Ara
Menü

TASAVVUF SÖZLÜĞÜ

ذ

Şeyh ia

ع

ع

Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü

Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü · Süleyman Uludağ

Meşayih, Suyuh, Eşyah.

  1. Yaşlı, ihtiyar, pir, bey, önder, kabile başkanı. 2. tas. a Nefsinden fani, Hak'ta baki veli; Hak dostu. b Taliplere rehberlik etmek ve onları irşat etmek ehliyetine ve liyakatına sahip olan insan-ı kâmil; rehber; delil; mürşit (kı). Şeyh, kâmil ve mükemmeldir, başkalarını da kemale erdirir ( SL 272; -15). Üç türlü şeyh vardır: Şeyh-i ta'lim. Öğreten, hoca, tasavvufi konularda bilgi verip çevresindekileri aydınlatan sûfî, Şeyh-i sohbet. Herkesin sohbetine katıldığı, sözlerini dinlediği hal ve hareketlerini örnek aldığı sûfî. Şeyh-i ta'lim, bilgi verir, şeyh-i sohbet hem bilgi verir, hem de | haliyle çevresindekileri etkiler, onlara örnek olur. Şeyh-i tarikat, şeyh-i terbiye, | Şeyh-i irşat, şeyh-i taslik: Mürit ve müntesiplerini bir annenin bebeğini terbiye | etmesi ve yetiştirmesi gibi terbiye edip yetiştiren şeyh. Tarikat şeyhleri böyledir. Bunlar mürit ve müntesiplerinin mal, beden ve ruhları üzerinde mutlak olarak | söz sahibidirler. Mürit ne dil, ne de kalple şeyhine itiraz edemez. Seyhine hayır diyen bir mürit iflah bulmaz. Şeyhe karşı işlenen günahın tevbesi olmaz. Şeyhin önündeki mürit gassalın önündeki cenaze gibidir, iradesi yoktur; şeyh ona hangi şekil verirse onu muhafaza eder; şeyhte fani olmak Allah'ta fani olmanın mukaddimesidir. Allah’a giden yol şeyhten geçer. Seyhi olmayanın şeyhi Şeytan'dır. | Şeyh keşf ve keramet sahibidir. Allah'ın arz üzerindeki halifesidir. Allah adına ha- | reket eder. Şeyh Hz. Peygamber'in nâibidir. Onun temsilcisidir. Kal şeyh: Lafta şeyh. Yol şeyhi: Menfaatçi şeyh. Tekke şeyhi: Tekkeyi yöneten. Evrad Seyh: Zikir telkin eden şeyh. Hal şeyhi: süfiliği yaşayan ve yaşatan şeyh. Şeyhim güldür, ben onun yaprağıyım; İlahi, yaprağını gülden ayırma Eşrefzâde Er elin aldınısa, ere gönül verdin ise Ikrar ile geldun ise, pes ere inkâr gerekmez Kendi bilişiyle kişi, hiç irişe mi menzile Allah’a eremez kalır er eteğin tutmayınca Yünus Gerçek şeyh Allah'ı kullarına, kullarını hem Allah’a hem de birbirine sevdiren kâmil insandır. Bkz. Pir, Er, Mürşit. es e A Şişe سا1 Şiir (043) 1. Manzum söz. 2. tas, Süfiler baştan beri ya bizzat kendilerinin söyledikleri veya başkalarının tasavvufi olmayan maksatlarla söyledikleri şiirlerle hallerini ve meramlarını açık veya işaret yoluyla anlatmaya çalışmışlardır. Bu şiirlerde latif işaretler, ince manalar, hoş nükteler, zihni açan duygular, gönlü ferahlatan duyumlar, düşünceyi doyuran fikirler vardır. Allah’a sığınan kurtulur Kaderin acısını tatlı bulur Olmasa eğer nefsim Allah'ın elinde Nasıl boyun eğerim