ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
43 sonuç · “şirk”
01Fârızıyye
Kahire'deki Geylânî aile hattından doğan Mısır Kādirî kolu.
Kāsımiyye
Kāsım b. Muhammed el-Kebîr'e nispet edilen Mısır Kādirî kolu.
Şer‘iyye
Abdülmün‘im el-Kādirî'ye nispet edilen yakın dönem Mısır kolu.
Abdülmün‘im b. Abdünnebî Ali el-Kādirî
Abdülmün‘im b. Abdünnebî Ali el-Kādirî el-Mâlikî (ö. 1986), Muhammed Habîbullah eş-Şinkītî’den aldığı Kādirî irşadını Mısır’da Şer‘iyye adıyla düzenleyen; evrâd ve zikir meclisi esaslarını eserlerinde kayda geçiren sûfîdir.
Arabzâde Abdülbâki Çelebi
Arabzâde Abdülbâki Çelebi (895/1490–971/1564), Mollâ Arab’ın oğlu; taşra medreselerinden Sahn-ı Semân’a yükselen ve Halep, Mekke, Bursa ile Mısır kadılıklarında bulunan Osmanlı âlimidir.
Balıkzâde İbrâhim Çelebi
Balıkzâde İbrâhim Çelebi (ö. 1003/1595), Ebüssuûd Efendi’den mülâzemet alan; Gümülcine, Silistre ve Tırhala’dan Feyyûm ile Mansûre’ye uzanan görev hattında kadılık yapan Osmanlı âlimidir.
Beyâzîzâde Hâmid Efendi
Beyâzîzâde Hâmid Efendi (ö. 1721), Üsküdar’daki Beyâzî ulemâ ailesinden yetişen; Beyâziyye medresesinin ilk müderrisliğinden Süleymaniye Dârülhadisi’ne, Yenişehir ve Mısır kadılıklarına yükselen Osmanlı âlimidir.
Celâlzâde Sâlih Çelebi
Celâlzâde Sâlih Çelebi (yaklaşık 1494/95-1565), Kanûnî devrinde medrese, kadılık, tarih yazıcılığı, tercüme, şiir ve hat sahalarını birleştiren; Halep, Şam ve Mısır kadılıklarında adalet anlayışıyla tanınan Osmanlı âlimidir.
Dârülkurrâ Muallimi Ahmed Efendi
Dârülkurrâ Muallimi Ahmed Efendi (ö. 1005/1596-97), Kahire çevresindeki Mesîr köyünden İstanbul’a gelerek dârülkurrâlarda şeyhülkurrâlık yapan ve Eyüp Camii’nde imamlık eden Osmanlı kıraat âlimidir.
Ebû Muhammed İzzüddîn Abdülazîz ed-Dîrînî
Abdülazîz ed-Dîrînî (612 veya 613/1215-1216–694/1295), İzzeddin b. Abdüsselâm’dan ilim tahsil eden, Rifâî hırkasını Ebü’l-Feth el-Baltacî’den giyen; fıkıh, kelâm, tefsir ve tasavvufu birleştirerek Azîziyye-Dîrîniyye kolunu meydana getiren Mısırlı âlim ve sûfîdir.
Es‘adzâde Seyyid Abdürrahim Fâiz Efendi
Es‘adzâde Seyyid Abdürrahim Fâiz Efendi (ö. 29 Ocak 1726), İstanbul medreselerinden Mısır kadılığına yükselen; ta‘lik hattı, üç dilde şiirleri ve Abdülbâkî Ârif’in Siyer-i Nebî’sini tamamlamasıyla tanınan âlim ve şairdir.
Garîk Arabzâde Mehmed (Kudsî)
Garîk Arabzâde Mehmed Kudsî (ö. 12 Cemâziyelevvel 969/Ocak 1562), Sahn ve Süleymaniye müderrisliklerinden Mısır kadılığına yükselen; el-Hidâye hâşiyesi yazma nüshayla doğrulanan Osmanlı âlimi ve şairidir. Görev yerine giderken Rodos-İskenderiye hattındaki deniz kazasında vefat etti.
