ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
47 sonuç · “Şevk”
01Ali Nutkî Dede
Ali Nutkî Dede (1762-1804), Yenikapı Mevlevîhânesi’nde otuz yıl postnişinlik yapan; Şeyh Gâlib ve İsmail Dede’yi yetiştiren, Defter-i Dervîşân’ı başlatan Mevlevî şeyhi, şair, hattat ve bestekârdır.
El-Hâc Şeyh Hâfız Muhammed Şevkî Efendi
Hâfız Muhammed Şevkî Efendi, Çelebi Sultan Mehmed Camii imamlığı yapan; Kuşadalı İbrâhim’den irşad izni alıp Setbaşı’ndaki evini dergâha dönüştüren XIX. yüzyıl Bursalı Şâbânî-Halvetî şeyhidir.
Hâfız Muhyiddin Şevkî Efendi
eş-Şeyh es-Seyyid Hâfız Muhyiddîn eş-Şevkî Efendi, ulemâdan müftü Mustafa Efendi-zâde’dir. Ailesi, “Tophâne-zâdeler” diye anılırmış; vâlide cihetinden sahîhu’n- nesebdir. Peder cihetinden de, “emîr” olduklarına dâir tomâr vardır ve İzmir’de olan dîger mahdûmlarının yedindedir. Bidâyet zamânlarında, tarîkat aleyhinde bulunurlarmış. Fakat, Teselya Yenişehri’ne müftü ta’yîn olununca, ba'zı rüfekâsı dergâhlara gitmeğe t
Seyyid Ahmed Şevkî Efendi
Seyyid Ahmed Şevkî Efendi (ö. 1785), Muhammed Emin Tokadî'nin halifelerinden ve şeyhinin ayak ucunda medfun Nakşibendî şeyhidir.
Seyyid İbrâhim Fahreddin Şevkî Erenden
Seyyid İbrâhim Fahreddin Şevkî Erenden (1885–1966), Cerrâhiyye Âsitânesi’nin 18. postnişini; tekke arşivini ve erkânını Envâr ile Tabakāt’ta kayda geçiren, âsitâneyi kapanış sonrasında koruyan müellif ve şeyhtir.
Şeyh Mustafa Şevkî Efendi
Mustafa Şevkî Efendi (1832–1920), Kaygusuz İbrâhim Efendi’den yetişen; Karaağaç çevresinde Kādirî irşadını, telif, şiir ve tarikat eşyası sanatkârlığıyla birleştiren İstanbul şeyhidir.
Tığlızâde Mehmed Şevki Bey
Enderun'da musiki öğrenen Tığlızâde Mehmed Şevki Bey, Ahmediye Rifâî Tekkesi postnişinliği yanında İstanbul'un Kādirî, Nakşî ve Rifâî meşk çevrelerinde zâkirbaşılık yaptı.
Âbaü'l-ahval
(آباء الاحوال) Hal babaları. tas. a Sahip oldukları hallere hâkim olan, hal sahibi olduklarını başkalarına hissettirmeyen, halin tesiriyle dengelerini, doğal ve her zamanki davranışlarını değiştirmeyen salikler. b Cezbe ve şevk gibi hallere mağlup ve mahküm olup kendilerinden geçen ve dengelerini kaybeden sâliklere ebnâü'-ahval (hal çocukları) denir. Bunlar sekr ve cezbe halindeyken şer'i hükümlere uymayan sözler söyleyebilir, fıkıh ölçülerine göre caiz olmayan işler yapabilir; fakat bu türden beyan ve davranışlardan sorumlu olmazlar. Zira hal sebebiyle bilinç ve iradelerini ya kısmen ya da tamamen yitirmişlerdir. Bu zümrenin en iyi örneği meczuplar ve behlüllerdir. Dini his ve heyecanların etkisiyle olağan olmayan biçimde konuşan ve hareket eden her sâlik ebndülahval'dendir. Âbaü'l-ahval temkin, ebndü'l-ahval telvin sahibidir. Temkin, telvinden üstündür. Hallâc, “Peygamberler haller üzerinde tam olarak hâkimiyet kurmuşlardır; bu hallerde diledikleri gibi tasarruf ederler. Diğerlerine ise haller musallat kılınmıştır. Onlar üzerinde haller tasarruf eder, oysa haller nebilerin yönetimi ve etkisi altındadır” der. Bkz. Temkin, Telvin. Abd—Abdiyet i. ar. (4 (عبد - عبد 1. Kul, köle, bende. 2. tas. Hakk'a kul olduğu için başkasına kul olmayan. Hz. Peygamber'in en yüce makamı, insanoğlunun sahip olduğu manevi mertebelerin en yükseği abdiyettir (kulluk). Kelime-i sehadette,
Ahvâl
!) Haller, değişmeler, hisler, gelip geçici duygular. tas. Gayb âleminden ve Allah tarafından kulun çabası dışında pak ve temiz kalbe tümüyle ilâhî lütuf sonucu gelen birtakım hususlar, umur ve manalar. Vecd, cezbe, aşk, şevk, sekr, gaybet ve istiğrak gibi haller (ahval) insanı kendinden geçirir, mest eder, hem aklını ve bilincini, hem de iradesini ve ihtiyarını elinden alır.
