Ara
Menü

Sayfalar 204–209

1.806 kelime

İrşad II · kaynak sayfaları 204–209

ğimiz mallarımız sevmediklerimize kalır. Hergün bir melek söyle hitap ediyor, şöyle nida ediyor: «Doğun, ölmek için. Binalar yapın, harab olmak için» Harab olacaktır, sonu ölüm ve harab olmaktır. Verilen nimetler harab olsa gerek. Mutilere sevap, âsilere ikab vardır. Akıllı olan kimse, âhiretini yapar.

Mümkün olduğu kadar kendini ve ehlini, evlâdını, etbainı Allah rızasında ve ebedi mülke yetiştirmeye çalışır ölüsünü, dirisini hakka yarar amel ile memnun eder.

HİKAYE Isa aleyhisselâm, bir kabire uğradı. Bu kabirden nur lemân etmekte ve güzel kokular gelmekte idi. Allahu Teâlâya münacaat edip, bu kabir sahibinin dirilip kendisi ile konuşmasını istedi. O anda kabir ikiye şak oldu. İsa aleyhisselâm gördü ki, bir zat oturmuş, önünde cennet sofrası, cennet nimetleri yiyor. Bu mübarek kokunun bu nimetten geldiğini bildi ve kabir sahibine sordü: «Sen kimsin?» Kabir sahibi, «Ya ruhullah, sizi yahudi taifesi öldürmek murad ettiklerinde size kaçın diye haber veren kişiyim» «Peki bu nimete ne sebeple, hangi amelle nail oldun?» dediğinde «Bu nimet benim amelimle degil. Dünyada benim bir salih torunum var. Daima benim ruhum için sadaka ve hayır eder. İşte bunlar o sadakaların sevabıdır. Bu nimetleri, bu nurlar. O Allaha muti, salih olan torunumun bana olan hediyesidir» dedi.

Isa aleyhisselâm «Bize evlâdın faidesinden haber ver» dediğinde o kişi «Ya ruhullah! Siz ki dünyada nübüvvetle biliniyorsunuz. Biz de kabirde; dünyada salih evlâd, ahfad ile tefâhur edip tanıniriz. Bahusus, Cuma gecesi olunca, Allah teâlâ o evlâdın sadakatından, istigfar ve duasından meleklerle nurdan tabaklar içinde kabir ehline böyle nimetler ikram eder. Bu gelen nimetlerden dolayı bayramlar ederiz. Herkese evlâdının gönderdiği hayrı, sadakası miktarı, nimetler ihsan olunur. Oğlu olmayan, torunu bulunmayan mevtalar, yahud oglu akrabası olup ta kendilerinden hayır hasanat almayan mevtalar «Benim oglum yok. Benim torunum yok. Beni hayır ile yad etmiyorlar diye mahzun olurlar» dedi.

HIKAYE Ebülleysi Semerkandî'nin şeyhi Zahid Mürği (Allah sırlarını takdis etsin) rivayet ediyor. Bir şehre gidiyordum. Gece

oldu. O vakitler akşam ezanı ile beraber şehrin kale kapıları kapanırdı, Şehrin kapıları kapandığı için, şehir haricinde kabristanlar arasında yattım. Cuma gecesi idi. Bir rüya gördüm.

Rüyamda kabristanda yatan mevtalar kabirlerinden çıktılar Bölük bölük, cemaat cemaat oldular, daire daire oturdular. Bu mevtalara gökten tabaklar ile yiyecekler ve bohçalar dağıldı.

Bohçaların içinde elbiseler vardı. Bu güzel elbiseleri giydiler ve o yemeklerden yediler, ferahladılar.

