Ara
Menü

Abdurrahman Câmî

Abdurrahman-ı Câmî / Molla Câmî (23 Şâban 817 / 7 Kasım 1414, Harcird – 18 Muharrem 898 / 9 Kasım 1492, Herat); Fars şiirinin son büyük üstadı sayılan Nakşibendî şair ve âlim. Nefehâtü'l-üns müellifi; İbnü'l-Arabî'nin vahdet-i vücûdunu Nakşibendiyye ile kaynaştırmıştır .

Doğum
1414
Vefat
1492
Unvan
Nakşibendî âlim, şair, mutasavvıf ve Nefehâtü’l-üns müellifi
Temalar
Nakşibendiyye, Sa‘deddin Kâşgarî, Ubeydullah Ahrâr, Nefehâtü’l-üns, Heft Evreng, Ali Şîr Nevâî, vahdet-i vücûd, Herat

Câm'dan Semerkant'a

23 Şâban 817'de (7 Kasım 1414) Horasan'ın Câm şehrinin Harcird kasabasında doğdu. Daha çok Molla Câmî unvanıyla tanınır.

Birinci divanının mukaddimesinde Câm şehrine nisbetle ve Ahmed-i Nâmekī-yi Câmî'nin (ö. 536/1141) hâtırasına saygısının bir ifadesi olarak Câmî mahlasını aldığını söyler.

İsfahan'dan Horasan'a göç eden dedesi Şemseddin Muhammed, burada İmam Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî (ö. 189/805) neslinden gelen birinin kızıyla evlenmiş, bu evlilikten babası Nizâmeddin Ahmed dünyaya gelmiştir.

Câmî ilk tahsiline babasının yanında başladı. Babası Herat'a gidip Nizâmiye Medresesi'ne müderris olunca (823/1420) öğrenimini orada sürdürdü. Devrinin meşhur âlimlerinden Mevlânâ Cüneyd-i Usûlî'den Arap dili ve edebiyatının temel eserlerini okudu. Ardından Seyyid Şerîf el-Cürcânî'nin öğrencisi Ali es-Semerkandî ile Teftâzânî'nin öğrencisi Şehâbeddin Muhammed el-Câcermî gibi ünlü bilginlerin derslerine devam etti.

Daha sonra Uluğ Bey zamanında büyük bir ilim merkezi haline gelen Semerkant'a giderek orada dokuz yıl kaldı. Uluğ Bey Medresesi'nde Bursalı Kadızâde-i Rûmî'den riyâziyyât dersleri aldı.

Ünlü astronomi ve matematik âlimi Ali Kuşçu Herat'a gittiğinde Câmî'ye astronomiyle ilgili zor sorular sormuş, cevabını hemen alınca hayranlığını gizleyememiş, onunla riyâzî meseleler üzerinde çalışmalar yapmış ve kendisini takdir etmişti.

Tasavvufa yönelişi

Genç yaşta döneminin bütün ilimlerine vâkıf olmasına rağmen bu ilimler Câmî'yi tatmin etmedi. Semerkant dönüşünde Nakşibendî şeyhlerinden Sa'deddîn-i Kâşgarî'ye intisap etti.

Onun vefatından sonra (860/1456) halefi Hâce Ubeydullah Ahrâr'a bağlandı. Ubeydullah ile birkaç defa görüştü. Ayrıca mektuplaşmak suretiyle kendisiyle devamlı temasta bulundu. Ubeydullah Ahrâr'ın Câmî üzerindeki tesirinin diğer Nakşî şeyhlerinden daha fazla olduğunda şüphe yoktur.

Câmî'nin tarikat silsilesi Sa'deddîn-i Kâşgarî, Nizâmeddin Hâmûş, Alâeddin Attâr vasıtasıyla Nakşibendiyye tarikatının kurucusu Bahâeddin Nakşibend'e ulaşır.

Samimi bir mutasavvıf olan ve bunu yaşadığı örnek hayatla gösteren Câmî, şeyhi Sa'deddîn-i Kâşgarî'den irşad izni aldığı halde bir tekkede şeyhlik yapmak yerine medresede ders verip talebe yetiştirmeyi tercih etmiştir.

Hac yolculuğu

Câmî 877'de (1472) hacca gitmek için Herat'tan ayrıldı. Bu yolculuk sırasında Bağdat'ta iken bazı Şiîler Silsiletü'z-zeheb mesnevisinin beyt">Ehl-i beyt sevgisiyle ilgili bölümünü tahrif ederek Câmî'nin aleyhinde kullanmak istedilerse de Câmî Ehl-i beyt'i sevmenin Kur'an'ın emri olduğunu söyledi ve Silsiletü'z-zeheb'in Ehl-i beyt'le ilgili bölümlerini okuyarak muarızlarını susturdu, orada bulunan âlimlerin takdirini kazandı.

