HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kimliği ve Beyâzî ailesi
Hâmid Efendi’nin tam künyesi Hâmid b. Ahmed b. Hasan el-Beyâzî’dir. IV. Mehmed devrinin önde gelen âlim ve devlet görevlilerinden Beyâzîzâde Ahmed Efendi’nin ikinci oğludur. Dedesi Beyâzî Hasan Efendi’dir. Kaynaklarda “Beyâzîzâde” adıyla anılması, bu Üsküdarlı ulemâ ailesine mensubiyetini gösterir; bir tarikat nisbesi değildir.
Doğum yılı ve doğum yeri açık biçimde kaydedilmemiştir. Bu nedenle aile merkezi Üsküdar olsa da doğum yeri tahminle doldurulmamıştır.
Mülâzemet ve ilmiyeye giriş
Muharrem 1098’de, Şeyhülislâm Ankaravî Mehmed Efendi’nin sevki ve padişah hattıyla ulemâ çocuklarına verilen mülâzemetlerden birini aldı. Bu kayıt, onun Osmanlı ilmiyesine resmen girişini gösterir. Medrese basamaklarında ilerleyerek kırk akçeli medrese derecesine ulaştı; bir süre görevden ayrıldıktan sonra yeniden tayin edildi.
Ulemâ ailesinden gelmesi mesleğe girişinde belirleyici olmakla birlikte, kaynak sonraki kariyerini yalnız soy bağıyla açıklamaz; birbirini takip eden medrese ve kazâ görevlerini tarihleriyle kaydeder.
Üsküdar’daki Beyâziyye medresesinin ilk müderrisi
27 ahir">Rebîülâhir 1108’de Üsküdar’da dedesi Beyâzî Hasan Efendi’nin türbesine bağlı ders yeri, ibtidâ-i hâric derecesinde medrese sayılarak Hâmid Efendi’ye verildi. Kaynak kenarındaki kayıt onu bu Beyâziyye medresesinin ilk müderrisi olarak gösterir.
Bu görev, aile hafızası ile ilmiyye kariyerinin aynı mekânda birleştiği önemli bir başlangıçtır. Hâmid Efendi’nin ölümünden sonra yine Üsküdar’da babasının yanına defnedilmesi, bu mekânsal bağın hayatının sonuna kadar sürdüğünü gösterir.
İlk medrese basamakları
5 Cemâziyelevvel 1112’de Kadıasker Mehmed Efendi Medresesi’ne, 20 Rebîülâhir 1115’te Süleyman Subaşı Medresesi’ne geçti. 20 Rebîülâhir 1116’da Fethiye’deki İsmihan Sultan Medresesi’ne tayin edildi. 9 Zilkade 1118’de Sahn-ı Semân medreselerinden birine yükseldi.
Bu tayinler, hâric ve dâhil derecelerinden Sahn medreselerine uzanan klasik Osmanlı müderrislik sıralamasını izler. Kaynakta her görevin kendisinden önceki müderrisi de verilmekle birlikte, biyografide esas olarak Hâmid Efendi’nin kendi kurum ve derece zinciri korunmuştur.
Mihrimah Sultan, Siyavuş Paşa ve Vâlide Sultan medreseleri
15 Muharrem 1120’de Edirnekapı içindeki Mihrimah Sultan Medresesi’ne, aynı yıl 6 Zilkade’de Siyavuş Paşa Medresesi’ne tayin edildi. 10 Receb 1121’de ise İstanbul’daki Vâlide Sultan Medresesi’ne geçti.
Bu görevler onun altmışlı medrese ve mûsıla-i Süleymaniyye derecelerinde ilerlediğini gösterir. Başka bir ifadeyle Hâmid Efendi, yalnız çok sayıda kurumda dolaşmış değil; Osmanlı yüksek öğretim hiyerarşisinin üst basamaklarına çıkmıştır.
Süleymaniye Dârülhadisi
23 Muharrem 1124’te Süleymaniye Dârülhadisi’ne terfi etti. Dârülhadis, Süleymaniye medrese düzeninin en yüksek ve itibarlı öğretim makamlarından biriydi. Hâmid Efendi’nin buraya ulaşması, müderrislik kariyerinin zirvesini temsil eder.
Kaynağın ayrıntılı görev dizisi içinde bu terfi, medrese hizmetinden kadılık görevlerine geçişin hemen öncesinde yer alır.
Yenişehir kadılığı ve arpalıkları
6 Muharrem 1125’te, Rebîülevvel başından geçerli olmak üzere Edirne pâyesiyle Yenişehir kadılığına tayin edildi. Rebîülevvel 1126’da bu görevden ayrıldı. Rebîülâhir 1129’da Havâss-ı Mahmud Paşa ve Honaz kazaları kendisine arpalık olarak verildi.
Arpalık, yüksek ilmiyye mensuplarına görev veya bekleme dönemlerinde gelir tahsisi sağlayan kazâ ve dirlik düzeniydi. Bu kayıtlar Hâmid Efendi’nin medrese kariyerinden sonra kazâ ve gelir tahsisi sistemi içinde bulunduğunu gösterir.
Mısır kadılığı
27 Cemâziyelâhir 1131’de, aynı yıl Zilhicce başından geçerli olmak üzere Mısır kadılığına tayin edildi. Osmanlı ilmiyesinde Mısır kadılığı, büyük şehir kadılıklarının en önemli örneklerinden biriydi. Hâmid Efendi’nin bu göreve ulaşması, kariyerinin yalnız İstanbul ve Rumeli medreseleriyle sınırlı kalmadığını gösterir.
Muharrem 1133’te Mısır kadılığından ayrıldı. Sonrasında kendisine Rebîülevvel ayında Ermiyye kazası arpalık olarak verildi.
Vefatı, cenaze namazı ve Üsküdar’a defni
2 Cemâziyelevvel 1133 gecesi, milâdî 1721 yılında vefat etti. Ertesi gün naaşı Fâtih Sultan Mehmed Camii’ne getirildi; öğle namazının ardından cenaze namazı kılındı. Daha sonra Üsküdar’a nakledilerek babası Beyâzîzâde Ahmed Efendi’nin yanına defnedildi.
Kaynak defin yerini aile kabri üzerinden tarif eder. Tarihî türbe ve mezar alanının günümüzdeki durumu ayrıca değerlendirilmelidir; coğrafi hafızada Üsküdar ve Fâtih’teki cenaze durağı birbirinden ayrılarak gösterilmiştir.
Şahsiyeti ve tarihî yeri
Şeyhî Mehmed Efendi onu ilim ve mârifetten nasipli; nezih, iffetli, temiz, iyi huylu, doğru sözlü, yumuşak tabiatlı ve güvenilir bir şahsiyet olarak tasvir eder. Bu övgüler tabakat yazarının ahlâkî değerlendirmesidir; biyografik olaylarla aynı türden belge sayılmamalıdır.
Hâmid Efendi’nin tarihî önemi, Beyâzî ulemâ ailesinin ikinci kuşağını temsil etmesi ve Üsküdar’daki aile medresesinden Süleymaniye Dârülhadisi ile Mısır kadılığına kadar yükselen bir ilmiyye kariyeri kurmasındadır. Hayatı, XVII. yüzyıl sonu ile XVIII. yüzyıl başında medrese, kadılık, arpalık ve aile ağlarının nasıl birbirine bağlandığını somut biçimde gösterir.