HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kimliği, adı ve mahlası
Birrî Mehmed Dede, XVII. yüzyılın sonu ile XVIII. yüzyılın başında Manisa’da yaşamış Mevlevî şair ve müelliftir. Kaynaklarda Mehmed, Derviş Mehmed Çelebi, Birrî Mehmed Dede ve Attâr Birrî adlarıyla anılır. “Birrî” mahlası iyilik, hayır ve doğruluk mânalarını taşır; “Attâr” nisbesi ise geçimini güzel koku, baharat ve devâ maddeleri ticaretiyle sağlamasından gelir.
Aynı veya yakın mahlası taşıyan başka şairlerin şiirleri bu dosyaya karıştırılmamalıdır. Birrî’yi ayırt eden başlıca işaretler Manisa, Mevlevîlik, attarlık, Nakşî Ali Dede ile Lutfî Mehmed Dede çevresi, Dîvân ve Bülbüliyye adlı eseridir.
Doğumu ve tarih düşürdüğü şiiri
Manisa’da doğdu. Doğum yılı, kendi Dîvânındaki tarih manzumesinden 1080 hicrî, yani 1669-1670 olarak çıkarılır. Bu kayıt sonradan kurulmuş bir tahminden ziyade şairin kendi metnindeki tarih unsuruna dayanması bakımından kıymetlidir. Doğduğu gün ve ay bilinmediği için milâdî takvimde tek bir kesin tarih verilmemelidir.
Ailesinin mesleği ve ilk çocukluk yılları hakkında ayrıntılı bilgi yoktur. Bununla birlikte hayatının hemen bütün belirgin durakları Manisa’da geçer; Manisa dışına uzun bir seyahat yaptığına dair güvenilir kayıt bulunmaz.
Tahsil çevresi ve Sultan Dârüşşifası
Birrî’nin öğreniminde Manisa Sultan Camii külliyesi çevresi ve dârüşşifada görev yapan tabip Ahmed Efendi önemli görünür. Kaynaklarda hocası veya yakın çevresindeki âlim olarak anılan bu Ahmed Efendi, Birrî’nin yalnız tekke terbiyesiyle değil dönemin şehirli ilim ve edebiyat ortamıyla da temas kurduğunu gösterir.
Medrese dereceleri ve resmî icazet silsilesi ayrıntılı biçimde bilinmediğinden ona belirli bir müderrislik görevi yakıştırılmamıştır. Belgelenebilen husus, şiir ve nesir yazabilecek seviyede Arapça-Farsça birikime, klasik edebiyat bilgisine ve tasavvuf kültürüne sahip olduğudur.
Nakşî Ali Dede ve Lutfî Mehmed Dede
Birrî, Manisa Mevlevîhânesinin şeyhi Nakşî Ali Dede ile onun oğlu ve halefi Lutfî Mehmed Dede’nin sohbetlerinde yetişti. Buradaki “Nakşî” kelimesi Ali Dede’nin adı veya mahlasıdır; Birrî’nin Nakşibendiyye’ye mensup olduğu şeklinde okunmamalıdır. Onun tarikat terbiyesi Mevlevîdir.
Lutfî Mehmed Dede, Mevlânâ soyuna bağlanan Manisa çelebileri çevresindendir. Birrî’nin iki nesillik bu şeyh ailesiyle ilişkisi, Manisa Mevlevîhânesinin yalnız semâ ve zikir mekânı değil, şiir, sohbet ve irfan eğitiminin de merkezi olduğunu gösterir.
Bin bir günlük çile ve “Dede” oluşu
Mevlevî terbiyesinin geleneksel bin bir günlük çilesini tamamladı ve bu eğitimin ardından “Dede” unvanıyla anıldı. Çile; yalnız inziva değil, matbah hizmeti, gündelik işlerde edep, musiki ve semâ çevresi, sohbet ve Mesnevî kültürü içinde uzun süreli bir nefs terbiyesiydi.
