HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
İBRÂHÎM-İ DESSÛKÎ HAZRETLERİ
Mısbâh-ı esrâr-ı tarîkat, miftâh-ı envâr-ı hakîkat, kutbu’l-aktâb İbrâhîm ed-Dessûkî
hazretleri, eâzım-ı ulemâ-yı İslâmiyye’den ve ecille-i ricâl-i tarîkat-ı aliyyeden olup, aktâb-
ı erbaa sırasına girmiş ve silsile-i nesebleri Hz. Ali efendimize müntehî bulunmuştur.
İbrâhîm b. Ebi’l-Mecd b. Ali Kureyş b. Muhammed et-Tayyib b. Ebu’n-Neccâr b.
Ali Zeynelâbidîn b. Abdülhâlık b. Muhammed b. Muhammed Ebu’t-Tayyib b. Abdullâh
el-Kâtim b. Abdülhâlık b. Ebu’l-Kâsım b. Ca’fer ez-Zekî b. Ali el-Hâdî b. Muhammed el-
Cevâd b. Ali er-Rızâ b. Mûsâ el-Kâzım b. Ca'fer es-Sâdık b. Muhammed el-Bâkır b. Ali
ez-Zâhid b. Ali b. Zeynelâbidîn b. Hüseyn b. Ali b. Ebî Tâlib el-Kureşi el-Hâşimî.
(Kerrema'llâhu vechehû ve radıya'llâhu teâlâ anhum)
İbrâhîm-i Dessûkî hazretleri Mısır’da Reşid Kasabası civârında Kûd nâm beldeye
karîb Nil nehrinin garb sâhiline mebnî Dessûk nâm karyede kutb-ı kebîr, veliyy-i şehîr
Seyyid Ebu’l-Mecd hazretlerinin sulb-i pâkinden gehvâre-i zîb-i âlem-i şuhûd olmuşlardır.
Târîh-i velâdetlerinde ihtilâf vardır. 603/(1206) veya 633/(1235) veyahut 653/(1255) sene-i
hicriyyesine müsâdiftir. Şehr-i Şâban’ın otuzuncu gecesi olmak üzere zabt olunmuştur.
Vâlide-i mükerremeleri, Şeyh Ebu’l-Feth el-Vâsıtî hazretlerinin kerîmeleri Seyyide Fâtıma
hazretleridir.
Hadîkatü’l-Evliyâ’da okumuştum:
Velâdetlerinin ertesi günü yevm-i şek olmakla, ahâlî, hilâl-i Ramazân’ın ru’yetinde
ihtilâf ettiklerinden mazanna-ı kirâmdan Şeyh Muhammed b. Hârûn hazretlerine mürâcaat
ederler. Müşârünileyh bi-tarîki’l-mükâşefe Seyyid İbrâhîm’in tevellüd ettiği senenin
Ramazân’ının ilk günü sâim olacağına vâkıf olduğundan, Seyyid İbrâhîm’in şu ilk
kerâmetini ve celâlet-i kadrini sâirlere ifhâm için; “Gidiniz bu gece tevellüd eyleyen tıfl-ı
mübârek, bugün meme emmiş midir, anlayınız.” buyurmuşlardı.
Hemen vâlide-i muazzezelerine mürâcaat ettiler, sordular. Kemâl-i hüzn ü endîşe ile,
“Bugünün tulû'-ı fecrinden beri memeyi bıraktı, şimdi asla emmiyor.” dedi cevâbını arz
ettiler:
“Evlâdlarım! Evvelâ vâlidesine haber veriniz, mahzûn olmasın. Akşam, zamân-ı iftâr
hulûl edince, yine memesini emer; sâniyen, ahâliye de haber veriniz, sâim olsunlar.”
buyurmuşlardır.
Hz. Pîr, Şeyhu’l-Hakâyık nâm eserlerinde:
“Cenâb-ı Hak, bu fakîre, sulb-i pederde iken menn ü ihsân ve rahm-i mâderde iken
lutf-ı firâvân buyurdu. Dâr-ı dünyâya ibtidâ kadem-zen olduğumda, henüz ru’yet-i hilâl
sâbit olmamışken, ahâliye o günün Ramazân olduğunu mübeşşir oldum ki, bu ilk
kerâmetim olmuştur.” buyurmuşlardır,
Dessûk’ta 20 sene halvete kapanıp, nice te’lîfât-ı celîle vücûda getirdiler. Bir kaç
lisân tekellüm buyururlarmış.
Şeyh Necmeddîn Mahmûd-ı İsfahânî hazretlerinden ahz-ı feyz ettikleri gibi, İmâm
İzzeddîn Ahmed el-Fârûsî el-Kârzûnî ve Ebû İshâk eş-Şeyh İbrâhîm el-Fârûsî ve Ebû’l-
Ferec eş-Şeyh Ömer el-Fârûsî vâsıtalarıyla, Hz. Pîr Ahmed er-Rufâî’den feyz-yâb oldular
ve Hz. İmâm Şâzelî’den bilâ-vâsıta, iktisâ-ı hırka eylediler.
