Ara
Menü

Nev‘î Yahyâ Efendi

Nev‘î Yahyâ Efendi (940-1007/1533-1599), Malkara'da doğmuş; medrese hocalığı ve III. Murad'ın şehzadelerine muallimlik yapmış, kelâm, tefsir, mantık, tasavvuf ve edebiyat alanlarında çok sayıda eser vermiş Osmanlı âlim ve şairidir.

Doğum
1533
Vefat
1599
Unvan
Âlim, şehzade hocası, müellif ve divan şairi

Malkara'dan ilim çevresine

940/1533-34'te Malkara'da doğdu. Babası Pîr Ali b. Nasuh, Nev‘î'nin ilk hocası ve tasavvuf terbiyesindeki ilk rehberiydi. 957/1550 civarında düzenli tahsile başladı; Ahaveyn diye tanınan Karamanlı Ahmed Efendi'nin, ardından onun Sahn müderrisi kardeşi Mehmed Efendi'nin ders halkasına katıldı. Bu çevrede Hoca Sâdeddin, Bâkî, Üsküplü Vâlihî, Mecdî ve başka şairlerle aynı ilmî-edebî ortamı paylaştı.

Medrese görevleri

Gelibolu Balaban Paşa ve Mesih Paşa medreselerinden sonra İstanbul'da Şahkulu, Murad Paşa, Cafer Ağa, Mihrimah Sultan ve Sahn-ı Semân medreselerinde ders verdi. Kaynak, her tayini ayrıntılı bir ilmiye kronolojisi içinde kaydeder. Bağdat kadılığına 998/1590'da tayin edilmişse de göreve gitmeden Şehzade Mustafa'nın hocalığına getirildi; bu sebeple Bağdat fiilen yürüttüğü kadılıklar arasında gösterilmemiştir.

Şehzade hocalığı ve sarayla ilişkisi

Şehzade Mustafa'nın ardından Bayezid, Osman ve Abdullah'ın eğitimini üstlendi. Yaklaşık beş yıl süren bu vazife ona III. Murad'la doğrudan ilmî yazışma ve istişare imkânı verdi. Nev‘îzâde'nin aktardığı mektuplar, padişahın ilmî meseleler yanında bazı tayin ve devlet işleri hakkında da görüş sorduğunu gösterir. Nev‘î, Ferhad Paşa'nın sadrazamlığına dair kanaatini açıkça bildirdi; ardından gönderilen büyük hediyeyi kabul etmeyerek yakınlığını maddî menfaate çevirmemeyi tercih etti.

Tasavvuf terbiyesi

Nev‘î, babasından zikir telkini ve tasavvufun temel meselelerine dair eğitim aldığını bizzat anlatır. Daha sonra Sarhoş Bâlî Efendi'nin sohbetine katıldı; Hasb-i Hâl adlı seyrüsülûk mesnevisini onun teşvikiyle kaleme aldı. Kurd Efendi'nin rehberliğine başvurdu ve Mülk sûresi üzerine çalışmasını onun işaretiyle tamamladı. Ardından Şeyh Şâban Efendi'nin sohbetinde bulundu; Fusûsü'l-hikem tercümesini onun onayı ve yardımıyla hazırladığı kaydedilir. Bu çok halkalı terbiye çizgisi, tek bir tarikata indirgenmeden kaynağın verdiği biçimiyle korunmuştur.

İlim, şiir ve eleştirel tavır

Nev‘î kelâm, tefsir, mantık ve felsefî bahisleri şiir ve tasavvuf diliyle bir arada işledi. Sahte keramet iddialarına ve saray çevresindeki taklitçi şeyhlik gösterilerine mesafeli durdu. Sinan Paşa'nın “şair ehl-i ilim olmaz” sözüne gönderdiği uzun mektupta şiirin bilgiyle çelişmediğini Kur'an, hadis ve İslâm ilim tarihinden örneklerle savundu. Şiir anlayışını “Bizim sözümüz âşıkânedir” mısraıyla özetledi.

