HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Balım Sultan kimdir?
Balım Sultan, XVI. yüzyılın başında Bektaşiyye’yi merkezî bir teşkilât ve belirgin erkân çevresinde yeniden düzenleyen mutasavvıftır. Bektaşîler onu Hacı Bektâş-ı Velî’den sonra “pîr-i sânî”, yani ikinci pîr kabul eder. Bu unvan yeni bir yol kurduğu anlamına gelmez; Hacı Bektâş’a nisbet edilen manevî mirası pîr evi etrafında teşkilâtlandırması, âyin ve erkânı sistemleştirmesi sebebiyle verilmiştir. Tarikat tarihindeki yeri kurucuyla sonraki Babagân teşkilâtı arasındaki kurumsal köprü oluşudur.
Adı ve tarihî kayıtların sınırı
Asıl adının Hızır Balı olduğu kabul edilir. Fakat hayatı hakkında kendi döneminden kalma ayrıntılı bir biyografi veya şahsî belge bulunmadığından bilgiler kitâbeler, sonraki tarih kayıtları ve yazılı-sözlü Bektaşî geleneğinin karşılaştırılmasıyla kurulabilir. Bu durum, Balım Sultan’ın tarihî varlığını tartışmalı kılmaz; doğumu, ailesi ve bazı faaliyetleri hakkındaki ayrıntıların ihtiyatla ele alınmasını gerektirir. Geç dönem kaynaklarda 1462 doğum yılı verilse de çağdaş bir kayıtla kesinleştirilemediği için künyede mutlak tarih olarak kullanılmamıştır.
Soy rivayetleri
Hacıbektaş’taki türbesinin 925/1519 tarihli kapı kitâbesi onu Hızır Balı b. Resul Balı b. Hacı Bektâş el-Horasânî şeklinde kaydeder. Başka Bektaşî rivayetleri babasının Mürsel Balı olduğunu, Hacı Bektâş’a biyolojik değil “yol oğlu” bağıyla bağlandığını söyler. Çelebiler kolu ise pîr soyuna mensubiyetini savunur. Sersem Ali Baba ile bir Sırp prensesinin oğlu olduğu yolundaki anlatı çok geç tarihli bir yazmaya dayandırılır. Bu rivayetlerden birini kesin soy kütüğü kabul etmek yerine, Balım Sultan’ın farklı Bektaşî kollarınca nasıl sahiplenildiğini gösteren hafıza kayıtları olarak okumak gerekir.
Dimetoka ve Kızıldeli Dergâhı
Balım Sultan’ın Rumeli’de, Dimetoka çevresindeki Seyyid Ali Sultan yahut Kızıldeli Dergâhı’nda yetiştiği yönündeki gelenek güçlüdür. Dergâh bugün Yunanistan’ın Evros bölgesinde, Roussa (Ruşenler/Küçük Derbend) yakınındadır. Bu merkez, Rumeli gazi-derviş hafızasının ve erken Bektaşî çevrelerinin başlıca odaklarından biriydi. Balım Sultan’ın buradaki terbiyesi, daha sonra Hacıbektaş’ta kurduğu düzenin yalnız Anadolu’ya değil Rumeli’deki tekke ağına da dayandığını gösterir. Seyyid Ali Sultan ile bağ, doğrudan tarihli bir icâzet belgesinden ziyade güçlü tarikat geleneğiyle aktarılır.
II. Bayezid ve 1501’de pîr evine gelişi
Bektaşî rivayetleri II. Bayezid’in Dimetoka’da Balım Sultan’la tanıştığını anlatır. 907/1501’de Balım Sultan’ın Kızıldeli çevresinden alınarak Hacıbektaş’taki pîr evinin başına getirildiği kabul edilir. Bu tayin, Anadolu’da Safevî propagandasının güçlendiği ve Osmanlı yönetiminin büyük tarikat merkezleriyle ilişkisini yeniden düzenlediği siyasî ortamda gerçekleşti. II. Bayezid’in Balım Sultan’ın müridi olduğu sözü gelenek içi bir anlatıdır; tarihî bakımdan daha sağlam olan, hükümdar ile pîr evi arasında yakınlık bulunduğu ve Balım Sultan’ın merkezde desteklenen bir otoriteye dönüştüğüdür.
Pîr evinin merkezîleşmesi
Balım Sultan’dan önce Hacı Bektâş’a bağlılık taşıyan topluluklar ve zaviyeler mevcut olmakla birlikte, bunların tamamı tek biçimli bir idarî yapıya sahip değildi. Balım Sultan pîr evini diğer Bektaşî merkezlerinin bağlandığı ana makam haline getirdi; tekke hiyerarşisini, postları ve hizmetleri daha belirgin bir nizama kavuşturdu. Bu yüzden onun faaliyeti “her şeyi sıfırdan kurmak” değil, yaşayan gelenekleri seçmek, düzenlemek ve merkezî bir yapıda birleştirmek şeklinde anlaşılmalıdır.
