Ara
Menü

Sayfalar 170–175

1.899 kelime

İrşad II · kaynak sayfaları 170–175

günaha sokmaya sebeb olurlar. Onlara uyar günaha girersin»

dedi. Bu zat, tövbe ve nedamet edip aglaya ağlaya Rabbine sadakatla yalvarıp afvını niyaz ederek, kötü kişilerin yanından ayrılıp, salih kişilerin bulunduğu mahalleye doğru yola çıktı. Yolda, ecel erişip vefat etti. Bunun ruhunu alıp götürmek için azap ve rahmet melekleri geldiler. Azap melekleri, bu kişinin günahkâr olduğu için kendilerine ait olması gerektiğini söylediler. Rahmet melekleri ise «O, tövbe etti. Iyi insan olmaya azm eyledi. İyi salih kimselerin bulundugu yere gitmek üzere yola çıktı. Fakat yolda ecel erişti» deyip kendilerine ait olduğu iddiasını ileri sürdüler. Münakaşa büyüdü. Cebrail hakem olup, bu dâvayı halletmek için gönderildi. Her iki tarafı dinledikten sonra, şu hükme vardı: «Yeri ölçün. İyilere yakın ise rahmet meleklerine, yok kötülere yakın ise azap meleklerine aittir» dedi. Yer ölçüldü. O zat henüz oradan ayrıldığı için kötülere yakın idi. Fakat Allaha tövbe ettiği ve tövbesinde sâdık olduğundan dolayıdır ki, Allah lütfü-ilâhi ile yeri çekip iyilere yaklaştırdı ve o tövbekâr kul rahmet meleklerine teslim edildi.

Ey kötü huylardan vaz geçmek isteyen kişi, eger içkiden vaz geçmek dilersen, önce içki arkadaşlarını terk et! Kumardan vaz geçmek istersen kumar oynadığın kahveye gitme ve kumar arkadaşlarını terk eyle! Her hangi bir fenalığı yapıyorsan, o fenalığı, sen tek başına yapamazsın, seni o kötülüğe teşvik eden arkadaşlarını terk eyle. Herşeyden evvel de Allaha yalvar, seni o kötülükten alıkoysun. Herşeye kadir kayyum odur. Böyle «Tövbe etmek» nimetine erersen nefsinden bilme, ben terk ettim deme! Allah bana tövbe nasib etti diye bil ve Allaha hamdü sena eyle! Namaz kılmak gibi bir nimete ermek istiyorsan, Allaha yalvar ki seni huzuruna kabul buyursun.

Namaz kılanlar ile arkadaş ol. İyi kimse olmak diliyorsan, iyilerle ünsiyet eyle. Onların huylarını kendine örnek tut. Hakka mahbub olmak diliyorsan, hakka mahbub olanlarla beraber ol. Bir şişeye kötü kokulu bir şey koysalar, o kötü şey şişenin cinsinden olmadığı halde, şişeye o kötü kokudan sirayet eder. Şişe boşalsa dahi o koku orada kendini belli eder. Buna mukabil bir şişeye lavanta, yahud gül yağı konulsa ve şişe boşalsa. Bu güzel koku hâlâ oradan yayılacaktır. Bunun gibi, sana iyi veya kötü arkadaşın huyları sirayet edecektir. İyilerle olduğun zaman onlardan iyilik öğren. İyilerin başı Muham-

med Aleyhisselâmdır. Kötülerin başı şeytandır. Şeytandan Allaha sığın, kendi kendine bir şey olamazsın. Mutlaka birşey olmak diliyorsan; olan ile ol, ve olmak istedigini olandan ögren.

Bir pınarın başına Bir testiyi koysalar Kırk yıl orada durursa Kendi dolası değil...

Kendini ölç, tart!... Bir gün evvel Allah'a gel; sonra pişman olursun... Sonun ölüm, arkasından kabir, arkasından mahşer, sonra ya cennet, ya cehennem...

Allah nârı yarattı, oraya lâyık olan var. Nûru, cenneti yarattı. Orası için de lâyık olan var. Yaptığın suçu unutma!

Yaptığın iyiliği ve ibadeti unut. Ibadetine güvenme, Allaha güven. Hakkın sana verdiği nimetlerin karşılığını ibadet etmek ile ödeyemezsin. Şeyh Sadi'nin dediği gibi, nefes alıp vermek bile iki nimeti ilâhidir. Birinde Rabbine şükür etsen, birinde edemezsin. Halbuki her bir nimete bir şükür vaciptir.