Hac dönüşünde Tebriz'e gitti. Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan'ın Tebriz'de kalmasını istemesine rağmen oradan ayrıldı. 18 Şâban 878 (8 Ocak 1474) tarihinde Herat'a döndü.

Herat yılları ve vefatı

Burada Sultan Hüseyin Baykara'nın kendisi için yaptırdığı medresede Arap dili ve edebiyatı, hadis ve tefsir dersleri okuttu.

Onun sanat hayatının, ilmî ve mânevî otoritesinin zirvede olduğu yıllar Hüseyin Baykara dönemidir (1470-1505). Bütün sultanların ve saray ileri gelenlerinin kendisine sonsuz hürmeti olmasına rağmen hiçbir zaman hükümdarlara hoş görünmeye çalışmamıştır.

18 Muharrem 898 (9 Kasım 1492) Cuma günü Herat'ta vefat etti. Cenazesi, başta Hüseyin Baykara ve Ali Şîr Nevâî olmak üzere devrin bütün ileri gelenlerinin iştirakiyle kaldırıldı, şeyhi Sa'deddîn-i Kâşgarî'nin kabrinin yanına defnedildi.

Ali Şîr Nevâî, Câmî'nin vefatından sonra terkibibend tarzında uzun bir mersiye yazmış, ayrıca hayatına dair Hamsetü'l-mütehayyirîn adlı bir eser kaleme almıştır. Müridlerinden Süheylî de uzun bir mersiye yazmıştır.

Ailesi

Câmî'nin ilk evliliği hakkında bilgi yoktur. Bir manzumesinden onun aile fertlerinin hepsini kaybettiği, bu olaydan sonra bir süre yalnız yaşadığı anlaşılmaktadır.

Daha sonra mürşidi Sa'deddîn-i Kâşgarî'nin büyük oğlu Hâce Kelân'ın iki kızından biriyle kendisi, diğeriyle de Reşehât'ın müellifi Fahreddin Safî evlenmiştir.

Kaynaklarda Mevlânâ Muhammed adlı şair, âlim ve fâzıl bir kardeşinin bulunduğu, tarih ve mûsiki dalında üstat olduğu zikredilmekte, Câmî de onun genç yaşta ölümü üzerine yazdığı mersiyede bu bilgiyi doğrulamaktadır.

Osmanlı ile münasebeti

Câmî sadece Mâverâünnehir ve Horasan'da tanınmakla kalmamış, Hindistan'dan Balkanlar'a kadar uzanan geniş bir alanda sultanların, âlimlerin ve şairlerin saygısını kazanmıştır.

Fâtih Sultan Mehmed, Câmî'yi hacdan dönerken İstanbul'a davet etmek için Hoca Atâullah Kirmânî'yi 5000 altın hediye ile Halep'e gönderdiyse de Kirmânî varmadan az önce Câmî oradan ayrılmış olduğundan bu davet gerçekleşmemiştir.

Fâtih ikinci defa yine değerli hediyelerle Câmî'ye bir elçi gönderip ondan kelâmcılar, felsefeciler ve mutasavvıfların görüşlerini mukayese eden bir eser yazmasını istemiş, bunun üzerine Câmî ed-Dürretü'l-fâhire adlı eserini kaleme almış, ancak eser kendisine sunulmak üzere gönderildiğinde Fâtih vefat etmişti.

Fâtih'in oğlu II. Bayezid ile Câmî arasında karşılıklı yazılmış mektuplar, sultanın ona karşı beslediği saygı ve sevgiyi açıkça göstermektedir. Silsiletü'z-zeheb'in üçüncü kısmını yine II. Bayezid adına telif etmiştir.

Edebî ve fikrî şahsiyeti

Fars şiirinin en büyük üstatlarının sonuncusu sayılan Câmî, üstün şairlik kabiliyeti yanında dinî, edebî ve aklî ilimlerle tasavvuftaki derin vukufundan bütün şiirlerinde faydalanmış, ele aldığı konuları çok rahat ve sade bir dille anlatma gücünü göstermiştir. Onun “Hint üslûbu” (sebk-i Hindî) diye anılan şiir akımının ilk öncülerinden biri olduğu ileri sürülmektedir.

Câmî'nin Nakşibendî tarikatına mensup oluşu diğer tarikat mensuplarından faydalanmasına engel olmamış, vahdet-i vücûdcu mutasavvıflara âdeta hayran olarak onların eserlerini şerh ve telhis etmiştir.

Muhyiddin İbnü'l-Arabî ile İbnü'l-Fârız tarafından işlenen ve vahdet-i vücûdu esas alan tasavvuf anlayışı, XV. yüzyılda Doğu İslâm dünyasında bir hayli yayılmış olan ve Timurlular tarafından da himaye edilen Nakşibendiyye tarikatının tasavvuf anlayışı ile Câmî vasıtasıyla kaynaştırılmıştır.

