ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
38 sonuç · “Akid”
01Nûrbahşiyye
İshak Huttalânî–Muhammed Nûrbahş hattında gelişen; sonraki dönemde kendine özgü siyasî ve itikadî yönler kazanan kol.
Sütûhiyye
Ahmed el-Bedevî’nin Tantâ’daki dam inzivasına ve “dam ehli” diye anılan ilk çevresine nispet edilen tarihî Bedevî kolu.
Abalı Hâfız Muhammed Haydar Bergamavî
Muhammed Haydar Efendi; Bergama veya Kırkağaç nispetiyle anılan, Mehmed Emin Kırkağacî’den hilâfet alan, Aksaray Şekerci Sokağı’ndaki dergâhta irşad eden ve Yahyâ Âgâh İstanbulî’ye Zenbûrî mirası aktaran şeyhtir.
Dârâ Şükûh
Dârâ Şükûh (20 Mart 1615, Ecmîr – 10 Eylül 1659, Delhi); Bâbürlü şehzadesi ve mutasavvıf. Şah Cihan'ın büyük oğlu ve veliahdı; kardeşi Evrengzîb'e yenildikten sonra mülhidlikle suçlanarak idam edilmiştir .
Ebû Necîb Ziyâüddin Abdülkāhir es-Sühreverdî
Ebû Necîb es-Sühreverdî (490–563/1097–1168), Şâfiî fıkhını ribât terbiyesiyle birleştiren; Âdâbü’l-mürîdîn, Bağdat’taki Dicle ribâtı ve yeğeni Ebû Hafs Ömer üzerinden Sühreverdiyye’nin kurumsal temelini atan âlim–mürşiddir.
Filibeli Hâfız Şeyh İsmâil Efendi
Filibeli Hâfız Şeyh İsmâil Efendi (ö. 1316/1898), Seyyid Muhammed Cemâleddin-i Uşşâkī’den hilâfet alarak Fatih Keçeciler’deki Mahmud Bedreddin Dergâhı postuna geçen ve dergâh bahçesine defnedilen Uşşâkī şeyhidir.
Garîk Arabzâde Mehmed (Kudsî)
Garîk Arabzâde Mehmed Kudsî (ö. 12 Cemâziyelevvel 969/Ocak 1562), Sahn ve Süleymaniye müderrisliklerinden Mısır kadılığına yükselen; el-Hidâye hâşiyesi yazma nüshayla doğrulanan Osmanlı âlimi ve şairidir. Görev yerine giderken Rodos-İskenderiye hattındaki deniz kazasında vefat etti.
Helvâyi Ya'küb Efendi
Helvâyî Ya‘kūb Efendi (ö. 997/1589 veya 1000/1592), Pîr Ali Aksarâyî'nin damadı ve İsmâil-i Ma‘şûk'un eniştesi; Şehzadebaşı'ndaki dergâha adını veren Bayramî-Melâmî şeyhidir.
Kara Dâvudzâde Mustafa Efendi
Kara Dâvudzâde Mustafa Efendi (ö. 975/1567-68), Bursa kadısı Kara Dâvud'un oğlu; Sahn ve Sultan Selim medreselerinden sonra Medine kadılığına tayin edilmiş, Cennetü'l-Baki‘de defnedilmiş Osmanlı âlimidir.
Kutbüddin Bahtiyâr Kâkî
Kutbüddin Bahtiyâr Kâkî (569/1174 veya 582/1186, Ûş – 14 Rebîülevvel 633 / 27 Kasım 1235, Delhi); Çiştiyye'yi Delhi'ye taşıyan şeyh . Peksimeti altına çevirdiği rivayetinden “Kâkî”, mektebe Hızır'ın götürdüğü menkıbesinden “Bahtiyâr” denmiştir. Kutub Minâr'ın adı ondan gelir.
Muzaffer Ozak
Muzaffer Ozak (1916, İstanbul – 13 Şubat 1985); vâiz, sahaf ve Halvetî-Cerrâhî şeyhi. Sahaflar Çarşısı'ndaki dükkânını bir sohbet meclisine çevirmiş, Cerrâhiyye'yi Avrupa ve Amerika'ya taşımıştır . Şiirlerinde “Aşkî” mahlasını kullanır.
