İrşad II · kaynak sayfaları 157–163
Bismillâhirrahmanirrabiym.
Sallû alâ Soyyidinâ Muhammed, Sallû alâ Mürşidinâ Muhammed, Sallû af şemsiddüha Muhammed, Sallû alâ Bedriddüca Muhammed.
Sallû alâ Nuril-Hüda Muhammed.
El evvelu Allah, el âhiru Allah, ez zâhiru Allah; el bâtinu Allah. «Rabbişrahli sadri ve yessirli emrî vahlûl ukdeten min lisani yefkahu kavli ve üfevvidü emriy ilâllah. Innallâhe ba- Bizleri yoktan var eden, bir katre çirkin su iken bizi insan gekline bürüyen, zelil iken aziz eden, çıplak iken giydiren, aç iken doyuran, bizleri iyman ile nurlandıran Allah; cümlemizi bu mecliste tevfiki ile cem'eylediği gibi, yarın kıyamet gününde sevgili Muhammed'inin livâsı altında, rahmeti ile lutfûyle, keremiyle cem'eyleye. Dünyada ravzasına, âlemi mânâda cemâline, kıyamette sefaatine nail eyleye! Iyman üzre çenemizi kapayıp, son kelâmımızı ol kelimei münciye ve tayyibe olan «Eşhedü en-lâilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resûlünu» kavli ile çene kapamayı mevlâ cumlemize nasib ve müyesser eyleye! Ölümün acısından azâde kılıp, ölümün şiddetinden, kabrin vahşetinden, cehennemin nârından, sıratın zulmetinden, hasımlarımızın husûmetinden mevlâ cümlemizi emîn eyleye!
Enbiya, sulâha ve evliyanın, dost ve düşmanın önünde ırlarımızı açıp bizleri dünya ve âhirette rezîl ve sefil eyleme e. Habibi hürmetine bizleri iki cihanda afvı ile sâd evleve Dinlediğimiz dersin tesirini halk eyleyip cümlemizi tövbe ede-
rek af olanlar ve magfiretle şâd olanlar zümresine ithal eyleye. Amin bi-hürmeti seyyidil-mürselin.
(Hâ mim * vel kitâbil mübiyn * innâ enzelnâhu fi leyletin mübâreketin inna künnü münziriyn * Fiyhâ yüfraku küllü emrin hakiym * Sadakallahülâziym).
Duhan sûresi: 1-4 Ey benim Resülüm, habibim, mergubum, mahhubum, Muhammedim, Mahmudum, Hâmidim, Ahmedim! Zâtı ulûhiyyetime mahsus olan hayyul-kayyum isimlerim ve sıfatlarım hakkı için ve bu sıfatlarda mevcut olup, bilimleri ancak bana aid olan mânâlarını hakkı için, hak ve bâtılı ayıran Kur'ana yemin ederim ki, Biz azîmüşşan o aziz, Kur'ânın tamamını bir mübarek gecede levhi mahfuzdan semai dünyaya inzal ettik.
(İnna künnâ münziriyn)
O Kur'ânı aziz ile, biz hakkı inkâr eden kâfirleri, bizi tamımayan ve senin nübüvvetini inkâr eden hainleri, hududu ilâhiyyeyi aşan zâlimleri nefsine esir olan âsileri azabımız ile korkuturuz.
(Fihâ yüfraku küllü emrin hakiym)
O gece; öyle büyük, öyle yüce bir gecedir ki; O geceden yâni, leyle-i-Berat'dan diğer senenin leyle-i-Beratı'na, yâni nısfı şabana kadar ne gibi hadisat zuhur edecek ise, hepsi onların vazifeli memurlar olan melâikeye tevdi olunur.
Meselâ, iyilik, kötülük, ecel, rızık, rüzgâr, yağmur, zelzele gibi. Kâinatı âlemde ne zuhura gelecek, neler olacak ise, ilmi ilâhiyyeden o gece melekler haberdar edilir, her bir vazifeye müvekkel olan melikeye bu vazifeler o emir üzre teslim olunur.
