İrşad II · kaynak sayfaları 147–155
Yüksek islâm velileri ve ârifleri ve ülemayı benâm hazretlerinin ittifakları şöyledir: Sabırdan daha ziyade, indi-ilâhide bir mevki yoktur. Bundan daha faziletli bir sıfat tasavvur edilemez. Zira, Furkanı azimin doksandan ziyade âyetinde Allah celle sabrı zikr etmiştir. Başka bir âmâli salihatın bu kadar çok sayıda âyetle zikr edildigini işitmedik ve görmedik, diyorlar.
Ihyâ-i-Ulûmda, Imamı Gazali şöyle buyuruyor: «Cenabı hak, feyyazı mutlak hazretleri Kur'ânı Şerifte sabrı, yetmişten ziyade âyetle zikir etti ve indindeki derecelerin ve hayırların ve en yüksek mükâfatların ekserisini sabra izafe edip, sabredenlerin derecelerini bizlere ilân buyurmuştur.»
(Ya eyyühelleziyne amenu esteiynû bissabri vessalâh innallahe maassabiriyn).
Bakara sûresi: 153 Bu âyetin meâli şerifinde: «Ey beni tevhid edenler, bana ve benim Resûlüme muhabbet edip, itaat edenler! Kıyamet gününe inananlar, yapacağınız ve terk edeceğiniz herşeyde sabır ve namaz ile benden yardım isteyiniz. Muhakkak ki benim yardımın sabredenlerle beraberdir. Ben sabredenlerle beraberim, ben namaz kılanlarla beraberim, benden yardım isteyenlerle beraberim» buyuruluyor. Ne büyük şeref, ne büyük fazilet, hak ile beraber olmak.
Ayeti kerime'de de sabır ile namazın birbirinden ayrılmaması, beraberce zikredilmesi, sabrın vücutta gizli amellerin en ziyade şiddetli olması, namazında vücudun zâhirinde, haricinde en ağırı ve türlü taatı toplayıcı olmasındandır. Sabır, ruh ve namaz ise ceset oluyor. Ruhsuz cesedin kıymeti olmadığı gibi, sabırsızın kıldığı namazın kıymeti de kalmaz. Zira, o kimse, yapacağı fenalıklar ve nefsin arzularına uyması ile kıldığı namazın sevabını giderecektir.
Namaz, mü'minlerin miracıdır. Ama, sehv ile kılınan namaz yâni nefsi emarelerinin arzularına muhalefet etmeden
kılınan namazın, kılana hiçbir faydası olmadığını ve bilâkis böyle namaz kılan kişinin Allahın azarlamasına muhatab olduğunu Kur'ân bildirmektedir.
(Feveylün lil-musalliyn-elleziyne hüm an salâtihim sahûn elleziyne hüm yür'ûne ve yemne'ün-el-ma'ûn)
Mâ'un sûresi: 4-7 Mânayı şerifi: Kıldıkları namazların kıymetini bilmeyen ve onu gösteriş için kılan ve zekâtlarını vermeyip, ödünç vermeyi de men'edenlerin haline yazıklar olsun!...
Namazında sehvedenlere, kendini haramdan korumayanlara, yâni hem namaz kılıyor, hem hırsızlık yaparak halkın hakkını gasbediyor, yahud ırzsızlık, edebsizlik yaparak Allahın men'ettiği şeyleri irtikâp eden, yalancılık ve dolandırıcılık edip hayvanlara merhametsizlik eden, insanlara hiyanetlik eden, fakat aynı zamanda da namaz kılmakta devam eden, daha doğrusu namaz kıldığını zanneden murailere azab olsun, vey! olsun buyuruyor. Hattâ, namaz kılan bu fenalıkları yapmayan lâkin elinden geldiği halde iyiliği esirgeyen kimselere dahi Allahın azabı, tehdid ve azarlaması bu âyeti kerimeden anlaşılmaktadır.