Vefatı ve kabri

1007 Zilkadesinin son günü, 24 Haziran 1599 Çarşamba ikindi vaktinde vefat etti. Ertesi gün Fatih Camii'nde Arabzâde Abdürrauf Efendi'nin kıldırdığı cenaze namazının ardından Şeyh Vefâ Camii haziresinde Şeyh Şâban Efendi'nin yanına defnedildi. Nev‘îzâde Atâyî'nin bu uzun tercemesi yalnız bir tabakat kaydı değil, oğlunun babasına dair birinci elden tanıklığını da taşır.

Medrese yılları ve müderrislik zinciri

957'de (1550) İstanbul'a giderek "Ahaveyn" diye bilinen iki kardeşten Karamanî Ahîzâde Ahmed Efendi'nin Dâvud Paşa Medresesi'ndeki ve Mehmed Efendi'nin Sahn'daki derslerine devam etti. Bu sırada Hoca Sâdeddin, Bâkî, Remzîzâde, Hüsrevzâde, Üsküplü Vâlihî, Edirneli Mehmed Mecdî, Cevrî ve Camcızâde gibi geleceğin önemli simaları olacak şairlerle arkadaşlık kurdu.

Hocası Ahîzâde Mehmed Efendi'ye büyük saygı ve bağlılık gösterdi: hocasının Edirne'deki Beyazıt Medresesi'ne tayini üzerine onunla beraber gitti (962/1555), yine hocasının Süleymaniye Medresesi'ne tayiniyle İstanbul'a dönerek mülâzım oldu (970/1563).

Müderrislik zinciri Gelibolu'daki Balaban Paşa ve Mesih Paşa medreseleriyle başladı (973/1566). 980'de (1572) İstanbul'da Şahkulu, ardından Murad Paşa, Câfer Ağa, bir yıl sonra da Mihrimah Sultan medreselerinde müderrislik yaptı. 993'te (1585) evlendi; iki yıl sonra tayin edildiği Çınarlı Medresesi'ndeki müderrisliği 998'e (1590) kadar sürdü.

COĞRAFÎ HAFIZA2 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi2 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

Eserleri ve metinleri

İlk 6 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Tercüme-i Hadîs-i Erbaîn

Gelibolu'da Mesih Paşa müderrisi iken 977'de (1569) yazdığı kırk hadis tercümesidir; hadisler dört bölümde toplanıp kıta şeklinde çevrilmiştir.

Metni gösterMetni daralt

Gelibolu'da Mesih Paşa Medresesi müderrisi iken 977 (1569) yılında kaleme aldığı kırk hadis tercümesidir. Bir kısmı Molla Câmî'den alınan, bir kısmı da yaygın olarak bilinen hadisler konularına göre dört bölümde toplanmış ve kıta şeklinde tercüme edilmiştir.

Bilinen tek nüshası bulunmaktadır; eser üzerine iki yüksek lisans tezi hazırlanmıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Nevâ-yı Uşşâk: Tazarrunâme üslûbunda bir münâcât

Bir kıtayla başlayan bu küçük fakat önemli münâcât, Sinan Paşa'nın Tazarrunâme'si üslûbunda yazılmıştır.

Metni gösterMetni daralt

Mensur eserleri arasında sayılan Nevâ-yı Uşşâk, küçük hacmine rağmen önemli çalışmalarından biri kabul edilir.

Bir kıtayla başlayan bu münâcât, Osmanlı mensur nesrinin en tanınmış örneği olan Sinan Paşa'nın Tazarrunâme'si üslûbunda yazılmıştır; yani secili, âhenkli bir dua nesridir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Ona yanlış nispet edilen mesneviler

Gevher-i Râz diye kaydedilen eser aslında Hasb-i Hâl'dir; kendisine nispet edilen Leylâ vü Mecnûn ise Fuzûlî'ye aittir.

