ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
60 sonuç · “cin”
01Ahmediyye
Ahmediyye, Halvetiyye içinde tarihî silsile ve kurucu nispetiyle belirginleşen koldur.
Celvetiyye
Üftâde ve Aziz Mahmud Hüdâyî ile belirginleşen; tezkiye, tasfiye, tecliye, zikir, hizmet ve halk içinde Hak ile olmayı öne çıkaran tasavvuf yolu.
Cemâliyye-i Uşşâkıyye
Uşşâkıyye içinde Cemâlî nispetiyle anılan şube.
Hâlisiyye
Hâlisiyye, Kadiriyye içinde tarihî silsile ve kurucu nispetiyle belirginleşen koldur.
Hüseyniyye (Mâverâünnehir)
Muhammed Hüseyin Buhârî'ye (ö. 1834) nispet edilen, Nakşibendiyye-Müceddidiyye içinde Mâverâünnehir ve Güney Kazakistan'da devam eden bölgesel irşad hattı.
İlmiyye
Sefîne’de Cezûlî silsile ailesi içinde kaydedilen tarihî Şâzelî şubesi.
İzzeddîniyye
İzzeddîniyye, Rifâiyye içinde tarihî silsile ve kurucu nispetiyle belirginleşen koldur.
Melâmîlik
Melâmîlik, mânevî hâlleri gösterişten koruma, kişinin kendi nefsini itham etmesi ve halk içinde sade bir hayat sürmesi etrafında gelişen tasavvufî tavırdır; tarih boyunca üç ana devre hâlinde incelenir.
Melâmiyye-i Bayramiyye
Melâmiyye-i Bayramiyye, Bayramiyye içinde tarihî silsile ve kurucu nispetiyle belirginleşen koldur.
Metbûliyye
İbrâhim el-Metbûlî'nin Mısır'da teşkilâtlandırdığı, Bedeviyye ana gövdesi içinde Muhammedî ahlâk, zühd ve şehirli irşad çevresiyle tanınan tarihî kol.
Mısriyye
Mısriyye, Halvetiyye içinde tarihî silsile ve kurucu nispetiyle belirginleşen koldur.
Muhammediyye (Küntiyye devamı)
Muhammed el-Küntî'ye nispetle aynı Küntiyye-Muhtâriyye ağı için kullanılan devam adı.
Abdullah Salâhî Uşşâkî
Abdullah Salâhî Uşşâkī (1117/1705, Kesriye – 29 Muharrem 1197 / 4 Ocak 1783, İstanbul); Halvetî-Uşşâkī şeyhi, şair ve şârih. Uşşâkıyye'nin Salâhiyye kolunun pîri ; on iki tarikattan nasip aldığı için “câmiu't-turuk” denmiştir. İbnü'l-Arabî'yi metinden değil ruhaniyetinden istimdadla anladığını söyler.
Ahmed el-Alevî el-Müstegānimî
Ahmed el-Alevî (1869–1934), Müstegānim'de Muhammed el-Bûzîdî'nin terbiyesinde yetişen; Şâzeliyye-Derkāviyye içindeki Aleviyye kolunu Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Avrupa'ya taşıyan Cezayirli sûfî müelliftir.
Ali b. Ammâr el-Menzelî eş-Şuaybî
Ali b. Ammâr el-Menzelî eş-Şuaybî, XVIII. yüzyılda adına nispet edilen Menzeliyye koluyla tanınan Kādirî şeyhidir. Menzeliyye Cezayir ve Tunus’ta yayılmış, nispeti sonraki icazet hatlarıyla Batı Afrika’ya kadar taşınmıştır.
Balıkzâde İbrâhim Çelebi
Balıkzâde İbrâhim Çelebi (ö. 1003/1595), Ebüssuûd Efendi’den mülâzemet alan; Gümülcine, Silistre ve Tırhala’dan Feyyûm ile Mansûre’ye uzanan görev hattında kadılık yapan Osmanlı âlimidir.
Balım Sultan
Balım Sultan (Hızır Balı, ö. 922/1516 [?]), Dimetoka’daki Kızıldeli çevresinden Hacıbektaş pîr evine gelen; Bektaşiyye’nin merkezî teşkilâtını, mücerredlik ve on iki post erkânını sistemleştirdiği için pîr-i sânî kabul edilen mutasavvıftır.