'Ey Allaha iyman eden, onun yüce varlıgına, kudreti ve azametine, cemâl ve celâlint, yerlerin ve göklerin sahibi ve yaratıcısı olduğuna ve bu ikisi arasında bulunan mahlükatın rezzakı bulunduğuna, bilinen ve bilinmeyen âlemlerin hâlıkı ve maliki bulunduğuna inanıp, ikrar eyleyen, temiz kalpleri ile bu inancı, iymanı tasdik eyleyen mü'min kardeşlerim. hak yoldaşlarım! Ondan başka ilâh yoktur. Ancak ibadete lâyık odur. O, herşeyi görür. O, her şeyi işidir. Rahmet sahibidir.
Lûtfu keremi bol padişahtır. Ona yürüyerek gidene, o koşarak gelir. Onu çağırana cevap verir. Tövbe edeni afy ve mağfiret eder. Dua edeni boş çevirmez. Ona kıyam, rükû ve secde edeni mahrum bırakmaz. Öldüren odur, dirilten odur. Bizleri yaşatan odur. Bız yok ıdık, o var etti. Bızler zelll bır katre su idik, bizleri şeklı insana koyarak:azız eyledi. Çıplaktık, gıydirdi. Açtık doyurdu. Cahil idik, ilim verdi, göz verdi, gösterdi. Kulak verdi duyurdu. El verdi tutturdu. Ayak verdi yürüttü. Akıl verdi, hak ile şerri ayırd ettirdi. Verdiği nimetleri saymakla tüketemeyiz.
Hele, en büyük nimeti bizleri iyman ile tezyin etmesidir.
Kendine kul, Habibine ümmet eylemesidir. Bunları bir tefekkür edelim. Ibadete lâyık degil mi? Biz zaîf ve âciziz. O kavi.
Her istediğinde o hâkim, biz mahkûmuz. Akıllı isek, Rabbimizin bu nimetlerine karşı olarak ona kulluğumuzu yapmalıyız.
Insanlık bunu iktiza ettirmekte. Sonra, bu işin ters tarafı da var. Yaşattığı gibi öldürür ve öldürecek. Hani, abâu ecdadımız neredeler? Allah bizlere vermiş olduğu bu nimetlerden soru soracak.
(Esteizü billâh: Sümme letüselünne yevmeizin anin naiym).
Tekâsür sûresi: 8 Allah, «Her halde ve her halde kıyamet günü sizlere ver.diğim nimetlerden sual ederim» buyuruyor.
Zelil iken aziz ettiği gibi, aziz iken de zelil eder. Hiç kimse, buna mâni olamaz. Bizleri şekli insana koyduğu gibi, sureti insandan çıkarıp şekli hayvana da koyabilir. İsrail oğullarını maymun ve hınzira tebdil ettiği gibi:
(- kûnü kıredeten hasiiny.)
Bakara sûresi: 65 âyeti celilesinde bu, ayân-beyandır. Yahud, dininden kovar, iymanından soyar da bizleri hayvanların bile yapamayacağı vahşetleri irtikâp etmemiz sebebiyle de hayvanlardan daha aşağı, daha alçak denî hale koyar, dünyada küfür nârına, âhirette cehennem ateşine bırakıverir.
(Ülâike kel enamı bel hüm edall)
âyeti buna şahid-i burhandır. Giydirdiği gibi soyar. Fakir kılar.
Dünya fakirliği değil; namusumuzdan, hayâmızdan soyar. Ayıplarımızı meydana çıkarır da dost düşman içinde hacîl ve rezil eder. Rızkımızı daraltır. açlıkla terbiye eder. Aç bırakır, bizi çocuklarımıza terbiye ettirir. Evlâd dayağı. damat köteği yedirir.
İlim verdiği gibi. ilim suretinde cehalet verir. Islah ediyoruz diye iha ettirir. Gözlerimizin nurunu söndürebilir. Kim mâni olabilir? Nice insanın gözünü söndürmüş, kim ne yapabilmiş? Sağır eder, söz işitemezsin. Yahud hak sözden anlamazsın. Baş körlüğü bir şey değil; o geçicidir. Kalp gözün kör olur da hakkı göremezsin. Baş gözü kör olarak yaşamak ne kadar güç bir şey değil mi? Halbuki, bu körlük kalp körlüğü yanında hiç mesâbesindedir. Kulak sağırlığı büyük bir musibettir ama, geçicidir.