Seyyid Ali Sultan (Kızıl Deli)
Seyyid Ali Sultan, Kızıl Deli adıyla tanınan; Dimetoka yakınındaki derbend, tekke ve vakıf çevresi belgelerle izlenebilen, sonraki Bektaşî geleneğinde Rumeli'nin başlıca pîrlerinden sayılan gazi-derviştir.
Şeyh Ahmed Hasbullah el-Madûrî
Ahmed Hasbullah el-Madûrî, Ahmed Hatîb Sambasî'nin başlıca halifelerinden; Mekke'de yaşayıp Kādiriyye-Nakşibendiyye irşadının Madura ve Doğu Cava'daki devam halkasına kaynaklık eden mürşiddir.
Şeyh Hacı Süleyman Efendi
Hacı Süleyman Efendi, Giresunlu; deniz zabıtalığından emekliye ayrıldıktan sonra Trabzon’daki dergâhında meşihat hizmeti yürüten ve Giresun’da vefat eden Halvetî şeyhidir.
Anz
(عا رض) ç Avârız. Engel, gelip gecici sey. tas. a Nefs ve seytandan gelip ruh ve kalplere ârız olan ve kötüye kılavuzluk yapan arzular, düşman tarafından kurulan tuzaklar, yola konulan engeller. Düşman denilen Şeytan ve nefsten gelen her şey ârızi olabilir (si 419). b Silikin ilerlemesini engelleyen her şey ârız olup, bunlara avârız-ı tarik (yol engelleri) denir. a Yanak, yüz, çehre, b tas, İman nurunun tecelli edip irfan kapılarının açılması ve hakikat güzelliği üzerindeki perdenin kalkması. Vücut nurlarının mazharı (115). Nola gönlüm ârızın isterse canım kâmetin Resmdir âlemde bülbül gül sever pervâne sem' Fuzüli Ar-i azim—Makt-i kebir رعظيم — مقت كبر) le) Büyük ayıp ve ağır vebal. taş. Ahdi bozmak, yoldan dönmek, ahdine vefa göstermemek, vaadinde durmamak, vefasızlık, sadakatsızlık (x1). “Niçin yapmadıklarınızı söylersiniz” (Nahl, 91). Arif i. ves. ar, (Gy le) ¢. Arifun, Urefa. Bilen, vakif, asina, tamyan, anlayish, kavrayışı mükemmel, irfan ve marifet sahibi. tas. Allah Teala'nın kendi zatını, sıfatlarını, isimlerini ve fiillerini müşahede ettirdiği kimse, Müşahede ve temaşadan hasıl olan bilgiye marifet, bu bilgiye sahip olan şahsa da arif denir (x1), Âlim aynı hususları yakin yoluyla bilir. Keşf ve müşahede yoluyla, yani manevi ve ruhi tecrübelerle Allah hakkında zevki ve vecdi bilgilere sahip olana arif-i billah veya yalnızca arif; arifin bu yolla tanıdığı Allah'a Maruf denir. “Arif, kendisi sustuğu halde diliyle Hakk'ın konuştuğu kimsedir.” “Arif su gibidir, içinde bulundugu şeyin rengini ve şeklini alır.” “Arifi hiçbir şey bulandırmaz, her şey onunla durulur.” “Arif kendi varlığından fani, Hak ile bakidir.” “Arif Allah'a cehennemden kurtulmak veya cennete girmek için değil, Cenab-ı Allah'ın hakki olduğu için O'na ibadet eder. İbadeti ve ubüdiyeti en doğal görev bilir; hiçbir karşılık bekle- meden ibadet eder” (sr 61). İbn Arabi arifin dış âlemde Şeyler (eşya) yaratma gü- cüne sahip olduğunu ve bu gücün onun himmeti olduğunu söyler. (iFH 6. Fas). Onun yarattığı şeye mahluk-u arif denir. Arif süfilikte kâmil insandır. “Nefsini bi- len Rabb'ini de bilir.” Bkz. Marifet, Himmet. aD CC £_£_ ———>>—ŞŞXŞ—Ş— ال if
Aynu’l-cem