Bigadiçli Şeyh İsmâil Efendi
Bigadiçli Şeyh İsmâil Efendi (ö. 1122/1710-11), Bigadiç’ten Bursa’ya ilim tahsili için gelen; Bursa Ulu Camii’ndeki vaaz ve nasihatleriyle, fasih ve etkili hitabetiyle tanınan Osmanlı âlim ve vâizidir.
Birrî Mehmed Dede
Birrî Mehmed Dede (1080/1669-70–1128/1715-16), Manisa Mevlevîhânesinde bin bir günlük çilesini tamamlayan; attarlıkla geçindiği için Attâr Birrî diye anılan, Dîvân ve Bülbüliyye müellifi Mevlevî şairdir.
Boyabatlı Dede Efendi
Boyabatlı Dede Efendi (ö. 971/1563-64), Cebel-i Gār adıyla anılan yerde kurduğu zâviyede vaaz, hadis ve tefsir dersleri veren; maaş ve sadaka kabul etmeyip tarımla geçinen ve mahsulünü yolcu, misafir ve gariplerin hizmetine ayıran Halvetî şeyhidir.
Bursalı Cinânî Mustafa Efendi
Bursalı Cinânî Mustafa Efendi (ö. 1004/1595), ilmiye mesleğinde müderrislik ve kadılık yapan; Divan’ı, ahlâkî mesnevileri ve XVI. yüzyıl Osmanlı gündelik hayatını yansıtan Bedâyiü’l-âsâr adlı özgün hikâye mecmuasıyla tanınan şair ve nasirdir.
Bursalı İsmâil Hakkı
Bursalı İsmâil Hakkı (1653–1725), Atpazarî Osman Fazlı’nın halifesi; Üsküp, Ustrumca, Bursa, Tekirdağ, Şam ve Üsküdar’da irşad faaliyetinde bulunan; Rûhu’l-beyân başta olmak üzere yüzü aşkın eseriyle Celvetî irfanını tefsir, vaaz, şiir ve şerh geleneği içinde işleyen Osmanlı sûfî-müellifidir.
Çerçinzâde Hasan b. Ali Efendi
Çerçinzâde Hasan b. Ali (ö. 976/1568-69), Ahmed Samsunî ve Çivizâde çevresinde yetişmiş; Tuzla, Tire ve Tokat medreselerinden sonra Âmid Mesûdiyye’de müderrislik ve müftülük yapmış, fıkıh ve ferâiz bilgisiyle tanınmış Osmanlı âlimidir.
Çerçinzâde Muslihiddin Mustafa b. Ali
Çerçinzâde Muslihiddin Mustafa b. Ali (ö. 974/1567), Menteşe’nin Çerçin köyünden yetişmiş; Saraybosna Gazi Hüsrev Bey Medresesi’nde müderrislik ve müftülük, Çorlu Ahmed Paşa Medresesi’nde müderrislik yapmış Osmanlı fakihidir.
Etvâr-ı Seb‘a
Sözlük anlamı: “Yedi tavır” veya “yedi evre”. Tasavvuf terimi: Nefsin kötü sıfatlardan arındırılması ve mânevî olgunluğa yönelmesi sürecini yedi ana mertebede açıklayan seyrüsülûk tasnifi. Yaygın sıralama nefs-i emmâre, levvâme, mülhime, mutmainne, râziyye, marzıyye ve kâmiledir. Halvetî geleneklerin bir bölümünde bu mertebelere Lâ ilâhe illallah, Allah, Hû, Hak, Hay, Kayyûm ve Kahhâr isimleri bağlanır. Renk, nur, makam, seyr ve peygamber kademi eşleştirmeleri müellif ve kola göre değişebilir; bütün tarikatlar için tek ve değişmez şema sayılmaz.
