ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
60 sonuç · “âmî”
01Abdüsselâmiyye / Selâmiyye
Abdüsselâm eş-Şeybânî'nin Şam-İstanbul irşad ve aile post hattı.
Bayrâmî Melâmîliği
Bıçakçı Ömer Dede'den sonra Osmanlı coğrafyasında gelişen; kutup merkezli silsile, tevhid yorumu ve zaman zaman siyasî baskılarla şekillenen ikinci devre.
Bayramiyye
Hacı Bayrâm-ı Velî çevresinde Ankara merkezli teşekkül eden; farklı halife hatlarıyla Osmanlı coğrafyasına yayılan tasavvuf yolu.
Kassâriyye Melâmîliği
9-10. yüzyıl Nişâbur çevresinde belirginleşen; ihlâs, ameli gizleme, nefsi itham ve çalışıp kazanma ilkelerini öne çıkaran Melâmetî çevre.
Melâmîlik
Melâmîlik, mânevî hâlleri gösterişten koruma, kişinin kendi nefsini itham etmesi ve halk içinde sade bir hayat sürmesi etrafında gelişen tasavvufî tavırdır; tarih boyunca üç ana devre hâlinde incelenir.
Melâmiyye-i Bayramiyye
Melâmiyye-i Bayramiyye, Bayramiyye içinde tarihî silsile ve kurucu nispetiyle belirginleşen koldur.
Muhammediyye (Küntiyye devamı)
Muhammed el-Küntî'ye nispetle aynı Küntiyye-Muhtâriyye ağı için kullanılan devam adı.
Nizâmiyye
Nizâmeddin Evliyâ'nın irşad nispetini taşıyan ve Şah Kelîmullah döneminde yeniden merkezî teşkilat kazanan kol.
Nûriyye Melâmîliği
Muhammed Nûru'l-Arabî'nin on dokuzuncu yüzyılda Rumeli'de geliştirdiği; Nakşibendî eğitim, Ekberî irfan ve Melâmî tavrı tevhid mertebeleri etrafında birleştiren çevre.
Pencap Nizâmî Hankahları
Taunsa, Çaçrân, Kût Mithan, Ahmedpûr, Mültan ve çevresinde sonraki Nizâmî şeyhlerce kurulan hankah ağı.
Selâmiyye
Selâmiyye, Mısır Bedeviyye çevresinin tarihî kol listelerinde yer alır; günümüzdeki kurumsal devamı yerel ve güncel kayıtla ayrıca doğrulanmalıdır.
Selâmiyye
Selâmî Ali Efendi'ye nispet edilen İstanbul merkezli şube.
Abalı Şeyh Hüsâmeddin-i Sânî
Abalı Şeyh Hüsâmeddin-i Sânî (ö. 1150/1737-38), Bosnalı Mustafa Efendi’nin oğlu; Kasımpaşa Uşşâkî Âsitânesi’nin şeyhi ve türbedarı, Ahmed Hüsâmî Efendi’nin kayınpederidir.
Abdullah Bosnevî
Abdullah Bosnevî (1584–1644), Bayramî-Melâmî terbiyesini Hasan Kabadûz’dan alan; İbnü’l-Arabî’nin Fusûsu’l-hikem’ine yazdığı Türkçe ve Arapça şerhlerle tanınan sûfî müelliftir.
Abdullah Salâhî Uşşâkî
Abdullah Salâhî Uşşâkī (1117/1705, Kesriye – 29 Muharrem 1197 / 4 Ocak 1783, İstanbul); Halvetî-Uşşâkī şeyhi, şair ve şârih. Uşşâkıyye'nin Salâhiyye kolunun pîri ; on iki tarikattan nasip aldığı için “câmiu't-turuk” denmiştir. İbnü'l-Arabî'yi metinden değil ruhaniyetinden istimdadla anladığını söyler.
