HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kimliği ve ailesi
Celâlzâde Sâlih Çelebi, Osmanlı tarihçisi ve nişancısı Koca Nişancı Celâlzâde Mustafa Çelebi’nin kardeşidir. Babaları Kadı Celâleddin’in görevi sırasında 900/1494-95 yılı dolaylarında Vulçıtrın’da doğdu. Aynı aileden ve aynı yüzyılda yaşamış iki Celâlzâde’nin eserleri zaman zaman birbirine karıştırıldığı için Sâlih Çelebi’nin medrese, kadılık ve tercüme çizgisi; Mustafa Çelebi’nin nişancılık ve bürokrasi çizgisinden ayrı okunmalıdır.
Tahsili, Kemalpaşazâde ve Şeyh Hamdullah
Tahsilini tamamladıktan sonra Kemalpaşazâde’nin ders halkasına katıldı; onun tarih ve fıkıh sahasındaki bazı eserlerini temize çekti. Bu çalışma yalnız bir istinsah faaliyeti değildi: genç Sâlih Çelebi’nin tarih yazımını, hukuk dilini ve metin kurma disiplinini yakından öğrenmesini sağladı. Hat sanatını ise Osmanlı hat ekolünün büyük ismi Şeyh Hamdullah’tan meşk etti.
Mülâzemet ve Edirne Saraciye Medresesi
Kanûnî Sultan Süleyman’ın 1520’de tahta çıkışı sırasında ulemâya seçkin talebelerini mülâzım verme hakkı tanındı. Sâlih Çelebi, Kemalpaşazâde’den ayrılıp padişahın hocası Hayreddin Efendi’nin talebeleri arasından mülâzım oldu. Çağdaşları bu tercihi eleştirmiş olmakla birlikte, onun resmî ilmiye kariyeri böyle başladı ve yirmi beş akçe yevmiye ile Edirne Saraciye Medresesi’ne müderris tayin edildi.
Sefer tarihleri ve ilk tarihçilik dönemi
Edirne’de bulunduğu yıllarda Kanûnî’nin Belgrad, Rodos ve Budin seferlerini yazdı. Bu metinler daha sonra farklı adlarla ve müstakil yazmalar halinde dolaşıma girdi. Belgrad Fetihnâmesi, Rodos Kal‘ası Fetihnâmesi, Târîh-i Budin ve Mohaçnâme diye tanınan nüshalar, geniş Târîh-i Sultân Süleymân tertibinin parçaları veya farklı istinsahlarıdır. Eser Kanûnî’nin cülûsundan 1528’e kadar uzanan siyasî ve askerî olayları içerir.
İstanbul medreseleri ve Sahn-ı Semân
Vezîriâzam İbrâhim Paşa’nın faaliyetleri için yazdığı manzumeler beğenilince İstanbul Murad Paşa Medresesi’ne geçti. Uzun bir müderrislik döneminden sonra 1535’te Divanyolu’ndaki Atik Ali Paşa Medresesi’ne, Ayas Paşa için yazdığı kasidelerin ardından 1536’da Sahn-ı Semân’a tayin edildi. 1542’de Edirne Sultan Bayezid Medresesi müderrisliğiyle ilmiye basamaklarındaki yükselişini sürdürdü.
Fîrûz Şah tercümesi
Sahn-ı Semân müderrisi iken Kanûnî’nin isteğiyle Kıssa-i Behmen Şâh b. Fîrûz Şâhı Farsça’dan Türkçe’ye çevirdi. Sekiz ciltlik tercümenin her cildinin sonunda tamamlanma tarihini ve çalışma süresini kaydetmesi, onun telif ve tercüme disiplinini göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Eserin parçaları İstanbul Üniversitesi, Atatürk Kitaplığı ve Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde korunmaktadır.
