Ara
Menü

Abdullah-ı İlâhî

Abdullah-ı İlâhî (Molla İlâhî, Simavî; ö. 896/1491), Ubeydullah Ahrâr'a intisap edip Nakşibendiyye'yi Anadolu ve Rumeli'de yayan mutasavvıf; Şeyh Bedreddin'in Vâridât 'ının ilk şârihidir.

Vefat
1491
Unvan
Ahrâriyye’yi Anadolu ve Rumeli’ye taşıyan âlim, sûfî ve müellif
Temalar
Nakşibendiyye, Ahrâriyye, Simav, Semerkant, Buhara, İstanbul, Vardar Yenicesi, vahdet-i vücûd, melâmet, Türkçe tasavvuf nesri

Doğumu ve tahsili

Kütahya'nın Simav kasabasında doğdu; Molla İlâhî veya Abdullah Simâvî olarak da tanınır.

İlk öğrenimine doğduğu yerde başladı; sonra devrin ilim merkezi İstanbul'a giderek Zeyrek Medresesi'nde tahsiline devam etti. Kendisinden ders okuduğu Mevlânâ Ali et-Tûsî ile Horasan bölgesine gitti.

Tasavvufa yönelişi

Bir müddet sonra tasavvufa meyletti ve sûfîlerle birlikte olmaya başladı. Kaynak bu meylin şiddetini somut bir hareketle ölçer: kitaplarını satıp paralarını fakirlere dağıtacak derecede hayatını etkilemiştir.

Semerkant'a gidip devrin en meşhur mutasavvıflarından Ubeydullah Ahrâr'a intisap etti. Seyrüsülûkünü tamamlayıp icâzet aldıktan sonra Buhara'ya geçti.

Bahâeddin Nakşibend'in kabrinde bir yıl

Buhara'da bir yıl, yani dokuz erbaîn çıkarıncaya kadar Bahâeddin Nakşibend'in mezarının yanında ibadet ve tefekkür hayatı yaşadı.

Bu mânevî ilişki, onun Üveysî-meşrep bir sûfî olarak tanınmasına sebep oldu.

Tekrar Semerkant'a döndüğünde mürşidi, görev alanı olarak Anadolu'yu gösterdi.

Dönüş yolu ve Molla Câmî

Simav'a dönerken uğradığı ilim merkezlerinde devrin âlim ve sûfîleriyle görüşerek sohbetlerde bulundu. Bunların en önemlilerinden biri Herat'ta görüştüğü Molla Câmî idi.

Kaynak bu görüşmenin uzun vadeli bir sonucunu da not eder: daha sonraki yıllarda halifesi Ahmed-i Buhârî'nin müridi Lâmiî Çelebi, Molla Câmî'nin meşhur eseri Nefehâtü'l-üns'ü Farsçadan Türkçeye çevirecektir.

Simav dergâhı

Simav'a dönünce dergâhını kurarak Nakşibendîliği yaymaya başladı. Medrese ilimlerini de bildiği için çevresinde toplananların sayısı hızla arttı ve kısa sürede şöhreti İstanbul'a kadar yayıldı.

Lâmiî Çelebi bunu şöyle ifade eder: Tarîkhâcegân âvâzesi vilâyet-i Rûm'a münteşir oldu.”

İstanbul davetini erteleyişi

Bir müddet sonra İstanbul'a gelmesi teklif edildi; ancak bu daveti ihtiyatla karşıladı. Fâtih Sultan Mehmed davetinde ısrar edince, Semerkant'tan kendisiyle beraber Anadolu'ya gelen müridi Emîr Ahmed-i Buhârî'yi İstanbul'a gönderdi. Emîr Buhârî durumu Farsça bir beyitle üstü kapalı bir şekilde şeyhine bildirince İstanbul'a gitmeyi biraz daha geciktirdi.

Nihayet Fâtih'in ölümünden sonra Manisalı Kazasker Çelebi Muhyiddin'in ısrarlı davetleri üzerine İstanbul'a gitmeye razı oldu. Çelebi'nin kendisi ve dervişleri için hazırladığı derviş hücrelerinde oturmayı reddedip artık metruk olan Zeyrek Medresesi'nde — gençliğinde okuduğu yerde — ikamet etmeye başladı.

Vardar Yenicesi

Kısa sürede büyük kalabalıklar etrafını sarınca daha sakin bir yer aramayı düşündü; Evrenoszâde Ahmed Bey'in teklifini uygun bularak Selânik'e 40 km. uzaklıkta bulunan Vardar Yenicesi'ne gitti, Evrenoszâde'nin yaptırdığı hankaha yerleşti ve ölümüne kadar oradan ayrılmadı.