Abdurrahman Câmî
Abdurrahman-ı Câmî / Molla Câmî (23 Şâban 817 / 7 Kasım 1414, Harcird – 18 Muharrem 898 / 9 Kasım 1492, Herat); Fars şiirinin son büyük üstadı sayılan Nakşibendî şair ve âlim. Nefehâtü'l-üns müellifi; İbnü'l-Arabî'nin vahdet-i vücûdunu Nakşibendiyye ile kaynaştırmıştır .
Abdülahad Nûrî Sivâsî
Abdülahad Nûrî Sivâsî (1594/95-1651), Abdülmecid Sivâsî’nin ilmî ve tasavvufî terbiyesinde yetişen; Midilli’den İstanbul’a uzanan irşadı, Mehmed Ağa Tekkesi, selâtin camilerindeki vaazları, Kadızâdelilere karşı kaleme aldığı risaleleri ve Dîvân-ı İlâhiyyât’ıyla Sivâsiyye’nin Nûriyye koluna adını veren mutasavvıf, vâiz ve şairdir.
Abdülkerîm el-Cîlî
Abdülkerîm el-Cîlî (1365/66-1428), Yemen’de Şerefüddin el-Cebertî’nin terbiyesinde yetişen; Kādirî aidiyetini İbnü’l-Arabî’nin metafizik mirasıyla buluşturan ve insan-ı kâmil öğretisini kapsamlı bir sistem halinde açıklayan âlim, şair ve mutasavvıftır.
Abdülkerîm el-Kuşeyrî
Abdülkerîm el-Kuşeyrî (986-1072), Nîşâbur’da fıkıh, hadis, Eş‘arî kelâmı, tefsir ve tasavvufu birleştiren; er-Risâle ve Letâifü’l-işârât ile Sünnî tasavvuf dilinin başlıca kaynaklarını kuran âlim ve mürşiddir.
Abdüllatîf el-Câmî
Abdüllatîf el-Câmî (ö. 1555-56), Semerkant ve Buhara’dan İstanbul, Halep ve Hicaz’a uzanan seyahatleri; Kanûnî’ye Kübrevî zikir telkini ve Hazînî’ye verdiği nispetle XVI. yüzyılın hareketli irşad ağını temsil eder.
Abdülmü’min Efendi
Abdülmü’min Efendi (ö. 1004/1595), Bosna’dan İstanbul’a gelerek Nûreddinzâde’nin yanında Halvetî terbiyesini tamamlamış; Tercüman Yûnus Zâviyesi’nde irşad yürütüp Vizeli Ömer Efendi’yi yetiştirmiş şeyhtir.
Abdürrahim Künhî Dede
Abdürrahim Künhî Dede (1183/1769–1247/1831), Yenikapı Mevlevîhânesi’nde yetişen; Hicaz Mevlevî âyini ve Anberefşan makamıyla klasik mûsikiye katkıda bulunan, kudümzenbaşılıktan dergâh meşihatına yükselen Mevlevî şeyhi ve şairdir.
Abdürrezzâk Şâban Efendi
Abdürrezzâk Şâban Efendi (ö. 1098/1686-87), İnebolu çevresinden İstanbul'a gelerek Kasımpaşa Kızanlık Çeşme Mescidi imamlığı yapan; 1668'den vefatına kadar Eyüp Sultan Camii kürsüsünde hadis, tefsir ve vaaz hizmeti yürüten âlimdir.
Abdüsselâm eş-Şeybânî es-Sa‘dî
Abdüsselâm eş-Şeybânî es-Sa‘dî (ö. 1165/1752), Şam'dan İstanbul'a gelerek Koska'daki Sa‘dî Âsitânesi'nin postnişini olan; Ayasofya'daki Sa‘dî görünürlüğünde rol oynayan ve oğlu Gālib Behcetüddin ile süren Abdüsselâmiyye/Selâmiyye koluna adını veren şeyhtir.
Tevhîd-i sıfât
tevhîd-i sıfat a. tas. Tasavvuf inancına göre, “hayat, ilim, sem, basar, iradet, kudret, kelâm” gibi Allah’ın sıfatlarınm halkta oluşması.