Birrî’nin hangi hizmetleri hangi sırayla gördüğünü gösteren müstakil bir çile defteri günümüze ulaşmış değildir. Bu sebeple genel Mevlevî çile düzeninin bütün ayrıntıları onun şahsî hayatında kesinleşmiş olaylar gibi sunulmaz; güvenilir biyografik kayıt, bin bir günlük terbiyeyi tamamlayıp dede olduğudur.
Evliliği, ailesi ve attarlığı
Şeyhlerinin izniyle evlendi. Otuz iki yaşına geldiğinde Ahmed Muhtar adlı bir oğlunun bulunduğu kaydedilir. Aile hayatı, Mevlevî terbiyesiyle şehir içindeki meslek ve gündelik hayatın birlikte yürütülebildiğini gösteren önemli bir ayrıntıdır.
Geçimini attarlıkla sağladı; bu yüzden Attâr Birrî diye tanındı. Attarlık, baharat ve kokunun yanı sıra devâ maddeleri ve çeşitli şehir ihtiyaçlarının satıldığı bilgi ve ticaret alanıydı. Şairin Manisa çarşısındaki meslek hayatı ile Mevlevîhâne çevresindeki irfan hayatı birbirinden kopuk iki kimlik değildi.
Manisa’nın edebî ve sosyal çevresi
Birrî’nin Dîvânı, Manisa’nın mahallelerini, mesirelerini, tabiî görünüşünü, idarî ve kültürel çevresini dolaylı ve doğrudan yansıtan bir şehir hafızasıdır. Bu yönüyle eser yalnız ferdî duyguların toplamı değildir; XVII-XVIII. yüzyıl eşiğinde Manisa’daki sohbet, dostluk ve edebiyat çevrelerini de görünür kılar.
Şehirde görev yapan kadılar, âlimler, şairler ve Mevlevîler arasında kurulan ilişkiler onun şiir dünyasını besledi. Dîvândaki yerel unsurlar, biyografik kaynakların sustuğu yerlerde şairin yaşadığı çevreyi anlamaya yardım eder; fakat şiirdeki her mecaz doğrudan tarihî olay sayılmaz.
Nâbî, Sâbit ve Seyyid Vehbî ile temasları
Nâbî’nin Manisa’ya gelişi Birrî’nin edebî hayatındaki önemli temaslardan biridir. Birrî ona dokuz bentlik bir terkibibent sundu; Nâbî de Bülbüliyye için takriz ve manzum bir takdir yazdı. Bu alışveriş, Manisalı bir şairin dönemin geniş Osmanlı edebiyat ağına nasıl bağlandığını gösterir.
Manisa’da kadılık yapan veya şehre gelen Sâbit ve Seyyid Vehbî ile de şiir ve nazire ilişkisi kurduğu anlaşılır. Birrî’nin Seyyid Vehbî’ye nazireleri vardır. Bu temaslar taklitten ibaret değildir; yerel söyleyiş, hikemî şiir, Mevlevî irfanı ve şehir tecrübesi onun şiirinde birleşir.
Dîvânı
Birrî Dîvânı; tevhid, na‘t, medhiye, tarih manzumeleri, musammatlar ve gazeller gibi klasik şiirin farklı biçimlerini bir araya getirir. Eserde Kur’an âyetlerine telmih ve iktibaslar, hadis ve tasavvuf kavramları, Mevlânâ sevgisi, semâ ve Mevlevîlik çevresine ait işaretler belirgindir.
Dîvân aynı zamanda şairin dost çevresini, Manisa’daki kişiler ve hadiseleri, doğum ve ölüm gibi tarihlendirilebilir unsurları korur. Günümüze ulaşan nüshalar ve divan dışında mecmualarda bulunan şiirler birlikte değerlendirildiğinde Birrî külliyatının tek bir nüshaya indirgenemeyeceği görülür. Sonradan tespit edilen şiirler, metin neşrinin açık ve karşılaştırmalı tutulmasını gerektirir.