Yenice'de halkı irşad etmeye devam ettiği biliniyorsa da Rumeli'de halife bıraktığına dair bir kayıt yoktur; kaynağın kanaatine göre burada mürid yetiştirmiş olmaktan çok eser telif etmekle uğraşmış olmalıdır.

Kaybolan türbe

Evliya Çelebi, Molla İlâhî'nin bölgedeki tesirlerinden ve Vardar Yenicesi'ndeki türbesinden uzun uzun bahsetmiş, Bursalı Mehmed Tâhir de türbeyi ziyaret ettiğini söylemiştir.

Ancak daha sonraki yıllarda bu bölgeyi gezen sanat tarihçileri Semavi Eyice ve Ekrem Hakkı Ayverdi, türbe ile ilgili herhangi bir ize rastlayamamışlardır.

İki İlâhî meselesi

Hayatı hakkında fazla bilgi bulunmayan Ahmed-i İlâhî adlı bir sûfî ile çağdaş olması, bazı konuların birbirine karıştırılmasına sebep olmuştur. Şiirlerinde İlâhî mahlasını kullanan bu sûfîlerin ikisi de Nakşî ve Melâmî-meşreptir.

Kaynağın tashihleri şunlardır: Sadreddin Konevî'nin Miftâhu'l-gayb'ının şârihi Ahmed-i İlâhî olduğu hâlde, Kâtib Çelebi'den beri bu şerh Abdullah-ı İlâhî'ye nisbet edilegelmiştir. Fâtih'in Ayasofya'da vaazını dinlediği ve tasavvufî konuları soru-cevap şeklinde konuştuğu sûfî de Abdullah-ı İlâhî değil, Ahmed-i İlâhî'dir. Elimizde tek nüshası bulunan İlâhî Divanı ise muhtemelen Ahmed-i İlâhî'ye aittir.

Tasavvuf anlayışı

Dervişin “kalenderî-sîret ve melâmî-sıfat” olması gerektiğini ileri sürer. Mürid ve mürşidde bulunması gereken özellikleri Necmeddîn-i Dâye'nin Mirsâdü'l-ibâd'ından naklederek açıklar.

Ona göre kişi kâmil bir mürşide intisap ederek sülûkünü tamamlamalıdır; insanın mânevî eksikliği kitap okumakla giderilemez. Mürşid bulamayan kimse, Allah'a gerçekten teveccüh ederse O'nun inâyeti, enbiya ve evliyanın yardımıyla da mânen olgunlaşabilir — fakat kendi tecrübesine rağmen ihtiyatlıdır: Üveysîlik denen bu yolla sülûkü tamamlamak çok zordur ve bunu başaranların sayısı çok azdır.

Bir başka ilkesi sıra meselesidir: insan ilk dinî bilgileri aldıktan sonra seyrüsülûkünü tamamlamalı, daha sonra zâhirî ilimleri öğrenmelidir; aksi yapılırsa birtakım zorluklarla karşılaşılır.

Yolu kesen harâmîler

İnsanın Allah'a ulaşmasına engel olan ve gönül yolunu kesen harâmîlerden bahsederken Âl-i İmrân sûresinin 14. âyetindeki — kadınlara, oğullara, kantar kantar altın ve gümüşe, nişanlı atlar ve develere, ekinlere karşı aşırı sevgi beslemenin insanlara güzel gösterildiğini bildiren — ilâhî uyarıyı hatırlatır.

Bunlara felsefî şüpheleri, bid'at ve dalâlet ehlini, mülhidleri, zındıkları, Müşebbihe, Muattıla ve Dehriyye'yi de birer harâmî olarak ekler.

Tecellî ve ittihâd

Nazın mâşuklara, niyazın âşıklara ait bir hâl olduğunu ifade eder ve tecellî fikri üzerinde geniş olarak durur.

Ona göre tasavvufî düşüncedeki sapmaların temel sebeplerinden biri ruhî tecellînin rahmânî tecellî olarak değerlendirilmesidir; başka bir ifadeyle ruhanî tasarruf ruhanî cezbe ile, rabbânî tasarruf rabbânî cezbe ile karıştırılmaktadır.

Müridlerini irşad konusunda fazla istekli olan bazı sûfîlerin rahmânî değil ruhanî tasarruf sahibi olduklarının iki önemli belirtisini verir: enâniyet sahibi olmaları ve müridleri üzerindeki tesirlerinin sürekli olmaması.

“Ene'l-hak”, “sübhânî mâ a'zame şânî” gibi şathiyelerden söz ederken ittihâda açıklık getirir: bu makamdaki ittihâd, iki şeyin birleşip aynileşmesi değil, bir tarafın muhtefî (gizli) olmasıdır.