Tevhîd-i zât
tevhîd-i zât a. GJj ^ji) tas. Tasavvuf inancma göre, Allah’ın birliğini ifade eden terim. Bunun karşıhğı “Lâ mevcûde illallah” tır. tevhîdât ç. a. [Ar. tevhîd ç. b. ] Tevhitler, bk. tevhîd tevhîdhâne a. [< Ar. tevh + F. hâne] tas. Bağımsız mes leri olmayan tekkelerde ay yapmak, namaz kılmak ve zi ya da dua etmek için ayrılm bölümlere verilen ad ve bun için kullanılan terim. tevhîd ilmi a. AUah’m zatı ve sıf ları açısmdan birliği başta mak üzere inanç esaslarını neUikle Selef akîdesi çerçe sinde ele alan ve inceleyen bü dalı. te'vîl a. [Ar. ] Naslarda geç bir sözü bir delüe dayanarak lî anlammın dışında taşıd öteki anlamlardan birine yü leme. tevkî (I) a. [Ar. ] İslâm devl lerinde, hükümdarın karan, b nun yazıh belgeleri ve müh anlamında resmî yazışma te mi. tevkî (II) a. (^jA [Ar. ] İslâm h sanatında, “sülüs” (bk. bu ma de) yazı türünden geUştirüm ve geneUikle sultanların res yazışmalarmda kuUanılmış ol yazmın adı ve bu yazı için k lanılan terim. Bu yazı türü, h sanatmm altı yazı çeşidi arasında yer almaktad bk aklâm-ı sitte 659 Tevvâb ’tan tevkîl a. [Ar. ] ftk. Bir kimsey herhangi bir işte veya konuda kendisi adına vekü tayin etme. d’in
araz
Sonradan veya tesadüfen ortaya çıkan, ansızm baş gösteren anlamında kelâm terimi.
arîf
[Ar.} Sözlük anlamı “bilen” olan bu söz, İslâm devletlerinde ve toplumlarında sivil veya askerî bir grubun başında bulunan kimseye verilen ad olarak kullanılmıştır. Hz. Muhammed döneminde hem kumandan hem de sosyal işlerden sorumlu kimse olarak görev yapan arifler, Hulefâ-yı Râşidîn, Emevîler, Abbasîler dönemlerinde de her askerî birliğin başkanı olarak tayin edilmişlerdir. Sosyal hayatın içinde ise esnaf teşkilâtlarının başındaki kimselere de bu ad verilmiştir. Orta Çağ İslâm devletlerinde bu teşkilâtlar için her birine bir sokak tahsis edildiğinden buradaki görevli ve sorumlu kimselere “arîf, arîfu’s-sûk, şeyhu’s-sûk” adlarınm verildiği kaynaklarda zikredilmektedir.
âşık
“Seven, aşka tutulan.” anlamında bu söz, tasavvuf ehli arasında İlâhî aşka düşmüş kimse olarak ifade edilmeltedir; eşanlamlısı “mübtelâ”
Bâtıniye
Bâtına ve iç yoruma ağırlık veren zümreler için farklı dönemlerde kullanılan genel ad. Kelime tek ve değişmez bir topluluğu göstermediği için bağlamına dikkat edilmelidir. Tasavvuf literatüründeki kullanım Bazı tasavvuf kaynaklarında şeriatın dış hükümlerini önemsiz sayıp yalnız iç mânayı esas aldığını ileri süren çevreler eleştirel biçimde Bâtıniye veya ehl-i bâtın diye adlandırılır. Bu kullanım, tarihî İsmâilî-Bâtınî hareketlerle her zaman aynı anlamı taşımaz. Kalenderî, rind veya Melâmî çevrelerin tamamını bu kategoriye sokmak doğru değildir; kaynaklardaki polemik dili ile tarihî topluluk kimlikleri birbirinden ayrılmalıdır.
