Ara
Menü

Ne arıyorsunuz?

26 sonuç · “Cism

01
Şahsiyet

Çism-i Latîf Şeyh İsmâil Cismî Efendi

Çism-i Latîf Şeyh İsmâil Cismî Efendi (ö. Safer 1106/Eylül-Ekim 1694), dinî ilimler yanında tıp ve Farsça tahsil eden; Erdebîlizâde Ahmed Efendi’ye intisap edip Hacı Evhad Şeyhi Seyyid Hüseyin’den hilâfet alan, Oğlanlar Tekkesi’ni Sivâsiyye-Halvetiyye postuna taşıyan İstanbul şeyhidir.

02
Sözlük

Âlem

Kâinat; Allah dışında yaratılmış bütün varlıklar. Kelime ayrıca ortak bir niteliğe sahip varlıkların meydana getirdiği topluluk için kullanılır: insanlar âlemi, ruhlar âlemi ve hayvanlar âlemi gibi. Âlem, yaratıcısına işaret eden bir eser ve alâmet olarak açıklanır. Sanatın sanatkâra delâlet etmesi gibi, yaratılmışlar da onları var eden Hakk’ın kudretine delil sayılır. Tasavvufî çerçeve Tasavvuf metinlerinde âlem tek bir sınıflandırmayla ele alınmaz. Dünya ve âhiret; mülk ve melekût; şehâdet ve gayb; cismânî ve rûhânî; ulvî ve süflî gibi karşılıklı kavram çiftleri, varlığın farklı mertebelerini anlatır. Başlıca âlem tasnifleri Âlem-i ceberût İlâhî isim ve sıfatların, kudret ve mâna mertebesinin anlatıldığı âlem. Âlem-i melekût Şehâdet âlemi ile ceberût arasında düşünülen; ruhlar ve gayb ile ilişkilendirilen mertebe. Âlem-i mülk veya şehâdet Madde, zaman ve duyularla kavranan cisimler âlemi. Âlem-i hayal veya misal Maddî sûretlerle sırf mânevî hakikatler arasında bağ kuran ara mertebe. Âlem-i kebîr ve âlem-i sağîr Kâinat büyük âlem, insan küçük âlem kabul edilir. İnsan, maddî bedeni ve mânevî ruhuyla farklı varlık mertebelerini kendinde topladığı için iki âlem arasında bir berzah olarak görülür. Okuma notu Basılı kaynaklarda geçen âlem tasnifleri, bütün sûfîlerde değişmeyen tek bir kozmoloji değildir. Terimlerin kapsamı müellife ve tasavvuf ekolüne göre farklılaşabilir.

03
Sözlük

Ars

Feleklerin felegi, en büyük felek, taht, mülk, hâkimiyet, ihata, zuhur, tecelli, tas a Azamet mazharı, tecelli mahalli, zatın hususiyeti, cism-i külli (cik 11:5). b Allah'ın mukayyet isimlerinin istikrar mahalli. c Külli cisim, mutlak varlığın bedeni. Ayrıntılı bir şekilde her şeyi kuşatan külli nefse arş-ı kerim, levh-i kader, levh-i mahfuz, kitab-ı mübin, varka, zümrüt ve yakut-u ahmer gibi isimler verilir (sr). d Arşullah, Allah isminin mazharı olması itibariyle insan, yani insanın bir örneği sayılan mutlak varlık. e Arşu'r-rahman veya Allah'ın arşı. Kâmil insanın kalbi. Arş, üzerine Allah'ın istiva ettiği bir varlıktır. Yerlere göklere sığmayan Allah mümin kulunun kalbine sığdığından onun esas arşı ve istiva ettiği varlık insan-i kâmilin kalbidir. Can gözü anı gördü, dil andan haber verdi Can içinde oturdu, gönlümü Arş eyledi wee Gönül çalabım tahtı gönüle çalab taktı | İki cihan bedbahtı kim gönül yıkarısa | Yünus Mutasavvıflar kainâtın en üst kısmına arş, en alt kısmına ferş der. Devrin iki türünden biri arşiye, diğeri ferşiyedir. Kalb-i mü'min Arş-ı Rahmân ‘dir Ant yıkmak ziyâde tuğyândır Sinan Paşa

