İrşad II · kaynak sayfaları 176–181
an oku, okut. Sadaka ver. İlle mevlûdu şerif kıraat et. Nebiyyi zişan için para sarf et. Onun yoluna sarf olunan para, ona bildirilir. Ona verdiğin salâtı, o bilir. Elinden geldiği kadar Resûlü sev, böylece iymanın kemâl bulsun.
sizlere bir kıssa anlatacağım. Onun yoluna mal sarf eder ir zatın, iltifatı. Nebiyye nasıl erdiğini, dünya ve âhiret ni metine eriştiğini ibretle oku:
HIKAYE Bağdat'ta ufak bir sermaye ile iş yapan bir tüccar var idi. Sermayesi beşyüz dirhem idi ve fakat âhiret zengini idi.
Resûlü Ekremi canından ziyade severdi. Ona hergün salatu selâm okur, onun aşkı ile gözleri yaşlı, ciğeri yanık idi. Günlerden bir gün, sabah namazını eda etmek üzere camiî şerife gitti.
Cemaatle sabah namazını kıldılar. Eller semaya, yüzler yere bakarak dua ettiler. Sabah namazı ne kadar insana tesir ediyordu.
Kuşlar cıvıldaşıyor, mevlâyı zikr ediyordu. Gönüller şendi. Kur'an okundu. Cemaat dağılmak üzre iken, bir zat ayağa kalktı: «Ben evlâdı Resûldenim. Bir kızcağızım var. Cenabı hakkın emri ile bir gence veriyorum. Cihazı hususunda bana ceddim hürmetine yardım ediniz. Ben seyyid olduğum için sadaka kabul etmem, zekât alamam. Ancak hediye olarak benim bu işimi hallediverin. Ceddim sizi iki cihanda şâd eder»
buyurduğunda; O âşık-ı-nebi olan esnaf, sermayesi olan beşyüz dirhemi evlâdı Resûle verdi. Onun ellerini sevgili Nebisinin eli imiş gibi optü ve gaşyoldu. O gece, âlemi mânâda Serveri âlem Sallallahu Aleyhi Vesellemi görüp, kadre erdi. Efendimiz, mütebessim bir çehre ile: «Ey yiğit, gönderdiğin hediye bana vasıl oldu. Belh şehrine git. Orada Abdullah oğlu Tahir namında bir zat vardır. Herkesçe malûmdur ve tanınır. Ona var, de ki (Muhammed Aleyhisselâm sana selâm ediyor, ve diyor ki, sana, sevdiğim bir kimseyi gönderdim. Bana beşyüz al.
tın vermeni emri ferman buyurdu) de.
Tüccar zat, sabayleyin ailesine rüyayı anlattı. Belh'e gideceğini bildirdiğinde, kadın «Sen gidip gelinceye kadar, bize kim nafaka verir?» deyince «Ben, komşu bakkala gelinceye kadar nafakanızı vermesini söylerim. Gelince de hakkını ve-
ririm» dedi ve bakkala gidip «Ben, bir kaç hafta yokum. Ben gelinceye kadar bizim evin ihtiyacını görünüz. Dönüşümde sizlere olan borcumu veririm» dediğinde bakkal, gülümseyerek: «Ey sevgili komşum, ey gözümün nuru komşum seni Belhe, Abdullah bin Tâhire gönderen zatı âli, bize de sen dönünceye kadar evine bakmamızı emir buyurdu» dedi. Meğer ona da rüyasında emri Nebi vâki olmuştu, mesrûr oldu. Ne yüce bir nimete ermişti.
Yola revan olup, Belh şehrine yaklaştığında onu,Abdullah oğlu Tâhir hazretleri karşılayıp: «Merhaba Resülüllahın gönderdiği misafir. Seni bana gönderen, sana ihsan etmeyi ben fakire emir buyurdu» deyip onu hanesine götürdü. Üç gün misafir edip, ziyafetler verdi ve beş yüz altın dahi verdikten sonra yanına adamlar katıp, memleketi olan Bağdad'a, hanesine kadar gönderdi.
İşte âşıklar! Allah Resûlü yoluna malını sarf etmenin dünya ve âhirette mükâfatı muhakkaktır.
Şunu da söylemeden geçemeyeceğim: Bir kimse, Resûlü rüyasında görürse, o rüya sadıktır, doğrudur. Muhakkak Resûlü görmüştür. Zira, efendimiz bir hadisi şerifinde «Beni rüyasında gören, beni gördü. Şeytan benim şeklimde görünemez.» buyurdular. Bir kimsenin, efendimizi rüyasında görmesi; onun şefaatine nail olmasına ve iyman ile göçmesine ve dünyada müşküllerinin hallolmasına işarettir. Rüyada efendimizi gören kişiyi, Nebiyyi muhterem azarlar ise o kimse tövbekâr olmalıdır. Efendimizi gören, suretinde bir şeyi eksik görse, rüyayı görenin sünnette eksikliğine alâmettir.