O'nun hükmüne (sL 318-327) Eşrefoğlu al haberi Bahçe biziz gül bizdedir Adam vardır cismi semiz | Abdest alır olmaz temiz Halkı dahl etmek nemiz Cümle küstahlık bizdedir Eşrefoğlu Rumi Mutasavvıfların esas maksadı şiir söylemek değildir. Fakat onlara, yaşadıkları his | ve heyecan dolu hayatı şiir diliyle daha rahat, ama çoğu zaman mecazlı ve rumuz- | lu bir şekilde anlatmışlardır. Senai, Attâr, Câmi, İbn Fanz, Mevlânâ, Yünus ve Niyaz-ı Mısri en büyük sûfî şairleridir. Pek çok süfinin divânı vardır. İlahi denilen besteli şiirlerin hemen hemen tamamı, sûfî şairlere aittir. Şiir de nedir ki ondan laf edeyim | Şâirlerin hünerlerinden başka bir hünerim var benim | Hz. Mevlânâ Yakınma, sızlanma, içini dökme. 2. (as. Hakk’a.1 (شكاية - شكوا) Şikayet-Şekvâ i. ar. sitemde bulunma, kaderin cilvelerinden yakınma. Bilenler her kârı Hak'tan tâli'in zemmeylemez Efendiye olur râci' şikayet kethudasindan Makâli Sun'a dahl etmek olur sânı'a isnâd-ı kusur Dehre ta'netme ki, söz âlem-i bâlâya çıkar Nabi Şirk-i esbap Her şeyi sebeplere bağlamak, müsebbibi, yani sebepleri var edeni dikkate almamak. Bkz. Esbap.
  2. Manzum söz. 2. tas, Süfiler baştan beri ya bizzat kendilerinin söyledikleri veya başkalarının tasavvufi olmayan maksatlarla söyledikleri şiirlerle hallerini ve meramlarını açık veya işaret yoluyla anlatmaya çalışmışlardır. Bu şiirlerde latif işaretler, ince manalar, hoş nükteler, zihni açan duygular, gönlü ferahlatan duyumlar, düşünceyi doyuran fikirler vardır. Allah’a sığınan kurtulur Kaderin acısını tatlı bulur Olmasa eğer nefsim Allah'ın elinde Nasıl boyun eğerim O'nun hükmüne (sL 318-327) Eşrefoğlu al haberi Bahçe biziz gül bizdedir Adam vardır cismi semiz | Abdest alır olmaz temiz Halkı dahl etmek nemiz Cümle küstahlık bizdedir Eşrefoğlu Rumi Mutasavvıfların esas maksadı şiir söylemek değildir. Fakat onlara, yaşadıkları his | ve heyecan dolu hayatı şiir diliyle daha rahat, ama çoğu zaman mecazlı ve rumuz- | lu bir şekilde anlatmışlardır. Senai, Attâr, Câmi, İbn Fanz, Mevlânâ, Yünus ve Niyaz-ı Mısri en büyük sûfî şairleridir. Pek çok süfinin divânı vardır. İlahi denilen besteli şiirlerin hemen hemen tamamı, sûfî şairlere aittir. Şiir de nedir ki ondan laf edeyim | Şâirlerin hünerlerinden başka bir hünerim var benim | Hz. Mevlânâ Yakınma, sızlanma, içini dökme. 2. (as. Hakk’a.1 (شكاية - شكوا) Şikayet-Şekvâ i. ar. sitemde bulunma, kaderin cilvelerinden yakınma. Bilenler her kârı Hak'tan tâli'in zemmeylemez Efendiye olur râci' şikayet kethudasindan Makâli Sun'a dahl etmek olur sânı'a isnâd-ı kusur Dehre ta'netme ki, söz âlem-i bâlâya çıkar Nabi Şirk-i esbap Her şeyi sebeplere bağlamak, müsebbibi, yani sebepleri var edeni dikkate almamak. Bkz. Esbap.

İlgili maddeler

Sözlüğe dön