ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
25 sonuç · “Kasd”
01Şeyh Şâmil
Şeyh Şâmil (1212/1797 – 1287/1871), Nakşibendî-Hâlidî şeyhi ve Dağıstan imamı; Rus İmparatorluğu'na karşı yirmi beş yıl süren direnişi yönetmiş, kurduğu nâiblik-vilâyet düzeniyle Kafkasya'da fiilî bir devlet işletmiş, Gunib'de teslim olduktan sonra ömrünü Rusya, İstanbul ve Medine'de tamamlamıştır.
Düşmen
fars. شمن) Yı. Düşman, insanın kötülüğünü isteyen ve zarar vermek için | Uğraşan kişi, 2, Şeytan. Nefs. Münkir, kafir. Bkz. Dost. | vw iii Düveyre Kim bize taş atarsa güller nisar olsun ona Vurmaklığa kasd edenin düşem öpem ayağını Her kim buna söğerise her dem dua kılam ona Çırağıma kasd edenin Hak yandırsın ocağını ١ Yünus
Hurke
Yanma. tas. Ask ateşiyle sâlikin içinin yanması. Biri nârın, diğeri nurun yakışı olmak üzere iki türlüdür. Nurla yananlar bir meşale haline gelir, kendileri yanar ama etrafindakileri aydınlatırlar (sr). “Tasavvuf hurka idi hırka haline geldi,” sözü “bir yanma ve aydınlatma işiydi, ama şekil ve kıyafet haline geldi” anlamına gelir. Bkz. Mum. Halilullah dedi ey nâr-ı ihrâk Kalırsa bir tüyüm onu da yak
Katl
Bir insanın hayatına hukuka aykırı biçimde son verme; adam öldürme. İslâm hukukunda fiilin kasıt, kullanılan araç ve sonuç bakımından niteliğine göre kasten, kasta benzer ve hataen öldürme gibi türleri ayrılır. Canın korunması dinin temel amaçlarından biridir. Ceza, diyet, kefaret ve mirastan mahrumiyet gibi sonuçlar olayın türüne ve ispatına göre değerlendirilir.
Istiva
(استواء) 7, Müsavi olma; kasdetme; doğrulama; hâkim olma, kaplama, kurulma. 2. tas. İstiva olunan şey üzerinde (müsteva aleyh) zuhur ve tecelli etmek. Hak istiva eden (müstevi) arş istiva edilendir. İki türlü istiva vardır: ilahi istiva ve Rahmani istiva. Her ikisi de Hakk'ın insan arşına (kalbine) istiva etmesi, yani onu kuşatmasıdır; ancak ilahi istivada kalp daire, Hak bu dairenin merkeziyken, Rahmani istivada Hak daire, arş onun merkezidir (sm). c Siâlikin nazarında, kendisini övenle yerenin eşit olması hali. d Mevlevilikte sikkenin üzerinde önden arkaya doğru çekilen şerit. Mevlevilikte semâhaneyi iki eşit kısma bölen farazi ve hayali çizgiye de hatt-ı istiva denir (GM 22). e Hurufilikte, insan yüzünün ve bedeninin tam ortasından geçtiği varsayılan çizgi. Bkz. Arş, Kalp.
Kusüd
قصود) 1, Maksat, gaye. 2. tas. Sâliki faaliyete sevk eden samimi irade, halis niyet, azim. Kasdındaki maksadı (Hakk'ı) gören sâlik kendi kasdını artık göremez. Süfinin kasdı ve maksadı dostu olan Hak'tır.