Metni gösterMetni daralt

Kaynaklarda ona Gevher-i Râz, Leylâ ve Mecnûn, Terceme-i Kıssa-i Mûsâ ve Hızır, Münâzara-i Tûtî bâ-Zâğ adlı mesnevilerin bulunduğundan söz edilir. Bunların bir kısmı yanlış kayıttan doğmuştur.

Bir kütüphane nüshasına dayanılarak varlığı bildirilen Gevher-i Râz, aslında onun Hasb-i Hâl adlı eseridir; aynı koleksiyondaki iki kitap da Hasb-i Hâl nüshalarıdır. Kendisine nispet edilen Leylâ vü Mecnûn ise Fuzûlî'ye aittir; ancak o yazmanın içinde onun Hasb-i Hâl mesnevisi de yer aldığı için nispet karışmıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Kelâm, tefsir ve felsefe eserleri

Muhassılu'l-kelâm'dan Mülk sûresi tefsirine uzanan ilmî külliyat.

Metni gösterMetni daralt

Nev‘îzâde, babasının ilmî eserleri arasında Muhassılu'l-kelâm, Şemseddin el-Fenârî'nin Kudsiyye risalesi şerhi, Mülk sûresi tefsiri; Hocazâde'nin Tehâfüt'ü, Sühreverdî'nin Heyâkilü'n-nûr'u ve Mevâkıf'ın başlangıç bahisleri üzerine hâşiyeleri sayar. Telvîh, Hidâye ve Miftâh üzerine notlarıyla irade, kelâm-ı nefsî, mahiyet ve ilim meselelerine dair risaleleri de bu külliyatın parçasıdır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Nev‘îzâde Atâyî, Hadâ’iku’l-Hakā’ik fî Tekmileti’ş-Şakā’ik, c. II, s. 1134-1158.
TARİHÎ KAYIT

Netâicü'l-fünûn

On iki ilmi bir araya getiren Türkçe ansiklopedik çalışma.

Metni gösterMetni daralt

Netâicü'l-fünûn, tarih, hikmet, astronomi, kelâm, usûl, tefsir ve tasavvuf dâhil on iki ilmi kısa bölümler halinde bir araya getirir. Eser, Nev‘î'nin medrese ilimleriyle saray okuruna dönük Türkçe telif arasında kurduğu köprünün başlıca örneğidir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Nev‘îzâde Atâyî, Hadâ’iku’l-Hakā’ik fî Tekmileti’ş-Şakā’ik, c. II, s. 1134-1158.
TARİHÎ KAYIT

Fusûsü'l-hikem tercümesi

III. Murad'ın emriyle hazırlanan ve Şeyh Şâban Efendi'nin onayından geçen Türkçe tercüme.

Metni gösterMetni daralt

Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin Fusûsü'l-hikem'ini III. Murad'ın emriyle Türkçeye aktardı. Nev‘îzâde'nin ifadesine göre çalışma Şeyh Şâban Efendi'nin kabulü ve yardımıyla olgunlaştı. Bu kayıt, eserin yalnız saray siparişi değil aynı zamanda bir tasavvuf okuma ve yorumlama halkasının ürünü olduğunu gösterir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Nev‘îzâde Atâyî, Hadâ’iku’l-Hakā’ik fî Tekmileti’ş-Şakā’ik, c. II, s. 1134-1158.

Kavram dünyası

İlk 5 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Halvetî bir baba, Yazıcıoğlu'na dayanan bir anne

Babası Malkara'da Turhan Bey Camii imamlığı ve sıbyan mektebi muallimliği yapan Halvetî şeyhi Pîr Ali, annesi ise Muhammediyye müellifi Yazıcıoğlu Mehmed'in soyundandır.