عين | لجبع) Tam cem hali. Bu halde bulunan sûfî her şeyi fani, yalnızca Allah'ı baki olarak görür. Bütün varlıkları ya Allah veya Allah'tan gören sûfî, bu hal için de tam olarak fani (aynu'l-fena) olduğundan her işi Allah’a nispet eder ve “Allah'tan başka fail yoktur,” der. Bâyezid Bistâmi bu haldeyken, “Kendimi tenzih ederim, şanım ne yüce!”; Hallâc ise, “Ene’l-Hak” demiştir. Hak'ta fani olduklarından bu sözleri onların diliyle söyleyen Allah'tır ( 549; SA 525; وه 628). Aynu'l-cem, tevhide verilen çeşitli isimlerden biridir. Aynu'l-cem halinde sûfî her şeyi Hak olarak görür. Ben bu suretten ileri adım Yünus değil iken Ben ol idim ol ben idi bu aşkı sunandaydım Yünus Emre gözün aç bak iki cihan dopdoludur Hak Gümanı sıdk oduna yak şöyle âşikâre nihandadır Yünus Yine bu hal içinde sûfî her şeyi kendi olarak görür, ama o Hak'ta fani olduğundan Hak'la aralarında ayrılık gayrılık değil, vahdet vardır. Bu fani, o bakidir. Benem ol ışk bahrisi denizler hayran bana Derya benim katremdir, zerreler umman bana Yünus Aynu’1-fena )' (عين | لفنا Tam fena hali. Fena içinde fena (fena ender fena); fenadan
Setair
+. Perdeler, hicaplar. 2. tas, Maddi şekiller (suver-i ekvân) Bu sekiller, ilâhî isimlerin mazharlandir (x). Setr (=) Örtme, perdeleme. 2, tas. a Sâlikle muradı arasındaki perde, kulla Hak arasındaki perde (hicap), maddi (cismani, kevni) örtü, Bazen âdet ve alışkanlıklar, bazen ameller ve sonuçları kulla Hak arasında perde olur (Ibn Arabi, Kâşâni.) b İnsanı Hak'tan ayıran her sey; tecellinin olmaması hali. Halk (avam) setr örtüsünde, havas (seçkinler) sürekli tecellide bulunur. Setr avam için ceza, havas için rahmettir. Sevâ(5 3) 1. Eşitlik, denklik. 2. tas. Hakk'ın halktaki bâtını (butün, iç), halkın da Hak'taki baum. Halkla ilgili taayyünler Hakk'ın perdeleridir. Hak ise zatında zatıyla zahirdir. Halk da Hakk'ın görünen ve zahir olan varlığında yokluk hali üzerine bakidir (İFM; cr), Eşitlik, denklik. 2. tas. Hakk'ın halktaki bâtını (butün, iç), halkın da Hak'taki baum. Halkla ilgili taayyünler Hakk'ın perdeleridir. Hak ise zatında zatıyla zahirdir. Halk da Hakk'ın görünen ve zahir olan varlığında yokluk hali üzerine bakidir (İFM; cr),
Tevhit
Birlik. tas. a Allah'ın zatını, aklen tasavvur edilen ve zihnen tahayyül edilen her şeyden tecrit etmek (cr). “Allah'ı zihninizde dilediğiniz gibi tasavvur edin, ama bilin ki bu tasavvur Allah değildir.” b Tevhit üç türlüdür: Hakk'ın Hak için tevhidi, Allah'ın kendisinin bir ve eşsiz olduğunu bilmesi. Hakk'ın halk için tevhidi, Allah'ın bir ve eşsiz olduğunu insanlara bildirmesi. Halkın Hakk'ı tevhidi, insanların Allah'ın bir ve eşsiz olduğunu dile getirmeleri. En mükemmel tevhit Hakk'ın Hak için olan tevhididir. Bu tevhit anlatılamaz, burada diller lal olur; buna tevhid-i mücerret denir ki onu dille anlatmaya kalkışan mülhit c Tevhit bir görme, bir bilme halidir. Safi yalnızca Biri görür, yalnızca Bir'i bilir. O'ndan başka varlık olduğunu ne görür, ne bilir. Tevhidin hakikatine eren Bir'den başkasını unutur. d Halkın tevhidi Bir işitmek, aydınların tevhidi Bir bilmek, seçkinlerin tevhidi Bir görmektir. Tevhit iki türlüdür. Kusüdi tevhit, yalnızca Allah'ı kasdetmek ve irade etmek, daha doğrusu Allah'ın kasd ve irade ettiği şeyi kasdetmek. Bu tür tevhitte kul ile Rabb'in