Tasavvufun filozof ve kelâmcıların mesleklerinden daha üstün olduğunu söyleyen Câmî'ye göre insanı ebedî saadete ulaştıracak şey ancak gerçek aşktır. Seven de sevilen de her mertebede Hakk'ın kendisidir.

COĞRAFÎ HAFIZA10 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi10 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

KİŞİLER AĞIBağlantılarını aç8 doğrudan bağlantıAğda gör →
YOL ATLASISilsiledeki yerini açÖnceki ve sonraki halkalarla birlikte

Hayatından kayıtlar

İlk 6 kayıt gösteriliyor

BİYOGRAFİK KAYIT

Fâtih'in ulaşamadığı davet

Halep'te kaçırılan buluşma.

Metni gösterMetni daralt

Fâtih Sultan Mehmed, Câmî'yi hacdan dönerken İstanbul'a davet etmek için Hoca Atâullah Kirmânî'yi 5000 altın hediye ile Halep'e gönderdiyse de Kirmânî varmadan az önce Câmî oradan ayrılmış olduğundan bu davet gerçekleşmemiştir.

Fâtih ikinci defa yine değerli hediyelerle Câmî'ye bir elçi gönderip ondan kelâmcılar, felsefeciler ve mutasavvıfların görüşlerini mukayese eden bir eser yazmasını istemiş, bunun üzerine Câmî ed-Dürretü'l-fâhire adlı eserini kaleme almış, ancak eser kendisine sunulmak üzere gönderildiğinde Fâtih vefat etmişti.

Çerçeve. İki teşebbüs de son anda boşa çıkmıştır: birincisinde elçi geç kalmış, ikincisinde kitap. Buna karşılık Câmî'nin divanında Fâtih Sultan Mehmed'in fetihlerini anlatan mesnevi tarzında bir şiiri yer almaktadır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Câmî, Abdurrahman”, c. 7, s. 94-99.
BİYOGRAFİK KAYIT

Bağdat'ta tahrif edilen mesnevi

Kendi metnini okuyarak verdiği cevap.

Metni gösterMetni daralt

Bu yolculuk sırasında Bağdat'ta iken bazı Şiîler Silsiletü'z-zeheb mesnevisinin Ehl-i beyt sevgisiyle ilgili bölümünü tahrif ederek Câmî'nin aleyhinde kullanmak istedilerse de Câmî Ehl-i beyt'i sevmenin Kur'an'ın emri olduğunu söyledi ve Silsiletü'z-zeheb'in Ehl-i beyt'le ilgili bölümlerini okuyarak muarızlarını susturdu, orada bulunan âlimlerin takdirini kazandı.

Çerçeve. Suçlamaya kendi metninin aslını okuyarak cevap vermiştir — tartışma metin tenkidiyle çözülmüştür. Aynı Bağdat konaklamasında 22 Şâban 877 (22 Ocak 1473) tarihinde Risâle der Menâsikü'l-hac'ı tamamlamıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Câmî, Abdurrahman”, c. 7, s. 94-99.
BİYOGRAFİK KAYIT

İrşad izni alıp tekkeye oturmamak

Şeyhlik yerine müderrislik.

Metni gösterMetni daralt

Samimi bir mutasavvıf olan ve bunu yaşadığı örnek hayatla gösteren Câmî, şeyhi Sa'deddîn-i Kâşgarî'den irşad izni aldığı halde bir tekkede şeyhlik yapmak yerine medresede ders verip talebe yetiştirmeyi tercih etmiştir.

Çerçeve. Nakşibendiyye'de halvet der-encümen esası, şeyhliğin tekke ile sınırlanmasını gerektirmez; Muhammed Pârsâ'nın hankah ile medreseyi birlikte yürütmesi de aynı çizgidir. Vefatından birkaç ay önce oğlu için el-Fevâidü'z-Ziyâiyye adlı Arapça gramer kitabını hazırlamıştır — son işi de bir ders kitabıdır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Câmî, Abdurrahman”, c. 7, s. 94-99.
BİYOGRAFİK KAYIT

Ali Kuşçu'nun soruları

Riyâziyyâtta da bir üstat.

Metni gösterMetni daralt

Ünlü astronomi ve matematik âlimi Ali Kuşçu Herat'a gittiğinde Câmî'ye astronomiyle ilgili zor sorular sormuş, cevabını hemen alınca hayranlığını gizleyememiş, onunla riyâzî meseleler üzerinde çalışmalar yapmış ve kendisini takdir etmişti.

Uluğ Bey Medresesi'nde Bursalı Kadızâde-i Rûmî'den riyâziyyât dersleri almıştı.