Kemâlüddîn Abdürrezzâk el-Kâşânî
Kemâlüddîn Abdürrezzâk el-Kâşânî (ö. 736/1335), Sühreverdî terbiyesini Ekberî düşüncenin sistemli yorumuyla birleştiren; tasavvuf sözlükleri, Te’vîlâtü'l-Kur’ân ve Fusûs ile Menâzil şerhleriyle kalıcı tesir kuran sûfî müelliftir.
Muallim Mahmud Bosnevî
Muallim Mahmud Bosnevî (ö. 976 sonu/977 başı, 1569), Saraybosna'dan yetişmiş; Şam ve Halep mahkemelerinde görev yaptıktan sonra İstanbul medreselerinde ders vermiş, Süleymaniye vakıflarının tahririyle görevlendirilmiş ve Mısır kadılığı sırasında vefat etmiş Osmanlı âlimidir.
Nûreddin Cerrâhî (Muhammed Nûreddin)
Nûreddin Cerrâhî (İstanbul – 9 Zilhicce 1133/1 Ekim 1721); Halvetiyye-Ramazâniyye'nin Cerrâhiyye kolunun pîri . Mısır kadılığına giderken vedalaşmak için uğradığı tekkede intisap edip vazifeden vazgeçmiş; Karagümrük'te adına kurulan âsitânede on sekiz yıl irşad etmiştir.
Avâik
şe) Gaileler, engeller, mânialar, amaca ulaşılmasını aksatan ve geciktiren şeyler. tas. Kalbin Allah’a yükselmesini ve ruhun O'na açılmasını enmm mm İş Şİ, ei İş tea Pr, Oe) 2 EŞ GA Avâlimü'-lübs
Esbap
ع )| سباب) Sebep T. Sebepler. 2. tas, Vesileler ve vasıtalar. Süfilere göre bu tür şeyleri dikkate almak sülüka engeldir. Sebepleri görmemek gerekir; çünkü bunlar sâliki maddi âleme bağlayan bağlardır (alaka). Sürekli sebepleri görmek sebepleri var edeni temaşaya engel olur. Fakat sebeplerden büsbütün yüz çevirmek de sâlikin yolunu şaşırmasına yol açar (sr). Her şeyi sebepten bilmeye ve müsebbibi (sebebi yaratanı) dikkate almamaya şirk-i esbâb denir. Sebebi de müseb- İRİ liker Esmâr bibi de görmek, ancak sebebin etkisinin adi, müsebbibin etksinin ise hakiki oldugunu bilmek tasavvufun temelini oluşturur.
Kalb-i selîm
Arınmış, sağlam ve temiz kalp. Şuarâ sûresinin 89. âyetinde, Allah’ın huzuruna selîm bir kalple gelmenin kurtuluş ölçüsü olduğu bildirilir. Tasavvuf ahlâkında şirk, kin, kibir, riya ve aşırı dünya bağından temizlenmiş; iman, ihlâs, merhamet ve doğru idrakle diri hâle gelmiş gönlü ifade eder. Sanma ey hâce ki senden zer ü sîm isterler; “Yevme lâ yenfeu”da kalb-i selîm isterler.