iradeleri aynı noktada birleşir, ikisi de aynı şeyi diler ve ister. Daha doğrusu kul kendi iradesinden fani, Rabb'inin iradesiyle bakidir; selefin tevhidi budur. “Lâ-maksüde (lâ-matlübe, lâ murâde) illâllah”. Şuhüdi tevhit, vecde gelen ve kendinden geçen sâlikin yalnızca Hakk'ı görmesi ve mâsivâyı görmemesidir. Bunlar istiğrak halindeyken mâsivâyı ve çokluğu görmezler, ama kendilerine geldikleri zaman mâsivânın varlığını kabul ederler. İlk süfilerin tevhidi budur. Buna vicdani ve zevki tevhit de denir. Lameşhüde illâllah. Bunun da üç mertebesi vardır: Hak fiilleriyle sâlike tecelli edince, sâlik bütün fiilleri Allah'tan görür ve “lâ faile illallah” der. Hak sâlike sıfatlarla tecelli edince sâlik eşyayı ve O'nun sıfatlarını değil, yalnızca Allah'ı ve O'nun sıfatlarını görür, sıfatta mevsüfu temaşa eder. Hak sâlike Za ile tecelli edince sâlik eşyanın zatını değil, yalnızca mevcut olarak Allahı görür ve “lâmevcüde illallah” der. Vahdet-i vücut ehlinin tevhidi budur. Bunlara fiil tevhidi, sıfat tevhidi, Zat tevhidi denir ki, fiilde faili, isimde müsemmayı, sıfatta mevsüfu görmekten ibarettir. e Konusu Allah'ın birliği olan tasavvufi manzumeler; öm.: Tevhit edenler mest olur Allah’a erer dost olur Dirliği hem dürüst olur Gel bile tevhit edelim . Yünus ] Mi | Tiş-Ayş Tevhid-i hâli Tevhid-i süfiye Süfilerin, Allah'ın birliğini yaşayarak ve tadarak bilmelerine bu isim verilir. Allah'ın birliğini keşfen ve zevken bilmeye tahkik ve tahakkuk, bunu bu yoldan bilene de muhakkik ve mutehakkik denir. Bunlar manevi, ulvi ve ilâhî hakikati yaşayarak bilirler. Onun için ehli hakikat ve ehl-i tahakkukturlar. Bu anlamda muvahhit ve tevhit ehli, nefsinden fani ve Hak ile baki, ask, cezbe ve vecd ehlidir; istigrak ve mest olan sâliktir.
Veli
¢. Evliya Dost, yar, sevgili, eren, ermiş. tas, Hakk'ın dostu ve sevgili kulu. “Allah bir kulunu sevdimi onun gören gözü, işiten kulağı; tutan eli, yürüyen ayağı olur. Bu kul Allah'tan bir şey dilese dileği kabul edilir. Allah’a sıgındığında da Allah onu korur. Allah, velisine düşman olan kimselere harp ilan eder”. Veli zahiri hükümlere ve şer'i adaba saygılıdır; bunları titizlikle uygular. Veli masum değildir, ama mahfuzdur, yani Hak onları günaha düşmekten değilse bile, düştükleri günahta ısrar etmekten korur. Veli hasbelbeşer günah işler, ama tevbe eder ve günahta ısrar etmez. Veli keramet izhar etmez, ama keramet veliden zuhur eder. Veli kesinlikle keramet göstermez, keramet sahibi olduğunu da iddia etmez, Gayr-i ihtiyari kendisinden keramet zuhur edince de, bunun bir mekr-i ilâhî olması ihtimalini gözönüne alarak, endişe eder. Velinin veli olduğunu bilmesi icap etmez. Pek çok veli vardır ki, veli olduğunu bilmez. Fakat bazı veliler veli olduklarını bilebilirler, Bazı velilere hüsn-i hâtime nasip olmayabilir, yani veli, velilik makamından düşebilir, azledilebilir; irtidat edebilir. Veli nefsinden fani, Hak'la bakidir. Veli insan-ı kâmildir. Veli ibn vakttır. Veli arif-i billahur, Koruyucu veli: Bir beldeyi veya şehri manen koruduğuna inanılan veli, hami. Bkz. Evliya, Hami.