Abâdile
Abâdile , Arapça “Abdullahlar” anlamına gelir. Başına abd kelimesi getirilerek yapılan Abdurrahman, Abdülkuddûs, Abdülkādir ve Abdülkerîm gibi birleşik isimler için de kullanılır. Tasavvufî anlamı Tasavvuf dilinde abâdile, ilâhî isimlerden birinin tecellisini kendisinde belirgin biçimde gerçekleştiren kimseleri ifade eder. Sâlik, hangi ilâhî ismin hakikatine daha güçlü biçimde mazhar olmuşsa o isme nispet edilen kulluk vasfıyla anılır. Meselâ el-Mün‘im, “nimet veren” demektir. Bu isme belirgin biçimde mazhar olan kul, Allah’ın nimet vericiliğini daha çok müşahede eder; kendisine ulaşan nimeti başkalarına yansıtması onun ahlâkında öne çıkar. Böylece isimle kul arasında rubûbiyet ve ubûdiyet ilişkisi kurulur. Abdülcebbâr, Abdülmüntakim, Abdülkādir, Abdülhâdî, Abdülhalîm ve Abdüssabûr gibi isimler de aynı adlandırma mantığı içinde değerlendirilir.
Abdullah
(4 | (عبد Allah'ın kulu, Tanrı kulu. tas. a Allah'ın kendisinde bütün isimlerle tecelli ettiği kul. Allah ismine mazhar olan insan. Allah'ın kulları içinde derecesi en yüksek olan Abdullah'tır; çünkü o ism-i azamı kendisinde gerçekleştirmiş, Hakk'ın bütün sıfatlarını kazanmıştır. Bu yüzden Abdullah ismi, Peygamber'e özel kılınmıştır (Cin Suresi, 19). Tebaiyet yoluyla onun vârislerine de bu isim verilir. b İsmi bilinmeyen her insana Abdullah (Tanrı kulu) diye hitap edilir. Genellikle kabre konan cenazeye telkin verilirken, “Ya Abdullah, ya emete'llah,” denir.
Âbid-Ubbâd
İbadete devam eden kimse; çoğulu ubbâddır. Tasavvuf kaynaklarında ibadetin yalnız şekline değil, ihlâs ve kulluk bilincine de dikkat çekilir.
Ada
اعداء) t Adü veya Adüvv Düşmanlar. tas. Allah'ın dostlarına evliya veya evliyaullah dendiği gibi düşmanlarına da ada veya adâu'llah (aduvvu'llah) denir (Fussilet Suresi, 19, 28.) Bunların tekilleri kullanılarak veliyyu'llah ve aduvvu'llah da denir. Şeytan, kâfir, zındık (ateist) ve putperest adâ olduğu gibi insanın kendi nefsi, hevâ ve hevesi de adâdır. Kişinin en büyük düşmanı nefsidir (bencillik, aşağı arzular). Bkz. Düşmen. Adab-ı tarikat Tarikat edebi. Tarikat ehlinin uyduğu usül ve esaslar. Adak i. داق) 1) Nezir. tas. a Allah'a ibadet amacıyla ibadet ve tâat cinsinden bir işin yapılmasını taahhüt etmek. b Bir muradın gerçekleşmesi ve dileğin yerine gelmesi için türbelere, tekkelere, ermişlerin mezarlarına ve kutsiyetine inanılan bir yere adanan kurban, eşya vs. Hastalıktan kurtulmak, belayı defetmek, bir musibete ve afete uğramamak, çocuk sahibi olmak, çok arzu edilen bir şeyi elde etmek için evliyanın türbelerine, yatırlara, dedelere, babalara kurban veya para veya herhangi bir eşya adanır. Türbelerde mum yakılır, türbe civarındaki ağaçlara çaputlar bağlanır. Böylece yatırdan yardım istenir (istimdat). Allah'ın, sevgili kulu olan ermişin yüzü suyu hürmetine dilek sahiplerinin isteklerinin yerine getirileceğine inanılır (tevessül). Aslında adak ve nezir tasavvufa özgü değildir; fa- kat mutasavvıfların adak anlayışı diğerlerinden farklıdır. Bu yüzden fakihler bu türlü adakları hoş görmezler. Buna rağmen adaklar gerek tasavvuf ve tarikatlerde, gerekse halk inancında önemli bir yer tutar. Birçok tekke, türbe ve hatta vakfın ve imarethanenin gelir kaynağı adaklardır.
