınmasına yardım etti.

Halep, Konya ve Ebüssuûd çevresi

Hocası Kadızâde ile Halep’e giden Bâkî burada yaklaşık dört yıl kaldı. 1560’ta İstanbul’a dönüş yolunda Konya’da Ebüssuûd Efendi’nin oğlu Mehmed Çelebi’ye bir kaside sundu ve tavsiye mektubu aldı. İstanbul’da Ebüssuûd Efendi’ye takdim ettiği kaside sayesinde güçlü bir ilim ve himaye çevresine girdi. Rüstem Paşa’ya yaklaşmak amacıyla Filibeli Şeyh Mahmud Baba’ya kasideler sunması ve intisap araması kaynaklarda geçer; fakat bu temas Bâkî’yi bir tarikat silsilesinin şeyhi veya halkası saymak için yeterli değildir.

Kanûnî devri ve ilk müderrislikler

1561’de dânişmend, 1563’te mülâzım oldu. Padişahın kesin emriyle 1564’te Silivri Pîrî Mehmed Paşa Medresesi’ne, aynı yıl İstanbul Murad Paşa Medresesi’ne tayin edildi. Kanûnî’nin şiirlerine nazîreler yazdı; padişah ona Keşşâf, Hidâye ve Ekmel’in kıymetli nüshalarını hediye etti. Dîvân’ını Kanûnî’nin emriyle düzenleyip sundu.

Kanûnî Mersiyesi ve II. Selim dönemi

1566’da önce babasının, ardından Sigetvar seferindeki Kanûnî’nin ölüm haberini aldı. Kanûnî için yazdığı terkibibent, yalnız bir hükümdar methiyesi değil; ölüm, iktidarın faniliği ve imparatorluk hafızasını birlikte işleyen klasik şiirin en kuvvetli mersiyelerindendir. II. Selim’in cülûsundan sonra beklediği karşılığı bulamadı ve Murad Paşa müderrisliğinden azledildi. 1569’da Mahmud Paşa, 1571’de Eyüp ve 1573’te Sahn-ı Semân müderrisliklerine getirildi; 1575’te Süleymaniye pâyesine yükseldi.

Nâmî gazeli ihtilâfı

III. Murad devrinde II. Selim’i oğluna tercih ettiği düşünülen bir gazel Bâkî’ye isnat edilince azledildi. Onu savunanlar gazelin eski mecmualarda İstanbullu Nâmî adına kayıtlı olduğunu söyleyerek bağışlanmasını sağladı. Bununla birlikte şiirin Bâkî Dîvânı’nın birçok yazma ve matbu nüshasında bulunması, nispet meselesini bütünüyle kapatmaz. Olay “yanlışlık kesin biçimde çözüldü” diye değil, şiir dolaşımı ile siyasî himayenin birbirine temas ettiği bir nispet ihtilâfı olarak okunmalıdır.

Edirne, Haremeyn ve kadılık görevleri

1576’da Edirne Selimiye Medresesi’ne, 1579’da Mekke kadılığına tayin edildi. Haremeyn döneminde Mekke’nin tarihi ve Osmanlı hayratına dair Fezâil-i Mekke tercümesini tamamladı. 1582’de İstanbul’a döndü; 1584 ve 1586’da İstanbul kadılığı yaptı. Ardından Anadolu kazaskerliğine, 1592’de Rumeli kazaskerliğine yükseldi. Değişen siyasî dengeler sebebiyle birkaç defa azledilip yeniden aynı makama getirildi; son Rumeli kazaskerliği 1598’de sona erdi.

Şeyhülislâmlık beklentisi ve ilmiye siyaseti

Bâkî’nin meslek hayatının son safhasında şeyhülislâmlığa ulaşma arzusu belirgindir. Bostanzâde Mehmed Efendi ve başka ilmiye mensuplarıyla giriştiği sert mücadeleler, şiir şöhretinin resmî hiyerarşi içindeki rekabeti ortadan kaldırmadığını gösterir. Üç defa Rumeli kazaskeri olmasına rağmen şeyhülislâm olamadı. Bu mücadeleler ne yalnız kişisel ihtiras ne de yalnız mağduriyet kalıbıyla açıklanabilir; XVI. yüzyıl ilmiye sınıfındaki himaye, kıdem ve saray ilişkileriyle birlikte değerlendirilmelidir.