04
Sözlük

Baba

Peder, ata. tas. a Şeyh, mürşit. Baba Arslan, Baba Maçin, Baba Simmâsi, Baba Tahir Uryani ve benzeri birçok şeyh Baba unvanıyla tanınmıştır. Iki tür babalık söz konusudur; cismani babalık, yani soy ve nesep babalığı ve ruhani/manevi babalık. Tasavvufta şeyh müridin hakiki babası sayılır. b Bektaşilerde Hacı Bektaş Veli'nin soyundan geldiklerini iddia edenlere, Alevi dedelere bel evladı veya çelebi, Bektaşiliğin gerçek temsilcileri olduklarını iddia eden bu tarikatın şeyhlerine de yol evladı veya baba denir. c Telli Baba, Gani Baba gibi yaur, ziyaretgâh veya evliya türbeleri. Sağlığında Baba olarak tanınan şeyh ve mürsitlerin kabirleri ölümlerinden sonra bu unvanla anılmıştır. d Gazi, örn. Okçu Baba ve Ata ismin başına ya da sonuna gelebilir; Baba Hasan denildiği gibi Hasan Baba da denilebilir. Bkz. Veladet, Nesep, Dedebaba, Ata.

05
Sözlük

Cam- nisti

Yokluk kadehi. tas, Esas niteliği yokluk olan a'yan-1 sâbite (sr), Can i fars. (9 (جا >. Can, ruh. nefs. tas. a İnsan ruhu, ilâhî (rahmani) nefes, Hakk'ın tecellileri. b Mevlevilikte derviş, mürit, Cant cânân dilemiş vermemek olmaz ey dil | Ne niza eyleyelim ol ne senindir ne benim | Fuzali Bilmek istersen seni Can içinde ara canı Geç cânından bul onu Sen seni bil sen seni Hacı Bayram Veli Canan, Canane I. Yar, maşuk, sevgili. tas. a Mevlâ, Rab, Allah. b Allah'ın kayyumiyet sıfatı. Tüm varlıklar bu sıfat sayesinde varlıklarını korur ve sürdürür. Kayyumiyetle ilişkisi kesilen varlıklar bir daha var olmazlar, derhal yok olup giderler (11s: rx 11:1555). Ya Râb bana cism u cân gerekmez Cânân yok ise can gerekmez Fuzüli Cân-feza, Cân-efza Ruhu neşelendiren, cana can katan. tas. Hakk'ın beka sıfatı. Sâliki fenadan uzaklaştırarak onu baki ve ebedi kılan sıfat (rk N:1555). Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için SF kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir.

06
Sözlük

Ceberüt

(جبروت) Mülk ve melekat, diğer bir deyimle şehadet ve gayb, yani maddi ve manevi âlemlerin arasında bulunan orta âlem. Ceberüt âlemi, hem cismani âlemin hem de ruhani âlemin de bazı özelliklerine sahiptir. Bu bir berzah ve misal âlemidir (cr; TK 1:221).

07
Sözlük

Cisim

Madde ve hacim sahibi varlık; beden. Parçalardan meydana gelen, yer kaplayan ve duyularla algılanabilen nesne için kullanılır. Tasavvufî kullanımı Tasavvuf metinlerinde cisim, çoğu zaman ruhun veya mânevî cevherin karşısında zikredilir. Cismânî âlem, beden ve madde şartlarıyla kayıtlı görünür âlemi; rûhânî âlem ise maddî ölçülerle kavranmayan varlık alanını anlatır. Cismin bütünüyle kötü sayılması tasavvufun ortak hükmü değildir. Beden, nefis terbiyesi ve ibadet için bir emanet ve vasıta olarak ele alınır; eleştirilen, insanın kendisini yalnız bedenden ibaret görmesidir. Ruh , cismânî âlem ve rûhânî âlem maddelerine bakınız.

08
Sözlük

Don

Giysi, kıyafet, tas. Bürünmek, donanmak. Menkıbelerde bazı erenlere atfedilen, kendini başka bir varlığın görünüşüyle gösterme kerameti; örn. güvercin donuna girmek. Dost i. ves. fars, وست) 3) Yar, sevgili, arkadaş, ahbap, muhabbet ve sevgi. Kulun Allah'ı sevmesinden önce Allah'ın ezelde kulunu sevmesi ve dost edinmesi. Mecnun oluben yürüyem yüce dağları bürüyem Mum oluben eriyem yanam hey dost deyi deyi Yünus Mescid u meyhanede hanede vu virânede Kabe'de, puthanede çağırırım dost! Dost! Misti Dört kapı selamı Dostun attığı gül, düşmanın attığı taştan daha çok acı verir: Girândır âşıka erbâb-ı aşkın ta'ni Ahaftır seng-i a'da zahm-i gülden cism-i Mansur'a Hak erenlerin canları sıkıldığı ve yalnızlıktan kurtulmak istedikleri zaman “yâ Dost!” “Hak Dost!” derler; bu yakanlar, ‘dost olarak Allah kafi" anlamında kullanılır. Böyle deyince dost olan Hakk'ı ve Hak dostlarını yanlarında hazır bulurlar, Böyle zamanda “dost Allah!” anlamnda “dost Hü!” da denir; “Allah kuluna kâfi değil mi?” (Zümer Suresi, 36). Bkz. Hak. Dost'a ettiğin ahdı unutma gel gönül Dost ilerine gidelim Sakın bu virân evde vatan tutma gel gönül Dost illerine gidelim M. Hudai