Tesiri

Nakşibendîliğin ve aşk, vecd ve vahdet-i vücûda dayalı tasavvufî düşüncenin Anadolu ve Rumeli'de yayılmasına hizmeti geçen sûfîlerin başında gelir. Onu takip edenlerin, Mevlânâ ve İbnü'l-Arabî'nin eserleriyle açıklık kazanan vahdet-i vücûd düşüncesinin Osmanlı topraklarında yer bulmasında önemli tesiri vardır.

Halifesi Mahmud Çelebi'nin müridlerinden Sürûrî mahlaslı Gelibolulu Muslihuddin Mustafa (ö. 969/1561), Mesnevî'yi Türkçeye ilk çeviren sûfîdir. His ve duyuşa dayalı Horasan tasavvuf mektebinin tabii sonucu olarak şiir unsuru onun eserlerinde önemli bir yer tutar; Osmanlı döneminde Vardar Yenicesi'nin yetiştirdiği Hayâlî, Hayretî, Usûlî gibi şairler dikkat çeker.

Melâmî neşvenin Rumeli'de tanıtılmasında ve bu bölgede bugüne kadar uzanan Melâmîliğin tarihçesinde önemli bir yeri vardır. Ancak kaynak sonu da söyler: onun Melâmiyye, vahdet-i vücûd ve Vâridât çizgisindeki tasavvuf anlayışı, daha sonraki Nakşibendî muhitlerde tesirini kaybedecektir.

Müridleri ve silsile

En meşhur müridleri Emîr Ahmed-i Buhârî, Muslihuddin Tavîl ve Âbid Çelebi'dir. Emîr Ahmed-i Buhârî'nin İstanbul Fatih'te kurduğu tekke, halifeleri Lâmiî Çelebi, Mahmud Çelebi, Pîr Halîfe-i Hamîdî ve Hakîm Çelebi ile devam etmiştir.

Bu dönemin kaynaklarında Nakşibendî silsilesi şöyle verilir: Ubeydullah Ahrâr → Molla İlâhî → Ahmed-i Buhârî → Hakîm Çelebi → Nakşibendzâde Mustafa → İlâhîzâde Yâkub → Ahmed Tirevî → Ömer Bâkî → Şeyh Nasrullah. Bu silsile, Müceddidiyye'nin Anadolu'da yayılmasıyla değişikliğe uğramıştır.

COĞRAFÎ HAFIZA10 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi10 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

KİŞİLER AĞIBağlantılarını aç5 doğrudan bağlantıAğda gör →
YOL ATLASISilsiledeki yerini açÖnceki ve sonraki halkalarla birlikte

Menkıbeler

İlk 1 kayıt gösteriliyor

MENKIBE · GELENEK İÇİ

İzi bulunamayan türbe

Evliya Çelebi'nin gördüğü, sanat tarihçilerinin bulamadığı yapı.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Evliya Çelebi, Molla İlâhî'nin bölgedeki tesirlerinden ve Vardar Yenicesi'ndeki türbesinden uzun uzun bahsetmiştir; Bursalı Mehmed Tâhir de türbeyi ziyaret ettiğini söyler.

Buna karşılık daha sonraki yıllarda bölgeyi gezen sanat tarihçileri Semavi Eyice ve Ekrem Hakkı Ayverdi, türbe ile ilgili herhangi bir ize rastlayamamışlardır.

Çerçeve. Kartta türbe için verilen konum bu yüzden yaklaşıktır; bugün ayakta bir yapı bilinmemektedir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Evliya Çelebi, Seyahatnâme, VIII, 175-176.

Hayatından kayıtlar

İlk 5 kayıt gösteriliyor

BİYOGRAFİK KAYIT

Kitaplarını satıp fakirlere dağıtması

Tasavvufa yönelişinin ilk işareti.

Metni gösterMetni daralt

Ali et-Tûsî ile Horasan'a gittikten bir müddet sonra tasavvufa meyletti. Kaynak bu meylin derecesini bir hareketle ölçer: kitaplarını satıp paralarını fakirlere dağıtacak derecede hayatını etkilemiştir.

Çerçeve. Sonraki görüşüyle birlikte okunmalıdır: “İnsanın mânevî eksikliği kitap okumakla giderilemez.” Buna karşılık ömrünün son yıllarını, Vardar Yenicesi'nde kitap yazarak geçirecektir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Abdullah-ı İlâhî”, c. 1, s. 110-112.
BİYOGRAFİK KAYIT

Dokuz erbaîn

Bahâeddin Nakşibend'in kabri başında geçen bir yıl.

Metni gösterMetni daralt

Ubeydullah Ahrâr'dan icâzet aldıktan sonra Buhara'ya geçti ve bir yıl, yani dokuz erbaîn çıkarıncaya kadar Bahâeddin Nakşibend'in mezarının yanında ibadet ve tefekkür hayatı yaşadı.