Reda’
(glo DI. Süt emzirme, meme verme. 2. tas, Müridin şeyhin sohbetine devam edip ondan feyz aldığı ve onun tarafından eğitilip yetiştirildiği süre. Bu süre dolmadan şeyh müride ayrılması için izin veremez. Bkz. Fitâm, | Veladet. | Refref i ar, (5 vis) Efsanevi bir kuş. 2. tas. Cebrail miraç gecesi Hz. Peygamber'i | gidebileceği son noktaya kadar Bölürdü. O noktadan öteye geçmesine müsade | edilmediginden ondan sonra Refref geldi. Hz. Peygamber'i alıp Allah huzuruna çıkardı. Söyleşirken Cebrâil ile kelam Geldi refref önüne verdi selâm 5. Çelebi ii i Renc Refref-i a'lâ Mekanet-i ilahiye, ilâhî makam. Hakk'ın kibriya, izzet ve azamet gibi vasıfları. Bu vasıflar aynı derecede yücedir; biri öbüründen daha yüce değildir (cik 1:2). Cebrail aklın, refref aşkın simgesidir. Akıl insanı Allah’a belli bir ölçüde yaklaştırır, ama O'na erdiremez, sâliki Hakk’a vasıl kılan aşktır. Çelebi ii i Renc Refref-i a'lâ Mekanet-i ilahiye, ilâhî makam. Hakk'ın kibriya, izzet ve azamet gibi vasıfları. Bu vasıflar aynı derecede yücedir; biri öbüründen daha yüce değildir (cik 1:2). Cebrail aklın, refref aşkın simgesidir. Akıl insanı Allah’a belli bir ölçüde yaklaştırır, ama O'na erdiremez, sâliki Hakk’a vasıl kılan aşktır.
Seb'at-ı ebhur
سبعة | بحر) Yedi deniz. tas. Ariflerin ve sülûk ehlinin tuttuğu yedi yol, yedi meşrep: Sekr, vecd, berk, hayret, şuhüd, nur-i kurb, velayet-i vücut (sr). Sebep ¢. Esbab Vasita, araç, Hak ile halk arasindaki vasitalar (sı. 435; BS 613). Süfiler her Şeyi sebepten değil, müsebbipten, yani sebepleri yaratan Allah'tan, Hâliku'-esbâb'tan beklerler, Sebepler halkasının başında Allah bulundu- gundan o ilk sebeptir. Sebeplerin sebebidir (sebeb-i evvel, musebbibu'l-esbab). Bu yüzden süfiler her zaman dikkatlerini ilk sebep (Allah) üzerinde yoğunlaştırır, adi sebeplere fazla önem vermeyi ve onlara gerçek ve yegâne sebep gözüyle bakmayı zararlı sayarlar. Buna şirk-i esbâb diyenler de vardır. Bununla beraber hakiki an- lamda zarar ve faydanın Allah'tan olduğuna inanan süfiler, önemi tali derecede ol- mak kaydıyla esbâb âlemi dedikleri dünya işlerinde sebebe tevessülden de geri durmazlar. Zira sebebe başvurma da, Allah'ın emridir. Fakat tesir sebebe değil, müsebbibe aittir. Bkz. Tedbir. Gerçi esbâb ile herkes vasil-1 maksad olur Nerde gördük bt-miisebbih bir sebeb mevcut olur Azmi-i Kadim Hak tecelli eyleyince her işi âsân eder Halk eder esbâbını bir lâhzada ihsan eder Lâedri Seba r. Desti, kadeh, 2, tas. Feyezân halindeki hakikat nurunun kaynağı, vahdet şarabının kadehi, mutlak feyzin kaynağı (sr).