Kalp kulağın sağır olur ise ebediyyen Hakkı işitemezsin. Elin tutmayıp, ayağın yürüme kudretini gayp ederse ne yapabilirsin? Böyle olanlar ne yapabilirler? Aklını gayp ettirir ise sevdiklerin bile senden korkar, seni evlerine koymazlar. Rütben ne kadar büyük olur ise olsun, onlar senin için akıl hastası, saldınyor ne yapalım; hayatımız tehlikede diyerek, senden şikâyet edip tımarhaneye attırırlar. Ne kadar zengin olur isen ol, elinden malını, kasanı alıp sana vasî tayin ettirip, senin malını, senin karşında yiyip eline zincir
takıp, sırtına akıl hastası gomlegı gıydırırler. Boylece olmeden önce seni mezara, malını da mezada verirler.
Nice kimseler böyle oldu, görmedin mi? İşitmedin mi?
Görmedinse git hastahaneleri, tımarhaneleri bir dolaş, neler göreceksin, neler işiteceksin. Neler olmuş bu dünyada, daha neler olacak?
Bizleri kendine kul, sevgili Muhammedine ümmet ettigi gibi, bizden bu iymanımızı alabilir, bizi dininden, kovabilir.
Şeytanı nasıl lânetledi? Şeytanın ismi azâzil, lâkabı haris idi.
Allah onu bir emri ilâhisine itaat etmedigi için, rahmetinden tard etti, huzurundan kovdu. Biz ise binlerce defa emrini tutmayıp, «Yapma» dediği şeyleri irtikâp ederiz.
sülEiğübtüis (Esteizû-billâh: ve iz kulnâ lilmelaiketi iscüdü liademe fesecedû illâ iblis ebâ vestekbere ve kâne minel kâfiriyn).
Bakara sûresi: 34 Biz meleklere Adem'e secde etmeleri için emr eyledik' Hemen secde ettiler. Sadece iblis secde etmedi, kibir eyledi ve kâfirlerden oldu.
Iblis, Adem'e secde etmemişti, fakat Rabbil-âlemine secde ediyordu. Sen ise, âdem oğluna secde ve rükû ediyorsun da, Rabbil-âlemine secde etmiyorsun. Halbuki, Allah zâtı-ulûhiyyetine, kendisine secde ve rükû etmeni emir eylemiş ve âdem oğluna rükû ve secde etmeni men'eylemiştir. Iblis, kendini Adem'den yüce görerek kendisinin nârdan, Ademin ise topraktan yaratıldığı için ve «Ateş, topraktan üstündür, üstün olan kendinden aşağı derecede olana secde eder mi?» diye bâtıl bir kıyas yaptığından rahmetten kovulmuştur.
Halbuki, şeytan yerde ve gökte Allahu-teâlâ hazretlerine Irsad, cill 2 - F: 11
secde etmedik bir yer bırakmadığından, ona melekler haris lâkabını vermişlerdi. Işte, hâl böyle iken kovuldu ve sürüldü.
Allah; sana islâm tâcını giydirdigi gibi, başından bu nimeti alabilir. Seni ve beni âhirete iymansız olarak gönderebilir. «Neûzu billah.»
Oyle ise; bunları anladıktan ve bu sözleri dinledikten sonra aklımızı başımıza alıp azgınlığa ve şeytana sırt çevirerek Rabbimize dönmemiz gerekir. Yarına sağ çıkacağını kim taahhüd edebilir? Hemen tövbe edip Allaha yalvarmalı! İşte, Recep, Şaban, derken şabanın on beşi oldu. Bu yaşa gelinceye kadar kaç Recep, kaç Şaban, kaç Ramazan geldi geçti de haberimiz bile olmadı.
Dün mahallede oynuyor idik, şimdi saç ve sakalımıza aklar düştü. Ne çabuk geçti hayat? Gençlik uçtu, gitti. Ömür de böyle çarçabuk geçer. Bir gün ansızın kapıya cansız at gelir, çoluk çocuğumuzun feryatları arasında, bizi alıp sonsuz yolculuğa götürürler. Ejderha gibi ağzı açık olan karanlık kabire bizi yalnız olarak bırakıverirler.
O kişi akıllı mıdır ki, kışlık kömürünü yazdan almaz.