Çerçeve. Bu mânevî ilişki, onun Üveysî-meşrep bir sûfî olarak tanınmasına sebep olmuştur — yani hayattaki bir mürşide değil, vefat etmiş bir pîre bağlanma yoluyla feyiz alma. Kendisi bu yol için “çok zordur, başaranların sayısı çok azdır” diyecektir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Abdullah-ı İlâhî”, c. 1, s. 110-112.
BİYOGRAFİK KAYIT

Fâtih'in davetini geciktirmesi

Emîr Buhârî'nin Farsça beyitle ilettiği haber.

Metni gösterMetni daralt

İstanbul'a gelmesi teklif edilince daveti ihtiyatla karşıladı. Fâtih Sultan Mehmed ısrar edince, Semerkant'tan beraber geldiği müridi Emîr Ahmed-i Buhârî'yi İstanbul'a gönderdi.

Emîr Buhârî durumu Farsça bir beyitle üstü kapalı bir şekilde şeyhine bildirince İstanbul'a gitmeyi biraz daha geciktirdi. Ancak Fâtih'in ölümünden sonra, Kazasker Çelebi Muhyiddin'in ısrarlı davetleriyle gitmeye razı oldu.

Çerçeve. Şehre varınca da kendisi için hazırlanan derviş hücrelerini reddedip metruk Zeyrek Medresesi'ne yerleşti — gençliğinde tahsil gördüğü yer.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Abdullah-ı İlâhî”, c. 1, s. 110-112.
BİYOGRAFİK KAYIT

Kalabalıktan kaçış

İstanbul'u bırakıp Vardar Yenicesi'ne çekilmesi.

Metni gösterMetni daralt

Zeyrek'te kısa sürede büyük kalabalıklar etrafını sarınca daha sakin bir yer aramayı düşündü. Evrenoszâde Ahmed Bey'in teklifini uygun bularak Vardar Yenicesi'ne gitti, onun yaptırdığı hankaha yerleşti ve ölümüne kadar oradan ayrılmadı.

Çerçeve. Kaynak burada temkinli bir hüküm verir: Yenice'de irşada devam ettiği bilinse de Rumeli'de halife bıraktığına dair bir kayıt yoktur; muhtemelen mürid yetiştirmekten çok eser telif etmekle uğraşmıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Abdullah-ı İlâhî”, c. 1, s. 110-112.
BİYOGRAFİK KAYIT

Şeyh Bedreddin'i savunması

Baskı devrinde söylenmiş bir söz.

Metni gösterMetni daralt

Şeyh Bedreddin olayından sonra, Bedreddînîler diye tanınan taraftarları üzerinde devletin sert baskılar uyguladığı bir devirde, Abdullah-ı İlâhî onun Vâridât'ını şerhetti.

Bedreddin'i bir ârif olarak değerlendirmesi ve muarızlarının onu anlayamadıklarını iddia etmesi, kaynağın deyişiyle kendisinin fikrî cesaretini göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

Çerçeve. Aynı Fâtih devrinde padişahın davetini geciktiren kişidir; merkezden uzak durma tercihi ile bu cesaret aynı tavrın iki yüzüdür.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Abdullah-ı İlâhî”, c. 1, s. 110-112.

Eserleri ve metinleri

İlk 6 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Keşfü'l-Vâridât

Şeyh Bedreddin'in Vâridât'ına yapılmış ilk şerh.

Metni gösterMetni daralt

Tam adı Keşfü'l-Vâridât li-tâlibi'l-kemâlât ve gāyeti'd-derecât. Bedreddin Simâvî'nin meşhur Vâridât'ının Arapça şerhidir.

Şerh yapılırken Attâr, Mevlânâ ve özellikle İbnü'l-Arabî'nin eserlerinden istifade edilmiş, yer yer şiir unsuruna başvurulmuştur.

Kâtib Çelebi'nin kaydettiğine göre eser, Vâridât üzerinde yapılmış ilk şerhtir. 890 (1485) istinsah tarihli bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi'ndedir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Süleymaniye Ktp., Nâfiz Paşa, nr. 1235 (890/1485 istinsahlı).
TARİHÎ KAYIT

Meslekü't-tâlibîn ve'l-vâsılîn

Arapça-Farsça bilmeyenler için yazılmış Türkçe âdâb kitabı.

Metni gösterMetni daralt

Tasavvufî hayatın âdâb ve erkânına dair bilgi verir; 888'de (1483) kaleme alınmıştır.

Abdullah-ı İlâhî kitabın başlarında eserini Arapça ve Farsça bilmeyenler için Türkçe olarak yazdığını ifade eder.