09
Sözlük

Fakr

Yoksulluk. tas. a Dervişlik, sâlikin hiçbir şeye malik ve sahip olmadığının şuurunda olması, her şeyin gerçek malik ve sahibinin Allah olduğunu idrak etmesi. İnsan Allah'ın kulu olduğundan; insan da, ona nispet edilen diger şeyler de hakikatte onun mevlâsı olan Allah'ındır. b Sâlikin kendisini daima Allah’a muhtaç bilmesi, Allah'ın hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını kavraması. ¢ Fena, fena fi'llah. Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için HM 28 kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir. Fakr-ı manevi Kişinin kendisini mutlak surette Hakk’a muhtaç bilmesi, katında varlıklı olma ile yoksul olma hallerinin bir ve eşit olması; olunca şımarmaması, olmayınca üzülmemesi. Süfilikte önemli ve değerli olan manevi fakrdir.

10
Sözlük

Gurâb

Karga. Bazı tasavvufî ve vahdet-i vücûd metinlerinde idrak ve nurdan uzaklığı sebebiyle küllî cismin, yoğun maddî âlemin sembolü olarak kullanılır.

11
Sözlük

Heba

Toz, zerreler. tas. Içinde âlemdeki bütün suretlerin açıldığı, şe- killerin meydana geldiği madde. Bununla beraber hebanın vücutta bir aynı yoktur. Yalnızca içinde bulundurduğu suretler itibariyle vardır. Aslı itibariyle yoktur. Bu bakımdan heba, ismi olan ama cismi bulunmayan ankaya benzer. Ona heyula adı da verilir. Heba akl-ı evvelden, nefs-i külliden ve külli tabiattan sonra varlığın dördüncü mertebesinde yer alır. Onun altında da külli cisim mertebesi bulunur. Hebâ ile suret ilişkisini ancak beyazlık ile beyaz ilişkisi şeklinde anlamak mümkün olur. Beyaz olmadan beyazlık anlaşılamadığı gibi suret olmadan da hebayı kavramak mümkün değildir.

12
Sözlük

inşân

“Beşer, insan topluluğu. ” anlamında olan “ins” sözünden gelen bu terim, erkek veya dişi bu türün her ferdi için kullanılmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’de altmış beş yerde aynı anlamda kullanılan bu söz, varlık olarak bütün yön leriyle ifade edilmiş ve onun ya ratılışı, mahiyeti üe gayesini bit bütünlük içinde açıklanmıştır. Hz. Âdem’den başlayarak insan özel bir konumda ve yaratılış yöntemiyle varlık âlemine çıka rılmıştır. Kur’ân-ı Kerîm’in bir başka önemli açıklaması ise “insan”m yeryüzünü imar ve ıslah edecek olan “halife” görevin üstlenmiş olmasıdır (Bakara suresi, 2 / 30). Yaratıklarm en mükemmeli olan bu varlık, topraktan yaratılmış cismanî bünyesi yanında ruhanî bir kimliğ ile, duyularıyla, aklıyla iyiyi kö tüden, güzeli çirkinden ayırma yeteneği ile geliştirilmiş; böylece o, kendinden sorumlu olmaya yetecek bir özgürlüğe sahip ol muştur. Onun Kur’ân-ı Kerîm’de pek çok surede ve ayette anlatılan bu derin ve çok yönlü vasıfları, Hz. Peygam ber’in hadislerinde de yer almış; “ins” sözüyle birlikte mütalaa edilmiştir.

13
Sözlük

Humul

(J (خمو Namsız, nişansız, ve sönük olmak; ismi, cismi, adı, sanı bilinmemek; şan ve şöhretten kaçmak. Zelil ve miskin görünmek (Gi 11:270).

