Köken ve kullanım
i. ar.
استواء
Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü
(استواء) 7, Müsavi olma; kasdetme; doğrulama; hâkim olma, kaplama, kurulma. 2. tas. İstiva olunan şey üzerinde (müsteva aleyh) zuhur ve tecelli etmek. Hak istiva eden (müstevi) arş istiva edilendir. İki türlü istiva vardır: ilahi istiva ve Rahmani istiva. Her ikisi de Hakk'ın insan arşına (kalbine) istiva etmesi, yani onu kuşatmasıdır; ancak ilahi istivada kalp daire, Hak bu dairenin merkeziyken, Rahmani istivada Hak daire, arş onun merkezidir (sm). c Siâlikin nazarında, kendisini övenle yerenin eşit olması hali. d Mevlevilikte sikkenin üzerinde önden arkaya doğru çekilen şerit. Mevlevilikte semâhaneyi iki eşit kısma bölen farazi ve hayali çizgiye de hatt-ı istiva denir (GM 22). e Hurufilikte, insan yüzünün ve bedeninin tam ortasından geçtiği varsayılan çizgi. Bkz. Arş, Kalp.
Açıklamalı İslâmî Terimler Sözlüğü
Allah’ın sıfatüman larmdan biri olup “Yerleşmek, ve ılımlı olmak, kararlı olmak, yükatinin selmek, hâkim olmak.” anlamlafarklı rmda O’nun zatının evrenle n din münasebetini konu edinen bir ı an terim. Bu söz, Kur’ân-ı Kerîm’de dokuz ayette Allah’a nispet edilmiştir (bk. M. F. lâket Abdülbâkî, el-Mu'cem, “tvy” na ve maddesi). me ve kküle îşân cl [Ar.] Orta Asya’da Türk kökenli sûfîlerin yönetici işâret 376 veya şeyh ya da irşat makamın İşr da olan erenleri
Dinî Terimler Sözlüğü
Kur'ân-ı kerîmdeki müteşâbih, yâni görülen, ilk anlaşılan mânâların verilmesi akla ve dîne uygun olmayıp günâh olan ve bu sebeble tevîl etmek yâni uygun olan mânâları vermek îcâb eden kapalı sözlerden biri.
Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:
Sonra Rabbiniz arş üzerine istiva etti. (A'râf sûresi: 54)
Selef-i sâlihîn, müteşâbih âyet-i kerîmelerin mânâlarını Allahü teâlâya havâle etmişlerdir. Nitekim birisi gelip, Mâlik bin Enes'e radıyallahü anh Allahü teâlânın istivâsı hakkında sorunca, başını eğdi bir müddet sonra onda ter görüldü ve: "İstivâ ma'lûmdur, bilinir. Keyfiyyeti (nasıl olduğu) meçhûldür, bilinmez. Ona îmân etmek gerekir. Ondan sormak bid'attir, dalâlettir, sapıklıktır. Zannediyorum sen bid'at ehlisin" dedi ve emrederek o şahsı oradan sürdürdü. Fakat sonra gelen Ehl-i sünnet âlimleri, zamanlarındaki bid'at fırkalarının böyle âyet-i kerîmeleri yanlış açıklamalarına cevab vermek zarûreti ortaya çıkınca böyle âyet-i kerîmeleri te'vîl etme, açıklama ihtiyâcını duydular. Dînin esaslarına uygun olarak açıkladılar. Meselâ, lugat mânâsı el demek olan yed kelimesini Allahü teâlânın kudreti, yüz mânâsına gelen vech lafzını (sözünü) Allahü teâlânın zâtı diye te'vîl ettikleri (açıkladıkları) gibi, istivâyı da Allahü teâlânın hâkimiyeti gibi uygun bir mânâ ile te'vîl ettiler, açıkladılar. Çünkü Allahü teâlâ, bir mekânda bulunmaktan, orada yerleşmekten münezzehdir, yücedir. (İbn-i Halîfe Alîvî)
Tasavvuf Sözlüğü
Arapça, kurulma, kaplama, hâkim olma, eşit olma vs. gibi anlamlan olan bir kelime, istiva edilen şey üzerinde zuhur etmek, istiva eden Hakk; istiva edilen ise Arş’tır. Mevlevîlik tâbiri. Giyildiğinde tam orta yerinden, önce tepeden aşmak ve arkadan ense çukuruna dikey olarak uzamak üzere sikke (başlık)’ye dikilen yeşil deriye verilen isim.