Türkçe eserlerinin XV. yüzyıl Türk nesri açısından da önemli olduğu bilinmektedir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Süleymaniye Ktp., Uşşâkī Tekkesi, nr. 25; Lala İsmâil, nr. 140; İbrâhim Efendi, nr. 64.
TARİHÎ KAYIT

Zâdü'l-müştâkīn

Yüzden fazla tasavvuf ıstılahının açıklaması.

Metni gösterMetni daralt

Vardar Yenicesi'ne gittikten sonra kaleme aldığı bu Türkçe eser, yüzden fazla tasavvuf ıstılahının açıklamasını ihtiva eder.

Molla İlâhî bu eserine mensur münâcâtlarla başlamıştır.

Ruhanî/rabbânî tasarruf ayrımı ve ittihâd tarifi gibi en karakteristik görüşleri bu kitapta yer alır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Süleymaniye Ktp., İbrâhim Efendi, nr. 420; Mevlânâ Müzesi Ktp., nr. 5031.
TARİHÎ KAYIT

Risâle-i vücûd ve Risâle-i Ahadiyye

Vahdet-i vücûd ve mertebeler üzerine iki risâle.

Metni gösterMetni daralt

Risâle-i vücûd, vahdet-i vücûd konusunda kaleme alınan Arapça bir eserdir.

Risâle-i Ahadiyye Farsça yazılmıştır ve hazarât-ı hams, âlem-i ceberût, âlem-i lâhût, âlem-i hakāik, cem'u'l-cem', gaybü'l-mechûl, mâhiyyetü'l-mâhiyyât, hüviyyet-i gayb, ahadiyyet gibi terimleri inceler.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Süleymaniye Ktp., Mihrişah Sultan, nr. 203 / Şehid Ali Paşa, nr. 1390.
TARİHÎ KAYIT

Menâzilü'l-kulûb ve Esrarnâme

Rûzbihân şerhi ve Türkçe ahlâk kitabı.

Metni gösterMetni daralt

Menâzilü'l-kulûb, Rûzbihân-ı Baklî'nin Risâle-i Kuds'üne Farsça olarak yaptığı şerhtir; Muhammed Takī'nin Rûzbihânnâme'si içinde yayımlanmıştır.

Esrarnâme ise tasavvufî ahlâkla ilgili Türkçe bir eserdir (Süleymaniye Ktp., Hâşim Paşa, nr. 15).

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Muhammed Takī, Rûzbihânnâme, Tahran 1968, s. 387-421.
ESER / METİN

Nisbeti şüpheli eserler

Ahmed-i İlâhî ile karışan metinler.

Metni gösterMetni daralt

Çağdaşı Ahmed-i İlâhî ile aynı mahlası kullanması, eserlerin birbirine nisbet edilmesine yol açmıştır.

Necâtü'l-ervâh (Risâle-i Molla İlâhî, Risâle-i Es'ile ve Ecvibe adlarıyla da anılır) için kaynak Ahmed-i İlâhî'ye ait olma ihtimalinin daha kuvvetli olduğunu söyler. Mi'râciyye'ye henüz rastlanmamıştır.

Divan (Bursa, Orhan Ktp., nr. 1223; 128 sayfanın 115'i Farsça, 13'ü Türkçe) İsmail Hikmet Ertaylan tarafından İlâhî Divanı adıyla neşredilmişse de eserin hangi İlâhî'ye ait olduğu hâlâ kesin olarak ortaya çıkarılamamıştır. Ayrıca Sadreddin Konevî'nin Miftâhu'l-gayb şerhi Ahmed-i İlâhî'nindir; Kâtib Çelebi'den beri yanlışlıkla Abdullah-ı İlâhî'ye nisbet edilmektedir. Kenzü'l-esrâr da (Süleymaniye Ktp., İbrâhim Efendi, nr. 868) nisbet edilen eserlerdendir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Mustafa Kara, “Molla İlâhî'ye Dair”, Osmanlı Araştırmaları VII-VIII, s. 365-390.

Kavram dünyası

İlk 6 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Üveysîlik

Hayatta bir mürşide bağlanmadan feyiz alma yolu.

Metni gösterMetni daralt

Üveysîlik, kişinin hayattaki bir mürşide bağlanmadan, vefat etmiş bir velînin ruhaniyetinden feyiz alarak yol katetmesidir.

Abdullah-ı İlâhî'ye bu vasfı kazandıran, Bahâeddin Nakşibend'in kabri yanında dokuz erbaîn çıkarmasıdır. Kendi görüşü ise ihtiyatlıdır: mürşid bulamayan kimse Allah'a gerçekten teveccüh ederse O'nun inâyeti, enbiya ve evliyanın yardımıyla olgunlaşabilir; ancak bu yolla sülûkü tamamlamak çok zordur ve başaranların sayısı çok azdır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Abdullah-ı İlâhî”, c. 1, s. 110-112.
TARİHÎ KAYIT

Ruhanî tasarruf ve rabbânî tasarruf

Sapmanın kaynağı saydığı ayrım.