Namaz kılıp; halka, mahlükata ıyılık etmekten geri duran kimsenin namazının, namaz olmayıp murailik oldugunu Allahu taâlâ bu âyeti celillerinde buyurmakta ve bu gibi kötü sıfatlara malik olup da namaz kılanlara, Allahın bu azarlaması bu tehdidi varken, hiç namaz kılmayıp, elinden gelirken insanlara iyilik yapmaktan çekinen, iyiligini esirgeyen ve aynı kötü sıfatlari işleyenlerin indi-ilâhide düşeceği derekeyi, azabı senin iz'an ve irfanına bırakıyorum.
Halbuki, yukarıda söylediğim gibi, namaz mü'minlerin miracı demektir. Miraç ise yükselmek, merdivenleri kat'etmek demektir. O balde zamaz kılan, her kötü sıfatını attıkça ve
namazını da eda ettikçe bu merdivenin basamaklarını sür'atle çıkacak, ve edeben, ahlâken, iymanen daima yükselecektir.
Üzerinde ağırlığı olan kişi nasıl yükseklere çıkamaz ise, böyle kötü sıfatları üzerinde bulunduranlar da hakkın lutfuna ulaşan bu merdivende yükselemezler. Zira, miracı bu merdiveninin nihayeti hak ile buluşup, hak ile bilişip, hak ile sevişmek, kavuşmaktır.
Resûl aleyhisselâm, mirâcı nebîsinde bunu bizlere bizzat, bedenen göstermig ve bildirmiştir. Işte, Cenabı hakkın böyle bir nimeti olan namazı kıldığı halde, o kimsenin fenalıklardan kendini arıtmaması, kurtarmaması sebebiyle Hakkın vuslatı muhabbetini kaçırmasından dolayı, riya ile kıldığı bu namaz yorgunluğuna yazıklar olsun!
Namaz, öyle bir mübarek ibadettir ki, kullarıma faziletimden, lûtfumdan bağışladığım en büyük hediye olduğu halle kullarım onun bu mübarekliğinden faydalanamayıp benin le buluşmayı, muhabbeti kaçırırsa o kula vazık olmaz mı?
solsose (Ve cealna minhüm eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberu).
Secde süresi: 24 buyuruyor.
Yine Rabbül-âlemin, sabır edenleri, müttakilere, Allahtan korkanlara imam kıldığını beyan buyuruyor. Yani, müttakilerin, en ön safındakilerin sabreden kimseler oldugunu bildiriyor.
Müttaki, her yapacağı işde hakkın rızasını gözleyen kimse demektir. Muttakilerin imamı da Hz. Fahriâlem Muhammed Aleyhisselâtü vesselâmdır. Müttakilere hidayet olunduğu Kur'ân'ı-Kerimde beyan edilmektedir. Yâni, her işinde hakkın rızasına talip, men'ettiği şeylerden kaçınan kişi demektir. Bu yüksek dereceli kimselere imam olmak, önder olmak, Hz. Fahr-i-âlemin hemen arkasında yer alan enbiya olduguna
göre ki, Allahu subhanehu ve taâlâ:
(Fasbir kema sabere ulul azmi minerrusuli).
Ahkaf sûresi: 35 Fermanı ile habibine her emrinde, her işinde sabır tavsiye etmektedir. Sabır, ululazim peygamberlerin makamı olduğundan peygamberi zişanımız efendimize sabr ile emr edip sevgili nebisine diğer peygamberlerin de sabır eden nebiler olduğunu haber verip, sabrın ululâzîm peygamberlerin makamı olduğunu zikr etmesi ile birlikte, sabır eden ümmeti Muhammedin de bunların arkasında mevkileri olduğunu ilân ediyor. Yâni, ululazîm peygamberler ile müttakilerin arasında sabır edenlerin yer alacağı bildiriliyor.
O halde, musibete sabırlı, taate sabit-kadem ol! Nefsinin arzuladıklarına sabr eyleyip hakkın yolunda sebat eyle!
