İrşad II · kaynak sayfaları 164–169
yapanlar; ana-babaya âsi olanlarla, kinci olanlar müstesna.
Buğz sahibi kimseler, üç günden ziyade mü'min kardeşiyle dargın duranlar bu gece afvı ilâhiyyeye nail olamazlar.
Ey âşıkı sadıklar! Ey kalpleri yanıklar! Ey hakta uyanıklar! Şabanı-muazzamın onbeşinci gecesi, öyle mübarek bir gecedir ki; mü'minler için bir leylei-ganimet lûtüf, ihsan, kerem gecesidir. Zira, leylei-Kadirin hangi gece olduğu bizce malûm olmadığı halde, Allah celle hazretleri Kadir gecesini gizlediği halde, nısfı Şabanı, yâni Şabanın on beşinci gecesini, mü'min lere bildirmiş, onlara bu geceyi lûtf etmiştir.
Resûl sallallahu aleyhi ve sellemin bir hadisi şerifinde:
«Recep ayı, Allahın mübarek ayıdır. Şabanı muazzam benim ayımdır. Ramazan ümmetimin ayıdır.» buyuruyorlar. Işte, ümmetine karşı azîz, raûf ve rahim olduğu Allah tarafından ilân olunan âhir zaman nebisi, bize kendi ayı olan Şabanı muazzamın esrarını ve bu ayda fazl-ı rahmeti ilâyhiyye ve ihsanı ilâhiyyenin ve sübhaniyyenin cûşû huruşa geldiğini, bu ayın onbeşinde tecelliyatı ilâhiyyenin zuhurunu, merhametinden ötürü bizlere haber vermektedir.
Saîd'in oğlu Nâsır radiyallahu anb: Resûl aleyhissalâtü vesellem efendimizden bu mübarek ay ve onun mübarek gecelerinden zuhura gelen bazı mühim ilâhi tecelliyatı şöylece nakil etmektedir: Efendimiz şöyle haber verdi: Şabanın on üçüncü gecesi idi. Cebrail bana geldi: «Ya Resûlâllah! Kalk, bu ge ce Şabanı muazzamın on üçüncü gecesi, teheccüd vaktidir.
duaların kabul olduğu zamandır, Allahtan, ümmetine şefaat taleb eyle. Zira senin muradın budur.» dedi. Ben de kalktım ve tan yeri ağarıncaya kadar Rabbime niyâz edip, ümınetimi diledim. Cebrail nazil olup: «Müjde ya Resûlâllah! Allah celle sana selâm etti ve sana ümmetinin üçte birini bağışladı.» dediğinde ben ağlayıp «Ya Cebrail! Bana geri kalan üçte ikisinden haber ver. Onlar ne oldular ve ne olacaklar?» dediğimde;
Cebrail «Ben onların ahvalini bilemem!» dedi.
Şabanın ondördüncü gecesi idi. Cebrail yine nazil olup;
«Ya Resûlâllah! Kalk, vakti teheccüttür. Ümmetini haktan dile. Bu gece rahmeti ilâhiyyenin taştığı bir gecedir» dedi. Ben de kalktım. Tan yeri ağarıncaya kadar ibadet edip, ümmetimi Rabbimden diledim. Cebrail gelip, bana ümmetimin üçte iki-
sinin hibe edildiğini haber verdiğinde, ben yine ağladım «Ya Cebrail! Geri kalan üçte biri ne oldu?» dedigimde, «Ben bilemem Ya Resülâllah!» dedi ve gitti. Şabanın onbeşinci gecesi, yâni leylei Beratta, Cebrail tekrar nazil olup: «Kalk Ya Resûlallah! Bu gece berattır.» dedi. Ben de kalktım, ibadet edip ümmetimi Rabbimden diledim. Cebrail nazil olup; «Müjdeler olsun. Ya Resûlallah! Allah celle celâluhu, bütün ümmetini sana bağışladı. Zira senin ümmetin muvahhittir. Allaha şirk koşmazlar. Onu tevhid ederler. Işte «Lâ ilâhe illâllah»ın nuru ve senin şefaatin ile cümlesini sana bahş eyledi. Bu gece, öyle mübarek bir gece ki, sana ve senin ümmetine olan Allahın ikramını gör. Bak semaya, mübarek başını kaldır, neler göreceksin?» dediğinde bir de baktım ki semavatın kapıları açılmış âlem, başka bir âlem olmuş. Bütün melâike, birinci kat semadan tâ arşa kadar secdede, benim ümmetim için istiğfar ediyorlar. Her semanın kapısında bir melek nida ediyordu.