Kül
Bütünlük, tümlük. tas. a Kul, Allah'tan başkasına az ya da çok bagimh olduğu sürece Hakk’a bütünüyle (külliyen) kul olamaz. “Sen her şeyinle ona yönelirsen o her şeyi sana yöneltir”. b Isimleri kendisinde toplayan ilâhî birlik (vahidiyet) mertebesi itibariyle Hakk'ın ismi. Bu itibarla ona “Bizatihi tek” “İsim ve sıfatlarla küll” de denilmiştir. A e he
Şaraphane
Melekat âlemi, kâmil arifin bâtını. Şatah — Sathiye i ar شطحيه) — eles) 1, Hareket, kıpırdama, köpürme. tas. a Üzerinde benlik ve dava kokusu bulunan söz (cr). “Ene'l-Hak”, “Sübhâni mâ a'zame sani,” “Bir denize daldım ki, nebiler sahilinde durdu” gibi. b Bir sözdür ki, dil onu söylemekten kaçınır, kulak onu dinlemekten hoşnutsuz olur. c Zahiri itibariyle şeri hükümlere aykırı düşen söz. d Ne kasdedildiği kolay kolay anlaşılmayan kapalı veya sembolik ifade. Çıktım erik dalına anda yedim üzümü Bostan 1ssı kakıyıp der: Ne yersin kozumu Yünus Şeb-i bâr e İlahi feyz ve kuvvetli tecellilerle kendilerinden 8ecen, coşan ve taşan velilerin, Sayr-i ihtiyari Söyledikleri sözler ki, Goğu şeriata aykırı gibi görünür. Bu yüzden veliler kendilerine geldikleri zaman 0 sözleri Söylediklerine pişman olarak tevbe ederler (Bg 56-58; SL 422, 453; Gİ 1:74; TK 1:880; İFM 11:509). İyi ve samimi bir dini hayat yaşayanların ağzından çıkan şathiyeler kabul edilmeyebilir fakat onu Söyleyenlere Saygı göstermek ve kendilerini anlamaya çalışmak gerekir, İyi ye samimi bir dini hayatı olanların veya Şuurları yerindeyken sahy halinde sathiye Söyleyenlerin veya söylenmiş şathiyeleri delil olarak kullananların davranışları anlamsızdır. Bu tür sözlere tammat, türrehât (Saçma söz, ipe sapa gelmeyen laf) denir. Bunların bir kısmı küfür, Tanrı'yla alay etme mahiyetindedir. Erliği ile anılır filan oğlu Jilân deyu Anan yoktur, baban yoktur, sen benzersin P... Tanrı Kaygusuz Abdal
Tevhit
Birlik. tas. a Allah'ın zatını, aklen tasavvur edilen ve zihnen tahayyül edilen her şeyden tecrit etmek (cr). “Allah'ı zihninizde dilediğiniz gibi tasavvur edin, ama bilin ki bu tasavvur Allah değildir.” b Tevhit üç türlüdür: Hakk'ın Hak için tevhidi, Allah'ın kendisinin bir ve eşsiz olduğunu bilmesi. Hakk'ın halk için tevhidi, Allah'ın bir ve eşsiz olduğunu insanlara bildirmesi. Halkın Hakk'ı tevhidi, insanların Allah'ın bir ve eşsiz olduğunu dile getirmeleri. En mükemmel tevhit Hakk'ın Hak için olan tevhididir. Bu tevhit anlatılamaz, burada diller lal olur; buna tevhid-i mücerret denir ki onu dille anlatmaya kalkışan mülhit c Tevhit bir görme, bir bilme halidir. Safi yalnızca Biri görür, yalnızca Bir'i bilir. O'ndan başka varlık olduğunu ne görür, ne bilir. Tevhidin hakikatine eren Bir'den başkasını unutur. d Halkın tevhidi Bir işitmek, aydınların tevhidi Bir bilmek, seçkinlerin tevhidi Bir görmektir. Tevhit iki türlüdür. Kusüdi tevhit, yalnızca Allah'ı kasdetmek ve irade etmek, daha doğrusu Allah'ın kasd ve irade ettiği şeyi kasdetmek. Bu tür tevhitte kul ile Rabb'in iradeleri aynı noktada birleşir, ikisi de aynı şeyi diler ve ister. Daha doğrusu kul kendi iradesinden fani, Rabb'inin iradesiyle bakidir; selefin tevhidi budur. “Lâ-maksüde (lâ-matlübe, lâ murâde) illâllah”. Şuhüdi tevhit, vecde gelen ve kendinden geçen sâlikin yalnızca Hakk'ı görmesi ve mâsivâyı görmemesidir. Bunlar