HIKAYE Birgün, Sureyrus Sakati'ye (Allah ondan razı olsun), sabırdan sual olundu. O da sabır hakkında hazineyi ilâhiden hikmetler dolu sözler anlattı. O esnada, lihikmetin bir akrep mütaaddit defalar ayağını soktu. Hazret, bu akrebin ezasına tahammül etti. Sözlerini kesmedi. Durumu farkeden halk kendisine niçin ayagını akrebten kaçırmıyordun deyince, hazret cevaben: «Sabırdan bahsediyordum. Kendim sabır etmeden, sizlere sabrı tavsiye ve vaaz etmekten. Allaha karşı hayâ ederim» buyurmuştur. Akrebin o anda, o veliyi sokması Allahın velilerinin sabır hususunda emri ilâhiye fiilen riayet edişini göstermek içindir.
Hz. Şibli, âriflerden birisine sormuş: «Sabrın hangisi daha ziyade şiddetlidir?» O zat Hz. Şibliye cevaben demiş ki:
«Essabru lillâh-Allah için sabır» demiş. Hz. Şibli yine (Hayır!) «Es sabru maallah-Allah ile sabır» diye karşılık vermiş.
Hazreti Şibli yine (Hayır!) demiş. Bunun üzerine o zat «Es-
sabru anillah-Allahtan sabır» demiş ve Hz. Şibli bir sayha savurdu ki, bayılacak dereceye geldi. Bunu biz ehli olanlar için anlatmış olduk.
Dy Allahı ve resûlünü seven mü'min! Hakkın sana verdiği bunca nimetlere karşı hakkın ufak bir nazına tahammül ve sabır göstermeyecek misin? Halbuki, o kerim olan Allah bir zorluga, iki kolaylık va'd etmiştir.
Enes radiyallahu anh rivayet ediyor: Resûl Efendimiz bir kabristandan geçerken çocuğu ölen bir kadının kabir başında üstünü yırttığımı, saçını yolduğunu görünce o kadına buyurdular ki: «Allahtan kork ve sabret. Saçını yolup, üstünü yırtma!» Kadın, Resûlullahı tanımayıp: «Beni kendi halime bırak, zira bana isabet eden musibet sana etmedi» dedi.
Orada bulunanlardan bazıları: «Sen ne yaptın?. O peygamberimiz, efendimiz idi» dediler. Kadın derhal Resûlü Ekremin arkasından koştu. Hane-i saadetin kapısına geldi, huzuru nebîde özürler diledi. «Beni affet ya Resûlallah. Sizi tanıyamadım.» dedi. Kadın üstünü başını yolmayı terketmişti. Resûlü Ekrem efendimiz kadına hitaben: «Ecri ve mükâfatı çok olan sabrı kâmil, musibetin ilk çarptığı vakitte onu o anda hos karşılamaktır. Sabırdan murad işte budur» buyurdular.
Burada kasdedilen muradı nebi şu idi: «Sen, bu musibete sabır etmenin ecr ve sevabını kaçırdın. Şimdi, üstünü başını yırtmayı terk etmen, bu nimeti tekrar eline geçirmeni sağlamaz. Malumdur ki, günler geçtikçe belâ ve musibetin tesiri ve acısı azalır. Bu sebeble belâya, musibete ilk isabet ettigi anda, sabır etmek gereklidir, faziletlidir. Vadedilen mükâfat bu andaki sabır karşılığıdır.
Efendimiz; sevgili oğlu İbrahim Aleyhisselâm yedi yagunda vefat etiği zaman, dendiler okda a aesdane, bize ağlamayı men ettiniz, kendiniz ağlamaktasınız» demişti.
İki cihan fabri sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz ona hitaben: «Ya Ömer! Ben size ağlamayı men'etmedim. Lâkin üstünüzü başınızı yırtmayı, saçınızı ve sakalınızı yolmayı ve bağıra bağıra ağlamayı men'ettim. Zira, göz yaşı kalbin ateşini söndürür.»
Evlere şenlik, cenazelere ağlamak caizdir. Üst baş yırtmak, saç sakal yolmak ve yüksek ses ile bağırıp ağlamak,fer-
yad etmek caiz değildir. Zira, göz yaşı kalbin ateşini söndürür, vücutta bulunan teessürün zehiri bu göz yaşı vasıtasiyle defedilir.