Bunların içinde bir delikanlı tek başına bir kabirden çıktı, üstü başı eski, benzi sararmış, mahzun idi. Ona ne yiyecek, ne giyecek verildi. Ne de bu cemaate karıştı. Yalnızca, boynu bükük, mahzun mahzun bunları seyr ediyordu. Yanına sokuldum «Niçin yalnız duruyorsun. Bu cemaate niçin karışıp bu nimetlerden yemedin?» dediğimde bana hitaben «Ey şeyhi aziz! Bu zevatın dünyada kimisinin oğulları ve kızları, kimisinin ana ve babaları var. Bunları hayır ile yad ediyorlar. Ruhları için bunlara Kur'an okuyup, dua ve istiğfarda bulunup, bunlar için fukaraya in'am ve ihsan ediyorlar. Allahu Teâlâ onların bu in'amlarını ve ihsanlarını kendi mevtalarına bu şekilde nurdan tabaklar içinde nimet olarak ikram, libas olarak ihsan ediyor. Ben ise, garibim. Bu şehirde beni hayr ile yad eden yok. Ruhum için ihsan edenim yok. Buralı değilim. Benim memleketim Hindistan idi. Babam yolda öldü. Anam ve ben bu şehre geldik, bana ecel erişti, öldüm. Beni bu makbereye gömdüler. Annem kocaya vardı, beni unuttu. Beni Kur'an ile yâd etmez oldu. Ruhum için tasadduk etmez oldu. Tabii bana bir hediye gönderilmiyor ki, bana da ikram olunsun» dedi.

«Ey şeyhi aziz! Sana niyazım, ricam şudur. Şehre vardığında filân mahalle, filân sokak, filân hanede şu biçimde bir kadın var. O benim annemdir. Ona git, ahvalimden haber ver. Bana merhamet edip, benim için hayır hasanat yapsın beni hayır ile ansın. Benim halim çok müşküldür. Ben açım ve susuzum. Ben burada çok garibim, çıplağım. Bu halimi ona haber ver» dedi.

Sabah olduğunda şeyh hazretleri şehre vardı; mevtanın dedigi mahalle ve sokakta, tarif ettiği evde o nişan üzre bir kadın buldu. O kadına kendisini ne için ziyaret ettiğini haber verip, onun Hindistan'lı olduğunu, yolda kocasının öldüğünü söylediğinde «Sen bunları nereden biliyorsun?» dedi. Şeyh devamla; «Senin bir oğlun bu vilâyette bundan on sene evvel ölmüş. İşte onu rüyamda gördüm. Onu hayır ile yâd edip, onun

ruhu için kur'an, okuyup, okutup dua ve istiğfar ile tasadduk etmeni ve oglunu açlıktan, susuzluktan, çıplaklıktan kurtarmanı bildiriyorum.»

Kadıncağızın gözleri doldu. Uzun bir zaman ağladı. Sonra içeri girip onbin akçe getirdi «Bunları al, oğlumun canı için sadaka eyle» dedi. Ben de, şehrin fukarasına, yetimlerine, yoksullarına ve dullarına dağıttım. Ruhu için fatihalar okuttum. Yetmişbin tevhid ettirdim.

Ertesi Cuma gecesi, yine o kabristan arasında yattım. Yine evvelki cuma gecesi gibi, bütün mevtalar kabirlerinden kalkıp, bölük bölük, cemaat cemaat oldular. Kendilerine nurdan tabaklar içinde gökten nimetler ihsan olunduğunda o yiğiti gördüm. Ona da diğer meyyitler gibi yeni elbiseler ve nimetler ihsan olundu. Şimdi o da mesrur idi. Bana «Ey şeyhi kerim!

Allah sana rahmet eylesin. Anacığıma beni andırıp, benim için sadaka, dua, istiğfar ve tevhid ettirip benim kabrimi nurlandırdın. Benim bu sürûruma sebeb oldun» dedi. O güzel libasları giyindi, kuşandı. Ferah ve sürurla ol cemaatin içine vardı.

Cemaat bu gence aralarinda yer verdiler. Onlar ile oturup taam yemeğe başladî. Ben rüyadan uyanıverdigimde, minarelerde sabah selâsı verilmeye başlamıştı. Gördüklerimden dolayı rabbimi tesbih ve tahmid ettim.

Resûlüllah «Bir kimse, her cuma gecesi ana ve babasının kabrini ziyaret etse, (yani ikindiden sonra) onlara ihsan edenlerden sayılır» eşaretini haber vermişlerdir.

Şer'a şerhinde, ana baba hakkında kılınacak namaz bildirilmiş lâkin ne sureler okunacağı yazılmamıştı. Ben fakir, burada bu vesile ile bazı ehlullahın eserlerinde, bu namazda ne okunacağını beyan ettiklerini bildiriyorum. Cuma gecesi iki rekât namaz kılıp, bir rekâtında bir fatiha yâni bir elham sûresi, bir ayetül-kürsi, bir kulhuvallah, bir rabbil-felâk okunur.