istiğrak halindeyken mâsivâyı ve çokluğu görmezler, ama kendilerine geldikleri zaman mâsivânın varlığını kabul ederler. İlk süfilerin tevhidi budur. Buna vicdani ve zevki tevhit de denir. Lameşhüde illâllah. Bunun da üç mertebesi vardır: Hak fiilleriyle sâlike tecelli edince, sâlik bütün fiilleri Allah'tan görür ve “lâ faile illallah” der. Hak sâlike sıfatlarla tecelli edince sâlik eşyayı ve O'nun sıfatlarını değil, yalnızca Allah'ı ve O'nun sıfatlarını görür, sıfatta mevsüfu temaşa eder. Hak sâlike Za ile tecelli edince sâlik eşyanın zatını değil, yalnızca mevcut olarak Allahı görür ve “lâmevcüde illallah” der. Vahdet-i vücut ehlinin tevhidi budur. Bunlara fiil tevhidi, sıfat tevhidi, Zat tevhidi denir ki, fiilde faili, isimde müsemmayı, sıfatta mevsüfu görmekten ibarettir. e Konusu Allah'ın birliği olan tasavvufi manzumeler; öm.: Tevhit edenler mest olur Allah’a erer dost olur Dirliği hem dürüst olur Gel bile tevhit edelim . Yünus ] Mi | Tiş-Ayş Tevhid-i hâli Tevhid-i süfiye Süfilerin, Allah'ın birliğini yaşayarak ve tadarak bilmelerine bu isim verilir. Allah'ın birliğini keşfen ve zevken bilmeye tahkik ve tahakkuk, bunu bu yoldan bilene de muhakkik ve mutehakkik denir. Bunlar manevi, ulvi ve ilâhî hakikati yaşayarak bilirler. Onun için ehli hakikat ve ehl-i tahakkukturlar. Bu anlamda muvahhit ve tevhit ehli, nefsinden fani ve Hak ile baki, ask, cezbe ve vecd ehlidir; istigrak ve mest olan sâliktir.
Üveysîlik
Bir kişinin yaşayan bir mürşidle fiziksel olarak görüşmeden, Hz. Peygamber’in veya daha önce yaşamış bir velinin ruhaniyetinden terbiye ve feyiz aldığına inanılan mânevî intisap biçimi. Adını, Hz. Peygamber’i görmediği hâlde ona derin bağlılığıyla tanınan Üveys el-Karanî’den alır. Üveysîlik bağımsız ve tek merkezli bir tarikat değil, farklı geleneklerde görülen ruhânî aktarım açıklamasıdır.
Varid
¢. Varidat Gelen, varan, inen. tas. Kulun kasdi olmaksizin gaybten (Hak'tan) kalbe gelen manalar. Allah'tan gelen vâride (ilhama, feyze) vârid-i Hak, ilimden (şeriattan) gelen varide varid-i ilim denir. Bazı vâridler neşe ve sevinç, bazıları hüzün ve sıkıntı tesiri yapar. Bunlara da vârid-i surar, varid-i bast, varid-i hüzn, vârid-i kabz gibi isimler verilir. Hak'tan gelen feyz ve ilhama vâridât-ı ilahiye, varidat-1 rabbâniye de denir (xr 44; İFM).
Vazife
Vezâif Görev. 2. tas. a Süfilerin düzenli olarak icra ettikleri hususlar. b Şeyhin müride verdiği belli miktardaki zikir, hizb. Vecd (+e 3) + Mevacid 1. Bulma, varolma, hasıl olma, buluş. 2. tas. a Ekstaz; kulun herhangi bir kasdı ve çabası olmadan, onun kalbine tesadüf eden şey (ilham, his, feyz; vârit). Vecd iki türlüdür: vecd-i mülk, vecd-i likâ. Sâliki bulan ve ona hâkim olan her vecd mülk vecdi, sâlikin bulduğu vecd ise likâ (karşılaşma) vecdidir (SL 375; İFM; us). b Vecd bir müsâdefedir (karşılaşma, yüzyüze gelme, buluşma). Kalbin karşılaştığı hüzün ve neşe gibi şeylerin hepsi birer vecddir. c Hakk'tan gelen mükâşefeler/tecelliler. Vecd — Fakd Buluş-Kaybediş. Nari der ki: “Rabb'imi bulunca kalbimi (kendimi), kalbimi bulunca, Rabb'imi kaybediyorum.” Vecd ile fakd yer değiştiren iki ruh halidir. Biri gelince öbürü gider. Onun için fakdı olmayanın vecdi olmaz. Vecd — İlim Bu iki term birbirinin zıddıdır. Tevhidin ilmi (Şuur halindeki tevhit), tevhidin vücudundan (vecd halindeki tevhidden) bambaşkadır. Zira vecd halinde ilim ve şuur olmaz; ilim ve şuur olunca da vecd olmaz. Vecde gelene vâcid denir. Vecdin basit şekli tevâcüd, en mükemmel şekli ise vücuttur. Vecd, daha çok kendinden geçme ve istiğrak manasında kullanılmaktadır. Bu anlamdaki vecd bir sır olup, tarifi mümkün değildir. Ancak yaşamakla öğrenilir. Hz. Mevlânâ aşk ve vecdden soran birine, “Benim gibi olunca bilirsin,” demişti (Cai be-men şevi bi-dant). Safvu'l-vecd: Saf ve halis vecd (SL 417) Ask u şevk ehli vecd-i hal ister Ne kemâl ister u ne mal ister Ahi Bulma, varolma, hasıl olma, buluş. 2. tas. a Ekstaz; kulun herhangi bir kasdı ve çabası olmadan, onun kalbine tesadüf eden şey (ilham, his, feyz; vârit). Vecd iki türlüdür: vecd-i mülk, vecd-i likâ. Sâliki bulan ve ona hâkim olan her vecd mülk vecdi, sâlikin bulduğu vecd ise likâ (karşılaşma) vecdidir (SL 375; İFM; us). b Vecd bir müsâdefedir (karşılaşma, yüzyüze gelme, buluşma). Kalbin karşılaştığı hüzün ve neşe gibi şeylerin hepsi birer vecddir. c Hakk'tan gelen mükâşefeler/tecelliler. Vecd — Fakd Buluş-Kaybediş. Nari der ki: “Rabb'imi bulunca kalbimi (kendimi), kalbimi bulunca, Rabb'imi kaybediyorum.” Vecd ile fakd yer değiştiren iki ruh halidir. Biri gelince öbürü gider. Onun için fakdı olmayanın vecdi olmaz. Vecd — İlim Bu iki term birbirinin zıddıdır. Tevhidin ilmi (Şuur halindeki tevhit), tevhidin vücudundan (vecd halindeki tevhidden) bambaşkadır. Zira vecd halinde ilim ve şuur olmaz; ilim ve şuur olunca da vecd olmaz. Vecde gelene vâcid denir. Vecdin basit şekli tevâcüd, en mükemmel şekli ise vücuttur. Vecd, daha çok kendinden geçme ve istiğrak manasında kullanılmaktadır. Bu anlamdaki vecd bir sır olup, tarifi mümkün değildir. Ancak yaşamakla öğrenilir. Hz. Mevlânâ aşk ve vecdden soran birine, “Benim gibi olunca bilirsin,” demişti (Cai be-men şevi bi-dant). Safvu'l-vecd: Saf ve halis vecd (SL 417) Ask u şevk ehli vecd-i hal ister Ne kemâl ister u ne mal ister Ahi
Ya Ho
يا هو) Fy o. tas. “Ey” anlamına gelen “ya”, ile “o” anlamına gelen “hü” kelimelerinden meydana gelen bu deyim, çoğu zaman zikir esnasında kullanılır. Dervişler “Ha-Ha” diye zikrettikleri gibi bazen “yâ Hü,” bazen “yâ Hay”, bazen da “yâ Hü-yâ Hay” diye zikr ederler. Bazen “yâ Hü” ifadesi bazı kelime ve deyimlerin sonuna eklenerek “Edep yâ Hü!”, “Bu da geçer yâ hü!” “Hoşgör yâ Hü”, denilir. Hay'dan gelen Hü'ya gider, deyimi de Allah'tan gelen yine O'na döner anlamına gelir. Aslında Allah'ın diğer isimlerinin başına da “yâ” getirilerek zikir yapılabilir. “yâ Hak, yâ Allah, yâ Latif, yâ Haz” gibi. Bazen bu türlü ifadeler dua ve beddua anlamında da söylenir: “Yâ Haz,” “Allahım sen koru”, “yâ Kahhar” “Sen kahret Allahım” anlamına gelir. Böylece Allah yardıma çağrılmış olur; yâ Hak, yâ Dost veya yalnızca yâ Dost deyimi de bu anlamda kullanılır. Ya Allah ya pir: Al- lah ve pirden istimdat ve istiane için kullanılır. Yâr Yakaza i ar. (يقظه) Uyanıklık (bidâri). tas. a Hak'tan gelen ve yasaktan neyin kasdedildiğini bildiren anlayış Gir, ct). b Kalpte bulunan Allah'ın vaizi, marifet ve ilahi nurların tecellisi sebebiyle gaflet uykusundan uyanma, intibaha gelme, ruhun uyanışı, insanın kendine gelmesi (amr 139; HM 6).