Ey mü'min kardeglerim! Hz. Muhammed'e gönül veren, onun yolundan giden hak yoldaşlarım! Sizlere bu risaleyi yazıp, hediye eyledim. Allah Celle tesirini hâlk edip, sizlere amel etmek nasib eylesin. Bizler için, hayatımızda selâmetimiz için ve mevtimizde ruhumuza fatiha okumak kadirşinaslığını gösterenlerden de Allah ve resûlü razı olsun.
Yarabbi! Bizleri, ilâhi musibetlere sabırlı kullarından eyle! Allahım! Bizleri, şâkir zümresinden eyle! Bizleri, nefsimize mahküm eyleme, bizi nefsimize hâkim kılıp nefsimizi bizlere mahkûm eyle! Buradan kalkmadan mağfiretinle gâd eyle! Ahir ve âkibetimizi hayır eyle! Son nefeste habibinin cemali ile mügerref eyle! İyman ile göçür. Salihlere, âşıklara ilhâk eyle! Ruhumuzu, habibinin ruhu ile agina eyle! Son nefeste bizi korkutma. Olüm acısı, kabir vahgeti, mahger dehşeti, hisabta hacâlet, mizanda nedâmet, suratta felâket verme!
Ölümü sevinerek bekliyenlerden, kabirleri cennet bahçesi olanlardan, mahgerde arşın gölgesinde gölgelenenlerden, hisabta defteri sağ tarafından verilenlerden, mizanda, sıratta selâmete erenlerden, dublü-evvelin ile cennete girenlerden, cennetten cemalini görenlerden, firdevsten visâline erenlerden eyle!
Dünyamızı mâmur, ahiretimizi mâmur, gönlümüzü, yüzlimüzü pürnür eyle! Cismimizi hafif, ırzımızı afif, ablâkımızı nezih eyle! Kalbimizde iyman, aklımızda irfan ve izân, dilimizde Kur'ân, senin zikrinde heran vücudumuza derman ihsan eyle! Gözümüzde ibret, gönlümüzde gayret, fuâdımızda lezzet, din ve imanımızda izzet ihsan eyle. Amelimizi ihl&s ve takva ile ilbas, kalplerimizden ve kalıplarımızdan ihrâcı vesvas eyle! Gazabtan, riyadan, hasedden, hulyâdan, hubbu sıvâdan, kibir ve gururdan bizleri halâs eyle! Hisabı mururda, edâyı duyünda bizlere inayet eyle! Mala gönül vermekten, Câha ehemmiyet kılmaktan, zâlime meyl etmekten, namerde muhtaç olm aktan, övbei ecel eriza eyie en iri lizh, gafiler.
âgâh, müznibleri affın ile gâd eyle! Yurdumuzu abâd, münafıkları ibâd, düşmanlarımızı berbâd eyle! Kâmiller teksir, salihleri tenvir eyle! Gariplere inayet, âçıklara vuslat nasib eyle!
Vücudümüze sıhhat, kalbimize şefkât, suçumuza rahmet eyle! Kâfirlere zillet, mü'minlere izzet, tatında lezzet ihsan eyle! Cümlemizi canımızla, malımızla dini islâma hâdim eyle!
Delâlet ile hidayeti, zûlmet ile nûru, hak ile bâtılı tefrîk eylemek nasip eyle! Affın ile dilşâd, lûtfun ile âbâd, mahzun gönülerimizi sürur ile kügad eyle! Ey hâlıkımız! Buradan dağılmadan cümlemizi habibine bahş eyle!...
Amin, bi hürmeti-seyyidil-mürseliyn.
Sübhane rabbike rabbil izzeti ammâ yasifûn ve selâmun alel mürselin, vel-hamdu lillâhi-rabbil-âlemin. Kabûlu niyazel-Fatiha..
EL HAC Muzaffer OZAK
iRŞÂD
ONDÖRDÜNCU DERS MÜNDERECAT:
Sûre-i Duhan tefsiri, Berat gecesi ve Leyle-i Beratın fazlını, Bu gecede bulunan beş hasleti, Duaların kabul olduğu beş geceyi bildiren, kıssa ve vaaz-ı nasihatları havi bir risale-i mühimmedir.