Şeyh ia
Meşayih, Suyuh, Eşyah. Yaşlı, ihtiyar, pir, bey, önder, kabile başkanı. 2. tas. a Nefsinden fani, Hak'ta baki veli; Hak dostu. b Taliplere rehberlik etmek ve onları irşat etmek ehliyetine ve liyakatına sahip olan insan-ı kâmil; rehber; delil; mürşit (kı). Şeyh, kâmil ve mükemmeldir, başkalarını da kemale erdirir ( SL 272; -15). Üç türlü şeyh vardır: Şeyh-i ta'lim. Öğreten, hoca, tasavvufi konularda bilgi verip çevresindekileri aydınlatan sûfî, Şeyh-i sohbet. Herkesin sohbetine katıldığı, sözlerini dinlediği hal ve hareketlerini örnek aldığı sûfî. Şeyh-i ta'lim, bilgi verir, şeyh-i sohbet hem bilgi verir, hem de | haliyle çevresindekileri etkiler, onlara örnek olur. Şeyh-i tarikat, şeyh-i terbiye, | Şeyh-i irşat, şeyh-i taslik: Mürit ve müntesiplerini bir annenin bebeğini terbiye | etmesi ve yetiştirmesi gibi terbiye edip yetiştiren şeyh. Tarikat şeyhleri böyledir. Bunlar mürit ve müntesiplerinin mal, beden ve ruhları üzerinde mutlak olarak | söz sahibidirler. Mürit ne dil, ne de kalple şeyhine itiraz edemez. Seyhine hayır diyen bir mürit iflah bulmaz. Şeyhe karşı işlenen günahın tevbesi olmaz. Şeyhin önündeki mürit gassalın önündeki cenaze gibidir, iradesi yoktur; şeyh ona hangi şekil verirse onu muhafaza eder; şeyhte fani olmak Allah'ta fani olmanın mukaddimesidir. Allah’a giden yol şeyhten geçer. Seyhi olmayanın şeyhi Şeytan'dır. | Şeyh keşf ve keramet sahibidir. Allah'ın arz üzerindeki halifesidir. Allah adına ha- | reket eder. Şeyh Hz. Peygamber'in nâibidir. Onun temsilcisidir. Kal şeyh: Lafta şeyh. Yol şeyhi: Menfaatçi şeyh. Tekke şeyhi: Tekkeyi yöneten. Evrad Seyh: Zikir telkin eden şeyh. Hal şeyhi: süfiliği yaşayan ve yaşatan şeyh. Şeyhim güldür, ben onun yaprağıyım; İlahi, yaprağını gülden ayırma Eşrefzâde Er elin aldınısa, ere gönül verdin ise Ikrar ile geldun ise, pes ere inkâr gerekmez Kendi bilişiyle kişi, hiç irişe mi menzile Allah’a eremez kalır er eteğin tutmayınca Yünus Gerçek şeyh Allah'ı kullarına, kullarını hem Allah’a hem de birbirine sevdiren kâmil insandır. Bkz. Pir, Er, Mürşit. es e A Şişe سا1 Şiir (043) 1. Manzum söz. 2. tas, Süfiler baştan beri ya bizzat kendilerinin söyledikleri veya başkalarının tasavvufi olmayan maksatlarla söyledikleri şiirlerle hallerini ve meramlarını açık veya işaret yoluyla anlatmaya çalışmışlardır. Bu şiirlerde latif işaretler, ince manalar, hoş nükteler, zihni açan duygular, gönlü ferahlatan duyumlar, düşünceyi doyuran fikirler vardır. Allah’a sığınan kurtulur Kaderin acısını tatlı bulur Olmasa eğer nefsim Allah'ın elinde Nasıl boyun eğerim O'nun hükmüne (sL 318-327) Eşrefoğlu al haberi Bahçe biziz gül bizdedir Adam vardır cismi semiz | Abdest alır olmaz temiz Halkı dahl etmek nemiz Cümle küstahlık bizdedir Eşrefoğlu Rumi Mutasavvıfların esas maksadı şiir söylemek değildir. Fakat onlara, yaşadıkları his | ve heyecan dolu hayatı şiir diliyle daha rahat, ama çoğu zaman mecazlı ve rumuz- | lu bir şekilde anlatmışlardır. Senai, Attâr, Câmi, İbn Fanz, Mevlânâ, Yünus ve Niyaz-ı Mısri en büyük sûfî şairleridir. Pek çok süfinin divânı vardır. İlahi denilen besteli şiirlerin hemen hemen tamamı, sûfî şairlere aittir. Şiir de nedir ki ondan laf edeyim | Şâirlerin hünerlerinden başka bir hünerim var benim | Hz. Mevlânâ Yakınma, sızlanma, içini dökme. 