Ikinci rekâtta da ayni sûreler okunup, selâmdan sonra yirmi salavat verilir ve ana ve babanın ruhuna hediyye edilir. Yahud Resûl aleyhisselâmdan rivayeten, bir kimse akşam ile yatsı namazı arasında iki rekât namaz kılıp her bir rekâtında birer fatiha, onbeşer ihlâsı şerif okusa, selâmdan sonra yirmi kere salavat getirse ve bu kıldığı namazın sevabını ana ve babasının ruhuna hediye eylese, muhakkak o kimse ana ve babasının hakkını eda etmiş, onlara ihsan etmiş olur. Bu namazı kılan kimseye Allah teâlâ şehidler, derecesi veliler kerameti ihsan

eder. Sıratı geçerken sağında Cebrail, solunda Israfil, önünde melâikei kiram, istigfar, tekbir, tehlil ve tahmidlerle cennete idhal edip, Ismail ve Ishak nebi civarında bir ak inciden kubbeye iletirler. Valideyn hakkında kılınacak ikinci namaz şudur ki; Bir kimse Cuma gecesi, akşam ile yatsı namazı arasında iki rekât namaz kılıp her rakâtta bir fatiha, beş ayetül-kürsî, bir ihlâs ve beşer defa kuleüzü-bi rabbil-felâk ile kuleüzü-birabbinnas. (Bu ikisine muavvezeteyn denir) okuyup her iki rekâtta da aynı sureleri tekrar edip, namazdan selâm verdikten sonra hasıl olan sevabı ana ve babasının ruhuna hibe etse, onların hakkını ödemiş olur.

Tabiî, hayatta iseler onlara ihsan şarttır. Hayatta iken, cehaletle onların kıymetini bilmeyip, hakkını eda edemeyip sonradan din ve diyanete vakıi olarak ana baba hakkını ogrenen ve lâkin öldükleri için onlara olan evlâtlık borcunu bu şekilde eda etmek isteyenler bu tertipdeki namazları kılmakla Allahı zülcelâlin affına mazhar olurlar ve ana babasını razı etmiş olurlar.

— Ey âşıkı sâdık. Cuma kılmak için bir cumadan, bir cumaya kadar yâni yedigün yol yürüsen ve namazı kılıp mescidden yedi günde evine dönebilsen bile, yine de cuma namazını terk eylememek gerekir. İşçine, uşağına, Cuma kılmayı men etme! Cuma vaktinde kaçırdığın alış veriş için üzülme. İşim geri kaldı diye mahzun olma, Ticaret için, keyfin için, tenbelliğinden dolayı cumayı terk eyleme! Bu namazda sana verilen eciri, sevabı bir bilsen. Dünyalar dolusu altına bu zikri-ilâhiyyi degişmezsin.

Cuma namazını kıldıktan sonra, Allah rızasını ara. Allahı zikir et ki; felâha, necata eresin. Felâha ermek, cennete girmektir. Necata ermek, nârı-cahimden kurtulmaktır. Işçine, uşağma, hakkını terleri soğumadan ver. Onların hakkını yerine getirmemezlik eyleme! İbadet ve taatlerine mâni olma! Bir gün seni ağa yapan Allah, elinden malını emlâkini alıp uşak da yapabilir. Agır ağır kiralar yükleme. Birgün elinden malın çıkar da kiracı olursun. Yetimlere, yoksullara merhametli ol.

Onların da baba ve anaları var idi. Birgün sen de ölüp, senin de çocukların yetim kalacaktır. Yoksullar hep yoksul değildir.

Bir zaman onlar da variyetli idiler. Belki sen de birglin yoksul olabilirsin. Hep bunlar dünyaya aittir. Bir de âhiret vardır.

Buradaki yoksulluk fâni, oradaki yoksulluk bakidir. İyman ile göçmeyenler ebedî nârda kalacaktır. Rütbene güvenme.

Ariyettir. Soyunursun. Kasana dayanma, bekası yoktur. Elinden çıkabilir, Kasasına güvenip «Benimdir!» diyenlerin eline sadaka verdiğimiz oluyor.

Akşam zelil olan, sabah azîz; sabah azîz olan kimse, akşam zelil olmada. Karşına alıp konuşmaya tenezzül etmediğin kişi, senin âmirin olarak geldiği gibi, akşamdan zülmü ile korktuğun kişi, sabah zelil oluverir. Görenedir, görene. Köre nedir? Köre ne?