Metni gösterMetni daralt

Ona göre tasavvufî düşüncedeki sapmaların temel sebeplerinden biri, ruhî tecellînin rahmânî tecellî olarak değerlendirilmesidir: ruhanî tasarruf ruhanî cezbe ile, rabbânî tasarruf rabbânî cezbe ile karıştırılmaktadır.

Müridlerini irşad konusunda fazla istekli olan bazı sûfîlerin rahmânî değil ruhanî tasarruf sahibi olduklarının iki belirtisi vardır: enâniyet sahibi olmaları ve müridleri üzerindeki tesirlerinin sürekli olmaması.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Zâdü'l-müştâkīn, Süleymaniye Ktp., İbrâhim Efendi, nr. 420, vr. 15b.
TARİHÎ KAYIT

İttihâd

Şathiyelerin doğru okunması.

Metni gösterMetni daralt

“Ene'l-hak” ve “sübhânî mâ a'zame şânî” gibi şathiyelerden söz ederken ittihâd konusuna açıklık getirir.

Ona göre bu makamdaki ittihâd, iki şeyin birleşip aynileşmesi değil, bir tarafın muhtefî (gizli) olmasıdır.

Bu tarif, vahdet-i vücûdun hulûl ve ittihâd ithamlarından ayrılmasını sağlayan klasik izahlardandır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Zâdü'l-müştâkīn, vr. 86a.
TARİHÎ KAYIT

Kalenderî-sîret, melâmî-sıfat

Dervişte aradığı iki nitelik.

Metni gösterMetni daralt

Dervişin “kalenderî-sîret ve melâmî-sıfat” olması gerektiğini ileri sürer; mürid ve mürşidde bulunması gereken özellikleri Necmeddîn-i Dâye'nin Mirsâdü'l-ibâd'ından naklederek açıklar.

Melâmî neşvenin Rumeli'de tanıtılmasında ve bu bölgede bugüne kadar uzanan Melâmîliğin tarihçesinde önemli bir yeri vardır — buna karşılık bu çizgi sonraki Nakşibendî muhitlerde tesirini kaybedecektir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Meslekü't-tâlibîn, Süleymaniye Ktp., Uşşâkī Tekkesi, nr. 25.
TARİHÎ KAYIT

Gönül yolunu kesen harâmîler

Sülûkün önündeki engeller listesi.

Metni gösterMetni daralt

İnsanın Allah'a ulaşmasına engel olan “harâmîler”i sayarken önce Âl-i İmrân 3/14'ü hatırlatır: kadınlara, oğullara, kantar kantar altın ve gümüşe, nişanlı atlar ve develere, ekinlere karşı aşırı sevgi beslemenin insanlara güzel gösterildiği uyarısı.

Ardından listeyi fikrî alana genişletir: felsefî şüpheler, bid'at ve dalâlet ehli, mülhidler, zındıklar, Müşebbihe, Muattıla ve Dehriyye de birer harâmîdir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Meslekü't-tâlibîn, Süleymaniye Ktp., Uşşâkī Tekkesi, nr. 25, vr. 73b.
TARİHÎ KAYIT

Sülûk önce, zâhirî ilim sonra

Terbiye sırasına dair kendi kaidesi.

Metni gösterMetni daralt

Ona göre insan ilk dinî bilgileri aldıktan sonra seyrüsülûkünü tamamlamalı, daha sonra zâhirî ilimleri öğrenmelidir; bunun aksi yapıldığı takdirde birtakım zorluklarla karşılaşılır.

Kendi hayatı bu kaidenin tersine işlemişti: önce Zeyrek Medresesi ve Ali et-Tûsî'nin dersleri, sonra kitaplarını satıp Semerkant'a gidiş. Kaideyi kendi tecrübesinden çıkarmış olması muhtemeldir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Abdullah-ı İlâhî”, c. 1, s. 110-112.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