Çerçeve. Semerkant rasathanesinin iki büyük ismi — Kadızâde-i Rûmî ve Ali Kuşçu — Câmî'nin biri hocası, diğeri muhatabıdır. Ali Kuşçu daha sonra İstanbul'a gidip Osmanlı riyâziyyâtının kurucusu olacaktır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Câmî, Abdurrahman”, c. 7, s. 94-99.
BİYOGRAFİK KAYIT

Hocanın esefi

Câcermî'nin tasavvufa gidişine tepkisi.

Metni gösterMetni daralt

“Kendisinden ancak işe yarar iki söz işittim” diyerek hafife aldığı üstatlarından Câcermî onun tasavvufa intisap etmesini esefle karşıladığını ifade eder.

Genç yaşta döneminin bütün ilimlerine vâkıf olmasına rağmen bu ilimler Câmî'yi tatmin etmedi.

Çerçeve. Karşılıklı bir küçümseme kaydıdır: talebe hocasını, hoca talebesinin tercihini. Şehâbeddin Muhammed el-Câcermî, Teftâzânî'nin öğrencisidir; medrese ile tekke arasındaki mesafenin XV. yüzyıl Herat'ında da korunduğunu gösterir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Câmî, Abdurrahman”, c. 7, s. 94-99.
BİYOGRAFİK KAYIT

Şeyhinin yanına gömülmek

Herat'ta bir cenaze.

Metni gösterMetni daralt

18 Muharrem 898 (9 Kasım 1492) Cuma günü Herat'ta vefat etti.

Cenazesi, başta Hüseyin Baykara ve Ali Şîr Nevâî olmak üzere devrin bütün ileri gelenlerinin iştirakiyle kaldırıldı, şeyhi Sa'deddîn-i Kâşgarî'nin kabrinin yanına defnedildi.

Ali Şîr Nevâî, Câmî'nin vefatından sonra terkibibend tarzında uzun bir mersiye yazmış, ayrıca hayatına dair Hamsetü'l-mütehayyirîn adlı bir eser kaleme almıştır.

Çerçeve. Bağ ikilidir: mürşidi Sa'deddîn-i Kâşgarî'nin büyük oğlu Hâce Kelân'ın iki kızından biriyle kendisi, diğeriyle de Reşehât'ın müellifi Fahreddin Safî evlenmiştir — yani şeyhinin hem müridi hem torununun kocasıdır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Câmî, Abdurrahman”, c. 7, s. 94-99.

Eserleri ve metinleri

İlk 6 kayıt gösteriliyor

ESER / METİN

Nefehâtü'l-üns

En önemli mensur eseri.

Metni gösterMetni daralt

Câmî'nin, erkek ve kadın büyük sûfîlerin hal tercümeleriyle tasavvufî terimlerin açıklamalarını ihtiva eden en önemli eseridir.

Birçok yazma nüshası bulunan eser, Lâmiî Çelebi tarafından çeşitli ilâvelerle Türkçe'ye tercüme edilmiştir (Nefehât Tercümesi, İstanbul 1289).

Müridlerinin en meşhuru olan Abdülgafûr-i Lârî, mürşidinin Nefehât'ına yazdığı hâşiyeye Tekmile-i Nefehâtü'l-üns adını vermiştir. Bu eser Câmî'nin hayatı ve şahsiyeti hakkında önemli bir kaynaktır.

Tamamlayıcısı Şevâhidü'n-nübüvve'dir; Ali Şîr Nevâî'nin arzusu üzerine 885 (1480) yılında telif edilmiş, Lâmiî Çelebi tarafından Türkçe'ye çevrilmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Câmî, Abdurrahman”, c. 7, s. 94-99.
ESER / METİN

Heft Evreng

Yedi mesnevi.

Metni gösterMetni daralt

Câmî'nin Silsiletü'z-zeheb, Selâmân ü Ebsâl, Tuhfetü'l-ahrâr, Sübhatü'l-ebrâr, Yûsuf u Züleyhâ, Leylâ vü Mecnûn, Hırednâme-i İskenderî adlı yedi mesnevisinden oluşan bir eserdir.

Çeşitli yazma nüshaları bulunan eser Murtazâ Müderris-i Gîlânî tarafından neşredilmiştir (Tahran 1337 hş.).

Çerçeve. Ad “yedi taht/Büyükayı” demektir. Silsiletü'z-zeheb'in üçüncü kısmı II. Bayezid adına, Hırednâme-i İskenderî'nin hâtimesi ise Ali Şîr Nevâî'yi övmek üzere yazılmıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Câmî, Abdurrahman”, c. 7, s. 94-99.
ESER / METİN

Fusûs şerhleri

Nakdü'n-nusûs ve Arapça şerh.

Metni gösterMetni daralt

Câmî, Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin meşhur eseri Fusûsü'l-hikem'i Nakşü'l-Fusûs adıyla ihtisar etmiş, daha sonra Farsça olarak Nakdü'n-nusûs adıyla şerhetmiştir. Telifi 863 (1459) yılında tamamlanan eser son olarak W. C. Chittick tarafından yayımlanmıştır (Tahran 1977).