Ahvâl
!) Haller, değişmeler, hisler, gelip geçici duygular. tas. Gayb âleminden ve Allah tarafından kulun çabası dışında pak ve temiz kalbe tümüyle ilâhî lütuf sonucu gelen birtakım hususlar, umur ve manalar. Vecd, cezbe, aşk, şevk, sekr, gaybet ve istiğrak gibi haller (ahval) insanı kendinden geçirir, mest eder, hem aklını ve bilincini, hem de iradesini ve ihtiyarını elinden alır.
Âlem
Kâinat; Allah dışında yaratılmış bütün varlıklar. Kelime ayrıca ortak bir niteliğe sahip varlıkların meydana getirdiği topluluk için kullanılır: insanlar âlemi, ruhlar âlemi ve hayvanlar âlemi gibi. Âlem, yaratıcısına işaret eden bir eser ve alâmet olarak açıklanır. Sanatın sanatkâra delâlet etmesi gibi, yaratılmışlar da onları var eden Hakk’ın kudretine delil sayılır. Tasavvufî çerçeve Tasavvuf metinlerinde âlem tek bir sınıflandırmayla ele alınmaz. Dünya ve âhiret; mülk ve melekût; şehâdet ve gayb; cismânî ve rûhânî; ulvî ve süflî gibi karşılıklı kavram çiftleri, varlığın farklı mertebelerini anlatır. Başlıca âlem tasnifleri Âlem-i ceberût İlâhî isim ve sıfatların, kudret ve mâna mertebesinin anlatıldığı âlem. Âlem-i melekût Şehâdet âlemi ile ceberût arasında düşünülen; ruhlar ve gayb ile ilişkilendirilen mertebe. Âlem-i mülk veya şehâdet Madde, zaman ve duyularla kavranan cisimler âlemi. Âlem-i hayal veya misal Maddî sûretlerle sırf mânevî hakikatler arasında bağ kuran ara mertebe. Âlem-i kebîr ve âlem-i sağîr Kâinat büyük âlem, insan küçük âlem kabul edilir. İnsan, maddî bedeni ve mânevî ruhuyla farklı varlık mertebelerini kendinde topladığı için iki âlem arasında bir berzah olarak görülür. Okuma notu Basılı kaynaklarda geçen âlem tasnifleri, bütün sûfîlerde değişmeyen tek bir kozmoloji değildir. Terimlerin kapsamı müellife ve tasavvuf ekolüne göre farklılaşabilir.
Aşk
Sevginin insanın bütün varlığını kuşatan en ileri derecesi. Tasavvuf dilinde aşk, sâliki benlik iddiasından çıkarıp sevgilinin iradesine yönelten güçlü muhabbeti; varlığın yaratılışındaki sevgi sırrını ve Hakk’a kavuşma arzusunu anlatır. Sevginin dereceleri Klasik kaynaklar sevginin hâllerini tek bir değişmez sıraya bağlamaz. Bununla birlikte şu kavramlar sıkça birlikte anılır: Meveddet Sevgi sebebiyle kalbin özlem ve bağlılık içinde bulunması. Hevâ Gönlün sevgiliye yönelmesi; denetlenmediğinde nefsânî arzu anlamı da taşır. Hillet Sevginin kalbin bütün katlarına işlemesi ve dostluk. Muhabbet Kötü huylardan arınıp sevgiliye lâyık olma çabası. Şağaf Kalbin zarına kadar ulaşan yakıcı sevgi. Garâm Ayrılmayan, sürekli ve bağlayıcı sevgi. Heyâm Âşığı kendinden geçiren sevgi taşkınlığı. Valeh Sevgilinin güzelliği karşısında hayret ve vecd. Hakikî ve mecazî aşk Hakikî aşk Hakk’a yönelen sevgidir. Mecazî aşk yaratılmış güzelliğe duyulan sevgiyi ifade eder. Sûfîler mecazî sevginin insanı hakikate taşıyabileceğini söylemekle birlikte, kişiyi bağımlılık, zulüm veya sorumsuzluğa götüren her tutkuyu mânevî aşk saymaz. Aşkın ateş, şarap, deniz ve delilik mecazlarıyla anlatılması onun dönüştürücü kuvvetini ifade