ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
29 sonuç · “Azîm”
01Bakkālzâde Bostan Hilmî Efendi
Bakkālzâde Bostan Hilmî Efendi (ö. 1004/1595-96), Bahâeddinzâde Abdullah Efendi’nin muîdi ve mülâzımı olarak yetişen; Üsküdar Rum Mehmed Paşa Medresesi’nde ders veren, şiirlerini bizzat Kınalızâde’ye gönderen Bursalı âlim ve şairdir.
Baldırzâde Abdurrahman Efendi
Baldırzâde Abdurrahman Efendi (ö. Şaban 970/1563), Zenbilli Ali Cemâlî’nin muîdi ve mülâzımı olarak yetişen; İstanbul, Edirne ve Tire medreselerinden sonra Medine ve Halep kadılıklarında bulunan Osmanlı âlimidir.
Bosnevî İbrâhim Efendi
Bosnevî İbrâhim Efendi (ö. Şaban 1139/1727), Saraybosna’dan İstanbul’a gelerek Uzunîzâde Süleyman Efendi’nin yanında yetişen ve medrese hiyerarşisinde mûsıla-i Sahn pâyesine ulaşan Osmanlı müderrisidir.
Burûsevî Şeyh Abdülbâkî Efendi
Burûsevî Şeyh Abdülbâkî Efendi (ö. 1121/1709-10), Bursa’da medrese tahsili görüp Karaçelebizâde Abdülaziz Efendi’ye mülâzım olan, daha sonra irşad hizmetine yönelerek Hisar Camii’nde vâizlik yapan Osmanlı şeyhidir.
Cemâleddîn Gazi-Kumukî
Cemâleddîn Gazi-Kumukî (ö. 1286/1869), Muhammed Yeragî’nin halifesi olarak Nakşibendiyye-Hâlidiyye’yi Dağıstan’da yayan; Gazi Muhammed ile Şeyh Şâmil’in mânevî çevresinde yer alan; 1859’dan sonra Kars üzerinden Üsküdar’a hicret eden âlim, mürşid ve müelliftir.
Çavuşzâde Mülâzımı Seyyid Ömer Efendi
Çavuşzâde Mülâzımı Seyyid Ömer Efendi (ö. Cemâziyelevvel 1142/Kasım-Aralık 1729), Çavuşzâde Ahmed Efendi’den mülâzemet alan; Ayasofya vakıf dersiyyesinden Sahn-ı Semân ve Gevher Han Sultan medresesine kadar yükselen Osmanlı müderrisidir.
Çıracızâde Hasan Efendi
Çıracızâde Hasan Efendi (1647–1723), Anbar Gazi Medresesi’nden Sahn-ı Semân ve Süleymaniye Dârülhadisi’ne yükselen; ardından Halep ve Bursa kadılıklarında bulunan Osmanlı âlimidir.
Genç Ali Efendi
Genç Ali Efendi (ö. Şâban 1122/Eylül-Ekim 1710), göçebe Türkmen bir aile çevresinden ilim tahsiline geçen; Edirne Selimiye Camii’nde ders, Muradiye’de imamet ve Gazi Mihal Bey Camii’nde hitabet hizmeti yürüten Osmanlı âlimidir.
İBRÂHÎM-İ DESSÛKÎ HAZRETLERİ
İBRÂHÎM-İ DESSÛKÎ HAZRETLERİ Mısbâh-ı esrâr-ı tarîkat, miftâh-ı envâr-ı hakîkat, kutbu’l-aktâb İbrâhîm ed-Dessûkî hazretleri, eâzım-ı ulemâ-yı İslâmiyye’den ve ecille-i ricâl-i tarîkat-ı aliyyeden olup, aktâb- ı erbaa sırasına girmiş ve silsile-i nesebleri Hz. Ali efendimize müntehî bulunmuştur. İbrâhîm b. Ebi’l-Mecd b. Ali Kureyş b. Muhammed et-Tayyib…
Kerîmzâde Mülâzımı Kara Mehmed Efendi
Kerîmzâde Mülâzımı Kara Mehmed Efendi (ö. 1728), Kastamonu'dan İstanbul'a gelip Abdülkerîmzâde Refdî Mehmed'in öğrencisi olan ve Lefkoşa kadılığına tayin edilen Osmanlı âlimidir.
