HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Doğumu, ailesi ve kimliği
Fâzıl Şeyh Süleyman Efendi, 1060 yılı Rebîülevvelinde, 1650 baharında İstanbul’un Demirkapı Mahallesi’nde doğdu. Kaynaklarda “eş-Şeyh el-Fâzıl Süleyman Efendi” diye anılması, ilmî yetkinliğini ve vaaz-kıraat çevresindeki saygınlığını ifade eder. Bu unvan tek başına belirli bir tarikata intisap ettiğini göstermez; mevcut tercemesi de bir tarikat silsilesi veya mürşid adı vermez.
İlk bilgileri babasından aldı. Aile mensupları ve babasının mesleği hakkında ayrıntılı kayıt bulunmadığından aynı adlı Süleyman efendilerin nesep ve tekke bilgileri bu dosyaya taşınmamalıdır. Onun güvenli kimlik çizgisi Demirkapı doğumu, kıraat ve hadis tahsili, geniş seyahat ağı, selâtin camilerindeki vaizlikleri ve 1134/1722 vefatıyla kurulur.
İstanbul’daki ilk tahsil ve kıraat
Nişancı Paşa imamı Mehmed Efendi’den Kur’an kıraatinin yedi ve on imam üzerinden nakledilen vecihlerini okudu. Kebeci Mustafa Efendi ile Arabzâde Abdülvehhâb Efendi’den dinî ve aklî ilimleri tahsil etti. Daha sonraki kaynakların onu nahiv, tecvid ve kıraatte “yed-i tûlâ sahibi”, yani geniş kudretli diye nitelemesi bu ilk eğitimin yalnız ezber ve tilavetle sınırlı olmadığını gösterir.
Kıraat ilmi hayatı boyunca başlıca uzmanlıklarından biri oldu. Sultan Süleyman Türbesi’ndeki kurrâ şeyhliği gibi görevlerin çevresinde anılması ve “dâd” harfinin mahreci üzerine yürüttüğü tartışma, seslerin çıkış noktaları ile rivayet zincirlerini birlikte ele alan teknik bir birikime sahip olduğunu gösterir.
Şam, Kahire ve Haremeyn yolculuğu
1080/1669-70’te hac niyetiyle İstanbul’dan ayrıldı. Şam’da Balabânî diye tanınan âlimden hadis ve Kütüb-i Sitte okudu. Kahire’de Şebrâmellisî’nin derslerine katıldı. Böylece İstanbul’daki kıraat ve temel ilimler tahsilini Şam ile Kahire’nin hadis ve fıkıh çevreleriyle genişletti.
Haremeyn’de Hüseyin el-Acemî, Abdülkādir es-Safûrî, Muhammed el-Mağribî, İbrâhim el-Kürdî ve Abdullah b. Sâlim el-Basrî gibi âlimlerin icazetlerine ulaştı. Bu adlar onun ilmî rivayet ağını gösterir; tasavvufî silsile halkaları olarak sunulmamalıdır. İcazetleri, hadis metinlerini ve dinî ilimleri farklı merkezlerin hocalarından nakletme yetkisi verdi.
Kudüs, Remle ve ilmî icazet ağı
Dönüş yolunda Kudüs’te Abdülkādir el-Makdisî’nin dersine devam etti. Remle’de Hayreddin er-Remlî’den Hanefî fıkhının temel metinlerinden el-Hidâyeyi okuyarak rivayet icazeti aldı. İstanbul, Şam, Kahire, Haremeyn, Kudüs ve Remle’ye yayılan bu güzergâh XVII. yüzyıl Osmanlı âlimlerinin hac yolculuğunu tahsil ve icazet seferine dönüştürmesinin dikkat çekici örneklerindendir.
Sayfadaki harita, bu şehirleri kesin tekke veya uzun süreli ikamet noktaları olarak değil, kaynakta açıkça belirtilen öğrenim ve icazet durakları olarak gösterir. Hocaların her biri için müstakil kişi kaydı bulunmadığından tahminî ilişki açılmaz.
Edirne, Minkārîzâde ve Vânî Mehmed çevresi
Osmanlı ülkesine döndüğünde Edirne’de Şeyhülislâm Minkārîzâde Yahyâ Efendi’nin derslerini izledi. IV. Mehmed’in Lehistan seferi sırasında oluşan ilmî çevrede bulundu. Bu safha, medrese ve hadis birikimini saray çevresindeki güncel ilmî tartışmalarla buluşturdu.