Şerhu Fusûsi'l-hikem, Fusûsü'l-hikem'in Arapça şerhi olup 896 (1491) yılında kaleme alınmıştır; Abdülganî en-Nablusî'nin eserinin kenarında basılmıştır.

Çerçeve. Aynı esere hem ihtisar hem Farsça şerh hem Arapça şerh yazmıştır — otuz iki yıl arayla, ilki gençliğinde, sonuncusu vefatından bir yıl önce.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Câmî, Abdurrahman”, c. 7, s. 94-99.
ESER / METİN

Levâih, Eşi'atü'l-Lemaât ve tasavvuf risâleleri

Tasavvufî metinleri.

Metni gösterMetni daralt

LevâihFarsça secili nesirle kısa makaleler hâlinde yazılmış olup tasavvufî konuları ihtiva eder; 870 (1465) yılında telif edildiği sanılmaktadır. İngilizce'ye Levāih Treatise of Sufism adıyla çevrilmiştir (Londra 1928).

Eşi'atü'l-LemaâtFahreddîn-i Irâkī'nin Lemaât adlı eserinin şerhidir; Ali Şîr Nevâî'nin isteği üzerine 886 (1481) yılında tamamlanmıştır.

Ayrıca Serrişte-i Tarîk-i Hâcegân (Nakşibendî esaslarına göre zikirden bahseder), Risâle fi'l-vücûd, Risâle-i Tehlîliyye, Sühanân-ı Hâce Muhammed Pârsâ, Şerh-i Mîmiyye-i Hamriyye-i Fârıziyye (875/1470) ve Şerh-i Kasîde-i Tâiyye-i Fârıziyye.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Câmî, Abdurrahman”, c. 7, s. 94-99.
ESER / METİN

ed-Dürretü'l-fâhire

Fâtih için yazılan mukayese.

Metni gösterMetni daralt

Kelâmcılar, felsefeciler ve mutasavvıfların akîdelerinin mukayese ve muhakemesine dair orijinal bir eser olup Fâtih Sultan Mehmed'in isteği üzerine 886 (1481) yılında Arapça olarak kaleme alınmıştır.

Câmî bu eserinde, asırlarca üzerinde tartışılan Allah'ın varlığı ve birliği, sıfatlarının, ilminin, iradesinin mahiyeti, kelâmının kadîm ve âlemin ezelî olup olmadığı gibi konuları ilmî usullere uygun olarak incelemiştir.

İlmî neşri, Abdülgafûr-i Lârî'nin şerhi ve İmâdüddevle'nin Farsça tercümesiyle birlikte N. L. Heer ve A. Mûsevî Bihbehânî tarafından yapılmış (Tahran 1980), ayrıca İngilizce'ye çevrilmiştir (Albany 1979).

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Câmî, Abdurrahman”, c. 7, s. 94-99.
ESER / METİN

Divanları ve diğer eserleri

Üç divan, gramer, mûsiki, muamma.

Metni gösterMetni daralt

Şiirlerini üç divanda toplamıştır: Fâtihatü'ş-şebâb (884/1479, gençlik şiirleri), Vâsıtatü'l-ikd (orta yaş) ve Hâtimetü'l-hayât (896/1491, yaşlılık). Ali Şîr Nevâî'nin arzusu üzerine bu divanların her birini yazıldıkları dönemleri belirtecek şekilde adlandırmıştır.

el-Fevâidü'z-Ziyâiyyehayatta kalan tek oğlu Ziyâeddin Yûsuf için kaleme aldığı, İbnü'l-Hâcib'in el-Kâfiye'sinin şerhidir; 11 Ramazan 897'de (7 Temmuz 1492) tamamlanmış, Türk medreselerinde son zamanlara kadar ders kitabı olarak okutulmuştur.

Ayrıca Bahâristân (Sa'dî'nin Gülistân'ı örnek alınarak yazılmış), Tefsîrü'l-Kur'ân (yarım kalmış), Hadîs-i Erbaîn, Risâle-i Mûsîkī (890/1485), Risâle-i Münşeât ve muammaya dair üç risâle.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Câmî, Abdurrahman”, c. 7, s. 94-99.

Kavram dünyası

İlk 5 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Doğu ve Batı tasavvufunun sentezi

Câmî'nin tarihî rolü.

Metni gösterMetni daralt

Muhyiddin İbnü'l-Arabî ile İbnü'l-Fârız tarafından işlenen ve vahdet-i vücûdu esas alan tasavvuf anlayışı, XV. yüzyılda Doğu İslâm dünyasında bir hayli yayılmış olan ve Timurlular tarafından da himaye edilen Nakşibendiyye tarikatının tasavvuf anlayışı ile Câmî vasıtasıyla kaynaştırılmıştır.