Bülbüliyye’nin yazılışı
Bülbüliyye, bülbül ile gül etrafında kurulan ilâhî aşk, arayış ve vuslat sembollerini işleyen dinî-tasavvufî bir eserdir. 1117-1118/1705-1706 dolayında kaleme alındı. Tarihteki bir yıllık fark, nüsha ve tarih çevirisi farklılıklarından kaynaklanır.
Eser, Ömer Fuâdî’nin aynı adla bilinen manzumesinden hareket eder; fakat basit bir kopya veya nesre çeviri değildir. Birrî, tabip Ahmed Efendi’nin teşvikiyle anlatıyı genişletmiş; sanatlı nesir ile manzum parçaları birleştirerek müstakil bir telif meydana getirmiştir. Bülbülün güle yönelişi, sûfînin hakikate ve ilâhî güzelliğe yönelişinin sembolik dili hâline gelir.
Bülbüliyye’nin dili, dolaşımı ve baskısı
Eserde secili ve sanatlı nesir, şiir parçaları, âyet ve hadis çağrışımları ile klasik aşk mazmunları yan yana gelir. Bu sebeple yalnız “mensur” veya yalnız “manzum” diye tanımlamak eksik kalır; ağırlığı nesirde olmakla birlikte iki anlatım biçimini birlikte kullanır.
Bülbüliyye yazma nüshalar yoluyla dolaşmış, daha sonra 1265/1849-1850’de İstanbul’da basılmıştır. Nâbî’nin takrizi eserin çağdaş edebî çevrede gördüğü ilgiyi gösterir. Metnin nüsha farkları göz önüne alınmadan tek bir baskı bütün geleneği temsil ediyor sayılmamalıdır.
Şiirinde Mevlevî irfanı
Birrî için Mevlevîlik yalnız biyografik bir aidiyet değildir; şiir dilini, aşk anlayışını ve insan terbiyesi fikrini biçimlendiren ana damarlardan biridir. Mevlânâ’ya bağlılık, Mesnevî çevresi, semâ ve sohbet kavramları Dîvân boyunca farklı yoğunluklarda görünür.
Bununla beraber her aşk gazelini doğrudan tarikat erkânının açıklaması saymak doğru olmaz. Klasik şiirin ortak mecazları ile şahsî ve tasavvufî tecrübe iç içedir. Sağlıklı okuma, edebî biçimi ortadan kaldırmadan tasavvufî katmanı izlemeyi gerektirir.
Vefatı ve Manisa Mevlevîhânesindeki kabri
Birrî Mehmed Dede 1128 hicrî yılında Manisa’da vefat etti. Bu tarih milâdî olarak 1715-1716’ya karşılık gelir. Bazı ikincil kayıtlarda 1713 veya yalnız 1715 görülür; hicrî ana kayıt sebebiyle sayfada 1715-1716 aralığı tercih edilmiştir.
Manisa Mevlevîhânesi hazîresine defnedildiği bildirilir. Mevlevîhâne tarihî mekân olarak ayaktadır; ancak Birrî’ye ait mezarın bugün kesin biçimde teşhis edildiği söylenemez. Haritadaki işaret bu yüzden doğrulanmış mezar taşı değil, kaynakların gösterdiği defin çevresidir.
Tasavvuf ve edebiyat tarihindeki yeri
Birrî Mehmed Dede, büyük bir tarikat kolu kuran pîr olmaktan ziyade Mevlevî terbiyesini şehir hayatı, meslek, aile ve edebiyatla birleştiren şair-derviş tipinin güçlü temsilcisidir. Onun hayatı, Mevlevî kültürünün yalnız Konya ve İstanbul’da değil Manisa gibi önemli Anadolu şehirlerinde de üretken bir edebî çevre kurduğunu gösterir.
Dîvânı şehir ve edebiyat tarihi için, Bülbüliyye ise tasavvufî sembolizm ve gül-bülbül anlatısı için temel kaynaklardandır. Biyografisinin doğru okunması; Attâr Birrî adını, Manisa Mevlevîhânesini ve iki eserini aynı kişi etrafında birlikte tutmaya bağlıdır.