kelâm ilmi
kelâm ilmi a. İlk olarak öteki din, an kültür ve felsefî görüş ve düşüneği celere karşı İslâm dininin temel miresaslarmı savunmak amacıyla ile Allah’ın zatmdan, sıfatlarmdan, yanübüvvet konularmdan, evrenin yet oluşum ve sonucunun ne olacağmdan İslâm akideleri çerçevean sinde söz eden bilim dalı. an kelâmiyyûn ç.a. 0^) [Ar.] Kean, lâmcılar, inanç ve din konusu söz üzerine tartışma ve müzakere keyolu açan zümreler. alı
azâb
Lljc) [Ar.] Hem maddî hem manevî manada dinî akidelere ve Allah’ın buyruklarma uyma yan veya karşı gelen kimselere uygulanacak olan elem ve acı larla dolu ceza. Kur’ân- Kerîm’de 490 yerde geçen bu söz, Kur’ân ayetlerini inkâ eden kâfirler, ona inanmayan Yahudiler, Hristiyanlar, müna fıklar, Allah’a şirk koşanlar peygamberlere inanmayanlar kasddetmekte ve bunların şid detli azap göreceği ifade edil mektedir.
abdestsiz
abdestsiz a ve s. Abdesti bozulmuş veya gusül abdesti almamış olan (kimse). 2. mec. 2. Akidesi veya ahlâkı bozuk kimse. ' Akidesi veya ahlâkı bozuk kimse. '
Ca'feriyye mezhebi
Ca'feriyye mezhebi a. Ca’ferî tarikati veya “İsnâ'aşeriyye Şi'âsı”nm fıkıh mezhebi. Kurucusu Ca'fer es-Sâdık (öl. 148 / 765) ın adından yayılan ve bu zatın gayretleri ile geniş bir coğrafyada imameti tanmmış olan, bilgisini hem öğrencileri hem de ravileri aracılığıyla geniş kitlelere ulaştıran ve de Abbasîlerin ehl-i beyte karşı henüz baskı uygulamadığı bir dönemde bu faaliyetlerini yürütmüş olma imkânmı bulan bu mezhep, söz ve davranışları sünnet olarak kabul etmekle beraber yazıh belgelerle de taraftarlarma akidelerini ulaştırmaya çahşmıştır. Ayrıca öteki on iki imama da nisbet edilen rivayetlerle, delillerle ve içtihatlarla oluşmuş; bunları temel kitabı olan “el-KâfTde toplamıştır. Bu mezhep fıkhının tek kaynağı hadisler olup Kur’ân-ı Kerîm hadislerin açıklamaları doğrultusunda anlaşılacaktır. Ayrıca Kur’ân-ı Kerîm birinci elden bilgi ve hüküm kaynağıdır. Sünnet ise Hz. Peygamber ile on iki imamm sözleri, davranışları ve uygulamalarıdır. Tarih içinde bu mezhep fıkhı ile Sünnî fıkhın ters düştüğü, buna karşın zaman zaman da deliller ve onlardan hüküm çıkarma usulleri bakımmdan bazı farklarm bulunması da söz konusudur. Hatta bu konuda karşılıklı reddiyeler de yazılmıştır. Ancak son dönemlerde bu farklılıklar konusunda oldukça yumuşama ve yakınlaşmalar söz konusu olmaktadır. Bu yolda siyasî îslâmm veya İslâm Birliği fikrini gerçekleştirmek isteyen cemaatlerin veya örgütlerin önemli rol oynadığını belirtmek gerekir.
Müznib
“Günah işleyen kimse.” anlamında kullanılan terim. nâbite a. [< Ar. nebt] Dinin temel akideleri ve konularını akılcı bir yapıy oturtamayan ve dinî metinle veya lafızları yalnızca sözün b sit yönüyle anlamlandıran, d rin konulara giremeyen, yüze sel bir anlam vermekle yetine kimseler için kullanılan kelâ terimi. nâf a. [F.] “Göbek; orta, vasat anlamındaki bu söz, başka ke me ve terkiplerle yeni teriml oluşturur.