Fusûsü'l-hikem'i şerheden, daha sonra Nakşü'l-Fusûs adıyla özetleyen, İbnü'l-Fârız'ın kasidesine şerh yazan, Mevlânâ'nın Mesnevî'sindeki ilk iki beyti açıklamak için bir risâle kaleme alan, Fahreddîn-i Irâkī'nin Lemaât'ını Eşi'atü'l-Lemaât adıyla şerheden Câmî, öte yandan Sühanân-ı Hâce Muhammed Pârsâ gibi Nakşî şeyhleriyle ilgili bir eser yazmak suretiyle Doğu ve Batı tasavvuflarının sentezini yapmıştır.

Çerçeve. Bir asır sonra İmâm-ı Rabbânî vahdet-i şühûdu ortaya koyup Nakşibendiyye'yi bu sentezden uzaklaştıracaktır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Câmî, Abdurrahman”, c. 7, s. 94-99.
TARİHÎ KAYIT

Aşk sultanı

Câmî'nin varlık anlayışı.

Metni gösterMetni daralt

Tasavvufun filozof ve kelâmcıların mesleklerinden daha üstün olduğunu söyleyen Câmî'ye göre insanı ebedî saadete ulaştıracak şey ancak gerçek aşktır.

Varlık âlemindeki bütün oluş ve tezahürlerde cilveleşen “aşk sultanı”dır. Seven de sevilen de her mertebede Hakk'ın kendisidir. Mutlak aşk bütün mazharlardan parlamakta, her idrak ve şuurda belirmekte ve kâinattaki her bir varlıkta Allah'ın birliğinin delilleri müşahede edilmektedir.

Câmî, saf zihinleri bulandırmak isteyen sûfî kılığındaki cahillerden ateşten kaçar gibi kaçmak gerektiğine dikkat çeker ve bunların tuzağına düşmemek için gerçek tasavvufun ve hakiki sûfînin özelliklerini anlatır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Câmî, Abdurrahman”, c. 7, s. 94-99.
KAVRAM

Şiirin ölçüsü

Şiir tenkidi yapan bir şair.

Metni gösterMetni daralt

Divanında ve mesnevilerinde nazmın nesirden daha üstün olduğunu, iyi ve kötü şiirin niteliklerini, şiirin nasıl olması gerektiğini açıklamış, günümüz anlayışına uygun “şiir tenkidi” metodunu kullanarak isabetli değerlendirmeler yapmıştır.

Nesrin ve şiirin şeriata uygunlukları nisbetinde gerçeklerin ortaya konulmasında çok etkili vasıtalar olduklarını, aksi halde de bütün kötülüklerin kaynağı olacaklarını söyler. Ona göre şiir insanlara doğru yolu göstermek için kullanılmalı, şahsî menfaatlere alet edilmemelidir.

Câmî, ilim ve sanat hâmisi Hüseyin Baykara gibi hükümdarları övmekle birlikte asla aşırılığa kaçmamış, methettiği kişileri hayra teşvik edici ve eğitici bir üslûp kullanmıştır.

Kendisi de divanlarında sultanlarla ilgili methiyelerin gönül almak ve kendini beğendirmek maksadıyla değil birer zaruret sonucu kaleme alındığını söyler.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Câmî, Abdurrahman”, c. 7, s. 94-99.
KAVRAM

Unutulan Câmî

Bir gramer kitabının gölgesinde.

Metni gösterMetni daralt

Bu tarikattan söz edildiğinde akla hemen İmâm-ı Rabbânî geldiği halde onun kadar, belki de ondan daha ehemmiyetli bir şahsiyet olan Câmî'nin unutulması, üzerinde durulması gereken önemli bir husustur.

Zira bugün Câmî, eskiden medreselerde okutulan bir gramer kitabı (Molla Câmî) sayesinde tanınmaktadır.

Çerçeve. Söz konusu kitap el-Fevâidü'z-Ziyâiyye'dir; oğlu Ziyâeddin Yûsuf için yazdığı bu Kâfiye şerhi, Türk medreselerinde son zamanlara kadar ders kitabı olarak okutulmuş, adı müellifin adını kaplamıştır. Kırk beşi aşkın eser bırakan bir müellifin, kendi adıyla anılan tek kitabının bir nahiv şerhi olması dikkate değer.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Câmî, Abdurrahman”, c. 7, s. 94-99.
KAVRAM

Hâcegân'ın Ehl-i sünnet çizgisi

Nefehât'taki hükmü.

Metni gösterMetni daralt

Hâce Ubeydullah Ahrâr'ı anlattığı bölümün sonunda, “Hâcegân tarikatına mensup büyük şahsiyetlerin, bilhassa Bahâeddin Nakşibend ve arkadaşlarının söz ve davranışları ile tarikattaki metotları incelendiğinde bunların Ehl-i sünnet mezhebi akîdesine tamamıyla bağlı oldukları, şeriat ve sünnete uygun bir yol tuttukları açıkça anlaşılmaktadır” diyerek bu konuda kendi görüşünü de ortaya koymuştur.