Vânî Mehmed Efendi’den heyet, hendese, hesap ve riyâziye okudu. Böylece kaynakların “aklî ilimler” diye özetlediği alan somutlaşır: astronomi/kozmografya, geometri ve hesap. Süleyman Efendi’nin ilmî şahsiyeti yalnız vaaz ve kıraatla sınırlı değildi; naklî ilimlerle matematiksel disiplinleri birlikte okutabilecek bir çerçeveye sahipti.
Medrese, dârülhadis ve selâtin camileri
Tedris hayatına Sütlüce’deki Mahmud Ağa Medresesi çevresinde başladı. Daha sonra Eyüp, Yavuz Selim, Fâtih, Bayezid, Süleymaniye ve Ayasofya camilerinde vaaz, tefsir ve ders hizmetleri yürüttü. Bu sıra, İstanbul’un başlıca selâtin camilerindeki vaizlik ve ders ağında yükselen uzun bir meslek çizgisini gösterir.
Amcazâde Hüseyin Paşa Dârülhadisi’nde hadis okutması, seyahat yıllarında topladığı icazetlerin kurumsal öğretime dönüşmesidir. Kaynak onu “huffâz-ı hadîsten” ve hadis ilminde mahir diye niteler. Vaaz kürsüsüyle dârülhadis ders halkasını birleştirmesi, geniş halk kitlesine hitap ile uzman öğrenci yetiştirmeyi aynı hayat içinde sürdürdüğünü gösterir.
Dâd harfi tartışması ve Sarıyer dönemi
Arapçadaki “dâd” harfinin mahreci hakkındaki görüşü kıraat çevrelerinde tartışma doğurdu. Meselenin ayrıntısı, harfin klasik telaffuzda dilin hangi bölgesiyle çıkarıldığı ve kıraat rivayetlerinin nasıl uygulanacağıyla ilgiliydi. Süleyman Efendi’nin yaklaşımına yönelen itirazlar yalnız şahsî çekişme değil, Osmanlı kıraat öğretimindeki teknik bir tartışmaydı.
Bu ihtilaf sebebiyle bir süre Sarıyer’de ikamete mecbur edildiği kaydedilir. Sonraki hizmetlerinin devam etmesi, meselenin ilmî itibarını tamamen ortadan kaldırmadığını gösterir. Tartışmayı modern telaffuz kurallarıyla geriye dönük mahkûm etmek yerine, döneminin kıraat otoritesi ve usul farklılıkları içinde değerlendirmek gerekir.
Eserleri ve Arapça Elfiyye
Kaynaklar onun nahiv meselelerini bin Arapça beyitte toplayan bir Elfiyye kaleme aldığını bildirir. Bu eser, meşhur İbn Mâlik Elfiyyesi’yle aynı metin sayılmamalı; Süleyman Efendi’nin nahiv bilgisini manzum öğretim biçiminde düzenlediği bağımsız bir telif olarak anlaşılmalıdır. Günümüzdeki nüsha durumu ayrıca araştırılmalıdır.
Kendisine Miftâhu’l-felâh adıyla anılan bir eser; salavatın faziletleri, büyük günahlar, kelime-i şehâdet, kelâm ve akaid bahisleriyle Nevevî’nin kırk hadisi üzerine risaleler nispet edilir. Eser adlarının bir bölümü katalog ve tabakat özetleriyle bilindiğinden, nüshası doğrudan görülmeyen metinlerin içeriği tahmin edilmemelidir.
Vefatı ve Üsküdar’daki defin alanı
Fâzıl Şeyh Süleyman Efendi 24 Rebîülâhir 1134’te, 11 Şubat 1722 civarında vefat etti. Şeyhî, Üsküdar’da Harmanlık/Hırmenlik altındaki mezarlığın sonunda, söğütler karşısına defnedildiğini bildirir. Bazı modern özetlerde burası Okmeydanı veya Atıcılar Tekkesi çevresiyle karıştırılmıştır; kaynak ifadesi Üsküdar’daki tarihî Harmanlık mezarlığına işaret eder.
Mezarlığın sınırları ve kabrin kesin noktası günümüzde güvenle tespit edilemediğinden haritada yalnız yaklaşık tarihî defin bölgesi orta güvenle gösterilir. İstanbul’dan Haremeyn’e uzanan ilim seyahatleri ve İstanbul’un büyük camilerindeki uzun hizmeti, onu III. Ahmed devri başlarında hadis, kıraat, tefsir ve vaaz alanlarını birleştiren önemli bir Osmanlı âlimi yapar.