Lebeni Şeyh Beşir Ağa
Beşir Ağa" derler. Fukara ve ahbabını dil.ima adab-ı şeriat u tarikat ile terbiyeye çalışırlar imiş. Erbab-ı a'razın te'slriyle doksan yaşında şehiden irtihal eylemiştir. Cidden eazımdan dır. Rical-i Hamzaviyye içinde müteferridlerdendir. Hakk-ı alllerinde biraz izahat arz edip, işbu eser-i faklranemi lütfe nazar-ı iltifat u mütalaaya alan erbab-ı muhabbe…
Mûsâ el-Kâzım
Mûsâ el-Kâzım (7 Safer 128 / 8 Kasım 745, Ebvâ – Receb 183 / Ağustos 799, Bağdat); İsnâaşeriyye'nin yedinci imamı . Abbâsîler'e karşı barışçı bir çizgi izlemesine rağmen ömrünün son yıllarını hapiste geçirmiştir.
azîmet
Allah’ın mükelleflerin hepsi için bütün durumlarda bağlayıcı genel bir kanun olmak üzere başlangıçtan koyduğu hükümler için kullanılan fıkıh usulü terimi. Söz gelişi, farz olarak mükelleflere gösterilen namaz, oruç, zekât, hac gibi ibadetler veya vecibeler.
Azîm
(- -M [Ar.] “Büyük, azametli” anlamında olan bu söz, “esmâ'ü’l-hüsnâ” (Allah'ın güzel isimleri)dan “Pek bifyük, ulu, yüce.” anlamında Allah’a nispet edilmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’de altı yerde (Bakara suresi, 2 / 255; Şurâ suresi, 42 / 4; Vâkı'a suresi, 56 / 74, 96; Hâkka suresi, 69 / 33, 52) geçen bu terim, “Buyruklarına asla karşı gelinemeyen, zatının ve sıfatlarının özü anlaşılamayacak kadar ulu ve yüce varlık” anlamında Allah’a ad olmuştur. “Azîm” adı Allah’ın doksan dokuz ismini veren İbn Mâce ve Tirmizî rivayetlerindeki listede de yer almıştır.
sadakallahü’l-azîm
sadakallahü’l-azîm cüm. [Ar.] “Allah doğru söyledi.” anlamındaki bu terim, Kur’ân-ı Kerîm’den bir veya daha fazla ayet okunduktan sonra söylenir; AUah’m kelâmmı tasdik anlammdadır.
Edirne Mevlevîhânesi (Murâdiye Mevlevîhânesi)
Edirne · Türkiye · 1081'de (1670) şeyhliğine tayin edildiği, dört yıl postnişinlik yaptığı ve tamir ettirdiği tekke. Tamir vesilesiyle şair Nazîm bir tarih söylemiş, vefatı üzerine yerine öğrencisi Enîs Receb Dede şeyh olmuştur.
Mekteb-i Sultânî (Galatasaray)
İstanbul, Beyoğlu · Türkiye · Mehmed Zihni Efendi 1879'da Galatasaray Mekteb-i Sultânîsi ulûm-i Arabiyye ve dîniyye muallimliğine getirildi. Babanzâde Ahmed Naim, Ali Nazîmâ, Kenan Rifâî, Hanbelîzâde Muhammed Şâkir ve Abdülhak Şinasi Hisar gibi isimler buradaki ve Mekteb-i Mülkiyye'deki hocalığı sırasında yetişen talebeleri arasında sayılır. Eylül 1889'da Stockholm'de toplanan Müsteşrikler Kongresi'ne gönderdiği matbu eserleri sebebiyle kendisine verilen altın madalya bugün Galatasaray Lisesi Müzesi'nde muhafaza edilmektedir.