bürhân
Sözlük anlamı “açıklığa kavuşturmak, berraklaştırmak, delil getirmek’ olan bu söz, “Hak ile batılı birbirinden ayıran kesin delil” olarak tanımlanmış ve Kur’ân-ı Kerîm’de “Bakara suresi”, “Enbiya suresi”, “Mü'min suresi” nde ise “delil” anlamıyla kullanılmıştır. Hz. Peygamber’in mucizeleri, Hz. Musa’nın asâsı ve “yed-i beyzâ” denilen elinin meşale gibi parlaması mucizelerine de “burhân” denilmiştir. İslâm dünyasında burhanm bir kıyas türü ve ispat metodu olduğu, mantıkta, felsefede, kelâmda ve usûl-i fıkhta kullanıldığı söz konusudur. İlk Çağ ile Orta Çağ felsefesinde sadece akim verilerine dayanan deliller bu terim ile karşılanırken modern felsefede hem aklî hem de deneye dayalı delillere burhan adı verilmiştir. Çağdaş felsefe ise bunu “burhân-ı riyâzî” olarak nitelemiştir.
destûr
Tasavvuf ehli arasında izin ve icazet.
Dâr
“Zarar veren, zarar veren şeyleri yaratan, zarar verenleri cezalandıran.” anlamında “esmâ'ü’l-hüsnâ” (Allah’ın güzel isimlerı)dan olan bu söz, Kur’ân-ı Kerîm’de bu anlamların karşıtı “nâfi” (hayır ve rahme ve faydalı olmak) kavramlarıyla birlikte kullanılmış, buna göre Allah’ın hayır ve rahmet içinde olacağı, insana gelecek zararm yine Allah tarafından önleneceği gibi elliden fazla ayette yer almaktadır. “Dâr” adı Allah’ın doksan dokuz ismini veren İbn Mâce ve Tirmizî rivayetlerindeki listede de yer almıştır.
emir
Bir ülkenin başı, bey reis. 2. Kumandan, vali veya bey yerine kullanılan bir terim Kur’ân-ı Kerîm’de sadece bir yerde (Nisâ suresi, 4 / 59 “ûlü’l-emr” biçiminde geçmek tedir. Hadislerde ise sıkça kulla nılmıştır (Wensinck, el-Mu’cem “emr”). Hz. Peygamberden son ra, özellikle dört halife döne n minde ordu kumandanlarma l “emîrü’l-ceyş, emîrü’l-cünd” n gibi ibarelerin kullanıldığı bik linmektedir. Emevîler ve Abbam sîler döneminde emirlerin görev r alanları genişlemiş ve idari ve n malî konularda yetkileri arttını rılmıştı. Bu unvanm Selçuklular, r Eyyûbîler ve Memlükler döneç minde de kullanıldığı kaynakn larda görülmektedir. § tam. emîrü’l-hacc a. ^Jl lj^l) Haccın kurallarma uygun ve güvenli bir biçimde c. yerine getirilmesini sağlamak amacıyla görevlendirilmiş kimse, bk. hac emîri n r emîrü’l-mü'minîn a. (jjiyJl jaJ) İlk defa Hz. Muhammed’in halifesi Hz. Ömer’e â verilen unvan. Bu unvan onedan sonra gelen devlet başu kanları için de kullanılmıştır. yemîrü’l-mü'minîn fi’lhadîs a. (^MdâJ l^î ^lajJ Ijxo I) e Yaşadığı dönemde hadis bilginleri arasında en yetenekli, b. en bilgili ve bu sahada derin y, vukufa sahip kimselere veriy len unvan, eşanlamlısı m. “hâfız” (bk. bu madde). r emîrü’l-ümerâ a. (l^lj^l) 9) Emirlerin emiri, başkomuktan. Hz. peygamberin halifesi a Hz. Ömer döneminden itibam, ren ordu kumandanı için kulnlanılmaya başlanmıştır. e Kumandan, vali veya bey yerine kullanılan bir terim Kur’ân-ı Kerîm’de