eder. Ateş benliği yakar; şarap sıradan idrakin sınırlarını aşan vecdi; deniz ise sevginin kuşatıcılığını temsil eder. Bu ifadeler çoğunlukla şiirsel ve semboliktir. Aşk ve kulluk Tasavvufta aşk şeriatın ve ahlâkın yerine geçen sınırsız bir taşkınlık değildir. Sevginin doğruluğu sadakat, merhamet, hizmet, edep ve kul hakkına riayetle ölçülür. Âşık sevdiğini iddia etmekten çok, sevgisinin gerektirdiği güzel huyları taşımaya çalışır. Şeriat tarikat yoldur varana Hakikat mârifet andan içeru Mevlevî kullanım “Aşk olsun” Mevlevî çevrelerinde selâm, dua ve mânevî gayret temennisidir. Muhatap “Aşkın cemâl olsun”, ardından “Cemâlin nûr olsun” ve “Nûrun alâ nûr olsun” gibi karşılıklar verebilir. Buradaki aşk, kişisel romantik duygudan ziyade Hakk’a yöneliş ve hizmet neşesidir. Okuma notu Sevgi mertebelerinin adları ve sırası kaynaklara göre değişir. Madde bu farklı tasnifleri tek ve zorunlu bir psikoloji şeması gibi sunmaz.
Ays
Hayat, yasamak (ays u nuş, zevk نا safa). tas, Hak'la üns halinde olmaktan hasıl olan haz, bu hazzın bilincine ermek ve kavramak (: SF). Bkz. Tiş-Ayş.
Berrâni
نى) Ly) 1. Harici, zahiri, 2, tas. Tarikatin haricinde bulunan ve tasavvufa yabancı olan (sME 110).
Çeşm-i terek
Yirnk göz 2. tas. Sâlikin hal, kemal ve yüce mertebesinin kendisi de dahil olmak üzere herkesten saklı tutulması ve bunu Allah'tan başka kimsenin bilmemesi (11s), Çevgân/Çevgen i Jars. (جوكان) veya. 1. Topa vurmakta kullanılan ucu eğri sopa. 2. tas. Bütün işlerin kahır ve cebir yoluyla takdir edilmesi (11s), Mukadderat, takdir olunan hükümler (SF; ATE 815). Bkz. Gay. Yarn zülfü içinde ne toplar oynadigin Erenler meydaninda top ile çevgândan sor Ibrahim Ma'şüki Yürü kim meydan senindir bu gece Top hem çevgân senindir bu gece 5. Çelebi Cile/Cila/Cille i, fars. (de) r. Kırk Sayısı, 2. tas. Dervişlerin tenha ve ıssız bir yere çekilip kırk gün kırk gece çetin bir perhiz ve nefs mücâhedesi döneminden geçmeleri, bu süre için gıda, uyku ve dünya kelamını en aza indirerek hem bedenen, hem de zihnen azami derecede ibadet etmeleri. Çile sıkı bir perhiz, çetin bir nefs idmanı, zor bir ruhsal eğitim ve başarılması son derece güç bir sınavdır. Dervişlerin çile çıkarmak için özel olarak inşa edilen çilehane veya halvethane denilen yerler dar ve karanlıktır. Burada dervişler ölmeden evvel ölürler. Bkz. Erbain, Halvet. Çilehane Dervişlerin çile çıkardıkları oda, halvethane, Çün ü çera << Cin 8 cera Topa vurmakta kullanılan ucu eğri sopa. 2. tas. Bütün işlerin kahır ve cebir yoluyla takdir edilmesi (11s), Mukadderat, takdir olunan hükümler (SF; ATE 815). Bkz. Gay. Yarn zülfü içinde ne toplar oynadigin Erenler meydaninda top ile çevgândan sor Ibrahim Ma'şüki Yürü kim meydan senindir bu gece Top hem çevgân senindir bu gece 5. Çelebi Cile/Cila/Cille i, fars. (de) r. Kırk Sayısı, 2. tas. Dervişlerin tenha ve ıssız bir yere çekilip kırk gün kırk gece çetin bir perhiz ve nefs mücâhedesi döneminden geçmeleri, bu süre için gıda, uyku ve dünya kelamını en aza indirerek hem bedenen, hem de zihnen azami