Şiir dili ve edebî yeri

Bâkî, “Sultânü’ş-şuarâ” unvanını yaşarken kazandı. Başta gazel olmak üzere kaside ve musammatlarında İstanbul Türkçesinin sesini aruzun musikisiyle birleştirdi; imâle ve zihaf kusurlarını belirgin ölçüde azalttı. Tabiat, bahar, şehir hayatı, aşk, rindlik ve fanilik şiirinin başlıca alanlarıdır. Fuzûlî’nin ıstırap merkezli söyleyişinden ayrılan Bâkî, hayatın güzelliğini, nükteli ve işlenmiş bir ifade düzeniyle anlattı. Şiirlerinde tasavvufî terminoloji bulunabilse de Dîvân’ında tevhid, münâcât ve na‘t gibi türlerin yer almaması önemlidir; onu doğrudan mutasavvıf şair diye sınıflandırmak doğru değildir.

Dîvânı ve yayılma alanı

Dîvân’ını ilk defa Kanûnî’nin isteğiyle tertip etti; yeni şiirleri eklendikçe farklı tertipler oluştu. Yalnız şairin sağlığında yazılmış ondan fazla nüsha, ölümünden sonraki nüshalarla birlikte yüzü aşan yazma sayısı, eserinin olağanüstü dolaşımını gösterir. Şöhreti Anadolu ve Rumeli’den Azerbaycan, İran, Irak, Hicaz ve Hint saraylarına kadar yayıldı. Şiirlerine sonraki yüzyıllarda nazîre, tahmis ve taştirler yazıldı.

Mensur eserleri

Fezâilü’l-cihâd, Muhyiddin Ahmed b. İbrâhim’in cihad rivayetlerini toplayan eserinin 1567’de yapılmış Türkçe tercümesidir. Me‘âlimü’l-yakīn fî sîreti seyyidi’l-mürselîn, Kastallânî’nin el-Mevâhibü’l-ledünniyye’sini Hanefî fıkıh çevresine uyarlayan, ilâve ve çıkarmaları sebebiyle telif değerine yaklaşan geniş bir siyer çalışmasıdır. Fezâil-i Mekke ise Mekke’nin tarihi ve Osmanlı hayratı hakkındadır. Eyüp müderrisi iken Ebû Eyyûb el-Ensârî’den rivayet edilen kırk hadisi tercüme ettiği de kaydedilir; bu son eserin nüshası henüz tespit edilmemiştir.

Vefatı, cenazesi ve hatırası

Bâkî 23 Ramazan 1008/7 Nisan 1600 Cuma günü İstanbul’da vefat etti. Cenaze namazını Fâtih Camii’nde Şeyhülislâm Sun‘ullah Efendi kıldırdı; Edirnekapı dışındaki mezarlığa defnedildi. Cenazede okunan “Kadrini seng-i musallâda bilip ey Bâkî / Durup el bağlayalar karşına yârân saf saf” beyti, şiirle hayatın birbirine karıştığı kalıcı bir hafıza cümlesine dönüştü. Şair mahlası olan “Bâkî”, ölümünden sonra da eserlerinin yaşayışını anlatan bir işaret gibi okundu.

Medreseden Halep'e, Halep'ten müderrisliğe

Yaratılışındaki okuma ve öğrenme arzusu onu medreseye yöneltti; uzun zaman Karamânîzâde Mehmed Efendi'den okudu. Ders arkadaşları arasında Nev'î, Üsküplü Vâlihî, Edirneli Mecdî, Hoca Sâdeddin ve Karamanlı Muhyiddin gibi ileride şair ve âlim olarak ün kazanacak gençler vardı.