2. (as. Hakk’a.1 (شكاية - شكوا) Şikayet-Şekvâ i. ar. sitemde bulunma, kaderin cilvelerinden yakınma. Bilenler her kârı Hak'tan tâli'in zemmeylemez Efendiye olur râci' şikayet kethudasindan Makâli Sun'a dahl etmek olur sânı'a isnâd-ı kusur Dehre ta'netme ki, söz âlem-i bâlâya çıkar Nabi Şirk-i esbap Her şeyi sebeplere bağlamak, müsebbibi, yani sebepleri var edeni dikkate almamak. Bkz. Esbap. Manzum söz. 2. tas, Süfiler baştan beri ya bizzat kendilerinin söyledikleri veya başkalarının tasavvufi olmayan maksatlarla söyledikleri şiirlerle hallerini ve meramlarını açık veya işaret yoluyla anlatmaya çalışmışlardır. Bu şiirlerde latif işaretler, ince manalar, hoş nükteler, zihni açan duygular, gönlü ferahlatan duyumlar, düşünceyi doyuran fikirler vardır. Allah’a sığınan kurtulur Kaderin acısını tatlı bulur Olmasa eğer nefsim Allah'ın elinde Nasıl boyun eğerim O'nun hükmüne (sL 318-327) Eşrefoğlu al haberi Bahçe biziz gül bizdedir Adam vardır cismi semiz | Abdest alır olmaz temiz Halkı dahl etmek nemiz Cümle küstahlık bizdedir Eşrefoğlu Rumi Mutasavvıfların esas maksadı şiir söylemek değildir. Fakat onlara, yaşadıkları his | ve heyecan dolu hayatı şiir diliyle daha rahat, ama çoğu zaman mecazlı ve rumuz- | lu bir şekilde anlatmışlardır. Senai, Attâr, Câmi, İbn Fanz, Mevlânâ, Yünus ve Niyaz-ı Mısri en büyük sûfî şairleridir. Pek çok süfinin divânı vardır. İlahi denilen besteli şiirlerin hemen hemen tamamı, sûfî şairlere aittir. Şiir de nedir ki ondan laf edeyim | Şâirlerin hünerlerinden başka bir hünerim var benim | Hz. Mevlânâ Yakınma, sızlanma, içini dökme. 2. (as. Hakk’a.1 (شكاية - شكوا) Şikayet-Şekvâ i. ar. sitemde bulunma, kaderin cilvelerinden yakınma. Bilenler her kârı Hak'tan tâli'in zemmeylemez Efendiye olur râci' şikayet kethudasindan Makâli Sun'a dahl etmek olur sânı'a isnâd-ı kusur Dehre ta'netme ki, söz âlem-i bâlâya çıkar Nabi Şirk-i esbap Her şeyi sebeplere bağlamak, müsebbibi, yani sebepleri var edeni dikkate almamak. Bkz. Esbap.
mağfiret
“Kunin lunun günahlarını örtüp onları nu bağışlama.” anlamında Allah’a senispet edilen bir terim. Kur’ân-ı te Kerîm ve hadis kaynaklarmdan de) edinüen bilgiye göre, Allah’tan mağfiret istenmesi durumunda ğın “şirk” (bk. bu madde) dışında ın bütün günahlarmm affedilebileke ceği zikredilmektedir.
kebîre
Gj^) [< Ar. kiber] İslâm inancma göre “bifyük günah” anlamında terim, “sagîre” (bk. bu madde) karşıtı. “Kebîre” sözünün Kur’ân-ı Kerîm’de çokluk biçimiyle iki yerde (Nisâ suresi, 4 / 31; Şûrâ suresi, 42 / 36 - 37) “büyük günahlar” anlamında kullanıldığını görmekteyiz. Hadislerde ise büyük günahlar olarak “Allah’a şirk koşmak, adam öldürmek, anne ve babaya itaatsizlik etmek ve karşı gelmek, yetim malı yemek, faiz yemek, bifyü yapmak, savaştan kaçmak, yalancı şahitlikte bulunmak, yüklenemeyeceği kadar borca girip bu borcu ödeyemeden ölmek.” gibi davranışlar ve eylemler gösterilmiştir.