derecede ibadet etmeleri. Çile sıkı bir perhiz, çetin bir nefs idmanı, zor bir ruhsal eğitim ve başarılması son derece güç bir sınavdır. Dervişlerin çile çıkarmak için özel olarak inşa edilen çilehane veya halvethane denilen yerler dar ve karanlıktır. Burada dervişler ölmeden evvel ölürler. Bkz. Erbain, Halvet. Çilehane Dervişlerin çile çıkardıkları oda, halvethane, Çün ü çera << Cin 8 cera Çelebi Cile/Cila/Cille i, fars. (de) r. Kırk Sayısı, 2. tas. Dervişlerin tenha ve ıssız bir yere çekilip kırk gün kırk gece çetin bir perhiz ve nefs mücâhedesi döneminden geçmeleri, bu süre için gıda, uyku ve dünya kelamını en aza indirerek hem bedenen, hem de zihnen azami derecede ibadet etmeleri. Çile sıkı bir perhiz, çetin bir nefs idmanı, zor bir ruhsal eğitim ve başarılması son derece güç bir sınavdır. Dervişlerin çile çıkarmak için özel olarak inşa edilen çilehane veya halvethane denilen yerler dar ve karanlıktır. Burada dervişler ölmeden evvel ölürler. Bkz. Erbain, Halvet. Çilehane Dervişlerin çile çıkardıkları oda, halvethane, Çün ü çera << Cin 8 cera
Dârü'-beka
Ebediyet yurdu. tas. a Ahiret. b Ruhaniler âlemi, beka billah makamı. Beka mülkü, Mülk-i bekadan gelmişem fâni cihânı neylerim Ben dost cemâlin görmüşem, hür u cinânı neylerim Yünus
Eşrefoğlu Rûmî Camii ve Türbesi, İznik
Bursa · Türkiye · İznik'te kurduğu ve sonradan camiye çevrilen dergâhın hazîresinde medfundur. Türbe kitâbesindeki “Eşrefzâde azm-i cinân eyledi” mısraının gösterdiği 874 (1469-70) tarihi, vefat yılı olarak en doğru kabul edilendir.
Tûbâ
Touba · Senegal · 1886'da Baol'da kurduğu ve 19 Temmuz 1927'de vefat edip defnedildiği yer. 1924'te burayı resmen tarikatın mânevî merkezi yapmak ve bir cami inşa ettirmek istemiş, ancak gerçekleştiremeden ölmüştür. İlişkili kişi dosyası Ahmedü Bamba : Ahmedü Bamba (1850–19 Temmuz 1927), Kādirî terbiyesi üzerinde Senegal Mürîdiyyesini kuran; ilim, zikir, hizmet ve üretimi dara sistemi içinde birleştiren Tûbâ merkezli irşadın pîridir.
Tırhala
Tırhala · Yunanistan · Rumeli'de kadılık yaptığı üç beldeden biri; kaynak Gümülcine ve Silistre ile birlikte "bilâd-ı celîle" arasında sayar. İlişkili kişi dosyası Balıkzâde İbrâhim Çelebi : Balıkzâde İbrâhim Çelebi (ö. 1003/1595), Ebüssuûd Efendi’den mülâzemet alan; Gümülcine, Silistre ve Tırhala’dan Feyyûm ile Mansûre’ye uzanan görev hattında kadılık yapan Osmanlı âlimidir.
Topkapı içinde Tatlıkapı yakınındaki cami
İstanbul · Türkiye · 1134 Safer'inin yirmi sekizinci çarşamba gecesi vefat eden Nigînî'nin cenaze namazı ertesi gün öğleden sonra Ebü'l-feth Sultan Mehmed Han Camii'nde kılınmış, ardından Topkapı içinde Tatlıkapı yakınındaki caminin sahasına defnedilmiştir.
Çınarlı köyü
Kuşadası, Aydın · Türkiye · 1774'te doğduğu köy; okuma yazmayı annesinden burada öğrendi. İlişkili kişi dosyası Kuşadalı İbrâhim Efendi : Kuşadalı İbrâhim Efendi (1774–1846), Şâbâniyye'nin Çerkeşiyye hattından doğan İbrâhimiyye kolunun pîri; tekke ve kıyafet yerine sohbeti, iç terbiyeyi ve mânaya yönelişi öne çıkaran Osmanlı sûfîsidir.