14
Makale

Cism-i Latîf İsmail Efendi: Tahsil, Tıp ve İrşad

Cism-i Latîf İsmail Efendi'nin dinî ilimler, tıp ve Farsça tahsilini; iki aşamalı irşad bağını ve Aksaray Tekkesi postunu birlikte ele alır.

15
Eser

Sayfalar 41–48

Muzaffer Ozak Külliyatı · ETVAR-I-SEB'ADA OLAN ESMÂ-I-İLÂHİYYENİN RENKLERI Tevhidin nuru hava'i mavi Ism-i-celâlin nuru kırmızı İsm-i-Hû'nun nuru yeşil İsm-i-Hak'kın nuru beyaz Ism-i-Hay'yın nuru sarı İsm-i

16
Eser

Sayfalar 42–50

Muzaffer Ozak Külliyatı · Allah celle celâluhu; bu âyet-i celillerle, kâfirlerin cehennemde görecekleri şiddetli âzabı beyan buyurmakta ve diğer bir âyet-i kerimede de: «innâ a'tednâ lil-kâfiriyne selasile

17
Eser

Sayfalar 58–63

Muzaffer Ozak Külliyatı · tadır? Bana yolunu tarif eder misin?) dedi. Diğer haham: (Aman ne yapıyorsun? O şehre sakın gitme. Orada bir sihirbaz vardır) dedi. (Sihri ile âlemi kendine bendetmiştir. Korkarım

18
Eser

Sayfalar 64–70

Muzaffer Ozak Külliyatı · ni ateşle doldururlar. Allah bizi ondan dünyada ve âhirette ayırmasın. Onu sev, unun sünnetine riayet et. Zira, seven meyus mükedder ve mahzun olmaz. Severim diyen ona çok salâvat

19
Eser

Sayfalar 71–77

Muzaffer Ozak Külliyatı · silmişti. Insanlardan kaçıyor, daima tenhalarda dolaşıyor. Anası, bu hâle vâkıf olup meseleyi babasına açtı. Baba divanı toplayıp, Habbâbı divana dâvet etti. Habbâb divana geldiğin

20
Eser

Sayfalar 79–83

Muzaffer Ozak Külliyatı · Resûl aleyhisselâmın son günlerinde idi. Hazreti Bilal'e, bütün eshabın ve ensarın Mescidi nebeviyede toplanmalarını emr eylediler. Hazreti Bilâl radiyallahu anh, nâsı Mescide topl

21
Eser

Sayfalar 96–102

Muzaffer Ozak Külliyatı · peygamberler o güneşten nur alan ay ve yıldızlar gibidirler. Nebiyyi ins-ü can aleyhi ve âlihi salâvatullah-ir-Rahman, ruh mesâbesinde ve bütün diger peygamberler vücuttaki diger u

22
Eser

Sayfalar 84–89

Muzaffer Ozak Külliyatı · zamanlar, o da bizim gibi yiyor, içiyor, gezip dolaşıyor, aglıyor, gülüyor, üzülüyor ve seviniyordu. Bir tahta kurusu veya sivrisinek çıksa, tedirgin oluyor, yün veya pamuk döşekle

23
Eser

Sayfalar 103–109

Muzaffer Ozak Külliyatı · Muhammediyye ile nurlandırırsa, cemal-i Muhammediyyeyi ve makam-ı Ahmediyyeyi müşahede eyler ve bunun neticesi olarak da aşkı günden güne artarak mir'atı hak yolunda pervane gibi k

24
Eser

Sayfalar 122–129

Muzaffer Ozak Külliyatı · zün görür ve ayakların yürürken, ellerin tutar, bilegin her işe yatarken, aklın başında, fâni ömrün kırk yaşında, ihtiyarlığın belirtileri olan ak tüyler sakalında saçında iken art

25
Eser

Sayfalar 141–146

Muzaffer Ozak Külliyatı · Nebisidir. Bütün güzel ahlâklarla, sıfat-ı cemile ile muttasıftır. Ve bütün müttakilerin, salihlerin imamıdır. Bütün meleklerin. peygamberlerin, mü'minlerin sevdiği ve âhirette, ce

26
Eser

Sayfalar 145–151

Muzaffer Ozak Külliyatı · Kısaca özetlemeğe çalıştığımız bu âlem-i ervahtan sonra, dört anâsır ile Hz. Adem aleyhisselâmın vücud-u şeriflerini yaratarak bütün cesetlere onu miftah eylemiştir. Netekim, bütün