Giannitsa · YunanistanVardar Yenicesi (Giannitsa)Evrenoszâde Ahmed Bey'in yaptırdığı hankaha yerleşip ölümüne kadar ayrılmadığı, Selânik'e yaklaşık 40 km. uzaklıktaki kasaba. Evliya Çelebi buradaki türbesinden uzun uzun bahseder; ancak Semavi Eyice ve Ekrem Hakkı Ayverdi türbeye dair herhangi bir ize rastlayamamışlardır — bu yüzden verilen konum kasaba ölçeğinde ve yaklaşıktır.Kütahya · TürkiyeSimavDoğum, eğitim ve irşad çevresi Abdullah-ı İlâhî’nin doğduğu; Semerkant dönüşünde dergâhını kurup Nakşibendîliği yaymaya başladığı kasabadır. Medrese ilimlerine vukufu sayesinde çevresindeki halka kısa sürede genişlemiştir. Kaynak aktarımında Ahmed-i Buhârî’nin de burada seyrüsülûkünü tamamladığı belirtilir. Kişi bağlantısı Simavlı Abdullah-ı İlâhî (ö. 896/1491), Ubeydullah Ahrâr’ın halifesi olarak Nakşibendiyye’nin Ahrârî yorumunu Anadolu ve Rumeli’ye taşıyan; Simav, İstanbul ve Vardar Yenicesi çevrelerini etkileyen âlim-sûfîdir.İstanbul · TürkiyeZeyrek MedresesiGençliğinde tahsil gördüğü medrese. Fâtih'in ölümünden sonra İstanbul'a geldiğinde, kendisi için hazırlanan derviş hücrelerini reddedip artık metruk olan bu medreseye yerleşti. İlişkili kişi dosyası Abdullah-ı İlâhî : Simavlı Abdullah-ı İlâhî (ö. 896/1491), Ubeydullah Ahrâr’ın halifesi olarak Nakşibendiyye’nin Ahrârî yorumunu Anadolu ve Rumeli’ye taşıyan; Simav, İstanbul ve Vardar Yenicesi çevrelerini etkileyen, Türkçe ve Arapça eserleriyle aşk, vahdet, seyrüsülûk ve melâmet düşüncesini işleyen âlim-sûfîdir.Semerkant · ÖzbekistanSemerkantUbeydullah Ahrâr'a intisap edip seyrüsülûkünü tamamladığı ve icâzet aldığı şehir; mürşidi görev alanı olarak burada Anadolu'yu gösterdi. İlişkili kişi dosyası Abdullah-ı İlâhî : Simavlı Abdullah-ı İlâhî (ö. 896/1491), Ubeydullah Ahrâr’ın halifesi olarak Nakşibendiyye’nin Ahrârî yorumunu Anadolu ve Rumeli’ye taşıyan; Simav, İstanbul ve Vardar Yenicesi çevrelerini etkileyen, Türkçe ve Arapça eserleriyle aşk, vahdet, seyrüsülûk ve melâmet düşüncesini işleyen âlim-sûfîdir.Buhara · ÖzbekistanBahâeddin Nakşibend Türbesi, Buharaİcâzetten sonra bir yıl — dokuz erbaîn — boyunca kabrinin yanında ibadet ve tefekkürle vakit geçirdiği yer; Üveysî-meşrep tanınmasının sebebi budur. İlişkili kişi dosyası Abdullah-ı İlâhî : Simavlı Abdullah-ı İlâhî (ö. 896/1491), Ubeydullah Ahrâr’ın halifesi olarak Nakşibendiyye’nin Ahrârî yorumunu Anadolu ve Rumeli’ye taşıyan; Simav, İstanbul ve Vardar Yenicesi çevrelerini etkileyen, Türkçe ve Arapça eserleriyle aşk, vahdet, seyrüsülûk ve melâmet düşüncesini işleyen âlim-sûfîdir.Herat · AfganistanHeratAnadolu'ya dönerken uğradığı ilim merkezlerinden; burada Molla Câmî ile görüştü. Câmî'nin Nefehâtü'l-üns 'ünü yıllar sonra halifesi Ahmed-i Buhârî'nin müridi Lâmiî Çelebi Türkçeye çevirecektir. İlişkili kişi dosyası Abdullah-ı İlâhî : Simavlı Abdullah-ı İlâhî (ö. 896/1491), Ubeydullah Ahrâr’ın halifesi olarak Nakşibendiyye’nin Ahrârî yorumunu Anadolu ve Rumeli’ye taşıyan; Simav, İstanbul ve Vardar Yenicesi çevrelerini etkileyen, Türkçe ve Arapça eserleriyle aşk, vahdet, seyrüsülûk ve melâmet düşüncesini işleyen âlim-sûfîdir.