M'Backé
Mbacké · Senegal · Büyük dedesi Mame Maram'ın 1772'ye doğru Baol'da kurduğu ve kendisinin doğduğu köy; Maba Diakhu'nun cihad hareketi sırasında, o dokuz yaşındayken yıkılmıştır. İlişkili kişi dosyası Ahmedü Bamba : Ahmedü Bamba (1850–19 Temmuz 1927), Kādirî terbiyesi üzerinde Senegal Mürîdiyyesini kuran; ilim, zikir, hizmet ve üretimi dara sistemi içinde birleştiren Tûbâ merkezli irşadın pîridir.
Çınardibi (kabri)
İznik, Bursa · Türkiye · Mezarının İznik'te Çandarlı Halil Paşa Camii'nin karşısında, bugün Çınardibi denilen yerde olduğu rivayet edilir. İlişkili kişi dosyası Dâvûd-i Kayserî : Dâvûd-i Kayserî (yaklaşık 1260-751/1350), Abdürrezzâk el-Kâşânî'nin öğrencisi, İbnü'l-Arabî ve Sadreddin Konevî çizgisinin güçlü şârihi ve İznik'teki ilk Osmanlı medresesinin yaklaşık on beş yıl müderrisliğini yapan âlim-mutassavvıftır.
Feyyûm
Feyyûm · Mısır · Hac için Mısır'a yöneldiğinde kendisine verilen iki kadılıktan biri; diğeri Mansûre'dir. İlişkili kişi dosyası Balıkzâde İbrâhim Çelebi : Balıkzâde İbrâhim Çelebi (ö. 1003/1595), Ebüssuûd Efendi’den mülâzemet alan; Gümülcine, Silistre ve Tırhala’dan Feyyûm ile Mansûre’ye uzanan görev hattında kadılık yapan Osmanlı âlimidir.
Topkapı hâricindeki kabristan
İstanbul · Türkiye · Fatih Camii'nde Cuma namazının ardından cenaze namazı kılındıktan sonra Topkapı dışına defnedildi; kaynak kabristanın adını vermez. İlişkili kişi dosyası Kefevî Salih Efendi : Kefevî Salih Efendi (ö. 1725), Kefe'den İstanbul'a gelerek Süleymaniye müderrisliğine yükselen ve Haremeyn vakıfları müfettişliği yapan Osmanlı âlimidir.
Koçina Cerrâhî Dergâhı
Üsküp çevresi · Kuzey Makedonya · 1905'te oğlunu vekâlet vermek üzere gönderdiği, 1200 mensuplu Rumeli dergâhı. Konum Üsküp'e göre yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Seyyid Mehmed Rızâeddin Yaşar Efendi : Seyyid Mehmed Rızâeddin Yaşar Efendi (1845–1913), Abdülaziz Zihnî’nin oğlu; hat, klasik ilimler ve Farsça tahsilinin ardından Kapıağası Tekkesi ile Cerrâhiyye Âsitânesi’nde hizmet eden ve on altı halife yetiştiren şeyhtir.
Koçina Cerrâhî Dergâhı
Üsküp çevresi · Kuzey Makedonya · 1905'te babası tarafından gönderildiği ve 1200 dervişin biatını yenileyip 282 kişinin intisabını aldığı dergâh; Cerrâhiyye'nin Rumeli'deki gücünü gösterir. Konum Üsküp'e göre yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Seyyid İbrâhim Fahreddin Şevkî Erenden : Seyyid İbrâhim Fahreddin Şevkî Erenden (1885–1966), Cerrâhiyye Âsitânesi’nin 18. postnişini; tekke arşivini ve erkânını Envâr ile Tabakāt’ta kayda geçiren, âsitâneyi kapanış sonrasında koruyan müellif ve şeyhtir.