sadece bir yerde (Nisâ suresi, 4 / 59 “ûlü’l-emr” biçiminde geçmek tedir. Hadislerde ise sıkça kulla nılmıştır (Wensinck, el-Mu’cem “emr”). Hz. Peygamberden son ra, özellikle dört halife döne n minde ordu kumandanlarma l “emîrü’l-ceyş, emîrü’l-cünd” n gibi ibarelerin kullanıldığı bik linmektedir. Emevîler ve Abbam sîler döneminde emirlerin görev r alanları genişlemiş ve idari ve n malî konularda yetkileri arttını rılmıştı. Bu unvanm Selçuklular, r Eyyûbîler ve Memlükler döneç minde de kullanıldığı kaynakn larda görülmektedir. § tam. emîrü’l-hacc a. ^Jl lj^l) Haccın kurallarma uygun ve güvenli bir biçimde c. yerine getirilmesini sağlamak amacıyla görevlendirilmiş kimse, bk. hac emîri n r emîrü’l-mü'minîn a. (jjiyJl jaJ) İlk defa Hz. Muhammed’in halifesi Hz. Ömer’e â verilen unvan. Bu unvan onedan sonra gelen devlet başu kanları için de kullanılmıştır. yemîrü’l-mü'minîn fi’lhadîs a. (^MdâJ l^î ^lajJ Ijxo I) e Yaşadığı dönemde hadis bilginleri arasında en yetenekli, b. en bilgili ve bu sahada derin y, vukufa sahip kimselere veriy len unvan, eşanlamlısı m. “hâfız” (bk. bu madde). r emîrü’l-ümerâ a. (l^lj^l) 9) Emirlerin emiri, başkomuktan. Hz. peygamberin halifesi a Hz. Ömer döneminden itibam, ren ordu kumandanı için kulnlanılmaya başlanmıştır. e
eşrâr
(Jh Ar.şerr] En kötü, şirret kimseler; “ahyâr” (bk. bu madde) karşıtı.
fahr
Sözlükte, “Övünme, büyüklenme” anlamındaki bu söz, İslâmî edebiyatta “Şairlerin kendilerinden, geçmişinden, inanç, din ve mezhebinden, şiir sanatındaki meziyetlerinden ve ustalıklarından, şahsî mal veya eşyalarından övgüyle söz ettikleri şiir türü.” olarak terim niteliği kazanmıştır. Sonradan İslâmî- Türk edebiyatında “fahriyye” (.bk. bu madde) bölümü tam mıyla bu konuya ayrılmıştır.
Herat
Herat · Afganistan · Babasının 823/1420'de müderris olmasıyla geldiği, Hüseyin Baykara'nın kendisi için yaptırdığı medresede ders okuttuğu ve 18 Muharrem 898'de (9 Kasım 1492) vefat ettiği şehir; şeyhi Sa'deddîn-i Kâşgarî'nin kabrinin yanına defnedilmiştir.
Ömer Dede Sikkînî Mezarı
Bolu · Türkiye · Hacı Bayrâm-ı Velî'nin ölümünün ardından Göynük'e yerleşmiş, hayatının bundan sonraki kısmı hakkında kaynaklarda bilgi bulunmamakla birlikte mezarının Göynük'te olduğu kaydedilmiştir. İlişkili kişi dosyası Ömer Dede Sikkînî (Bıçakçı Emîr Dede) : Ömer Dede Sikkînî (Emîr/Bıçakçı Dede, ö. 1475), Hacı Bayrâm-ı Velî’nin doğrudan halifesi, Göynük merkezli Bayramî-Melâmî irşad çizgisinin ilk kutbu ve taç-hırka yerine sohbet ile melâmeti öne çıkaran kurucu sûfîdir.
Muhammed Sâmî Efendi Dergâhı, Akmezarlık
Erzincan · Türkiye · Selüke'deki mal varlığını satarak Keçioğulları'ndan aldığı altmış dönümlük arazi üzerine kurduğu dergâh; 1330/1912'de vefatında buraya defnedilmiştir. Eski Erzincan'da Terzi Baba Mezarlığı'na giden yol üzerindedir. Konum yaklaşıktır.