Çerçeve. Tahsilini Semerkant ve Herat gibi ilim merkezlerinde Eş'arî mezhebi kelâmcılarıyla Şâfiî fıkhı esaslarına göre tamamlayan Câmî, İ'tikādnâme adlı mesnevisinde İslâm esaslarını Ehl-i sünnet inançlarına göre açıklamıştır. Vahdet-i vücûdu benimserken akîdede bu çizgiyi koruması, sentezinin nasıl kurulduğunu gösterir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Câmî, Nefehâtü'l-üns, s. 413.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

ÖNCEKİ HALKAUbeydullah Ahrârsohbet, intisap ve düşünce bağıÖNCEKİ HALKASa‘deddîn-i Kâşgarîdoğrudan mürid ve icazet bağıHOCASI / ŞEYHİUbeydullah AhrârAbdurrahman Câmî, Ubeydullah Ahrâr üzerinden kaydedilen şeyh–mürid / halife aktarım halkasında yer alır.GELEN BAĞLANTIAbdullah-ı İlâhîAbdullah-ı İlâhî ↔ Abdurrahman Câmî: Herat’taki görüşme ve ortak Ahrârî ilim-tasavvuf çevresi.HOCASI / ŞEYHİSa‘deddîn-i KâşgarîSa‘deddin Kâşgarî, Câmî’nin Nakşibendî şeyhi ve irşad izni aldığı mürşididir.ETKİ KAYNAĞIUbeydullah AhrârUbeydullah Ahrâr ile Câmî arasında sohbet, ziyaret, mektuplaşma ve güçlü fikir yakınlığı vardır.ÖNCEKİ HALKAMevlânâ Nizâmeddin HâmûşHalifesi Sa'deddîn-i Kâşgarî'nin en tanınmış müridi. Câmî'nin tarikat silsilesi Kâşgarî ve Nizâmeddin Hâmûş vasıtasıyla Alâeddin Attâr'a, oradan Bahâeddin Nakşibend'e ulaşır.ETKİ KAYNAĞIŞeyh Mahmûd LâmiîEserlerinin önemli bir kısmını Türkçe’ye çevirdiği Nakşibendî şair ve müelliftir; bu yoğunluk sebebiyle kendisi “Câmî-i Rûm” diye anılmıştır.