Metni gösterMetni daralt

Babası Pîr Ali, Ankara'dan gelip Malkara'ya yerleşmiş olan Nasuh Halife'nin oğludur. Bir Halvetî şeyhi olan Pîr Ali önce Şeyh Bâyezîd-i Rûmî'ye, ardından İbrâhim Gülşenî'ye intisap etmiş; Malkara'da Turhan Bey Camii imamlığı ve sıbyan mektebi muallimliği yapmış, 952'de (1545) vefat edince ders verdiği mektebin hazîresine gömülmüştür.

Annesi ise Muhammediyye müellifi Yazıcıoğlu Mehmed'in soyundan gelir. Böylece hem tasavvuf terbiyesi hem de dinî-edebî telif geleneği iki taraftan da ailesinde hazır bulunmuştur; ilk eğitimini de tasavvuf konusunda yetişkin bir zat olan babasından almıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

On yaşında zikir, üç şeyh

Daha on yaşında babasının telkiniyle zikre başlamış; sırasıyla Sarhoş Bâlî Efendi'ye intisap etmiş, Kurt Mehmed Efendi'ye mürid olmuş, sonra Şeyh Şâban Efendi'den feyiz almıştır.

Metni gösterMetni daralt

Tasavvufa girişi çocukluğunda olmuştur: daha on yaşındayken babasının telkiniyle zikre başlamıştır.

Şeyh silsilesi üç halkalıdır. Önce Sarhoş Bâlî Efendi'ye intisap etmiş, ardından Kurt Mehmed Efendi'ye mürid olmuş, daha sonra Şeyh Şâban Efendi'den feyiz almıştır. Bu bağlılığın izi son ana kadar sürer: vefatında Şeyh Vefâ Camii hazîresinde Şeyh Şâban Efendi'nin yanına defnedilmiştir.

Kaynaklar onun ilim ve fazilet sahibi bir şair olduğunda birleşir; rind edalı, dervişmeşrep, tasavvufa, zühd ve takvâya mütemayil bir zat olarak tanıtılır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

İstemediği Bağdat kadılığından şehzade hocalığına

998'de (1590) tayin edildiği Bağdat kadılığını hiç istememiş, göreve gitmeden III. Murad tarafından Şehzade Mustafa'nın hocalığına getirilmiştir.

Metni gösterMetni daralt

Çınarlı Medresesi müderrisliği 998'e (1590) kadar sürdü. Aynı yıl Bağdat kadılığına gönderildi; fakat bu görevi hiç istemiyordu.

Göreve gitmeden III. Murad tarafından Şehzade Mustafa'nın hocalığına getirildi. Bâyezid, Osman ve Abdullah adlı şehzadelerin de katıldığı bu dersler, şehzadelerin öldürüldüğü 1003 (1595) yılına kadar devam etti. Ders halkasının sona erişi böylece bir saray faciasına bağlanır.

Bunun ardından almakta olduğu maaşa ilâveten kendisine kazasker emekli maaşı bağlandı; ayrıca kayınpederi Nişancı Mehmed Bey'in kurduğu medresenin 50 akçelik yevmiyesi de verildi.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Türkçe divan dîbâcesi yazan şairler arasında

Ali Şîr Nevâî ile başlayan Türkçe divan dîbâcesi yazma geleneğinin XVI. yüzyıl sonundaki halkalarından biridir.

Metni gösterMetni daralt

Türkçe ilk divan dîbâcesi yazarı olarak elde üç dîbâcesi bulunan Ali Şîr Nevâî kabul edilir; gelenek Bursalı Ahmed Paşa, Necâtî Bey, Lâmiî Çelebi, Fuzûlî ve Taşlıcalı Yahyâ ile sürer.

Nev'î bu sıralamada Cinânî ile Gelibolulu Mustafa Âlî arasında yer alır. Kendisinden sonra oğlu Nev'îzâde Atâî de aynı geleneği sürdürecektir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Şiir ile ilmin birliği

“Şair ehl-i ilim olmaz” iddiasına cevabı.