Bazı kimselerin mevlûdu şerifin aleyhinde olduğunu igitiyoruz. Bu doğru değildir.
Imamı Nevevi'nin geyhi olan meşahiri urafadan Ebu Sâme hazretlerine, mevlût okutmak hakında ne buyurursunuz denildiğinde, «Pek güzel bir âdettir. Muhabbeti-nebeviyyeyi müşir olduğundan gayanı teşekkürdür» diye cevap vermiştir.
Ibni Hacer hazretleri, Fetavayı hadisiyesinde «Mevlüd için bu hususta sarf olunan mal ne kadar sarf edilirse edilsin, israf değildir» diye fetva vermiştir.
Imamı Sehâvi merhum dahi «Mevlûd üçyüz tarihinden sonra âdet olmugtur. İslâm beldelerinin kâfesinde yaparlar.
Fukaraya envai sadakatta bulunurlar» diyor. İmamı Rabbani, mektubatında; menkibei vilâdeti nebeviyye dinlemenin te- Irçad, cilt 2 - F: 12
rakkiyatı maneviyyeye sebeb olduğunu beyan edip, erbab-1 tarîki bu hususta teşvik etmiştir. Mevlüt okutan zatın, o sene içinde belâdan emin olup, muradı hasıl olmasının tecrube ile sabit bulunduğu Mevahibi Ledünniyede yazılıdır.
Islâm arasında, menkıbei vilâdeti nebeviyyenin tilâveti ile, Kur'anı azimi okumak, salâvatı şerife getirmek, ihvana ve fukaraya ikram, ihsan etmek eskiden beri icra edilen adeti islâmiyedendir.
Muhaddisinden ibni Dihye: «Ettenvir fi mevlidil beşirin nezir» isımlı vıladetı nebeviyyeden bahseden bır kitap yazıp o zaman Erbil şahı olan Ebu Said nam zata takdim etmiş, Ebu Said bu kitaptan çok memnun olup Dihye hazretlerine bin altın ihsan edip, her sene okutmasını adet edinip, üç bin altın sarf eder imiş.
Ibni Cevzi merhumun torunu, «Mir'âtüzzeman» nam eserinde «Biz o ziyafette bulunan bir zatla mülâki olduk. Ayan ve ulema ve saireye büyük ziyafet verilir, ve koyun kesilir, Otuz bir sahan tatlı yapılır, umuma ikram edilirdi,» diye hikâye etti. Yalnız, mevlûd okunurken edep ile dinlemeli, salâtu selâmı çokça getirmelidir. O akşam okutamazsan bile, dinle ve nısfı Şaban'ı diğer ibadet ve taât ile ihya eyle.
Ayşe annemiz diyor ki; «Nebi aleyhisselâm benim ile idi.
Beraberce yattık. Gece yarısı uyandım, baktım ki yanımda yok. Halbuki, o gece benimle kalacak idi. Nereye gitmişti. Merak ettim. Diğer ezvacı nebiyye, yâni efendimizin diğer hanımlarına sordum. Onların da hanelerinde yok idi. Ola ki, sevgili kerimelerine gitmiştir diyerek cenabı Fatımanın hanesine vardım. Kapıyı çaldım. İmamı Ali «Kimsin?» dedi. «Ben Ayşe'yim» dedim. «Ey Mü'minlerin annesi, bu vakit burada ne arıyorsun?» diyerek kapıyı açtılar. Resülüllahı arıyorum, deyince onlar da merak edip Fatıma ve iki şehzade Hasan ve Hüseyin de kalkarak kapıya geldiler. «Sakın mescidde olmasın?» dediklerinde «Ben oraya baktım. Orada yok. Diger ezvacı tahiratın hanelerinde de aradım orada da bulamadım»
dedim. Bunun üzerine İmamı Ali «Öyle ise, muhakkak, Bâki kabristanına gitmiştir» dedi. Hep beraber kalkıp Cennetül- Bâki'ya vardıgımızda, kabristanda bir nur parladıgını gördük. İmamı Ali «Iste bu nûr, nebiy Aleyhisselâmın nûrudur»
dedi. Nûrun yanına vardık ki, Resûl Aleyhisselâm secde etmiş, ağlamakta idi. Bizim geldiğimizin farkında bile değildi.