Mücerredlik ve Babagân hattı
Bektaşîlikte evlenmeyen dervişlerin oluşturduğu mücerredlik erkânının teşkilâtlı biçimi Balım Sultan’a bağlanır. Mücerred babalar, pîr evindeki dedebabanın otoritesini tanıyan “yol oğulları” yahut Babagân hattının temelini oluşturdu. Buna karşılık Hacı Bektâş’ın neslinden geldiklerini ileri süren Çelebiler, “bel evlâdı” anlayışını sürdürdü. Mücerredlik uygulaması ve dedebabalık her Bektaşî çevresince aynı şekilde kabul edilmedi; sonraki Çelebi-Babagan ayrışmasının bütün sebebini tek başına Balım Sultan’a yüklemek de tarihî gelişmeyi aşırı basitleştirir.
On iki post ve erkân düzeni
On iki post erkânının, on iki imam vurgusunun ve “Hak-Muhammed-Ali” söyleminin Bektaşî öğretisi içinde belirgin bir düstura bağlanması Balım Sultan devriyle ilişkilendirilir. On iki terkli tâc, mengûş ve bazı hizmet makamları da gelenekte onun düzenlemesinin maddî işaretleri sayılır. Bu unsurların tamamının aynı gün icat edildiği düşünülmemelidir; daha eski Kalenderî, Haydarî, Vefâî ve Bektaşî çevrelerinde bulunan biçimler Balım Sultan devrinde ortak bir erkân dili kazanmıştır.
İnanç dili ve siyasî sınır
XV. yüzyıldan itibaren Şiî ve Hurûfî unsurlar Bektaşî çevrelerinde etkili olmuştu. Balım Sultan’ın tarihî başarısı, bu tesirleri tarikat bünyesinde kaideleştirirken Bektaşîliği doğrudan Safevî siyasetinin uzantısına dönüştürmemesidir. “Bektaşîlik başlangıçta tamamen Sünnî idi, Balım Sultan onu bir anda Sünnîlik dışına çıkardı” biçimindeki kesin şema tarihî çeşitliliği açıklamaz. Aynı şekilde onu yalnız devletin siyasî görevlisi gibi görmek de pîr-i sânî olarak kazandığı dinî otoriteyi eksiltir.
Balım niyazı ve gelenek içindeki hatırası
Bektaşî geleneğinde “Balım niyazı” adıyla anılan erkân, ona duyulan saygının ritüel ifadesidir. Mücerred dervişlerin kulaklarına mengûş takılmasıyla ilgili kırk derviş anlatısı da Balım Sultan hafızasının parçasıdır. Bunlar idarî belge niteliğinde tarih kayıtları değil, kurumsal dönüşümün topluluk hafızasında sembolik bir hikâyeye dönüşmesidir. Bu sebeple menkıbe ile doğrulanabilir biyografi aynı paragrafta birbirine karıştırılmadan sunulmalıdır.
Eser ve nefes meselesi
Balım Sultan’dan günümüze ulaştığı kesin olarak gösterilebilen müstakil bir eser yoktur. Ona nisbet edilen bazı nefesler Bektaşî şiir mecmualarında yer alsa da metinlerin kendi kaleminden çıktığı kanıtlanmış değildir. Bu şiirleri bütünüyle reddetmek yerine “Balım” mahlaslı gelenek içinde aktarılan metinler olarak değerlendirmek daha doğrudur. Tarihî şahsiyetini anlamak için başlıca delil telif külliyatı değil, pîr evi teşkilâtı ve sonraki Bektaşî erkânında bıraktığı izdir.
Vefatı ve Balım Sultan Türbesi
Balım Sultan’ın 922/1516’da Hacıbektaş’ta vefat ettiği kabul edilir. Hacı Bektâş-ı Velî Külliyesi’nin Hazret Avlusu’ndaki türbesi, Şehsuvaroğlu Ali Bey tarafından 925/1519’da yaptırıldı. Kesme taştan kare iç mekânlı, dıştan sekizgen gövdeli yapı taş külahla örtülüdür; kitâbesi hem inşa tarihini hem de Hızır Balı adını muhafaza eder. Böylece türbe yalnız ziyaret mekânı değil, Balım Sultan hakkındaki en eski somut verilerden birini taşıyan mimarî belgedir.
Bektaşiyye tarihindeki kalıcı yeri
Balım Sultan’ın ardından Bektaşiyye, pîr eviyle Rumeli ve Anadolu’daki zaviyeler arasında daha görünür bir teşkilât bağı kurdu. Onun adı mücerred babalık, dedebabalık, on iki post, erkân birliği ve merkezî otorite tartışmalarının tamamında anılır. Çelebiler ile Babagân arasındaki farklı hafızalar sebebiyle her uygulamanın ona nisbeti tartışmasız değildir. Yine de Hacı Bektâş’ın manevî kurucu kabul edildiği gelenekte, tarihî tarikat teşkilâtını biçimlendiren en etkili şahsiyetin Balım Sultan olduğu konusunda geniş bir mutabakat vardır.