Metni gösterMetni daralt

Nev‘î, şiirin sözlük anlamıyla zaten bir bilme ve sezme faaliyeti olduğunu; Kur'an'ın eleştirdiği şiirle iman, hikmet ve doğru söz taşıyan şiirin birbirinden ayrılması gerektiğini savundu. Sinan Paşa'ya mektubu, Osmanlı ilmiye çevresinde şairlik ile âlimliğin nasıl birlikte gerekçelendirildiğini gösteren önemli bir poetika metnidir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Nev‘îzâde Atâyî, Hadâ’iku’l-Hakā’ik fî Tekmileti’ş-Şakā’ik, c. II, s. 1134-1158.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

SOHBET / YOL ARKADAŞLIĞIBâkî (Mahmud Abdülbâkî Efendi)Karamânîzâde Mehmed Efendi'nin derslerinden ders arkadaşı; Hoca Sâdeddin, Üsküplü Vâlihî, Edirneli Mecdî ve Karamanlı Muhyiddin ile aynı halkadandırlar.TALEBESİ / HALİFESİKaramanî Şemseddin Ahmed Çelebi"Ahaveyn" diye bilinen iki kardeşten biri; İstanbul'a gittiğinde Dâvud Paşa Medresesi'ndeki derslerine devam etmiştir.TALEBESİ / HALİFESİKaramanî Ahaveyn Mehmed ÇelebiSahn müderrisi olan hocası. Nev'î ona büyük bağlılık göstermiş, Edirne Beyazıt Medresesi'ne tayininde onunla birlikte gitmiş (962/1555), Süleymaniye'ye dönüşünde de yanında mülâzım olmuştur (970/1563).TALEBESİ / HALİFESİSarhoş Bâlî Efendiİlk intisap ettiği şeyh. Tasavvuf mesnevisi Hasb-i Hâl'i onun işaretiyle yazmış ve III. Murad'a takdim etmiştir.SOHBET / YOL ARKADAŞLIĞIBâkî (Mahmud Abdülbâkî Efendi)Medrese yıllarında birlikte ders okuduğu arkadaşı. Hoca Sâdeddin, Üsküplü Vâlihî ve Edirneli Mecdî ile birlikte aynı halkadan çıkmışlardır.AİLE BAĞINişancı Mehmed BegKayınpederi. Şehzade hocalığının sona ermesinden sonra Nev'î'ye, kayınpederinin kurduğu medresenin 50 akçelik yevmiyesi bağlanmıştır.

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

İstanbul · TürkiyeŞeyh Vefâ Camii Hazîresi30 Zilkade 1007 (24 Haziran 1599) tarihinde vefat edince buraya, şeyhi Şeyh Şâban Efendi'nin yanına defnedilmiştir. Öldüğünde hiçbir varlığı çıkmadığı için cenaze masrafları padişah tarafından karşılanmıştır.Gelibolu · TürkiyeMesih Paşa Medresesi973'te (1566) Gelibolu'daki Balaban Paşa ve Mesih Paşa medreseleri müderrisliğine gönderilmiştir; kırk hadis tercümesi Tercüme-i Hadîs-i Erbaîn'i burada müderris iken 977'de (1569) kaleme almıştır. İlişkili kişi dosyası Nev‘î Yahyâ Efendi : Nev‘î Yahyâ Efendi (940-1007/1533-1599), Malkara'da doğmuş; medrese hocalığı ve III. Murad'ın şehzadelerine muallimlik yapmış, kelâm, tefsir, mantık, tasavvuf ve edebiyat alanlarında çok sayıda eser vermiş Osmanlı âlim ve şairidir.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]Nev‘îzâde Atâyî, Hadâ’iku’l-Hakā’ik fî Tekmileti’ş-Şakā’ik, c. II, s. 1134-1158
  2. [2]Kişi dosyasının kaynakları — Nev‘î Yahyâ Efendi
Ortak kaynak kataloğunu aç →