Arif midir o kişi ki, seyahata parasız, azıksız, pasaportsuz, haza çakan z, işa, teski bunarı yönarda çaiga ae bimin seya- Fakat, âhirete giden, orada hiç bir şeyi temin edemez. Huzurullahta mahçup kalır. Çünkü, dünya ahiretin tarlasıdır. Burada eken, orada biçer. İster iyilik, ister kötülük olsun, dünyada tohum olarak ektiği amelleri, işleri âhirette mutlaka, şüphesiz karşısında bulacaktır. Şu ibretli kıssayı okuyup, tedbirini ona göre düzenle:
HIKÂYE Tamahkâr, bahîl, hasîs bir adam kahvede otururken, bir meczûb bu adama lihikmetin musallat olup «Bana iki akça ver.
Canım yoğurt istiyor» diye yalvarmağa başlar. Cimri adam ne kadar o fakiri kovduysa da def edemez. Meczûb «Bana yoğurt al» diye diretmektedir. Kahvehanede bulunan halk «Gel, sana biz yoğurt alalım» derler. Fakat, meczûb onların yoğurdunu istemez ve yemez. O hasis adama yapışır ve: «Ya, bana iki akça vereceksin, yahut yoğurt alacaksın»
diye ağlar, bağırır,
yalvarır. Adamcagız, iki akçayı zorla çıkarıp yere atar, «Allah cezanı versin. Al» der. Meczûb, o para ile doğru karşı dükkândan yugurt alıp, o hasis zatın karşısında oturup yer. Hiddet ile oradan ayrılan adam evine gelir. O gece rüyasında kendisini cennette görür. Ağaçlar, çimenler, nehirler, çiçekler….. Lisan ile tarif olunmayacak kadar lâtif ve güzel bir yer.. Fakat yiyecek bir şey yok. Karnı da açtır. Öyle ki, açlıktan takatı kalmamıştır. O sırada, insan oğullarından bir zat peyda olur.
Ona sorar: «Yahu, burası neresidir"'» O zat «Cennettir!» diye cevap verince «Ne biçim cennet bu? Hani kebaplar, hani şaraplar, hani hûriler? Onlardan hiç birşey göremedinı» dediğinde öteki, «Dur bakayım! Şurada bir az yoğurt var» diye dönüp, biraz yogurt getirir, «Buyurun» der. Adamcagız, yoğurdu alıp yerken «Biraz ekmek verir misin?» deyince karşısındaki adam: «Birader, dün bu yoğurdu sen göndermiş idin. Ekmek de gönderseydin şimdi önünde bulurdun» diyerek ilâve eder:
«Ed dünya mezraatül âhire» yâni dünya âhiretin tarlasıdır.
Dünya tarlasını eken, âhirette biçer.
Cimri adam uyanır, kan ter içinde kalkar. Hemen karısına durumunu anlatır ve: «Bizim gittiğimiz yol doğru bir yol degil; bundan sonra, semtimde doyurmadık fakır bırakmayacagım» der. Kesesının sıkı sıkı bagladıgı agzını açar ve hakıkaten semtinde ne kadar fakir, fukara varsa doyurur, çıplakiları giydirir. Mazlûmun gönlünü alır. Susuzları sular, gözü yaşlı olanların imdadına koşar. Böylece hem dünyasını, hem de âhiretini mamur eder.
Bak; Şabanı şerifin onbeşi. Bu gece, ne mübarek bir gece.
Bu geceye leylei mübareke, leylei Berat, rahmet gecesi denildi.
Bu gecede, bizim sayabileceğimiz beş haslet vardır:
1 — Fiha yüfraku küllü emrin hakim, 2 — Bu gecede ibadatı taatın fazileti, 3 — Rahmeti-ilâhiyyenin cûşû hurûşa gelmesi, 4 — Mağfireti ilâhiyyenin husûlü, 5 — Aşağıda anlatacağımız gibi Resûl Aleyhisselâma şefâatı-tâmmenin verilmesidir. Buna şahid de şudur. Bu gece Kâbe'de zemzem suyunun belirli bir şekilde artmasıdır. Onun bu surette çoğalması, âdeti ilâhiyyedendir. Bu gece, bütün ümmeti Muhammed afv'ı ilâhiyyeye mazhar olurlar. Allahdan yüz çeviren, esrik deveden kaçar gibi kaçan gafiller müstesnadır Bir de içkiye, zinâya tövbe etmeyenler, büyücülük ve sihir