Secdesinde tazarru ediyor, yalvarıyor ve Rabbisine diyordu
ki: «Eger onlara azab edersen, onlar senin kullarındır. Eger onları magfiret edersen muhakkak sen her işinde aziz ve hakimsin.» Ehli beytinin geldigini fark edince, mübarek başını secdeden kaldırdı. Cenabı Fatıma: «Ey benim canımdan aziz babam! Ne oldu sana? Bir düşmandan zarar mı gördün? Senin arştan aziz olan gönlünü mü kırdılar? Yoksa Rabbil-âleminden vahymi nazil oldu?» diye sordu. Resûl Aleyhisselâm cevabında: «Hiç kimseden cefa görmedim. Vahiy de nazil olmadı, lâkin bu gece leylei Berattır. Bu gece, Allahımdan ümmetimi istiyorum.» dedi ve bana döndü: «Ya Ayşe. Kıyamet kopsa, beni bu gece secdede Rabbimden ümmetimi isterken ve onlara şefî olurken, onların magfiretini Rabbimden isterken bulurdun» sonra hepimize dönüp «Eğer, benim rızamı istiyorsanız, Ey benim Ehlibeytim, bana yardımcı olunuz, benimle beraber bu gece secde ediniz. Benimle beraber yalvarınız ve dua ediniz» dedi. Biz de secde edip tan yeri ağarıncaya kadar ümmeti Muhammed için ağladık, yalvardık, niyaz ettik.»
Asıl ağlamak, bizlere düşer. Yalvarmak bize lâyıktır. Onlar, bizim için ağladılar. Lâyık olan bizim, kendimiz için ağlamamızdır, yalvarmamızdır ki, biz günahkâr âsi kişileriz.
O mübarek gecenin duası şöyle tercüme olundu; Allah duaları kabul eder, eger ağız duaya lâyık olursa..
«Yarabbi! Eğer, benim ismimi şakiyler yâni günahkârlar defterine yazdın ise, ismimi oradan sil de, saîdler, iyi kişiler, sana lâyık olan kullar defterine yaz. Eğer saîdler defterinde, sana lâyık olan kullar defterinde yazılı isem, oradan benim ismimi silme.» Zira, sen zâtı ecelli âlâ, Kitabı Keriminde, Ummül-kitab benim kudretimdedir. Ben, o Allahım ki, dilediğimi şâkıyler defterine, dilediğimi de saîdler defterine kayd ederim buyuruyorsun.
İşte müminler! Öyle ise yalvaralım, ağlayalım, bizi kulluğundan kovmasın. Kendine varan, doğru yol olan islâm ve iyman-ı ihsan yolunda bizi sabiti-kadem eylesin, Çlinkü, bu dünyaya mü'min gelip, burada mü'min yaşayıp mü'min olarak ölmek olduğu gibi, mü'min olarak gelmek, mü'min olarak yaşamak ve fakat kâfir olarak ölmekte var. Bazısı, islâm fıtratı üzere doğar, kâfir yaşar, mü'min ölür. Allah, dilediğinde azîz ve hâkimdir. Gece gündüz, mü'min olarak çene kapamak için dua edelim. Zira, yapılan bunca taât, tevhid, hayır ve hasanat, son nefeste bir kerre «Lâ ilâhe illallah Muhammeden resûlüllah» demek içindir. Bir dil ki son nefeste tevhid etmedi, O et
parçası sahibini ebedi helâke düçar etti. Bir dil ki, son nefeste «Lâ ilâhe illallah Muhammeden Resûlüllah» dedi, o et parçası sahibini ebedi felâha kavuşturdu.
Hz. Omer'in oglu Abdullah buyuruyor: «Ben Resû Aleyhisselâmdan işittim. Beş vakit vardır ki, onda edilen dualar red olunmaz, kabul olunur. 1) Cuma gecesi ve gündüzünde mevcut olan bir saattır ki, buna eşref saat, yâni en şerefli saat denir. 2) Muharremin onuncu gecesi. 3) Şabanın on beşi.
4) Ramazan bayramı gecesi. 5) Kurban bayramı gecesidir.»
buyurdular.
HIKAYE Bu anlattığım hikâyeye, ben fakîr şahid oldum. Sizleri, yemin ile temin ederim. Bir sene, Muharremin onuncu gecesi idi. Bir mecliste oturuyorduk. Hazreti Hüseyin'in ruhu için Kur'an okundu, Hazreti Hüseyin'in şahadeti, Muharremin onuncu günü idi. Onun şahadetine pek ziyade üzülen aramızdaki bir zat, ellerini kaldırıp: «Yarabbi Benim ruhumu yarın kabz eyle. Beni şühedayı Kerbelâ'ya ilhâk et.» dedi. Sapasağlam, sıhhatli bir adam idi.