Tahsilinin yanı sıra şiirle de iyiden iyiye uğraşıyor, zamanının edebî şöhretleriyle tanışıp onlara nazireler yazarak değer ve kabiliyetini göstermeye çalışıyordu. Hocası Karamânîzâde Mehmed Efendi'ye yazdığı "sünbül" redifli kaside ile şiirde kişiliğini artık iyice kabul ettirmişti.

1552'de Süleymaniye Medresesi'nde Kadızâde Şemseddin Ahmed Efendi'nin derslerine başladı; bu yıllarda bir süre de Süleymaniye Külliyesi'nin inşaatında bina eminliği yaptı. 1556'da Halep kadılığına tayin edilen hocasıyla birlikte gitti, orada dört yıl kadar kadı nâibliği yaptı ve 1560'ta onunla birlikte İstanbul'a döndü.

Dönüş yolunda ve İstanbul'da sunduğu kasidelerle Ebüssuûd Efendi'nin çevresine girdi. Ekim 1561'de dânişmend, iki yıl sonra mülâzım oldu; 1564'te Silivri'deki Pîrî Mehmed Paşa Medresesi'ne, birkaç ay sonra da İstanbul'da Murad Paşa Medresesi'ne tayin edildi.

COĞRAFÎ HAFIZA10 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi10 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

Menkıbeler

İlk 3 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Zâtî'nin bir beytini tazmin etmesi

Yaşlı üstat Zâtî, genç Bâkî'nin bir beytini tazmin ederek yazdığı gazeli divanına koymuş, ayıplayanlara "Bâkî gibi bir şairin şiirini almak ayıp değildir" demiştir.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Bâkî, gazellerini Zâtî'nin Beyazıt Camii avlusundaki remilci dükkânına sık sık giderek onun tenkidine sunuyordu. Zâtî'nin şiirlerine söylediği nazirelerle bir yandan kendi şiir dilini olgunlaştırıyor, bir yandan da devrin bu müstesna şairinin takdirini kazanıyordu.

Takdirin en açık delili şudur: Zâtî, Bâkî'nin bir beytini tazmin edip yazdığı gazeli kendi divanına koymuş; kendisini ayıplamak isteyenlere, "Bâkî gibi bir şairin şiirini almak ayıp değildir" diyerek yaptığı işi savunmuştur. Zâtî 953'te (1546) vefat ettiğinde Bâkî henüz yirmi yaşlarındaydı.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Ebüssuûd'un çevresine iki kaside ile girmesi

Halep dönüşünde Konya'da Ebüssuûd Efendi'nin oğluna sunduğu nûniyye ile bir tavsiye mektubu almış, İstanbul'a varışında yazdığı lâmiyye ile şeyhülislâmın çevresine girmiştir.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

1560 yılının Mart ayında, Halep'ten dönerken Konya'da Şeyhülislâm Ebüssuûd'un kadılıkla Şam'a gitmekte olan oğlu Mehmed Çelebi'ye rastladı. Kendisine bir "nûniyye" kasidesi takdim ederek ondan babasına hitaben bir tavsiye mektubu aldı.

İstanbul'a varışında Ebüssuûd Efendi için yazdığı "lâmiyye" kasidesini sunarak devrin en nüfuzlu ilmiye çevresine girme imkânını elde etti. Aynı yıllarda sadâret mevkiindeki Rüstem Paşa'ya yaklaşmak için de onun şeyhi, Baba Efendi diye mâruf Filibeli Şeyh Mahmud Efendi'ye intisap etmeye uğraşmış ve ona birkaç kaside takdim etmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Kazaskerin itirazına karşı padişah fermanı

1564'te medrese tayini Rumeli Kazaskeri Hâmid Efendi tarafından kanuna aykırı bulunup geciktirilince, padişahın kesin fermanıyla Silivri'deki Pîrî Mehmed Paşa Medresesi'ne tayin edilmiştir.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Ekim 1561'de dânişmend, iki sene sonra mülâzım oldu. 1564 Nisanında yirmi beş akçe ile bir medreseye tayini için ferman çıktı.