Birinci kat semada olan bir münâdi: «Bu akşam Rabbine rükû edene ne mutlu! Ne kutlu» diyor mağfiret ile müjdeliyor, cennet ile tebşir ediyordu.
Ikinci gökteki melek şöyle nidâ ediyordu «Müjde olsun, bu gece Rabbine secde edene. Ne kutlu o kişiye ki rabhini hoşnud etti? » diyordu.
Üçüncü gök kapısında olan melek «Müjde şu kimseye ki, bu gece Rabbini zikr ediyor» diyordu.
Dördüncü gökteki melek «Nu mutlu ve ne kutlu o kişiye ki, Rabhine dua ediyor.» diyordu.
Beşinci gökteki melek «Müjde bu gecede Allah korkusu ile ağlayan göze» diyor ve Hak sevgisi ve Hak korkusu ile ağlayanlara müjde veriyordu.
Altıncı göliteki melek şöyle nida ediyordu «Müjdeler olsun, bu gece hayırlı amel işleyene.»
Yedinci kattaki melek ise, «Kullara müjde, bu gece Kur'an okuyana müjde» dedikten sonra «İsteyin, Rabhinizden isteyin. İsteyen yok mu? Istediği verilsin. Dua ediniz. Dualarinız kabul edilsin. Tövbe ediniz ki tövbeniz kabul edilip bunun nimetine eresiniz. Müstağfir olunuz ki, afv ve mağfiret edilesiniz» diyordu.
Aleyhisselâtü ve sellem efendimiz bir hadisi serifinde:
«Sabanın onbeşinci gecesi, günesin batışından, tulûuna yâni
doğuşuna kadar, rahmet kapıları ümmetime açıktır. Bu gece, Kelp ogulları kabilesinin koyunlarının tüylerinden daha çok sayıda, cehenneme müstehak olan ümmetim nârdan azad olur.» buyurmuştur.
Işte mü'minler! Bu gece Rabbine rükû eden, yüceldi. Bu gece rabbine secde edene cennet verildi. Bu gece, rabbini zikr edeni, Rabbi zikr etti. Bu gece, Rabbine dua edene, istedigi verildi. Bu gece, Allah korkusu ile ağlayana rahmet edildi. Zira, Hak korkusu ile ağlayan göze nâr haram oldu. Zira, cehennem ateşini deniz, nehir ve kuyu suları söndüremez, ancak Allah aşkı ve korkusu ile ağlayan göz suyu söndürür.
Kıyamet koptugunda, bütün mahlükat ölür. Sonbaharda yâni güzde, bütün haşaratın, yerin ve otların agaçların öldüğü gibi. Sonra, Allah tekrar ölen mahlûkatı diriltir. İlkbaharda ağaçların, otların dirildiği, bütün haşeratın uykudan uyandığı gibi. Herkes, kabrinden kalkar, mahşere, meydânı arasâta varır. Insanlar, üç bölük üzere kabirlerinden kalkıp arsâyı mahşere varırlar. Birinci sınıf; cennet bineklerine binerler, cennet elbiselerini giyerler. Bunlar peygamberler, salih, sadık, âşık, şehit, gazi, âbid ve âlim kişilerdir.