NAMAZIN FAZİLETİ VE YÜCELİĞİ
Avârifü’l-Maârif · 36. bölüm · Abdullah b. Abbas (r.a), Rasûlullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir: “Allahu Teâlâ, Adn cennetini yarattığı zaman, orada hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitme
Sayfalar 33–39
Muzaffer Ozak Külliyatı · bir tahta parçası üzerinde sağ ve sâlim kaldı. anası boğuldu. Işte, o öksüz yavrunun annesinin ruhunu acıyarak aldım. Allahu zül-celâl tekrar buyurdu: — Yâ Azrail.. Ruhunu sevinere
Sayfalar 123–127
Muzaffer Ozak Külliyatı · - 123 -— şilerin ruhlarını alıp onları sizlerden ayırmak ve onların ölümlerinin acılarını size tattırmakla, meyvalarızı, mahsullerinizi elinizden almakla, yahud nefsinizin meyvası
Sayfalar 134–139
Muzaffer Ozak Külliyatı · Ey mümin! Bâzı kimseler vardır ki, onlara hiç kıymet vermeyiz. Onlar gizli birer hazinedir. Onlar âhiret sultanlarıdır. Insanların kurtarıcısıdır. Bunlar, köylü kıyafeti ile dolaşı
Sayfalar 159–167
Muzaffer Ozak Külliyatı · ben: «Yâ Resûlallah, kıyâmet ne vakit kopacaktır?» diye suâl etti. Efendimiz bu zâta cevap vermeden namaza kalktı. Namaz dan sonra bize dönerek: «O soruyu soran kimdir?» dedi. Arâb
Sayfalar 147–155
Muzaffer Ozak Külliyatı · Yüksek islâm velileri ve ârifleri ve ülemayı benâm hazretlerinin ittifakları şöyledir: Sabırdan daha ziyade, indi-ilâhide bir mevki yoktur. Bundan daha faziletli bir sıfat tasavvur
Sayfalar 168–173
Muzaffer Ozak Külliyatı · de, buyuruyor: «Benim size in'âm ettiğim nimetlerimi sayınağa kalksanız, takatiniz yetmez, sayamazsınız.» diyor. (Ve in ta'uddo nimetallahi la tuhsuha.) (Sûre-i Ibrahim: 34) Meâli
Sayfalar 157–163
Muzaffer Ozak Külliyatı · Bismillâhirrahmanirrabiym. Sallû alâ Soyyidinâ Muhammed, Sallû alâ Mürşidinâ Muhammed, Sallû af şemsiddüha Muhammed, Sallû alâ Bedriddüca Muhammed. Sallû alâ Nuril-Hüda Muhammed. E
Sayfalar 197–203
Muzaffer Ozak Külliyatı · nının canlarını cehenneme yolladı. Düşman, zaten kendisine zayiat veren bu kahramanı kolluyormuş ki, tekbir alıp tekrar tekrar düşman içine dalmasını fırsat bilip, etrafını çevirdi
Sayfalar 216–222
Muzaffer Ozak Külliyatı · tigim için bana kızma. Aleyhimde bulunma. Bunları bana Allah söyletiyor. Söyleyene bakma söyleteni gör. Sana nimeti verene bakma, verdirene nazar et. Sana sopayı vuranı nazar-ı iti
Sayfalar 257–264
Muzaffer Ozak Külliyatı · Sallû âlâ seyyidina Muhammed Sallû âla mürşidina Muhammed Sallû âlâ şemsiddûha Muhammed Sallû âlâ bedriddûca Muhammed Sallû âlâ nûr-il-hûda Muhammed. El-evvelü Allah, El-âhırü Alla
Sayfalar 279–287
Muzaffer Ozak Külliyatı · olur?.. Zirâ, zerre miktarı amelimiz dahi, ister kötü, ister iyi, mutlaka önünüze getirilecekdir. Bizlere gösterilecektir. Yazıklar olsun o kimseye ki; yetim malını bigayri - hakkı