İşte nakıssın. İbadet etmek vazifen, fakat ibadetle hukuki ilâhiyeyi tamamen yerine getiremediğinden, Hakka yalvar ve ona güven ve ona dayan ve ibadetine mağrur olma!

Sultan-1-enbiyâ efendimiz, bütün abilerden, abdiyyette üstün olmasına rağmen, yâni bütün beşerin ve melikenin ibadelerini terazinin bir kefesine, efendimizin abdiyyetini diğer kefesine koysak, efendimizin abdiyyeti muhakkak ağır gelecektir ki Allah onun abdiyyetini bize risâletinden önce bildiriyor:

«Eşhedü en lâilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resûlühu.» Biz de, öylece şehadet ediyoruz. Böyle olmasına rağmen, münâcaatı nebeviylerinde «Yarabbi! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim. Kemâl sıfatlarla sıfatlarım Sana hakkı ile ibadet kılamadık, ey mâbut, ey ibadete lâyık olan Allah» diyor. «Seni hakkı ile bilemedik ey maruf olan, bilinen Allah» diyor. «Sana hakkı ile şükür edemedik ey şükre lâyık olan Allah. Seni hakkı ile zikr edemedik ey zikr olunan Allah» diyor ve bizlere tercüman oluyor:

Onun için, yaptığımız kusurlu ibadete mağrur olmak akıl kârı değildir. İbadetine güvenmek mü'min işi değildir. Allaha güven, ona dayan. Bize affı ile muamele yapmasını, bizi Habi-

bine bağışlamasını, bizi affetmesini niyaz ederek, günahlarımızı unutmayarak, daima tövbe ve nedamet üzre ona sıgınmamiz gerekir.

Sadakatle tövbe edip, yücelen! Günahını unutmaması sebebiyle yaptığı, eşkiyalıktan geri dönüp, makamı vilâyete eren şu zatı şerifin kıssasını ibretle oku. Suç dahi işlesen, o suçu kayd eyle ve bir gün nedamet edip o suçtan dön ki, hayra eresin.

HİKAYE Fudayl oğlu İyâz namında, yol kesen bir eşkiya vardı. Bu adam, yoldan geçen kervanları soyar; müslüman, hıristiyan demez, herkesin elbise, erzak ve parasını zorla alırdı. Soyduğu insanlara «Hangi şehirdensin, ne iş yaparsın?» diye sual eder, adreslerini ve kimin oğlu olduklarını kayd eder, yazardı. Bir defteri vardı ki, kaç kişiyi soydu ve ne kadar mal gasp etti ise hepsini oraya yazmıştı.

Yevmi mahşere inanırdı. Bazı geceler, yaptıklarından pişmanlık duyup: «Yarab! Kıyamet gününde herkes benden hakkını isteyecek, sen de benden bu aldıgım, gasp ettigim mallara mukabil onların günahını yükleyeceksin ve beni nâra koyacaksın. Ben, nefsime maglüp bir kişiyim. Bu kötülüklerden vaz geçemıyorum. Bana ınayet et, benı bu fenaliklardan kurtar,» diye niyaz ederdi ve «Yarabbi, şu deftere kayd ettiğim mağdurlara, inayetin bana teveccüh ettiği gün gidip aldıklarımı iade edeceğim. Sen Rabbime söz veriyorum.» der ve göz yaşı döker idi.

Allahtan inayet olmazsa kul ne yapabilir? Bir gün, büyük bir kervanın geldiğini işitip, avanesi ile bir derbende pusu kurtuidu. Bus esnâda hariste vey sessiz, cihetsiz bir setemgite. o ilâhi seda: «Ey kervanı gözleyen göz! Seni gören var. Seni de gözleyen var? Seni gören ve herşeyi gören, işiten ve bilen Allahtır. Ey kervanı gözleyen kişi! Kervanı gözleyeceğine, Hak rızasını gözle! Ey kervanın yollarını gözleyen! Hak cemalinin yollarını gözle» diyordu. Fudayl, şaşırmış, elleri titriyor ne işle meşgul olduğunu anlamış titriyordu. O sırada, kervan da derbende girmişti. Fudayl'in avanesi, kervanı çeviriyordu.