Safiyyullah
“Allah’ın seçkin ve arınmış kulu.” İslâmî gelenekte Hz. Âdem için kullanılan hürmet unvanlarından biridir.
ikrâr
İslâmî inançta yapılan ibadetin ve akidenin dille tasdik edilmesi anlamında bir kelâm terimi.
TASAVVUF İLİMİNİN FAZİLETİ
Avârifü’l-Maârif · 3. bölüm · Bize, Şeyhimiz Şeyhülislâm Ebu’n-Necib es-Sühreverdî (rah.), el-Ahves b. Hakim in babasından naklen, onun şöyle söylediğini haber verdi. Bir adam Hz. Resûlullah’a (s.a.v) şerrin ne
BEY’AT-HIRKA VE İRŞÂD
Avârifü’l-Maârif · 12. bölüm · Hırka giymek; mürşid ile mürid arasında bir bağlantı ve müridin nefsi ile kendi arasında mürşidinin hakemliğini kabul etmesidir. Şeriatta dünyevî bir maslahat ve iş için bir başkas
SEMÂ ÂDABI
Avârifü’l-Maârif · 25. bölüm · Bu bölüm, semâ’ın edeblerini, sema yaparken düşen hırkayı parçalamanın hükmünü, bu hususta büyüklerin işâretlerini, bu konuda tavsiye edilen ve sakındırılan durumları içine almakta
SÛFİLERİN AHLÂKI
Avârifü’l-Maârif · 30. bölüm · 1-TEVÂZU. Sûfilerin en güzel ahlâkı Tevâzudur. Kul, tevâzu elbisesinden daha güzel bir elbise giymemiştir. Tevâzu ve hikmet hâzinesine sahip olan bir kimse, herkes onu nasıl görüyo
Sayfalar 1–9
Muzaffer Ozak Külliyatı · ELHAC MUZAFFER OZAK İRSAD 1.cilt Salâh Bilici Kitabevi Ali Bilici Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Iş Hanı Giriş KatNo: 24 Vezneciler /ISTANBUL Tel-Fax (0212) 512 87 44 SALÂH BİLİCİ KITA
Sayfalar 25–30
Muzaffer Ozak Külliyatı · ner, bunlara sahip bulunanların mevki ve makamlarını, mal ve mülklerini yerinde, hak rizasına uygun ve kelimenin tam mânasıyla iyi kullanabilmeleridir. Bu bakımdan, gururluya karşı
Sayfalar 81–87
Muzaffer Ozak Külliyatı · o ll Sebilss Ve min-en-nâsi men yeşriy netseh-ubtiga e merdatillahi vallahu râ 'utun bil-ibâd... El-Bakara: 201 (Insanların öylesi vardır ki, Allahu tâlâ'nın rizası uğruna öz nefsi
Sayfalar 200–206
Muzaffer Ozak Külliyatı · dar şehzade diye bilinen çingene oğlanı da bütün kırlar ve ormanlar üzerine âmir tayin ederek eline ferman vermiş ve saraydan uzaklaştırmıştı. Kanarya kafesine girmiş, o zamana kad
Sayfalar 182–190
Muzaffer Ozak Külliyatı · millet uğruna çalışanları iki cihanda âbâd eyle. Bizi kâfire esir etme. Istiklâlimizi kıyamete kadar pâyidâr eyle. Bizi, dini islâmdan kovma. Açlıkla terbiye etme. Evlâtlarımızla b
Sayfalar 218–224
Muzaffer Ozak Külliyatı · Ab-ı rûy-i Habib-i ekrem için, Kerbelâ'da dökülen dem için, Şeb-i firkatte ağlayan göz için, Râh-i aşkında sürülen yüz için, Eyle yâ Rab!.. lûtfunu hem-râh... Bakma yâ Rab!.. bizim
Sayfalar 204–209
Muzaffer Ozak Külliyatı · ğimiz mallarımız sevmediklerimize kalır. Hergün bir melek söyle hitap ediyor, şöyle nida ediyor: «Doğun, ölmek için. Binalar yapın, harab olmak için» Harab olacaktır, sonu ölüm ve
Sayfalar 347–352
Muzaffer Ozak Külliyatı · daha iyi duydukları bu Hadis-i şerif ile sabit iken, Diyanet İşleri Başkanlığının Allahın velilerine nasıl dili varıp ta ÖLÜ diyebildigi cidden şaşılacak ve acınacak bir haldir. Di