Kumcân Köyü, Hemedan
Hemedan · İran · Irâkī'nin 610 (1213) dolayında doğduğu köy; Kumcânî nisbesi buradan gelir. Hemedan'daki Şehristan Medresesi'nde daha on yedi yaşındayken ders vermeye başladı; medresede ders okuturken içeri giren Kalenderî dervişlerin gazeli ve semâı sebebiyle 627'de (1230) buradan ayrıldı. Koordinat Hemedan şehir merkezine göre verilmiştir; köyün kesin yeri gösterilmemiştir.
Kutluhan
Ankara · Türkiye · Sefîne-i Evliyâ'nın Hüsâmeddin-i Ankaravî'nin doğum yeri olarak kaydettiği, Ankara'ya yakın mahal. Metinde başka bir tarif verilmediği için konumu kesinleştirilememiştir. İlişkili kişi dosyası Hüsâmeddin-i Ankaravî : Hüsâmeddin-i Ankaravî, Ankara yakınındaki Kutluhan’da doğan; zâhirî ilimlerden sonra Ahmed-i Sârbân’ın terbiyesinde yetişen, Hamza Bâlî ve Hasan Kabâdûz’u yetiştiren Bayramî-Melâmî şeyhidir.
Kızıltaş Camii
İstanbul · Türkiye · Sefîne'nin kaydına göre Lâleli civarında bulunan ve Mustafa Nûri İlhâmî Efendi'nin müezzinlik yaptığı cami. İlişkili kişi dosyası Şeyh el-Hâc Hâfız Mustafa Nüri İlhâmi Efendi : Mustafa Nûri İlhâmî Efendi, “Küçük Hâfız” adıyla tanınmış; Kur’an hıfzı, kıraat ve medrese tahsilini tamamlamış İstanbul şeyhlerindendir.
Gucdüvân (Gicdüvân)
Buhara · Özbekistan · Buhara'ya yaklaşık 30 km. uzaklıktaki, doğduğu, inzivaya çekildiği ve hankahında ömrünü tamamlayıp defnedildiği köy; türbesi buradadır. 918/1512'de bir Safevî muhasarasından kurtulması onun ruhaniyetine bağlanmıştır.
Râmîten (Râmeyten)
Buhara · Özbekistan · Doğduğu ve nisbesini aldığı kasaba; Emîr Külâl'in güreşirken Muhammed Baba Semmâsî'nin dikkatini çektiği köy de burasıdır. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Hâce Ali Râmîtenî : Ali Râmîtenî (ö. 721/1321), Mahmûd Encîrfağnevî’nin halifesi; dokumacılık, helâl kazanç, cehrî-hafî zikir dengesi ve kabiliyete göre terbiye anlayışıyla Hâcegân yolunu Râmîten’den Hârizm’e taşıyan şeyhtir.
Sadreddin Konevî Türbesi
Konya · Türkiye · 1054/1644'te vefat ettiği şehirde, İbnü'l-Arabî'nin en yakın talebesi Sadreddin Konevî'nin yanına defnedilmiştir. İlişkili kişi dosyası Abdullah Bosnevî : Abdullah Bosnevî (1584–1644), Bayramî-Melâmî terbiyesini Hasan Kabadûz’dan alan; İbnü’l-Arabî’nin Fusûsu’l-hikem’ine yazdığı Türkçe ve Arapça şerhlerle tanınan sûfî müelliftir.
Cedîd Ali Paşa Mahallesi
Eyüp, İstanbul · Türkiye · Zekâi Dede 1240'ta (1824-25) İstanbul Eyüp'te Cedîd Ali Paşa mahallesinde doğdu. Babası mahalle camiinin imamı hâfız Süleyman Hikmetî Efendi, annesi Zînetî Hanım'dır. İlk eğitimini Lâlîzâde Seyyid Abdülbâki Efendi İbtidâî Mektebi'nde aldı, hıfzını amcası hâfız İbrahim Zühdî Efendi'nin yanında tamamladı ve hat icâzetini babasından aldı. Koordinat semt düzeyindedir; mahallenin sınırları kaynakta tarif edilmemiştir.