Daima Allahtan kork! Onun rızasını ara! Resûlünü çok sev? İymanın kemâli, onu her şeyinden fazla sevmekledir. Cumanın, beş vaktin, bütün ömrünün kıymetini bil!

Mü'minler, Ebu Derdâ radiyallahu anh Resür sallallahü aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğunu rivayet ediyor: «Cuma günü bana salâtu-selâmı çok okuyunuz. Zira o gün şehadet günüdür. Melekler sizin okuduğunuz salâtu-selâma şahid olurlar. Okuduğunuz salâtu-selâm bana vasıtasız arz olunur. Bu, salâvatı terk edesiye kadar böyle devam eder.»

Resûl Aleyhisselâtu vesselâm; Cuma günü hutbe irad etmek üzere minbere çıkıp, mübarek cemalini cemaate karşı döndürmüşlerdi. Ayak üstü durup belig bir hutbe irad buyuruyorlardı. O sırada, Şam'dan gelen bir kervan şehre yaklaşıyor ve şehre girdiğini bildirmek üzere defler vuruyor, önde gelen bir adam da gelişlerini halka ilân ediyordu. Mescidde bulunanlardan, kervanın gelişini bu suretle öğrenenler Resûlullahın hutbesini bırakıp, kervanı karşılamaya koştular. Mescitte oniki kişi kalmıştı. Allah Resûlü buyurdu ki: «Nefsim yed-i kudretinde olan Allaha yemin ederim ki; sizden eğer bu oniki kişi kalmasa idi, bu vadi ateş ile dolacaktı»

Ey cuma namazı kılmayanlar! İyi biliniz ki, Cumayı kılanlar olmasa bulunduğunuz beldeler belki ateşle dolabilir, helâk olabilirdiniz. Bu kötü huy, bu tenbelliğinizin inkâr ve itaatsizliğinizin cezasını görmeyişinizi Allaha itaatkâr olan mü'minlere borçlusunuz. Nasıl ki, Resûl Aleyhisselâtu vesselâm ile birlikte kalan on iki tane Allahın erlerinin yüzü suyu hürmetine diğer itaatsizler ceza görmediler ise, sizler de bu devirde Allahın ibadet ve taatına koşan sadıkların, salihlerin ve âşıkların yüzü suyu hürmetine bu dünya yüzünde azaptan kurtuluyorsunuz.

Evet; dikat edin! Bu dünya yüzünde böylece dünya azabından kurtulmuş oluyorsunuz. Ahiret âleminde böyle olmayacaktır. Zira Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin şu sözleri ne kadar korkutucudur:

«Özürsüz olarak üç cuma namazını kılmayan benden gefaat ummasın!»

Yine Mesabih-i-Şerif'te: «Bir kimse özürsüz cuma'yı terk eylese, bir altın lira versin. Bu parayı vermeye kudreti yoksa, yarım altın lira versin.» Bir kimse cuma namazını birbiri ardından üç defa terk etse, gahitliği kabul olmaz. Yâni insanlıktan iskat olunur.

Mü'minler! Dikkat buyurunuz. Bu büyük bir tehdittir ve tehdit de beş vakit namazı kılmaya devam edip de, özürsüz cuma namazına cemaatle kılınan cuma namazına gelmeyenlere yapılan tehdittir. Beri tarafta beş vakit namazdan, cuma namazından, hattâ bayram, cenaze namazından bile bihaber olanların ne dereceye düşeceğini sizlerin iz'an ve irfanınıza terk ediyorum.

Ey mümin kardegim! Cuma namazını kılmakta gayret gösterenlere yapılan şu müjdeye bakınız. Yar-ı-gâr-1 refik seyyidina Eba Bekir Sıddık Radiyallahu anh, efendimiz sallallahu aleyhi vesellemden gu müjdeyi vermektedir..

(An-in-nebiyyü sallallahü aleyhissalâtü vesselâmü ennehu kale: Men-igtasale yevmel -cum'ati küffiret anhü zünûbühü ve izâ meşa ilel-cum'ati keteballâhu teâlâ lehu bikülli hatvetin ibadete ışrıyné seneten fe-izâ sallâl cum'ate felehu ecren ameli mieti senetin)

Mânayı şerifi: Bir kimse cuma günü, Cama namazı için irpad. cllt 2 - F: 14