Atas
1, Susuzluk, teşne olma. 2. tas, a Umulana düşkün ve onun tesiri altında bulunma. b Şevk ve hasret halinin galebe çalması. c Şiddetli bir arzuyla muradın hararetli bir biçimde aranması,, Tasavvufta içmeye şürb, kanmaya reyy, kendinden geçmeye sekr ve susuz kalmaya ataş denir, İste peykânın gönül hecrinde şevkim teskin et Susüzem bir kez bu sahrada benimçün ara su Umduğum odur ki rüz-i haşr mahrum olmayam Cesme-i vaslın vere ben teşne-i didâre su Fuzüli Atebât-ı aliyye Şii ziyaret yerleri.
Dilal
UY) Naz. tas. Sevgilinin cilvesi yüzünden hasıl olan yüksek seviyedeki aşk, şevk ve zevk sebebiyle sâlikin içine gelen ıstırap (dengesizlik) hali. Bu bir sekr hali olmamakla beraber yine de iradeyi ortadan kaldırdığından sâlik içine doğan her şeyi rahatça ifade eder. Hallâc'tan bahsederken Yünus “O da yandırdın külün savurdun öyle mi gerek seni seveni,” diyor ve Mevlâ'sına nazla hi- tap ediyor. Bkz. Naz.
Esma-Müsemma
İsim-İsimlendirilen. 2. İsimden isimlendirilene gitmek, Allah'ın isimlerini zikrederek Allah’a ermek. Esma çekmek Esma zikri. Bkz. Zikir, Esma-i hüsna Allah'ın güzel adları. Süfiler bu isimleri zikir olarak okurlar. Bu isimleri açıklamak için birçok şerh yazılmıştır. Esma-i seba Yedi isim a Lâ ilahe illallah. b Allah. c Ha. d Hay. f Kayyum. g Kahhar (SME 30-35). Allah'ı isimleryle zikretmeye esma zikri veya esma çekmek denir. Halvetiye'de, görülen bu zikir İbrahim Zahid Geylâni'den kalmıştır. Bu yedi isim usül, furü, tebdilat ve tasarrufat adı verilen şekillerle 28'e kadar çıkar. Bkz. Ümmehat-ı esma. Merteben ayn-ı müsemmadadır esmâ sanma Merciin Hâlik-i eşyadadır eşyâ sanma Ş. Galib Esmâri.ar.() ثما ( 4 Semer. Meyveler. 2. tas. Ana isimler denilen asli isimlerin birleşmelerinden (içtima etmelerinden) diğer birtakım isimler ve anlamlar ortaya Eşik çıkar ki, bunlara esmâr denir. Nikâh da denilen içtimaların sayısı beş olduğu gibi külli esmâr da beştir: İlahi isimlerin içtima; bunun semeresi ilimde belirginleşen gerçeklerin suretleridir. Anlamların içtima; bunun semeresi nefste belirgin hale gelen ruhların suretleridir. İçtima-ı ervah; bunun semeresi de basit madde ve misal âleminin suretleridir, arş ve kürsi gibi. Basit maddenin içtima; bunun semeresi cansız varlıklar, bitkiler ve hayvanlardır. Cinslerin, fasılların ve insani hakikatlerin içtima ve terkibinden vücuda gelen insana mahsus içtima (sr). Bâtıniye, Sırriyye. Esrari.ar.(5! (ا سر t. Sur 1. Sırlar, gizemler. 2. tas. Sâlikin Hak'ta ve Hakk’a erdiği noktada, “Benim Allah'la öyle bir vaktim var ki, o vakitteyken ne bir resul ne de bir melekle ilgilenebilirim,” sözünün hükmüyle incelmesi ve erimesi (TK 1:655). Bkz. Sır. Hak ile hak olunca anlaşılır Zevk u şevk u hakâik u vahdet Söylenmek istense de söylenemez Çünkü sırdır makam-ı hatmiyet Esrar-ı tarikat Tasavvuf yolunun sırları, hakikatin halleri. Şeriatın sırrı tarikat, tarikatın sırrı hakikattir. Herhangi bir tarikat şeyhinin manevi olarak irşatla görevlendirildiği, şeyhin böyle bir sorumluluk ve yükümlülük altında bulunduğu, bunun ona güç verdiği kabul edilir. Bu anlamda şeyhin tarikati temsil ehliyetine ve yetkisine de sırr-ı tarikat denir. Bir müridin