ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
30 sonuç · “â'at”
01Ali el-Aclûnî
Ali el-Aclûnî (ö. 972 veya 973/1564-66), Aclûn’dan Osmanlı ülkesine gelerek Bursa’ya yerleşen; 1546’dan itibaren Ulu Cami imamlığı yapan, on kıraat bilgisi, uzlet hayatı ve Ebüssuûd Efendi’yle ilmî yazışmalarıyla tanınan Hanefî ve Kâdirî meşrep âlim-sûfîdir.
Arabzâde Mehmed Efendi
Arabzâde Mehmed Efendi (ö. 5 Muharrem 1136/1723), kıraat ve tecvid tahsilinden sonra Bayezid Camii imamlığına, imâm-ı sultânîliğe ve Şehzade Süleyman’ın hocalığına yükselen Osmanlı din görevlisi ve âlimidir.
Ayasofya Hatibi Şeyhülkurrâ Şâban Efendi
Ayasofya Hatibi Şeyhülkurrâ Şâban Efendi (1607/08–1686), Evliyâ Mehmed Efendi’den kıraat tahsil eden; Kadırga, Fâtih, Haseki, Üsküdar Valide Sultan, Süleymaniye ve Ayasofya camilerinde imamlık ve hatiplik yapan XVII. yüzyıl Osmanlı kıraat otoritesidir.
Bostan Mustafa Efendi
Bostan Mustafa Efendi (904/1498-99–27 Ramazan 977/5 Mart 1570), Tireli kıraat âlimi, müfessir ve Rumeli kazaskeridir. Haseki Sultan Medresesi’nin ilk müderrisi olmuş, değirmen davasındaki bağımsız hükmü ve İstanbul teftişleriyle tanınmıştır.
Dârülkurrâ Muallimi Ahmed Efendi
Dârülkurrâ Muallimi Ahmed Efendi (ö. 1005/1596-97), Kahire çevresindeki Mesîr köyünden İstanbul’a gelerek dârülkurrâlarda şeyhülkurrâlık yapan ve Eyüp Camii’nde imamlık eden Osmanlı kıraat âlimidir.
Derviş Muhammed İmkenegî
Derviş Muhammed İmkenegî (ö. 18 Eylül 1562), Ubeydullah Ahrâr’dan başlayan terbiyesini dayısı Muhammed Zâhid Vahşuvârî’nin yanında tamamlayan; İmkene çevresinde ziraat, hadis tedrisi ve irşadı birleştiren Ahrârî-Nakşibendî şeyhidir.
Ebü’l-Hasan Ali b. Ebü’l-Hasan el-Harîrî
Ebü’l-Hasan Ali b. Ebü’l-Hasan b. Mansûr el-Harîrî (ö. 645/1247-48), Havrân’da doğup Dımaşk’ta zanaatkârlıktan tasavvufa yönelen; semâ, sıra dışı kıyafet ve sözleriyle geniş bir derviş çevresi oluştururken fakihlerin ağır tepkisini çeken Harîriyye önderidir.
Fahreddin Irâkī
Fahreddin Irâkī (1213-1289), Bahâeddin Zekeriyyâ’nın Mültan hankahında yetişen; Sadreddin Konevî ve Mevlânâ çevresiyle buluşarak Lemaât’ı kaleme alan Farsça tasavvuf şiirinin büyük temsilcisidir.
Fâzıl Şeyh Süleyman Efendi
Fâzıl Şeyh Süleyman Efendi (1650-1722), İstanbul’dan Şam, Kahire, Haremeyn, Kudüs ve Remle’ye uzanan icazet ağı kuran; dârülhadis ve selâtin camilerinde ders veren Osmanlı âlimidir.
Hacı Ahmed Şükrü Efendi
1853 doğumlu Hacı Ahmed Şükrü Efendi, kıraat ve medrese icâzetlerini devlet hizmetiyle birleştiren; Fetvahâne reîsülmüsevvidînliği, Mesâhif Meclisi üyeliği ve Adliye müsteşarlığı yapan, Seyyid Murtazâ’dan Kādirî hilâfeti alan Osmanlı âlimidir.
Hâfız Bekir Necmeddin Sıdkî Efendi
Hâfız Bekir Necmeddin Sıdkî Ateşli Efendi (1867-1942), Osman Şems Efendi’nin halifesi, Isparta’da Kâdirîhâne kuran gülyağcı-saatçi ve Aydınoğlu Tekkesi’nin son postnişinidir.
