HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Malkara'dan ilim çevresine
940/1533-34'te Malkara'da doğdu. Babası Pîr Ali b. Nasuh, Nev‘î'nin ilk hocası ve tasavvuf terbiyesindeki ilk rehberiydi. 957/1550 civarında düzenli tahsile başladı; Ahaveyn diye tanınan Karamanlı Ahmed Efendi'nin, ardından onun Sahn müderrisi kardeşi Mehmed Efendi'nin ders halkasına katıldı. Bu çevrede Hoca Sâdeddin, Bâkî, Üsküplü Vâlihî, Mecdî ve başka şairlerle aynı ilmî-edebî ortamı paylaştı.
Medrese görevleri
Gelibolu Balaban Paşa ve Mesih Paşa medreselerinden sonra İstanbul'da Şahkulu, Murad Paşa, Cafer Ağa, Mihrimah Sultan ve Sahn-ı Semân medreselerinde ders verdi. Kaynak, her tayini ayrıntılı bir ilmiye kronolojisi içinde kaydeder. Bağdat kadılığına 998/1590'da tayin edilmişse de göreve gitmeden Şehzade Mustafa'nın hocalığına getirildi; bu sebeple Bağdat fiilen yürüttüğü kadılıklar arasında gösterilmemiştir.
Şehzade hocalığı ve sarayla ilişkisi
Şehzade Mustafa'nın ardından Bayezid, Osman ve Abdullah'ın eğitimini üstlendi. Yaklaşık beş yıl süren bu vazife ona III. Murad'la doğrudan ilmî yazışma ve istişare imkânı verdi. Nev‘îzâde'nin aktardığı mektuplar, padişahın ilmî meseleler yanında bazı tayin ve devlet işleri hakkında da görüş sorduğunu gösterir. Nev‘î, Ferhad Paşa'nın sadrazamlığına dair kanaatini açıkça bildirdi; ardından gönderilen büyük hediyeyi kabul etmeyerek yakınlığını maddî menfaate çevirmemeyi tercih etti.
Tasavvuf terbiyesi
Nev‘î, babasından zikir telkini ve tasavvufun temel meselelerine dair eğitim aldığını bizzat anlatır. Daha sonra Sarhoş Bâlî Efendi'nin sohbetine katıldı; Hasb-i Hâl adlı seyrüsülûk mesnevisini onun teşvikiyle kaleme aldı. Kurd Efendi'nin rehberliğine başvurdu ve Mülk sûresi üzerine çalışmasını onun işaretiyle tamamladı. Ardından Şeyh Şâban Efendi'nin sohbetinde bulundu; Fusûsü'l-hikem tercümesini onun onayı ve yardımıyla hazırladığı kaydedilir. Bu çok halkalı terbiye çizgisi, tek bir tarikata indirgenmeden kaynağın verdiği biçimiyle korunmuştur.
İlim, şiir ve eleştirel tavır
Nev‘î kelâm, tefsir, mantık ve felsefî bahisleri şiir ve tasavvuf diliyle bir arada işledi. Sahte keramet iddialarına ve saray çevresindeki taklitçi şeyhlik gösterilerine mesafeli durdu. Sinan Paşa'nın “şair ehl-i ilim olmaz” sözüne gönderdiği uzun mektupta şiirin bilgiyle çelişmediğini Kur'an, hadis ve İslâm ilim tarihinden örneklerle savundu. Şiir anlayışını “Bizim sözümüz âşıkânedir” mısraıyla özetledi.
Vefatı ve kabri
1007 Zilkadesinin son günü, 24 Haziran 1599 Çarşamba ikindi vaktinde vefat etti. Ertesi gün Fatih Camii'nde Arabzâde Abdürrauf Efendi'nin kıldırdığı cenaze namazının ardından Şeyh Vefâ Camii haziresinde Şeyh Şâban Efendi'nin yanına defnedildi. Nev‘îzâde Atâyî'nin bu uzun tercemesi yalnız bir tabakat kaydı değil, oğlunun babasına dair birinci elden tanıklığını da taşır.