Ürgenç (Hârizm)
Köhne Ürgenç · Türkmenistan · Hârizmşah Tekiş'in kendisi için tekke yaptırdığı, on beş yıllık hizmetten sonra hilâfet alıp irşad ettiği ve Alâeddin Muhammed'in emriyle nehirde boğdurulduğu bölge. Şeyhi Necmeddîn-i Kübrâ da burada 618/1221'de Moğollar tarafından öldürülmüştür. Konum yaklaşıktır.
Bezirgânbaşı Camii
İstanbul · Türkiye · Mimar Sinan'ın son yıllarında bir tekke ile birlikte 994'te (1586) yapılan cami. Harap hâldeyken mütevellisi olan Dede Efendi tarafından 1234'te (1818-19) tamir ve ihya ettirilmiştir. İlk şeyhi Mahfî Ramazan Efendi'den dolayı Ramazan Efendi Camii diye de anılır.
Tasavvuf Tarihinin Üç Dönemi
Tasavvuf tarihini zühd, tasavvuf ve tarikat dönemleri üzerinden okuyan; dönemlerin birbirinden kesin duvarlarla ayrılmadığını hatırlatan giriş metni.
Melâmîlik: Üç Devre, Ortak Bir Tavır
Kassâriyye, Bayrâmî Melâmîliği ve Nûriyye arasındaki devamlılık ve farklar üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.
Seyyid Muhammed Nûru'l-Arabî'nin Hayat Haritası
1813 Mahalletü'l-Kübrâ'dan 1887 Ustrumca'ya uzanan eğitim ve irşad yolculuğu üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.
Nûru'l-Arabî'de Sülûk ve Tevhid Mertebeleri
Fiillerden sıfatlara, zâttan cem mertebelerine uzanan eğitim dili üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.
Melâmîliğin Balkanlar'daki İzleri
Makedonya, Kosova ve Bosna'da sohbet, tekke ve halife ağları üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.
İstanbul'da Melâmî Şeyhleri ve Tekkeler
Nûru'l-Arabî çevresinin şehirdeki temas ve temsil mekânları üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.
Bursalı Mehmed Tâhir'in Melâmî Tanıklığı
Yakın çevre bilgisi, bibliyografya ve menâkıbnâme dilini birlikte okumak üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.
Melâmîlikte Nokta Sembolü
Birlik, çokluk, yazı ve insan hakikati arasında kurulan yoğun mecaz üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.
Melâmetîlikte Kaynak ve Yöntem
Menâkıbnâme, akademik bildiri, belge ve yaşayan hafızayı birlikte değerlendirme üzerine iki kaynağın birlikte ve kaynak türleri ayrılarak okunmasına dayalı editoryal dosya.
1925 Öncesi İstanbul Rifâî Dergâhları
Risâlede semtleriyle kaydedilen 56 tekke ve zâviye. Risâleden hazırlanmış özgün ve ihtiyatlı editoryal inceleme.
XIX. Yüzyıl Anadolu Tasavvuf Haritası
On dokuzuncu yüzyıl Anadolu tasavvufunu yalnız tekke sayılarıyla değil; tarikat kolları, şehir ağları, göçler, cami ve hâne tekkeleri, Meclis-i Meşâyih, ulema, mûsiki ve gündelik hizmet kurumları üzerinden okuyan kapsamlı dönem dosyası.
Mevlevî Silsileleri ve Kübrevî Temaslar
Tek zincir yerine silsile varyantları, irşad çevresi ve post devamı. Klasik erkân, tarihî veri ve gelenek içi sembolik yorum birbirinden ayrılarak hazırlanmıştır.