O sırada Rumeli kazaskeri olan Hâmid Efendi bu tayini kanuna ve usule uygun bulmadığı için gereğini yapmakta tereddüt gösterdi. Şairi tanıyan ve takdir eden padişahın yeniden ve kesin fermanı üzerine, otuz akçe ile onu Silivri'deki Pîrî Mehmed Paşa Medresesi'ne tayin etmeye mecbur kaldı.

Orada çok kalmadı; birkaç ay sonra, Kasım 1564'te İstanbul'da Murad Paşa Medresesi'ne nakledildi.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.

Eserleri ve metinleri

İlk 5 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Bâkî Dîvânı

Gazel, kaside, mersiye ve musammatları bir araya getiren temel şiir külliyatı.

Metni gösterMetni daralt

Dîvân, Bâkî’nin şiir dilini ve XVI. yüzyıl İstanbul Türkçesindeki söyleyiş gücünü en geniş biçimde gösterir. Çok sayıdaki yazma nüsha, eserin kendi döneminden başlayarak yaygın biçimde okunduğunu gösterir.

Kadrini seng-i musallâda bilip ey Bâkî
Durup el bağlayalar karşına yârân saf saf

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Nev‘îzâde Atâyî, Hadâ’iku’l-Hakā’ik fî Tekmileti’ş-Şakā’ik, c. II, s. 1173-1189; Mehmed Çavuşoğlu, “Bâkî”, TDV İslâm Ansiklopedisi.
TARİHÎ KAYIT

Kanûnî Mersiyesi

Kanûnî Sultan Süleyman’ın vefatı üzerine yazılan terkibibent.

Metni gösterMetni daralt

Kanûnî’nin 1566’daki vefatının ardından yazılan mersiye, tarihî kaybı kozmik ve siyasî bir sarsıntı diliyle anlatır. Eser, saray övgüsünden ibaret olmayıp ölüm, iktidarın geçiciliği ve imparatorluk hafızasını aynı şiir mimarisinde buluşturur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Nev‘îzâde Atâyî, Hadâ’iku’l-Hakā’ik fî Tekmileti’ş-Şakā’ik, c. II, s. 1173-1189; Mehmed Çavuşoğlu, “Bâkî”, TDV İslâm Ansiklopedisi.
TARİHÎ KAYIT

Me‘âlimü’l-yakīn

Kastallânî’nin siyer eserinden hazırlanmış Türkçe tercüme.

Metni gösterMetni daralt

Me‘âlimü’l-yakīn fî sîreti seyyidi’l-mürselîn, Kastallânî’nin el-Mevâhibü’l-ledünniyye adlı eserinin tercümesidir. Bâkî’nin yalnız divan şairi olmadığını, siyer ve dinî nesir sahasında da çalıştığını gösterir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Nev‘îzâde Atâyî, Hadâ’iku’l-Hakā’ik fî Tekmileti’ş-Şakā’ik, c. II, s. 1173-1189; Mehmed Çavuşoğlu, “Bâkî”, TDV İslâm Ansiklopedisi.
TARİHÎ KAYIT

Fezâ’ilü’l-cihâd tercümesi

Cihadın faziletlerine dair Arapça kaynaktan Türkçeye aktarım.

Metni gösterMetni daralt

Nev‘îzâde’nin eser listesinde anılan tercüme, gazâ ve cihad rivayetlerini Osmanlı Türkçesiyle dolaşıma sokar. Eserin muhtevası Bâkî’nin şiir külliyatından ayrı, dinî-tarihî nesir katmanı olarak değerlendirilmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Nev‘îzâde Atâyî, Hadâ’iku’l-Hakā’ik fî Tekmileti’ş-Şakā’ik, c. II, s. 1173-1189; Mehmed Çavuşoğlu, “Bâkî”, TDV İslâm Ansiklopedisi.
TARİHÎ KAYIT

Mekke tarihi ve Ebû Eyyûb rivayetleri

Haremeyn ve İstanbul’un sahâbe hafızasına dair iki çalışma.