Ikinci bölük, yaya olarak, çırılçıplak kabirlerinden kalkıp mahşere sevk olunurlar. Hatta Resûl aleyhisselâtu vesselâm, bu bölüğü haber verdiginde, Hz. Ayşe annemiz: «Ya Resûlallah! Erkekler kadınlara nazar etmezler mi?» diye sorarlar.
Efendimiz: «Ya Ayşe! O gün, öyle bir gündür ki, insan kendinden gayrisini görmez ve kendi nefsinden gayrisini düşüneme a. Edalısin o aptah atirdi, huzesu apte saçur sag olganları, suç âletleri sırtındadır.»
ararî z' " (Men a'rade anhu fe innehu yahmilu yevmel kıyameti vizra)
Tâhâ, âyet: 100 Üçüncü bölük; öldükten sonra dirilmeyi inkâr eden, Allah'a «Acz» isnad eden ve «Çürüyüp toprak olan bu beden tekrar dirilir mi?» diyen, kendisinin bir katre sudan yaratıldığını unutan ve Allaha apaşikâr düşmanlığını ilân eden güruhtur.
Bunlar, kabirlerinden kalktıklarında «Bize ne oluyor? Bizleri kim diriltiyor?» şeklindeki kâfirlerin bu sorularına, melekler cevaben: «Bu gün rahman olan Allahın vaadi ve Resûllerin
sizlere haber verdikleri kıyamet günüdür, haşir günüdür, ayıpların meydana çıktığı gündür. Mahkemei-Kübradır. Mazlûmun, hakkını zâlimden alacağı gündür. İşte, siz bu günü inkâr ederdiniz.» diyerek onları kabirlerinden zorla çıkarıp meydanı arasata iterek yürütürler. Bunlar, yüz üstüne sürüne sürüne mahşere varırlar. Efendimiz bunların bu şekilde mahşere varacağını haber verdiginde, ashaptan biri, «Ya Resûlallah!
Nasıl yüzü üstüne yürürler?» dediğinde, efendimiz: «Ayaksız, yüz üstüne yürüyen yılan ve solucan gibi» buyurdular.
Cemi nâs mahşerde cemolur. Onların etrafinı, sayısını yalnız Allahın bildiği yedi kat gök ve yedi kat yer melâikesi çevirir. Cehennem ise, bütün gayzı ile halkın üzerine hücum edip, alevleri halkı müteessir ettiğinde, bütün Nebiler diz üstüne düşüp: «Nefsim, nefsim!» dediğinde iki cihan padişahı, mahbubu kibriya Muhammed Mustafa secdeye kapanıp arşın destarını tutup, «Nefsimi, Fatıme'mi, Hasan'ımı, Hüseyin'imi, Ali'mi istemem. Onlar ümmetime feda olsun. Ille ümmetimi isterim!» diye Allaha yalvarır. Cebrail nâzil olup, elinde bulunan bir kap ile cehenneme bir miktar su serper. Ateş teskin olur. Eski şiddet ve dehşetini kayıp eder. Efendimiz nârı teskin eden bu suyun ne olduğunu Cebrail'den sorunca, «Ya Resûl allah! Bu su, senin ümmetinin, muhabbeti ilâhî ve haşyetullah ile akıttığı göz yaşıdır.» diye bildirir.
Işte, bu gece, hak korkusu ile Allah muhabbeti ile aglayan göze müjde! Onun yaşları nârı câhimi söndürdü.
Bu gece, hayırlı amel eden hakka mahbub oldu. Bu gece, Kur'ân okuyan, hak ile konuştu. Eu gece isteyene, istediği verildi. Bu gece, dua eden kazandı. Bu gece, tövbe eden afv oldu.
Tövbe ettiği günahları, sanki işlemedi. Bu gece. istiğfar eden, afvı mağfirete nail oldu.
Ey gafil uyan aç gözün, Gel tövbeye, gel tövbeye, Dergehı hakka tut yüzün.
Gel tövbeye, gel tövbeye...
Doldu ecel peymanesi, Ömrün nesi kaldı, nesi?