Fudayl, dağdan aşağıya hızla indi. Kervandakiler Fudayli

görünce korkuları büsbütün artmıştı. Onun elinden kimse kurtulamazdı. Herkes, onun nâmını biliyordu. Kervanda bulunan bir veli, şu âyeti Fudayl'e yüksek sesle okudu: «Bir günden korkunuz ki, o günde Allaha dönersiniz?» Fudayl zaten yukarıdaki hâdiseden bitâp kalmıştı. Bu âyet de, ona ok gibi işledi. Adamlarına şoyle bagırdı: «Çekılin! Kervanı serbest bırakın» Fudayl ağlıyordu. Ne olmuştu bu adama? Halbuki, bu eşkiyânın yüreği taştan katı idi. Kimsenin göz yaşına bakmazdı. Şimdi ise, Fudayl bir melek kadar sakindi. İşte, «İnayeti ilâhî» gelmişti. Kervandakilere hitaben özür beyan etti.

Onlardan haklarını helâl etmelerini rica ve niyaz etti.

Kervandakilerin burunları bile kanamamıştı, neden helâllık diliyordu bu adam! Fudayli «Sizleri korkuttum ve üzdüğüm için helâllık diliyorum» dedi, ve kervanı selâmetledi. Sonra, avanesini toplayıp, onlara bu yaptıklarının doğru olmadığını, kötülüğün nihayette iyi olmayacağını, dünya ve âhirette rezil olacaklarını bildirip, Allaha tövbe etmelerini, Allahın mağfiretini talep ve niyâz etmelerini, göz yaşlarını tutamayarak, aglayarak anlattı. Fudayl'in bu hali diğerlerine de tesir etmişti.

Bir vâiz, söyledikleri ile âmil olursa, yaptığı ders cemaate tesir eder. Onun için «Evvelâ nefsine, sonra başkasına vaaz et!» buyrulmuştur. Onlar da bu kötü işe nedamet getirip, tövbe ettiler. Oradan dağılıp iyi kişi olmak, Rabbilerine dönmek üzere uzaklaştılar.

Hazreti Fudayl, karargâhına gelip, defteri çıkardı. Kimden ne aldı ise, hepsini şehir şehir, kasaba kasaba dolaşıp sahiplerine verdi. Haklarını helâl etmelerini rica ve niyaz etti.

En nihayet, para bitmiş, yalnız bir yahudiye bin altın vereceği kalmıştı. O yahudiye, üç aylık yol yürümekle vasıl oldu.

Onu, vatanına gelip buldu ve: «Filân mevkide sen soyuldun mu?» dediginde, yahudi «Evet filân yerde benim bin altınımı aldılar» diye cevap verdi. Hazreti Fudayl, o parayı alany şâki «bendim» dedi. Yahudi hemen «flaydi bakalım, orası dag başı idi, burası şehir deyip Fudayl'in yakasına sarıldı. Yürü hâkimin huzuruna, hakkımı alacağım» dediginde, Fudayl ağlayarak: «Burada yakama sarılıp paranı istiyorsun, eğer seninle âhirette karşılaşsa idik iymânıma sarılacaktın. Ben buraya sana olan hakkını vermek için geldim. Senin ile hâkime varmak dileyen buraya gelir mi?» dedi. «Ben, senin yanına, ne dünya hâkiminin ve ne de âhiret hâkiminin önünde hesaplaş-

maya niyetim olmadığı için geldim.» dediğinde, bu söz yahudiye tesir etti. «Peki haydi, bin altınımı ver öyle ise» dediğinde Fuday. «Mevcut parayı dagıttım. Bir sana borcum kaldı.

Kendimin ekmek alacak param bile yok, ama ben sana ırgatlık, hizmetçilik yaparak bu bin altını ödeyeceğim ve ne iş gösterirsen onu yapacağım» dedi.

Yahudinin evi yanında büyük bir mezbelelik vardı. Yahudi, o mezbeleligi gösterip «bunları şu derenin içine doldur. Bu bataklık kapansın. Burası dümdüz bir tarla olsun. Bu, birinci vazifen» dedi.

Hz. Fuday! «Bismillah» deyüp çalışmaya koyuldu. Çalıştı, çalıştı. Terledi, yoruldu. Haftalarca çalıştı. Fakat, o bataklık altı ayda çalışsa yine dolmazdı. Allaha tazarru ve niyaza başladı: «Yarabbi! Bende kuvvet ve takat kalmadı. Sen bana inâyet eyle. Ben sana döndüm. Senin rızanı tahsil için buraya geldim. Sen bana yardımcı ol.»

-gores asigin gl ti. Bere doku Mesein alirs der.

Yahudi «Sen benimle alay mı ediyorsun? O iş altı ayda bitmez» dedi. Hazreti Fudayl Allah dilerse bir anda olur. Işte böyle!» diyerek dümdüz olan araziyi gösterdi.

Hak tecelli eyleyince, her işi âsân eder, Hâlk eder esbabını bir lâhzede ihsan eder...