Cenâb-ı İbrâhîm, nûr-ı şems-i siyâdet, bedr-i münîr-i velâyet, gavvâs-ı deryâ-yı
hakîkat, mürşid-i râh-ı vahdet, hâdi-i aşk ü muhabbet olmuşlar idi. Kerâmât-ı zâhire ve
makâmât-ı fâhire sâhibi olup, şöhret-i azîmeye mâlik idiler.
Akvâl-i hikemiyye ve mevâızı vardır. Mürîdlerine dâimâ nasîhat edip, “Müteşerri’ ve
nazîf ve afîf olmayanlar, evlâdım dahi olsalar benden değildir.” buyururlarmış.
Ken’an Bey’in eserinde okudum, Hz. Pîr’in hekîmâne sözleri vardır.
“Dervîş olan kimse, a'zâ-yı zâhiresini tahâret-i şer’iyye ile tathîr ve kalbini de gafletten tenzîh etmek
lâzımdır. Maâsîden ictinâb muktezî olduğu gibi, hâmil-i Kur’ân olanlara lisânlarını menhiyyât-ı şer’iyye ile
telvîs etmek yakışmaz. Bi'l-cümle dervîşan ve fukarâ indinde sevimli ve muhteremdir. Siz de ey evlâdlarım!
Onlara muhabbet edip, öyle nazar ediniz. Ârifler, hasenâtını maâsîden addederler. Saâdet-i ebediyyeyi ârzû
eden kimse her husûsta iftikâr ihtiyâr etmelidir. Mübtedînin gıdâsı açlık, yağmuru dümû'-ı ihlâstır.
Mübtedînin ebvâb-ı rûhu açılıp, kalbine rikkat girinceye kadar sâim olması lâzım gelir ki, huzûr-ı kalble
Kur’ân’ı ve mevâız-ı Kur’âniyye’yi bi-hakkın dinleyip intifâ’ etsin.
Zâhir-i şer’-i şerîfe muhalif bulunmadıkça, bir dervîşin hâl u şânına ve melbûsât u me’kûlâtına ve
meşrûbâtına i’tirâz etmeyiniz. Zîrâ dervîşleri inkâr ve onlara i’tirâz, mûris-i vahşettir. Vahşet ise tarîk-ı
ilâhîden inkıtâı mûcibtir. Şerîat, mutahhir-i asıldır. Hakîkat onun fer’idir. Şerîat, şer’-i şerîfin ahkâm-ı
zâhiresi ve hakikât ahkâm-ı hafiyyesi demektir. İşte makâmât-ı evliyânın cümlesi bu ikisinde mündemiçtir.
Her ikisine mahsûs ehil ve ricâl vardır. Kâmil, bunların her ikisinin beynini cem’edendir.
Şeyhlik iddiâ edip de, Rabbına âsi olmaktan sakın. Çünkü o vakit Cenâb-ı Hak sana: “Sen ne hayâsız
adamsın ki bir yandan bana kurbiyyet iddiâ ediyor, bir yandan da onun külliyen hilâfını irtikâb eyliyorsun!
Bana yakın olmak için, o kirli libâsını yıkamak lâzımdır; daha ne vakte kadar karnını harâm ile
dolduracaksın, adımlarını günâhlarına atacaksın! Daha ne kadar uyuyacaksın ki, benim sevgililerim
kıyâmdadır. Sen müddeî-i kezzâbsın.” buyurur”.
Müşârünileyh hazretlerinin, kerâmat-ı kesîresi vardır: Dervîşlerinden biri,
kendilerinin bir işi için İskenderiye’ye gelmiş idi. Çarşı halkından biriyle, aldığı şey
üzerine beynlerinde nizâ' vâki oldu. Çarşılı adam onu İskenderiye kadısına şikâyet
etti. Kadı, dervîşleri sevmez, mütekebbir, cebbâr bir kimse idi. Şikâyet olunan dervîşi celb
edip, habs ettirdi. Dervîş İbrâhîm ed-Dessûkî hazretlerine haber gönderip halâsına şefâat
diledi. Müşârünileyh kadıya:
“Gece okları, evtâr-ı huşû' ile veterlenmiş bulunursa hedefe isâbet eder. O okları
hedefe bir takım adamlar doğrultur ki, onlar uzun uzadıya rükû’ ve sücûd ederler. Bir
takım diller ile ki, göz yaşıyla dolup taşmakta olan göz kapaklarıyla berâber duâda hareket
etmektedir, o oklar kirişe takılıp da bir kere atılacak olursa, zırhlarla tahassun etmenin bir
faydası olmaz.” meâlinde atîdeki beyitleri hâvî bir kağıt gönderdi.