Hatib Mahmud Çelebi
Hatib Mahmud Çelebi (ö. 1012/1603), tecvid ve kıraat ilimlerinin yanında mûsiki ve edvâr bilgisiyle tanınmış; Süleymaniye Dârülkurrâsı’nda muallimlik ve Ayasofya’da hatiplik yapmış Osmanlı sanatkârıdır.
eşrât-ı sâ'at
eşrât-ı sâ'at a. [Ar] Kıyamet alametleti.
kırâ'at (I)
kırâ'at (I) a. Uîjî) [Ar.] İslâmî b limler içinde, Kur’ân-ı Kerîm’i okunuş biçimi veya tarzı, ses ya da sessiz, nağmeli ya d nağmesiz tilâvet etme.
kırâ'at ve semâ kaydı
kırâ'at ve semâ kaydı a. Hadis m biliminde, öğrenim ve öğretim ân 408 sırasında veya hadislerin bir l araya getirilmesi çalışmalarında bir râvînin bir hadisi okuması ve hadis alanmda uzman bir kişinin onu dinlemesi, düzeltmesi ve sağlamlaştırması yöntemi.
cemâ'at
Hadis biliminde, “Kütüb-i sitte” başlığı altmda hadis kitabı yazan ulemâyı ifade eden bu terim, özellikle Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Nesâ'î, Tirmizî, İbn Mâce için kullanılmıştır.
şefâ'at-nâme
) [< Ar. ka şefâ'at + F.nâme] tas. ed. Tamsavvuf! edebiyatta mutasavvıf şairlerin Hz. Peygamber’in kıyamet gününde ümmetinin güa. nahlarma şefaatçi olacağına tli ilişkin konulan şiirleştiren esersıler için kullandıkları terim. -ı i” şefi s.ve a. [Ar.] ça “Şefaat eden, şefaatçi.” anlamında Allah’ın sıfatı olan bir terim; Kur’ân-ı Kerîm’de “Secde i) suresi” nde geçmektedir. nbk. şefâ'at Yine aynı anlamda an peygamberlerin veya din ululade rmın ahirette mümin kullarm ır günahlarmm bağışlanması için el- Allah’a niyazda bulunması ve şefaatçi olması. i) r
â'at
Sözlük anlamı, “Baş eğmek, söz dinlemek.” olan bu söz, meşru emir ve isteklere uyma anlamında kelâm terimi. Kelâmcılar bu konuda Allah’a yakınlık ve O’nun rızasmı isteme durumuna önem vermişlerdir.
Sayfalar 3–12
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 42 5846 Sayılı Kanun gereğince te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ARBEN Matbaası Ista
Sayfalar 4–12
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALAH BILICI KITABEVI YAYINLARI - No: 41 5846 Sayılı Kanun gereğince Te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: GÜYRAY, Baskı: ÜÇLER Matbaası İSTANBUL — 1
Sayfalar 4–13
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 43 5846 Sayılı Kan un gereğince telif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ÖZTÜRK Matbaası Ist
Sayfalar 14–20
Muzaffer Ozak Külliyatı · BEtSsü; Ve lekad kerremna beni-Âdeme... El-İsrâ: 70 (Andolsun, biz azim-üş-şân Âdem oğullarını, diğer bütün yarattıklarımızdan üstün kıldık.) sırrına ve tecellisine mazhar olabilsi
Sayfalar 13–18
Muzaffer Ozak Külliyatı · kullar! Ey bu imanları sebebiyle ebedi saadete erenler, selâmet yoluna girenler Hakka varanlar, daha bu âlemde iken cennete girenler ve cennet güllerinden derenler, cemal-i Hakkı g
Sayfalar 21–28
Muzaffer Ozak Külliyatı · Evet, Hz. Musa aleyhisselâm sadrının şerholunmasını, işlerinin kolaylaştırılmasını, lisanındaki tutukluğun giderilmesini, sözünün daha iyi anlaşılmasını, ehlinden ve akrabasından b
Sayfalar 18–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · ğunu ileri sürmesine benzerler. Babasının kim olduğu bilinmeyen ve bir fahişeden dünyaya gelen ne idüğü belirsiz bir piçe, böyle bir zat: (Evlâdım...) diyebilir mi, bilmem? Insan,
Sayfalar 21–28
Muzaffer Ozak Külliyatı · (Cennette, gözlerin göremediği, kulakların işitemediğı ve insan kalbinin idrak ve ilata edemediği ni'metler vardır..) Fazl-ı ilâhi ile cennete girecek bazı zevatı, Allahu sübhanehu
Sayfalar 19–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · çimleri dar, vakitleri dar, ömürleri acı bir zarar içinde geçer. Onlar, daha burada hamiym suyundan içer. Her ne ka dar zâhiren, yani dış görünüşleri itibariyle rahat ve huzur için
Sayfalar 29–36
Muzaffer Ozak Külliyatı · haremeyn, ceddüs-sıbteyn, imam-ül-Enbiyâ, imam-ül-etkiyâ, tâcül-asfiyâ, sahib-üs-seyf, sahib-ül-kitab, münzel-ül-Kur'an, sahibül-mi'râc, şefi-ul-müznibiyn, Resûlüllah, Habibullah,
Sayfalar 25–32
Muzaffer Ozak Külliyatı · Inkarını libas ile örteceklerini zannederler. Aslında, bu gibi ler insan değil, belki muzır bir hayvandan daha aşağı derekededirler. Böyle olan kişiler; terzinin, berberin, elbisen
Sayfalar 29–35
Muzaffer Ozak Külliyatı · rulan cennet ve cemale ererler ve bu yüce mükâfata bir ân önce kavuşabilmek için de tabutlarının içinde cemaatlerine (KADDIMUNI... KADDIMÜNI...) diye seslenirler. Kâfirler, münafık