Metni gösterMetni daralt

Bâkî, Kutbüddin el-Mekkî’nin Mekke’nin durumuna dair eserini tercüme etti. Kaynak ayrıca Ebû Eyyûb el-Ensârî’den nakledilen hadisleri bir araya getiren ve türbe çevresinde muhafaza edildiği bildirilen bir derlemesini kaydeder. İki eser, Haremeyn ile İstanbul’un dinî hafızasını birbirine bağlayan nesir faaliyetidir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Nev‘îzâde Atâyî, Hadâ’iku’l-Hakā’ik fî Tekmileti’ş-Şakā’ik, c. II, s. 1173-1189; Mehmed Çavuşoğlu, “Bâkî”, TDV İslâm Ansiklopedisi.

Kavram dünyası

İlk 5 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Saraç çırağı mı, serrâc mı?

Gençliğinde saraç çıraklığı yaptığı yolundaki yaygın kanaate karşı, "serrâclık"ın camilerde kandilleri yakıp bakan kimselere verilen ad olduğu ileri sürülmüştür.

Metni gösterMetni daralt

Fakir bir ailenin çocuğu olan Bâkî'nin gençliğinin ilk yıllarında çırak olarak saraçlık mesleğine girdiği söylenegelmiştir.

Yeni bir görüşe göre ise onun işi saraç çıraklığı değildir: "serrâclık", camilerde kandillerin yakılması ve bakımı hizmetini yapanlara verilen addır. Kelimenin bu hususi mânasının herkesçe bilinmemesi, onun saraç çırağı olduğuna dair süregelen yanlış bir kanaate yol açmıştır.

İki okuyuş da kayda geçirilmiştir; ikincisi doğruysa, müezzin oğlu Bâkî'nin ilk işi de cami çevresinde geçmiş demektir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Fâtih Camii müezzini bir baba

Babası Fâtih Camii müezzinlerinden Mehmed Efendi'dir; 1566 Haziranında hac yolculuğu sırasında vefat etmiştir.

Metni gösterMetni daralt

933'te (1526-27) İstanbul'da doğdu. Babası, Fâtih Camii müezzinlerinden Mehmed Efendi adında bir zattır.

Babasının ölüm haberini Haziran 1566'da, kariyerinin yükselmeye başladığı bir sırada aldı: Mehmed Efendi hac yolculuğu sırasında vefat etmişti. Aynı yılın hemen ardından Kanûnî Sultan Süleyman'ın ölümü gelecek, şairin hayatındaki iki büyük kayıp birbirini izleyecektir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Süleymaniye'de bina eminliği

Süleymaniye Medresesi'ndeki derslere devam ederken bir yıl da padişahın emriyle, yapımı süren Süleymaniye Külliyesi'nde bina emini olarak çalışmıştır.

Metni gösterMetni daralt

1552'de yeni açılan Süleymaniye Medresesi'nde Kadızâde Şemseddin Ahmed Efendi'nin derslerine devama başladı.

Ramazan 962'de (Ağustos 1555) Nahcıvan seferinden dönen Kanûnî'ye takdim ettiği kasidede üç yıldır medrese odalarında yattığından ve padişahın emriyle bir yıl bina eminliği hizmetinde bulunduğundan söz eder. Buradan anlaşıldığına göre derslere devam ederken bir yandan da yapımı sürmekte olan Süleymaniye Külliyesi'nde bina emini olarak çalışmıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Halep yılları ve Sâdıkī-i Kitâbdâr'la sohbet

1556'da Halep kadılığına tayin edilen hocasıyla birlikte gidip dört yıl kadar orada kadı nâibliği yapmış, bu sırada Mecmau'l-havâs müellifi Sâdıkī-i Kitâbdâr ile tanışmıştır.

Metni gösterMetni daralt

1556 yılında Halep kadılığına tayin edilen hocası Kadızâde Şemseddin Ahmed Efendi ile birlikte gitti ve orada kadı nâibliği yaptı. Hocasına "râiyye", Halep Beylerbeyi Kubad Paşa'ya da "hilâl" redifli birer kaside sundu.