،سهام الليل صائبة المرامي
.إذا وترت بأوتار الخشوع
،يقومها إلى المرمى رجال
.يطيلون السجود مع الركوع
،بالسنة تهمهم في الدعاء
.بأجفان تفيض من الدموع
،إذا أوترت رمين سهما
.فما يغني التحصن بالدروع
Bundan maksat, bî-günâh dervîşlerin gördükleri gadr üzerine seherlerde bâr-gâh-ı
ilâhîye ref' edecekleri âh oklarından tahzîr etmek idi. Kağıt, kadıya vâsıl olunca, varakayı
getirene birçok hakâret-âmiz muâmelelerde bulunduktan sonra, ashâb-ı hevâ-dârânını
toplayıp, varakayı onlara göstererek, “Şu velâyet iddiâsında bulunan adamdan gelen
kâğıda bakın!” deyip, müşârünileyhe sebb ü şetm ederek beyitleri okumaya başladı.
Beyitler tamâm olunca, bi-kudreti’llâhi teâlâ varakadan bir ok çıkıp göğsüne battı ve
arkasından çıktı. Kadı sû-i edebinin cezâsını bu sûretle görerek vefât etti.
Hakk-ı âlîlerinde müstakillen kitaplar te’lîf olunmuş olduğu gibi, tarîkat-ı aliyyeleri
Mısır’da münteşirdir. Memleketimizde intişâr edememiştir. et-Tabakâtü’l-Kübrâ nâm
eserde, hakk-ı âlilerinde şu tavsîfât vardır :
هو من أجﻼء مشايخ الفقراء أصحاب الحزن؛ وكان من الصدور المقربين وكان صاحب كرامات ظاهرة وسرائر ظاهرة وبصائر باهرة وأحوال خارقة وأنفاس صادقة وهمم عالية ورتبة سنية ومناظر بهية،ومقامات فاخرة وإشارات نورانية ونفحات روحانية وأسرار ملكوتية محاضرات قدسية له المعراج اﻷعلى في المعارف والمنهاج اﻷسنى في الحائق والطور اﻷرفع في المعالي والقدم الراسخ في أحوال النهايات واليد البيضاء في علوم الموارد والنايح
. والكشف الخارق عن حقايق اﻹيمان.الطويل في التصريف النافذ
Bâğ-ı cemâle hırâm eyledikte, Mısır’da Dessûk kasabasında âsitâne-i aliyyeleri
hazîresinde türbe-i mükerremelerine defn edildi. (Nevvera’llâhu merkadahû).
Asrında herkese kendini ziyâdesiyle sevdirmiş ve o derecede hürmet ve ta’zîmine
mazhar olmuş olduğuna binâen gaybubiyyet-i ebediyyesi ahâlî-i Mısır’ı dağ-dâr eylemiş
idi. Her sene yevm-i velâdetine müsâdif günde, uzaktan yakından binlerce halk ziyâret-i
aliyyelerine şitâbân olmakla, bundan nâşî el-yevm merâsim sırasına girmiştir.
"O, hüzün sâhibi, fukarâ şeyhlerin en büyüklerinden ve kalbi Allâh’a yakın; apaçık kerâmetlere ve yüce
makâmlara sâhib idi. Sırrı açık, basîreti kuvvetli; hârikulâde halleri olan doğru nefesli (sözü doğru,
duâsı makbûl), himmeti yüce, derecesi öğülen, güzel görünüşlü olan, nûrlu işâretleri ve rûhanî nefesleri,
melekût âlemine âit sırları, kudsî kültürü bulunan bir zât idi. Onun maârifde yüce miracı ve hakîkatlerde
de öğülen bir gidiş tarzı, yüceliklere götüren yüksek bir tavrı, son hallerde sağlam adımları vardır. O
vâridât ilimlerinde nûrlu bir seyyid; geçerli olan târifte esrârı yüksek sesle açıklayıcıdır. Îmân
hakîkatlerini örten perdeleri yırtıp açıcıdır." (H)
Her sene külliyetli halk oraya gelerek binlerce çadır kurulur. Her tarîktan bir çok
meşâyih ve dervîşân ve ahâli ezkâr ile iştigâl ederler imiş. Bu izdihâmdan nâşî li-ecli’t-
ticâre gelen ehl-i ticâret de panayır kurarlarmış. Mevlid nâmı verilen işbu panayıra hitâm
verileceği zamân, tabl u nekkâreler vurulur, bunun üzerine herkes yerli yerine dağılırmış.
Afrika Delîli nâm eserde okudum, Sernûbiyye ve Âşûriyye nâmıyla, şuabât-ı
Dessûkiyye varmış.
Tarîkat-ı Dessûkiyye’nin ismi Arabî'de Burhâniyye’dir. İmâm Şarânî, Tabakât’ında,
“Şeyhul-hırkati’l-Burhâniyye” diye tavsîf eder. Rûm’da Dessûkiyye nâmıyla şöhret
bulmuştur. Burada Dessûkiyye tarîki munkatı’dır.
SENÛSÎLER