İstanbul · TürkiyeEmîr Buhârî Tekkesi, FatihEn meşhur müridi Emîr Ahmed-i Buhârî'nin kurduğu ve Lâmiî Çelebi, Mahmud Çelebi, Pîr Halîfe-i Hamîdî ve Hakîm Çelebi ile devam eden tekke — Nakşibendîliğin İstanbul'daki ilk merkezi. İlişkili kişi dosyası Abdullah-ı İlâhî : Simavlı Abdullah-ı İlâhî (ö. 896/1491), Ubeydullah Ahrâr’ın halifesi olarak Nakşibendiyye’nin Ahrârî yorumunu Anadolu ve Rumeli’ye taşıyan; Simav, İstanbul ve Vardar Yenicesi çevrelerini etkileyen, Türkçe ve Arapça eserleriyle aşk, vahdet, seyrüsülûk ve melâmet düşüncesini işleyen âlim-sûfîdir.Selanik · YunanistanSelânikSon yıllarını geçirdiği Vardar Yenicesi'nin yaklaşık 40 km. uzağındaki liman şehri; Rumeli'deki tesir sahasının merkezi. İlişkili kişi dosyası Abdullah-ı İlâhî : Simavlı Abdullah-ı İlâhî (ö. 896/1491), Ubeydullah Ahrâr’ın halifesi olarak Nakşibendiyye’nin Ahrârî yorumunu Anadolu ve Rumeli’ye taşıyan; Simav, İstanbul ve Vardar Yenicesi çevrelerini etkileyen, Türkçe ve Arapça eserleriyle aşk, vahdet, seyrüsülûk ve melâmet düşüncesini işleyen âlim-sûfîdir.İstanbul · TürkiyeKilise CamiiKaynakta geçen mekân Kilise Camii , Sefîne-i Evliyâ içinde 1 ayrı kişi veya olay bağlamında anılır. Bu kayıt, eserdeki ibadet, ders, irşad ve çevresindeki kişi bağlantıları bir araya getirilerek oluşturulmuştur. Kişi ve gelenek bağlantıları Mekânla doğrudan ilişkilendirilen şahsiyetler: Şeyh Abdullâh-ı İlâhi es-Simâvi.TARİHÎ MEKÂNHudri TürbesiKaynakta geçen mekân Hudri Türbesi , Sefîne-i Evliyâ içinde 1 ayrı kişi veya olay bağlamında anılır. Bu kayıt, eserdeki defin, ziyaret ve çevresindeki kişi bağlantıları bir araya getirilerek oluşturulmuştur. Kişi ve gelenek bağlantıları Mekânla doğrudan ilişkilendirilen şahsiyetler: Şeyh Abdullâh-ı İlâhi es-Simâvi. 1907: türbe bünyesindeki Nakşî dergâhta meşihat tevcihi 1907 tarihli kayıtta, Kariye’de Ebû Saîd el-Hudrî Türbesi bünyesindeki Nakşî dergâhın şeyhi Arif Efendi’nin vefatı üzerine görevin Seyyid Yâkub Nûreddin Efendi’ye tevcihi ele alınır. Bu, türbe çevresindeki dergâh hizmetinin idarî devamına dair kayıttır.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]TDV İslâm Ansiklopedisi, “Abdullah-ı İlâhî”, c. 1, s. 110-112
  2. [2]Evliya Çelebi, Seyahatnâme, VIII, 175-176
  3. [3]Zâdü'l-müştâkīn, Süleymaniye Ktp., İbrâhim Efendi, nr. 420, vr. 15b
  4. [4]Zâdü'l-müştâkīn, vr. 86a
  5. [5]Meslekü't-tâlibîn, Süleymaniye Ktp., Uşşâkī Tekkesi, nr. 25
  6. [6]Meslekü't-tâlibîn, Süleymaniye Ktp., Uşşâkī Tekkesi, nr. 25, vr. 73b
  7. [7]Süleymaniye Ktp., Nâfiz Paşa, nr. 1235 (890/1485 istinsahlı)
  8. [8]Süleymaniye Ktp., Uşşâkī Tekkesi, nr. 25; Lala İsmâil, nr. 140; İbrâhim Efendi, nr. 64
  9. [9]Süleymaniye Ktp., İbrâhim Efendi, nr. 420; Mevlânâ Müzesi Ktp., nr. 5031
  10. [10]Süleymaniye Ktp., Mihrişah Sultan, nr. 203 / Şehid Ali Paşa, nr. 1390
  11. [11]Muhammed Takī, Rûzbihânnâme, Tahran 1968, s. 387-421
  12. [12]Mustafa Kara, “Molla İlâhî'ye Dair”, Osmanlı Araştırmaları VII-VIII, s. 365-390
  13. [13]TDV İslâm Ansiklopedisi: Nakşibendiyye, Kâsâniyye ve ilgili şahıs maddeleri
  14. [14]Mustafa Kara ve Hamid Algar, ‘Abdullah-ı İlâhî’, TDV İslâm Ansiklopedisi; Lâmiî Çelebi, Nefehât Tercümesi; Taşköprizâde ve Mecdî, Şekāik geleneği; Abdullah-ı İlâhî’nin Keşfü’l-Vâridât ve Meslekü’t-tâlibîn adlı eserleri
  15. [15]Kişi kartı kaynak paketi — Abdullah-ı İlâhî
  16. [16]Sefîne-i Evliyâ
  17. [17]Sefîne-i Evliyâ; Meclis-i Meşâyih Defterleri
Ortak kaynak kataloğunu aç →