HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Bosna’dan İstanbul ve Bursa’ya
992/1584’te Bosna’da doğdu. İlk tahsilini memleketinde gördükten sonra İstanbul’a geldi; dinî ilimlerdeki öğrenimini sürdürdü. Ardından Bursa’ya geçerek Bayramî-Melâmî şeyhi Hasan Kabadûz’a intisap etti. Kaynaklar Abdülmecid Sivâsî ile de görüştüğünü ve tasavvufî çevresinin tek bir isimle sınırlı olmadığını gösterir.
Bayramî-Melâmî nispeti
Eserlerinde kendisini “Bosnevî, Rûmî ve Bayramî” nispetleriyle tanıtır. Melâmet anlayışını şeriatla irtibatlı bir iç arınma, velâyet ve tevhid öğretisi olarak ele aldı. Onu yalnız “Halvetî” ya da yalnız genel bir “mutasavvıf” etiketiyle göstermek tarihî kimliğini eksiltir; ana aidiyeti Bayramî-Melâmî çevresidir.
Seyahatleri
Mısır’a gitti, hac farîzasını yerine getirdi ve Şam’da İbnü’l-Arabî’nin kabrini ziyaret etti. Daha sonra Konya’ya yerleşti. 1054/1644’te burada vefat etti ve Sadreddin Konevî’nin yakınına defnedildi. Kabir kitâbesinde de Bosnevî, Rûmî ve Bayramî nispetleri birlikte anılır.
Fusûsu’l-hikem şerhleri
En tanınmış eseri, İbnü’l-Arabî’nin Fusûsu’l-hikem’ine yazdığı Türkçe şerhtir. Tecelliyâtü arâisi’n-nusûs fî manassâti hikemi’l-Fusûs adıyla bilinen çalışma, vahdet-i vücûd terminolojisini Osmanlı Türkçesiyle açıklayan en kapsamlı erken şerhlerdendir. Daha sonra aynı eseri Arapça olarak da şerhetti. Türkçe yazma gerekçesini, bu ilimlere yönelen Rûm diyarı okurlarının metni doğrudan anlayabilmesiyle ilişkilendirir.
Başlıca düşünce konuları
Risâlelerinde hakîkat-i Muhammediyye, nübüvvet ve velâyet, a‘yân-ı sâbite, hazarât-ı hams, insan-ı kâmil, zâhir-bâtın ilişkisi, aşk ve mürşidlik konularını işler. İbnü’l-Arabî’nin kavramlarını tekrar etmekle yetinmez; bunları Bayramî-Melâmî tecrübesi ve Osmanlı ilim dili içinde yorumlar.
Eser mirası
Kaynaklarda ona çok sayıda Arapça ve Türkçe risâle nispet edilir. Bu zengin külliyat sebebiyle mezar kitâbesi veya kendisinden sonra yazılmış nazîreler “kendi eseri” diye gösterilmemeli; telifleri, tercümeleri ve sonradan ona ithaf edilen edebî metinler ayrı tutulmalıdır.