Yahudi baktı, bataklık hakikaten dolmuştu, mezbelelik kalkmıştı. İkisi eve gelip oturdular. Yahudi, Fudayl'a hitaben «Senin bana borcunu para olarak ödemen lâzım. Ben böyle ahd ettim. Onun için, ben sana şimdi bin altınlık bir torba baışlayacağım, sen bu altınları bana vermekle, borcunu ödemiş olacaksın» Hz. Fudayl «Allah senden razı olsun» dedi. «Bana hakkını helâl et de, ne lâzımsa onu yapayım». Yahudi içeriye gidip bir torbaya altın yerine toprak doldurup getirdi. Fudayl'a uzattı. Hz. Fudayl torbayı eline alıp (Bismillâh) diye agzını açtı ve torbadan tam bin tane altın çıkartarak yahudinin önüne saydı. Bu durum karşısında kendini zor zabteden yahudi, altınlara elini sürmeden «Ey Allahın yigiti, ver elini öpeyim. Bana iyman ve islâmı öğret, ben de islâm olacağım» dediğinde Hz. Fudayl «Ne oldu ki iymana geliyorsun? İymanına sebep ne oldu?» diye sordu. Yahudi «Ben, Tevratta okudum.

Bir kimse tövbei-sahîh ile tövbe etse ve tövbesinde sâdık olsa, o kimse toprağı tutsa; toprak altın olur diye yazılı idi. Ben içeri girip torbaya toprak doldurmuş idim. Getirip sana altın diye verdim. İşte o topraklar senin elinde altın oldu». Yahudi, orada şahadet getirip iyman ile müşerref oldu.

Işte, böyle tövbe et ki, bu gece felah bulasın. Bu gece, tövbe gecesidir. Bu gece, rizâ gecesidir. Bu gece, BERAT GECE- SI'dir. Kâfirler cennetten uzak; müminler nârdan beri oldular.

Bu gece, hükümeti ilahide tebeddülât var. Hayır, şer defterleri kaldırılıp, yenileri verildi. Ecellerimiz, rızkımız, başımıza gelecek her türlü felaket bu gece tâyin olunuyor ve vazifelilerine bu akşam tebliğ ediliyor. Meselâ, bu sene içinde ölecek kimse, Azrail Aleyhisselâma bildirildi. Artık, ölüm gününe kadar her gün melekül-mevt onu ziyaret eder. Yağmur, kar, fırtına, zelzele, bereket, saadet, felâket, bu gece takdir olunur. Yani, vazifelilerine bildirilir. Alnımızın yazısı, şakavetimiz yahud saadetimiz bu gece takdir olunur. Herşey, bu akşam yerli yerine teslim olunur.

Sahibi nebi, şâkiyi kevser, fatihi hayber, damadı peygamber, radiyyun, sahıyyun vefiyy, imamı Ali kerremallahu veçhehu Resûlü Ekremden rivayet ediyor:

«Şabanın onbeşi olduğu zaman, gecesinde kaim, gündüzünde saîm olunuz. Yâni gecesini ibadâtu-tâat ile ihya, gündüzü oruç tutmak ile rızâi-ilâhiyyeyi tahsil ediniz. Zira, güneş batar iken cenabı hak dünya semâsına cemâli ile tecelli eder.

«Isteyen yok mu? İstediğini vereyim. Benden af dileyen yok mu? Affedeyim. Benden dünya ve âhiret rızkını isteyen yok mu? Onu istediğine nâil kılıp, merzuk ve mesrur edeyim» buyurur. Bu lütfû ilâhi, iksamı sübhani, dâveti rabbani, tâ fecre kadar devam eder.» buyuruyorlar.

Abdullah ibni Mesud'tan şöyle bir hadis rivayet edildi:

Nebi aleyhisselâm buyurdu: «Bir kimse, Şabanın on beşinci gecesi, yüz rekât namaz kılıp, her rekâtta bir fatiha, bes ihlâsı şerif yâni kulhuvallah sûrei celilesini okusa; Allah o kişi için beşyüz bin melâike inzal edip, her melek nurdan bir deftere o yüz rekât namazı bu tertiple kılan kişi için, kıyamete kadar sevap yazarlar. Beni, hak nebi olarak gönderen Allaha kasem ederim ki, o gece bana salât veren kişiye Resûller, Nebiler, melekler ve insanlara verilen sevap kadar sevap verilir»

buyurdular.

O gece, elinden gelir ise, mevlûdu şerif kıraat ettir. Kur'-