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

Herat · AfganistanHeratBabasının 823/1420'de müderris olmasıyla geldiği, Hüseyin Baykara'nın kendisi için yaptırdığı medresede ders okuttuğu ve 18 Muharrem 898'de (9 Kasım 1492) vefat ettiği şehir; şeyhi Sa'deddîn-i Kâşgarî'nin kabrinin yanına defnedilmiştir.Torbat-ı Câm · İranHarcird (Câm)23 Şâban 817'de (7 Kasım 1414) doğduğu kasaba; mahlasını hem bu şehre nisbetle hem Ahmed-i Nâmekī-yi Câmî'nin hâtırasına saygı olarak almıştır. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Abdurrahman Câmî : Nûrüddîn Abdurrahman Câmî (1414–1492), Herat ve Semerkant’ın ilim çevrelerinde yetişen; Sa‘deddin Kâşgarî ve Ubeydullah Ahrâr ile Nakşibendî bağı kuran, Nefehâtü’l-üns, Heft Evreng, üç divan ve çok sayıda tasavvuf şerhiyle İslâm düşünce ve edebiyatında kalıcı iz bırakan âlim ve şairdir.Semerkant · ÖzbekistanSemerkant (Uluğ Bey Medresesi)Uluğ Bey zamanında ilim merkezi hâline gelen şehirde dokuz yıl kalmış, Kadızâde-i Rûmî'den riyâziyyât dersleri almıştır. İlişkili kişi dosyası Abdurrahman Câmî : Nûrüddîn Abdurrahman Câmî (1414–1492), Herat ve Semerkant’ın ilim çevrelerinde yetişen; Sa‘deddin Kâşgarî ve Ubeydullah Ahrâr ile Nakşibendî bağı kuran, Nefehâtü’l-üns, Heft Evreng, üç divan ve çok sayıda tasavvuf şerhiyle İslâm düşünce ve edebiyatında kalıcı iz bırakan âlim ve şairdir.Bağdat · IrakBağdat877/1472 hac yolculuğunda kaldığı ve Silsiletü'z-zeheb'in tahrif edilmesi üzerine muarızlarını kendi metnini okuyarak susturduğu şehir; Risâle der Menâsikü'l-hac'ı burada tamamlamıştır. İlişkili kişi dosyası Abdurrahman Câmî : Nûrüddîn Abdurrahman Câmî (1414–1492), Herat ve Semerkant’ın ilim çevrelerinde yetişen; Sa‘deddin Kâşgarî ve Ubeydullah Ahrâr ile Nakşibendî bağı kuran, Nefehâtü’l-üns, Heft Evreng, üç divan ve çok sayıda tasavvuf şerhiyle İslâm düşünce ve edebiyatında kalıcı iz bırakan âlim ve şairdir.Halep · SuriyeHalepFâtih Sultan Mehmed'in gönderdiği Hoca Atâullah Kirmânî'nin 5000 altın hediyeyle geldiği, fakat Câmî'nin az önce ayrılmış olması sebebiyle davetin gerçekleşmediği şehir. İlişkili kişi dosyası Abdurrahman Câmî : Nûrüddîn Abdurrahman Câmî (1414–1492), Herat ve Semerkant’ın ilim çevrelerinde yetişen; Sa‘deddin Kâşgarî ve Ubeydullah Ahrâr ile Nakşibendî bağı kuran, Nefehâtü’l-üns, Heft Evreng, üç divan ve çok sayıda tasavvuf şerhiyle İslâm düşünce ve edebiyatında kalıcı iz bırakan âlim ve şairdir.Tebriz · İranTebrizHac dönüşünde uğradığı, Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan'ın kalmasını istemesine rağmen ayrıldığı şehir; 18 Şâban 878'de (8 Ocak 1474) Herat'a dönmüştür. İlişkili kişi dosyası Abdurrahman Câmî : Nûrüddîn Abdurrahman Câmî (1414–1492), Herat ve Semerkant’ın ilim çevrelerinde yetişen; Sa‘deddin Kâşgarî ve Ubeydullah Ahrâr ile Nakşibendî bağı kuran, Nefehâtü’l-üns, Heft Evreng, üç divan ve çok sayıda tasavvuf şerhiyle İslâm düşünce ve edebiyatında kalıcı iz bırakan âlim ve şairdir.Mekke · Suudi ArabistanMekke877/1472'de Herat'tan ayrılarak gittiği hac menzili. İlişkili kişi dosyası Abdurrahman Câmî : Nûrüddîn Abdurrahman Câmî (1414–1492), Herat ve Semerkant’ın ilim çevrelerinde yetişen; Sa‘deddin Kâşgarî ve Ubeydullah Ahrâr ile Nakşibendî bağı kuran, Nefehâtü’l-üns, Heft Evreng, üç divan ve çok sayıda tasavvuf şerhiyle İslâm düşünce ve edebiyatında kalıcı iz bırakan âlim ve şairdir.Taşkent · ÖzbekistanTaşkent (Ubeydullah Ahrâr)Sa'deddîn-i Kâşgarî'nin vefatından sonra bağlandığı Hâce Ubeydullah Ahrâr'ın faaliyet sahası; birkaç defa görüşmüş, sürekli mektuplaşmış, 895/1490'daki vefatına uzunca bir mersiye yazmıştır. Konum bölge merkezine göre yaklaşıktır.İstanbul · TürkiyeİstanbulFâtih Sultan Mehmed'in iki defa davet ettiği, II. Bayezid ile mektuplaştığı ve eserlerinin sağlığında yayıldığı Osmanlı başşehri; ed-Dürretü'l-fâhire buraya gönderilmiş, fakat Fâtih'in vefatına yetişmiştir.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]TDV İslâm Ansiklopedisi, “Câmî, Abdurrahman”, c. 7, s. 94-99
  2. [2]Câmî, Nefehâtü'l-üns, s. 413
  3. [3]İSAM Ulema Veritabanı
  4. [4]TDV İslâm Ansiklopedisi: Nakşibendiyye ve ilgili şahıs maddeleri; Necdet Tosun, Bahâeddin Nakşbend; Muhammed Pârsâ, Risâle-i Kudsiyye
  5. [5]TDV İslâm Ansiklopedisi: Nakşibendiyye, Kâsâniyye ve ilgili şahıs maddeleri
  6. [6]Mustafa Kara ve Hamid Algar, ‘Abdullah-ı İlâhî’, TDV İslâm Ansiklopedisi; Lâmiî Çelebi, Nefehât Tercümesi; Taşköprizâde ve Mecdî, Şekāik geleneği; Abdullah-ı İlâhî’nin Keşfü’l-Vâridât ve Meslekü’t-tâlibîn adlı eserleri
  7. [7]Ömer Okumuş, ‘Câmî, Abdurrahman’, TDV İslâm Ansiklopedisi; Abdurrahman Câmî, Nefehâtü’l-üns; Abdülgafûr-i Lârî, Tekmile-i Nefehâtü’l-üns; Fahreddin Ali Sâfî, Reşehât-ı Aynü’l-hayât
  8. [8]Kişi kartı kaynak paketi — Abdurrahman Câmî
Ortak kaynak kataloğunu aç →