Halep'te dört yıl kadar kaldı. Bu sırada Şah Abbas'ın kütüphanecisi ve Mecmau'l-havâs adlı tezkirenin müellifi Sâdıkī-i Kitâbdâr Halep'e uğrayınca kendisiyle tanışıp uzun uzun sohbet etmiş, aralarında latifeleşmeler geçmiştir. Kadızâde'nin 1560'ta Halep kadılığından istifa ederek İstanbul'a dönüşünde onunla beraber yola çıktı.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Kanûnî'nin kitap hediyeleri

Kanûnî, kendisine gönderdiği şiirlere nazireler yazan Bâkî'ye Keşşâf, Hidâye ve Ekmel adlı kitapların kıymetli birer nüshasını hediye etmiştir.

Metni gösterMetni daralt

Murad Paşa Medresesi'ndeki tayinin sağladığı imkândan faydalanarak Kanûnî'nin kendisine gönderdiği şiirlere onun emri üzerine nazireler yazıyor, bir yandan da ona kasideler takdim ediyordu. Aralarındaki bu alâka, şairin yeteneklerini padişaha göstermesine yardım etti.

Bu kabiliyetli şairden hoşlanan Kanûnî ona Keşşâf, Hidâye ve Ekmel adlı kitapların kıymetli birer nüshasını hediye etti. Padişahın türlü iltifatları şairi mânen ve maddeten zenginleştirdi; Aralık 1565'te 10 akçe terakkîye nâil oldu.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

İstanbul · TürkiyeSüleymaniye Külliyesi1552'de yeni açılan Süleymaniye Medresesi'nde Kadızâde Şemseddin Ahmed Efendi'nin derslerine devam etmiş, aynı yıllarda padişahın emriyle bir yıl boyunca yapımı sürmekte olan külliyede bina emini olarak çalışmıştır.Silivri · TürkiyePîrî Mehmed Paşa Medresesiİlk müderrislik görevi. 1564'te, Rumeli Kazaskeri Hâmid Efendi'nin itirazına rağmen padişahın kesin fermanıyla otuz akçe ile buraya tayin edilmiş, birkaç ay sonra ayrılmıştır. İlişkili kişi dosyası Bâkî (Mahmud Abdülbâkî Efendi) : Bâkî (933/1526-27–1008/1600), İstanbul’da medrese tahsiliyle yükselen; gazelleri, Kanûnî Mersiyesi, siyer ve tarih tercümeleri ile XVI. yüzyıl Osmanlı şiirinin söyleyişini yenileyen Sultânü’ş-şuarâ ve Rumeli kazaskeridir.İstanbul · TürkiyeMurad Paşa MedresesiKasım 1564'te Silivri'den buraya nakledilmiştir; Kanûnî ile şiir alışverişinin yoğunlaştığı yıllar bu görev sırasına rastlar. İlişkili kişi dosyası Bâkî (Mahmud Abdülbâkî Efendi) : Bâkî (933/1526-27–1008/1600), İstanbul’da medrese tahsiliyle yükselen; gazelleri, Kanûnî Mersiyesi, siyer ve tarih tercümeleri ile XVI. yüzyıl Osmanlı şiirinin söyleyişini yenileyen Sultânü’ş-şuarâ ve Rumeli kazaskeridir.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]Nev‘îzâde Atâyî, Hadâ’iku’l-Hakā’ik fî Tekmileti’ş-Şakā’ik, c. II, s. 1173-1189; Mehmed Çavuşoğlu, “Bâkî”, TDV İslâm Ansiklopedisi
  2. [2]Nev‘îzâde Atâyî, Hadâ’iku’l-hakā’ik fî tekmileti’ş-Şakā’ik, s. 366-368
  3. [3]Kişi dosyasının kaynakları — Bâkî (Mahmud Abdülbâkî Efendi)
Ortak kaynak kataloğunu aç →