Ey cihanın divanesi, Gel tövbeye, gel tövbeye...
Binbir günah ettin yeter, Ru'yün siyah ettin beter, Isyanı haktan ne biter?
Gel tövbeye, gel tövbeye...
Gel mescide, meyhaneden;
Hayır gelmez mestaneden, Te'hir etmek yâ neden?
Gel tövbeye, gel tövbeye...
Restil aleyhisselâtu vesselâm, günahına tövbe eden o suçu japmamıg gibidir, buyurdular.
Dünyaya mağror kigi, Tövbeye gel, tövbeye...
Uçmadan ömür kuşu, Tövbeye gel, tövbeye...
Sakalma baka bak, Kara iken oldu ak, Dünya kurdu sana fâk, Tövbeye gel, tövbeye...
Ytice kıyamet kopa, Düz ola, dere tepe, Niceler yoldan sapa, Tövbeye gel, tövbeye...
Uça gide can dahi, Kuru kala ten dahi, Yunus Emre sen dahi, Tövbeye gel, tövbeye...
Yaptığın fenalıklara tövbe et! Hakkın seni men'ettiği şeyler fenalıktır, kötülüktür. Can kuşu bu beden kafesinde iken kötülüklere tövbe et! Fenalığı terk et! İyi kişi ol. Hak ta-
âla sana ve bana rahmet etsin. Yaptığın fenalıkları unutma, ve onların affı için Rabbine yalvar, göz yaşı dök. Kulları, bu fealıklarından haberdar etme. Onları yaptıklarına gahid tutma. Rabbine gönlünden sessizce söyle, sessizce yalvar. Kelimat ile söyleme. Bu alış verişinize yanında olan ve kiramen kâtibîn denilen hayır ve şerden yaptığımızı yazan melekler dahi haberdar olmasın. Böyle gecelerde ağla, o günah defterindeki yazıyı göz yaşınla yıka. Suç ile kararan yüzünü göz yaşınla agart. Neye agladıgını melekler dahi anlamasın.
Rabbinle senin aranda kalsın bu sır. Zira, günahına nedamet edenin inlemesi, ah etmesi, göz yaşı dökmesinin, ibadet edenin ibadetinden Allaha daha sevgili olduğu haber verilmiştir. Göz yaşının, rahmeti ilâhiyyeyi çûşû-huruşa getirdiği muhakkaktır. Allah, tövbeleri kabul edicidir.
Velevki, günahın denizin köpüklerinden, kumun tanelerinden, güneşin zerrele..
rinden fazla bile olsa,... Zira, rahmeti ilâhi elbet ki denizlerin köpüklerinden, kumların danelerinden, güneşin zerrelerinden ziyadedir. Elbette ki tövbe edenin tövbesi kabul olunur.
Riyasüz-Salihinde; Cebrail Aleyhisselâmın efendimize haber verdiği bir kıssayı buraya kayd etmeyi faideli buldum.
HİKAYE Islâmdan evvelki zamanlarda bir adam, doksan dokuz kişinin canına kıymış, öldürmüştü. Sonra pişman olup, okumuş bir kişiye varıp, halini arz etti, ve tövbe etmek istediğini, bu kötü halinden dönüp iyi kimselerden olmayı arzu ettiğini bildirip «Acaba Allah benı ai eder mi.» diye sordu. Okumuş oldugu halde irfanı olmayan, okuduğunu hazım edememiş olan kişi: «Sen afv olmazsın!» deyince eşkiya «Nasıl olsa af olmuyorum, bari seni de öldüreyim!» deyip onu da katletti. Başka bir muhterem zâta varıp, yüz kişiyi öldürdüğünü söyledi ve «Acaba, tövbe edersem, Allah beni af eder mi?» dediğinde, o ârif olan zatı muhterem: «Elbet, af olursun. Hemen tövbe et!" dedi. «Yalnız sana bir nasihatım var: Sen kötü kişilerin yanına varma. İyi insanların yanında ol. Zira kötü kişiler insanı