Halep kadılığı ve Mısır evkafı teftişi
Talebe yetiştirmeyi ve müderrisliği sevmesine rağmen 1544’te Halep kadılığına gönderildi. İki ay sonra Mısır Beylerbeyi Hadım Dâvud Paşa hakkındaki iddiaları araştırmak ve Mısır’daki vakıfları teftiş etmekle görevlendirildi. Zor ve siyasî bakımdan hassas bu görevi kısa sürede tamamlayıp İstanbul’a döndü. Halep kadılığı yeniden teklif edildiğinde kabul etmedi ve 1546’da İstanbul Beyazıt Medresesi’ne tayin edildi.
Şam ve Mısır kadılıkları
Beyazıt Medresesi’ndeki görevi kısa sürdü; yeniden kadılık mesleğine geçerek önce Şam, ardından Mısır kadısı oldu. Kaynaklar onun Halep, Şam ve Mısır’da zorbalığı önlemeye, mazlumları korumaya ve merkeze gönderdiği tayin tekliflerinde liyakati gözetmeye çalıştığını kaydeder. Yaklaşık üç yıl süren bu devrenin ardından 1550’de emekliye ayrıldı.
Târîh-i Mısır
Mısır evkafını teftiş ettiği 1544’te başladığı Târîh-i Mısırı İstanbul’a dönüşünden sonra tamamladı. Süyûtî, Makrîzî ve başka Arap müelliflerinden yararlanarak kâinatın yaratılışından 953/1546 yılına kadar Mısır tarihini ele aldı. Memlük ve Osmanlı dönemleri, imar faaliyetleri, coğrafya ve yer yer menkıbeler eserin ana malzemesini oluşturur. Çok sayıdaki yazma nüsha, eserin uzun süre okunduğunu gösterir.
Eyüp yılları ve Cevâmiu’l-hikâyât
Emeklilikten sonra Eyüp Nişancası’nda, ağabeyi Mustafa Çelebi’nin yaptırdığı caminin yakınındaki evinde yaşadı. Şehzade Bayezid’in isteğiyle Avfî’nin tarih, ahlâk ve hikâye malzemesini bir araya getiren Cevâmiu’l-hikâyât ve levâmiu’r-rivâyâtını Farsça’dan Türkçe’ye çevirdi. Üç büyük ciltten oluşan tercümenin nüshaları Süleymaniye, Topkapı Sarayı, Nuruosmaniye ve Millet kütüphanelerindedir. Şehzade Bayezid’in desteğiyle 1558’de Eyüp Medresesi müderrisliğine getirildi.
Şiiri, divanı ve Leylâ vü Mecnûn
“Sâlih” ve “Salâhî” mahlaslarıyla Türkçe, Arapça ve Farsça şiirler yazdı. Gözleri görmez olduktan sonra hafızasında kalan manzumeleri söyleyerek divanını tertip ettirdi. Divanın sonunda yer alan seksen beyitlik Dürer-i Nesâyih nasihatnâme niteliğindedir. Küçük yaşta kaybettiği oğlunun acısıyla yazdığı Leylâ vü Mecnûn ise şahsî yasını klasik mesnevi diliyle birleştirir.
İlmî hâşiyeleri ve yarım kalan çalışmaları
Tarih ve edebiyatın yanında fıkıh, kelâm, belâgat ve gramerle de meşgul oldu. Miftâhu’l-ulûm, el-Mevâkıf, el-Vikāye şerhleri ve Islâhu’l-Îzâh üzerine hâşiyeler yazdı. Gözlerindeki rahatsızlık sebebiyle temize çekemediği başka müsveddelerinin bulunduğu hem kendi ifadelerinden hem Atâyî’nin kaydından anlaşılır.
Son yılları, vefatı ve kabri
1561 dolaylarında gözlerine perde inince müderrislikten ayrıldı. Rebiülevvel 973/Eylül-Ekim 1565’te vefat etti ve Eyüp’te ağabeyi Mustafa Çelebi’nin yaptırdığı Nişancı Camii hazîresine defnedildi. Mezar taşındaki manzum kitâbeyi ağabeyi yazdı. Sâlih Çelebi’nin ardında bıraktığı eserler, Kanûnî devrinin medrese, mahkeme, tarih yazıcılığı, tercüme ve şiir dünyalarını aynı şahsiyette buluşturur.