Oradan ayrıldık. Sabahleyin, o zatın öldügünü haber verdiler, bizzat biz defnettik. Bu kıssamı burada zikr etmemin sebebi, Muharrem'in onuncu gecesi duaların kabul olunduğu hadisi şerifine misal içindir. Ummeti Muhammed, bu beş vakti ganimet bilmelidir.
Bu mevzuda «Zübdetül-Mecâlis» isimli kitapta, Eba Hureyre radiyallahu anh şöyle bir hadis rivayet etmektedir:
Efendimiz buyurdular ki: «Şabanın onbeşinci gecesi, Cebrail bana geldi ( Ya Resûlallah! Bu gece, Şabanın onbeşinci gecesidir. Bu gece sema kapılarından üçyüz kapı açıktır. Bu gece rahmet kapılarından üçyüz kapı meftuhtur. Kalk, namaz kıl.
Rabbine ibadet eyle, ellerini semaya kaldır. Dua et. Ummetini rabbinden iste) dediğinde (Ya Cebrail! Bu gecenin fazlından, bana haber ver) dedim. (Ya Resûlallah! Bu gece, dualar kabuldür. Bu gece, senin ümmetin sana bağışlandı. Bu gece, rahmeti sübhani cûşu hurûşa geldi. Bu gece, rahmet deryası taşt1. Bu gece, magfiret gecesidir, rahmet gecesidir. Bu gece, bütün ümmet mağfiret oldu. Yalnız, Allaha şirk koşanlar, sihir yapan büyücüler, gayıptan haber veren falcılar, mü'min kardeşleriyle üç günden fazla dargın duran, içkiye tövbe et-
meyen ve zinâdan vazgeçmeyenler, faiz yiyen tefeciler ve ana, babasına bakmayan, onlara hakaret eden, onların haklarını yerine getirmeyenler, bir meclise diğer meclisten lâf taşıyıp, iki müslüman cemiyetini birbirine düşman eden ahlâksızlar af olunmayacaklar.
Hısım, akrabalarını terk eden, onların haklarını yerine getirmeyenler de af edilmezler. Bunlardan başka bütün ümmet bu gece hürmetine afvü magfiret oldu) dedi.»
Tövbe edenler bu kötü huylarını terk ederlerse, bu gecenin feyzine erişirler. Rahiym olan nebiyyi âhırzaman, Cebrailden bu haberi işitince, af olmayan ümmetleri için merhameten namaz kıldılar. Namazında ağlayıp göz yaşı dökerek secdeye varıp «Ey Allahım! Senin kabından, gazabından sana sığınırım. Ümmetimin âsilerini de bana bağışla. Onları da affu magfiret buyur.» diye tâ fecre kadar Rabbisine yalvardı, ağladı.
O, bizler için ağlıyor. Halbuki ağlamak, asıl bize düşer.
Allahsız geçirdigimiz zamanlara, ömürlere ağlayalım. Akşam vaktidir dükkânlar kapanıyor, ömür kuşu bu ten kafesinden uçmak üzere. Belki bu akşam, ömrümüzün son gecesidir. Son gecemiz dahi olmasa bir son gecemiz muhakkak olacaktır.
Gelin gözlerimiz görürken, hakkı görelim, kulaklarımız duyarken, hakkı işitelim. Lisanımız söylerken, tevhid ve tehlil edelim. Vücud bizi terk etmeden, Allaha kıyam, rükü, secde edelim. Hayırlar, güzel ameller işleyelim de felâha, necâta erelim.
Kimsenin ırzına, canına, namusuna, malına göz dikmeyelim. Çalışıp helâlinden kazanıp, helâl kazancımızdan Allah yoluna fakirlere, yoksullara yardım elimizi uzatıp iyman ve islâmın zevkini tadalım.
Yalandan, sahtekârlıktan, yalancı şâhidlikten, yalan yere yeminden, tenbellikten, pislikten, yüzsüzlükten, arsızlıktan kendimizi kurtaralım ki, Allaha lâyık bir kul, Muhammede lâyık bir ümmet olalım. Böyle mübarek geceleri gafletle geçirmeyelim.
Yarabbi! Bizi, Resûli Hâşimi hürmetine bu gecenin feyzinden mahrum etme! Bi-hürmeti seyyidül-beşer, bizleri afvınla gâd et, bi-yevmil mahşer. Yarab! bizi mahrum etme. Buradan dagılmadan cümlemizi afvınla şâd eyle! Bu meclisimizden Resülünü haberdar eyle. İşittiğimiz ders ile âmel etmek ve ihlâsen yapmak nasip eyle. Din ve devlet, vatan ve