Nahl-i Tûr
Tûr’daki kutsal ağaç. Hz. Mûsâ’nın ilâhî hitaba mazhar olduğu vadi ve ağaç etrafında oluşan tasavvufî-edebî remizdir. Şiirde tecelli, nur ve doğrudan hitabın sembolü olarak kullanılır. Kur’ân’daki Nahl sûresiyle aynı kavram değildir.
Kunût duası
Namazda kıyam hâlindeyken Allah’a yönelerek okunan dua. Hanefî uygulamasında vitir namazının üçüncü rekâtında tekbirden sonra; bazı mezheplerde sabah namazında veya felâket zamanlarında okunur. Kunût metinleri Allah’tan yardım, bağışlanma ve hidayet istemeyi; O’na bağlılığı ve şükrü ifade eder.
ortaklık
Ticarette veya herhangi bir işte iş birliği yapma veya eş değerde sermaye koyma durumu; eşanlamlısı müşareket, şirket.
fâcir
Uş.ü) [Ar.] Sözlükte, “Yalancı, zina yapan, âsi.” anlamındaki bu terim, İslâmî inançta şirk, yalan, zina, hırsızlık gibi Allah’ın ve Hz. Peygamber’in haram kıldığı işleri ve hareketleri yapan ve ahlâk dışı davranışlarda bulunan, günahkâr ya da kâfir anlamında kullanılmaktadır.
Râmîten (Râmeyten)
Buhara · Özbekistan · Doğduğu ve nisbesini aldığı kasaba; Emîr Külâl'in güreşirken Muhammed Baba Semmâsî'nin dikkatini çektiği köy de burasıdır. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Hâce Ali Râmîtenî : Ali Râmîtenî (ö. 721/1321), Mahmûd Encîrfağnevî’nin halifesi; dokumacılık, helâl kazanç, cehrî-hafî zikir dengesi ve kabiliyete göre terbiye anlayışıyla Hâcegân yolunu Râmîten’den Hârizm’e taşıyan şeyhtir.
Râmîten
Buhara · Özbekistan · Güreşirken Muhammed Baba Semmâsî'nin dikkatini çektiği köy; ayrıca Hâcegân silsilesinden Hâce Ali Râmîtenî'nin memleketidir. İlişkili kişi dosyası Seyyid Emîr Külâl : Seyyid Emîr Külâl (1284–1370), Muhammed Baba Semmâsî’den hilâfet alan, Bahâeddin Nakşibend’in başlıca mürşidi olan ve Hâcegân mirasını Nakşibendiyye’nin teşekkül devrine taşıyan Buharalı sûfîdir.
Râmîten
Buhara · Özbekistan · Semmâsî köyünün bağlı olduğu kasaba ve şeyhi Hâce Ali Râmîtenî'nin memleketi; Emîr Külâl'i güreşirken gördüğü yer de burasıdır. İlişkili kişi dosyası Muhammed Baba Semâsî : Muhammed Baba Semâsî (ö. 755/1354), Semâs köyünde yetişen, Ali Râmîtenî’nin halifesi olarak Hâcegân irşadını sürdüren ve Emîr Külâl vasıtasıyla Bahâeddin Nakşibend’in terbiyesine uzanan halkayı kuran şeyhtir.