SÛFİLERİN İLİMLERİNİN KAYNAĞI
Avârifü’l-Maârif · 1. bölüm · Mürşidimiz, Şeyhu’l-İslâm Ebu’n-Necîb Abdulkâhir es-Sühreverdî, hicrî 560, milâdî 1165 senesinin Şevval ayında, bize, imlâ yoluyla (bizzat yazdırarak) şunu rivâyet etti: Ebû Mûsâ e
SÛFİLERİN HAK SÖZÜ GÜZELCE ANLAMALARI
Avârifü’l-Maârif · 2. bölüm · Şeyhimiz Şeyhülislam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî, bize, Zeyd b. Sâbit yoluyla gelen bir hadis-i şerifte, Rasûlullah (a.s) Efendimizin şöyle buyurduğunu nakletti: “Bizden bir hadis iş
TASAVVUF İLİMİNİN FAZİLETİ
Avârifü’l-Maârif · 3. bölüm · Bize, Şeyhimiz Şeyhülislâm Ebu’n-Necib es-Sühreverdî (rah.), el-Ahves b. Hakim in babasından naklen, onun şöyle söylediğini haber verdi. Bir adam Hz. Resûlullah’a (s.a.v) şerrin ne
SÛFİLERİN HALLERİ VE TARİKATLARI
Avârifü’l-Maârif · 4. bölüm · Bize, şeyh, âlim Ziyâuddin Ebu Ahmed Abdulvahhab b. Ali, Enes b. Mâlik’in (r.a) şöyle dediğini haber verdi. Rasûlullah (a.s) bana buyurdu ki: “Yavrucuğum! Eğer kalbinde hiçbir kims
Sayfalar 11–17
Muzaffer Ozak Külliyatı · Aleyküm bis-sünneti ve sünneti hulefâ-ir-râşidiyn. (Sünnetim üzere ve rüşt sahibi halifelerimin sünnetleri üzerine olunuz.) Hadis-i şerifi buna delâlet etmektedir. Resûl-ü zişâna h
Sayfalar 16–22
Muzaffer Ozak Külliyatı · attı. Biz narı gülzar eyledik. Bizim için nara düşene nâr nûr olur. Bizim iznimiz olmadıkça ateş yakmaz. Suretperestler ateşi yakar zannederler. Işte Nemrud öyle zannetmişti. Ateş,
Sayfalar 31–36
Muzaffer Ozak Külliyatı · «Liginanü Bidun ie selune şübelen je ejdalühu kavli lâ ilâhe illallah re ednahû imalati! con anit tariks rel hayau şübetün minel iyman. Lyman, yetmiş küsur şubedir. Bunun en efdali
Sayfalar 44–51
Muzaffer Ozak Külliyatı · at eden kimse, Allahu azim-üş-şânın ve Resûl-ü zişânın sevdiklerini sevmekle mükelleftir. Allah ve Resûlünü seven, kıyamet gününe inanan kişi âhir zaman peygamberinin bütün yakınla
Sayfalar 37–42
Muzaffer Ozak Külliyatı · birligine şehadet ederler, hakkı tesbih, tekbir ve tahmid eylerler. Sen de, hakkı birle! Hakkın varlıgına ve birligine şehadet et! Bu şehadetin aslâ boşa gitmez, hak da senin şehad
Sayfalar 43–49
Muzaffer Ozak Külliyatı · larım için bina ettirdigim beytime nasıl girebiliyorsun?) O ânda, Hak celle ve alâ hazretleri kalbime rahmet nazarı ile nazar buyurarak, Arafat'ta zat-ı hakka ârif olduğum gibi Saf
Sayfalar 41–47
Muzaffer Ozak Külliyatı · Esteizü billâh: « Ve yetûfu aleyhim vildanün muhalledüne iza reeytehüm hasibtehüm lü'lüen men süra» sadakallahulaziym. Insan sûresi: 19-20 Meâli şerifi: «Cennet ehlinin etrafında h
Sayfalar 52–58
Muzaffer Ozak Külliyatı · her kim Allah resûlü bildi ve ona iyman etti, gönül verdi, iki cihan saadetine erdi. Hatırıma gelmişken söylemeden geçemeyeceğim: Resûl-ü zişânı rü'yâsında görmek saadetine erenler