Diourbel
Diourbel · Senegal · 1912'de kolaylıkla gözaltında bulundurulabileceği düşünülerek nakledildiği şehir; babası Momar da kadılığı reddettikten sonra yakınındaki Patar köyüne yerleşmişti. İlişkili kişi dosyası Ahmedü Bamba : Ahmedü Bamba (1850–19 Temmuz 1927), Kādirî terbiyesi üzerinde Senegal Mürîdiyyesini kuran; ilim, zikir, hizmet ve üretimi dara sistemi içinde birleştiren Tûbâ merkezli irşadın pîridir.
Bahâeddin Nakşibend: Hayatı, Yolu ve Kaynakları
Bahâeddin Nakşibend'in hayatını, Hâcegân geleneği içindeki yerini ve öğretisinin ana kavramlarını üç farklı nitelikteki kaynağı birbirine karıştırmadan ele alan kaynaklı giriş.
Tarikat Tâcını Nasıl Okumalı?
Genel tekke maddî kültürü rehberi. Derleme ve ana başvuru kaynakları ihtiyatla karşılaştırılarak hazırlanmıştır.
Semâ Mukabelesi: Safhalar ve Sembol Dünyası
Meydanın hazırlanışından dört selâma, Kur'an ve gülbanka. Klasik erkân, tarihî veri ve gelenek içi sembolik yorum birbirinden ayrılarak hazırlanmıştır.
Lâmiî Çelebi'nin Nefehât'a Katkıları
Mukaddime, minhuvât, Anadolu sûfîleri ve müellif tanıklığı üzerinden Lâmiî'nin gerçek payı
Etvâr-ı Seb‘a: Yedi Nefis Mertebesi
Nefis, esmâ, seyr, makam ve peygamber kademi eşleştirmelerini tek ve değişmez bir tabloya indirgemeden okuma kılavuzu
Fecru'l-Esmâ ve Subhu'l-Müsemmâ
Harîrîzâde'nin Halvetî-Bekrî esmâ terbiyesini açıkladığı 1289/1872 tarihli risalenin yapısı, nüshaları ve kavram dünyası
Metbûliyye, Ali el-Havvâs ve Şa‘rânî
İbrâhim el-Metbûlî Metbûliyye, XV. yüzyılda İbrâhim el-Metbûlî'nin irşad çevresinde teşekkül etti. Ali el-Havvâs Metbûlî hattının güçlü devamı Ali el-Havvâs'tır. Onun sözlü öğretisi, öğrencisi Abdülvehhâb eş-Şa‘rânî'nin kayıtları sayesinde sonraki yüzyıllara ulaştı. Aktarımın niteliği Şa‘rânî'nin eserlerindeki sözler,
Nakşibendiyye’de Eğitim Usulleri
Müceddidiyye öncesi kaynakların gösterdiği Nakşibendî eğitim dilini birbirinden ayrılan uygulama başlıklarıyla açıklayan dosya.
Şâbân-ı Velî, Menâkıbnâme ve Şâbâniyye Hafızası
Şâbân-ı Velî’nin tarihî çevresini, Ömer Fuâdî’nin Menâkıb’ını ve Kastamonu merkezli Şâbâniyye hafızasını kaynak türlerini ayırarak ele alan dosya.
Seyyahların Gözüyle Mevlevî Mukabelesi ve Osmanlı Musikisi
Dış gözlemcinin imkânı ve sınırı Seyyah günlükleri mukabele mekânını, saz topluluğunu, kıyafeti ve hareket düzenini çağdaş bir gözle kaydeder; fakat “raks”, “orkestra” veya çalgı adları çoğu zaman gözlemcinin kendi dilidir. Bu terimler Mevlevî erkânının iç kavramları yerine geçirilmez. XVII. yüzyıl tanıklıkları Pietro
Abdülkādir-i Geylânî’nin Eserleri Nasıl Okunmalı?
Telif, vaaz derlemesi ve sonraki nispetleri birbirinden ayıran kaynak kılavuzu
TASAVVUF İLİMİNİN FAZİLETİ
Avârifü’l-Maârif · 3. bölüm · Bize, Şeyhimiz Şeyhülislâm Ebu’n-Necib es-Sühreverdî (rah.), el-Ahves b. Hakim in babasından naklen, onun şöyle söylediğini haber verdi. Bir adam Hz. Resûlullah’a (s.a.v) şerrin ne