Mevlevî Dîvânları: Metin, Kurum ve Musiki Hafızası
Üç ayrı veri katmanı Mevlevî şairin biyografisi, tarikata dair açık ifadeleri ve Dîvânın bütünü aynı şey değildir. Nâsır Dede’de Yenikapı, ney, semâ ve musiki belirginleşirken İlmî Dede’nin şiirlerinde Mevlevî unsurlar çok sınırlıdır. Bu yüzden kişi aidiyetiyle şiir teması ayrı alanlarda tutulur. Kurum hafızası Receb E
Sayfalar 1–9
Muzaffer Ozak Külliyatı · ELHAC MUZAFFER OZAK İRSAD 1.cilt Salâh Bilici Kitabevi Ali Bilici Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Iş Hanı Giriş KatNo: 24 Vezneciler /ISTANBUL Tel-Fax (0212) 512 87 44 SALÂH BİLİCİ KITA
Sayfalar 4–12
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALAH BILICI KITABEVI YAYINLARI - No: 41 5846 Sayılı Kanun gereğince Te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: GÜYRAY, Baskı: ÜÇLER Matbaası İSTANBUL — 1
Sayfalar 11–17
Muzaffer Ozak Külliyatı · Aleyküm bis-sünneti ve sünneti hulefâ-ir-râşidiyn. (Sünnetim üzere ve rüşt sahibi halifelerimin sünnetleri üzerine olunuz.) Hadis-i şerifi buna delâlet etmektedir. Resûl-ü zişâna h
Sayfalar 19–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · çimleri dar, vakitleri dar, ömürleri acı bir zarar içinde geçer. Onlar, daha burada hamiym suyundan içer. Her ne ka dar zâhiren, yani dış görünüşleri itibariyle rahat ve huzur için
Sayfalar 25–32
Muzaffer Ozak Külliyatı · nın belirli bir kaç uzvuna hizmet etmekten ibarettir. Bunlardan ırak olanlar da hakka yakın olurlar. Bununla beraber, bu güruhun yukarıda zikrolunan kal şeyhlerinden daha az zararl
Sayfalar 31–36
Muzaffer Ozak Külliyatı · «Liginanü Bidun ie selune şübelen je ejdalühu kavli lâ ilâhe illallah re ednahû imalati! con anit tariks rel hayau şübetün minel iyman. Lyman, yetmiş küsur şubedir. Bunun en efdali
Sayfalar 44–51
Muzaffer Ozak Külliyatı · at eden kimse, Allahu azim-üş-şânın ve Resûl-ü zişânın sevdiklerini sevmekle mükelleftir. Allah ve Resûlünü seven, kıyamet gününe inanan kişi âhir zaman peygamberinin bütün yakınla
Sayfalar 42–50
Muzaffer Ozak Külliyatı · Allah celle celâluhu; bu âyet-i celillerle, kâfirlerin cehennemde görecekleri şiddetli âzabı beyan buyurmakta ve diğer bir âyet-i kerimede de: «innâ a'tednâ lil-kâfiriyne selasile
Sayfalar 43–49
Muzaffer Ozak Külliyatı · larım için bina ettirdigim beytime nasıl girebiliyorsun?) O ânda, Hak celle ve alâ hazretleri kalbime rahmet nazarı ile nazar buyurarak, Arafat'ta zat-ı hakka ârif olduğum gibi Saf
Sayfalar 57–65
Muzaffer Ozak Külliyatı · İRŞAD ONIKINCİ DERS MÜNDERECAT: Ramazana ait mev'ize, âyeti kerime ve hadisi şerifler, meâlleri ile; Oruç ve teravihin faziletiyle verilen ilâhi ecirler ve insanlara ibret verecek
Sayfalar 65–72
Muzaffer Ozak Külliyatı · — Biz, yeryüzünün Allahıyız, demişler ve hallak-ı âlem olan Allahu zül-celâli inkâr etmemişlerdir. Belki: (0, GÖK- LERIN ALLAHI..) demişlerdir. Firavunun bile, gündüz yaptıklarına
Sayfalar 69–76
Muzaffer Ozak Külliyatı · rın ve bulunduranların da şefaatlerine nail olacağı herkesçe malümdur. MAKAMAT-I-SADIYYE namındaki kitapta beyan olunmuştur ki, Enbiyâ ve rüsül-ü kiram ile, şehitlerin, salihlerin