sülükle ilgili her şeyi şeyhine açması, bu hususların ikisi arasında kalmasına esrar-ı tarikat dendiği gibi beka billah makamına erişip Hak ile hak olan vuslat ehlinin bu makamdayken tadarak ve yaşayarak öğrendikleri hale de bu ad verilir (SME 110). İsimden isimlendirilene gitmek, Allah'ın isimlerini zikrederek Allah’a ermek. Esma çekmek Esma zikri. Bkz. Zikir, Esma-i hüsna Allah'ın güzel adları. Süfiler bu isimleri zikir olarak okurlar. Bu isimleri açıklamak için birçok şerh yazılmıştır. Esma-i seba Yedi isim a Lâ ilahe illallah. b Allah. c Ha. d Hay. f Kayyum. g Kahhar (SME 30-35). Allah'ı isimleryle zikretmeye esma zikri veya esma çekmek denir. Halvetiye'de, görülen bu zikir İbrahim Zahid Geylâni'den kalmıştır. Bu yedi isim usül, furü, tebdilat ve tasarrufat adı verilen şekillerle 28'e kadar çıkar. Bkz. Ümmehat-ı esma. Merteben ayn-ı müsemmadadır esmâ sanma Merciin Hâlik-i eşyadadır eşyâ sanma Ş. Galib Esmâri.ar.() ثما ( 4 Semer. Meyveler. 2. tas. Ana isimler denilen asli isimlerin birleşmelerinden (içtima etmelerinden) diğer birtakım isimler ve anlamlar ortaya Eşik çıkar ki, bunlara esmâr denir. Nikâh da denilen içtimaların sayısı beş olduğu gibi külli esmâr da beştir: İlahi isimlerin içtima; bunun semeresi ilimde belirginleşen gerçeklerin suretleridir. Anlamların içtima; bunun semeresi nefste belirgin hale gelen ruhların suretleridir. İçtima-ı ervah; bunun semeresi de basit madde ve misal âleminin suretleridir, arş ve kürsi gibi. Basit maddenin içtima; bunun semeresi cansız varlıklar, bitkiler ve hayvanlardır. Cinslerin, fasılların ve insani hakikatlerin içtima ve terkibinden vücuda gelen insana mahsus içtima (sr). Bâtıniye, Sırriyye. Esrari.ar.(5! (ا سر t. Sur 1. Sırlar, gizemler. 2. tas. Sâlikin Hak'ta ve Hakk’a erdiği noktada, “Benim Allah'la öyle bir vaktim var ki, o vakitteyken ne bir resul ne de bir melekle ilgilenebilirim,” sözünün hükmüyle incelmesi ve erimesi (TK 1:655). Bkz. Sır. Hak ile hak olunca anlaşılır Zevk u şevk u hakâik u vahdet Söylenmek istense de söylenemez Çünkü sırdır makam-ı hatmiyet Esrar-ı tarikat Tasavvuf yolunun sırları, hakikatin halleri. Şeriatın sırrı tarikat, tarikatın sırrı hakikattir. Herhangi bir tarikat şeyhinin manevi olarak irşatla görevlendirildiği, şeyhin böyle bir sorumluluk ve yükümlülük altında bulunduğu, bunun ona güç verdiği kabul edilir. Bu anlamda şeyhin tarikati temsil ehliyetine ve yetkisine de sırr-ı tarikat denir. Bir müridin sülükle ilgili her şeyi şeyhine açması, bu hususların ikisi arasında kalmasına esrar-ı tarikat dendiği gibi beka billah makamına erişip Hak ile hak olan vuslat ehlinin bu makamdayken tadarak ve yaşayarak öğrendikleri hale de bu ad verilir (SME 110). Sırlar, gizemler. 2. tas. Sâlikin Hak'ta ve Hakk’a erdiği noktada, “Benim Allah'la öyle bir vaktim var ki, o vakitteyken ne bir resul ne de bir melekle ilgilenebilirim,” sözünün hükmüyle incelmesi ve erimesi (TK 1:655). Bkz. Sır. Hak ile hak olunca anlaşılır Zevk u şevk u hakâik u vahdet Söylenmek istense de söylenemez Çünkü sırdır makam-ı hatmiyet Esrar-ı tarikat Tasavvuf yolunun sırları, hakikatin halleri. Şeriatın sırrı tarikat, tarikatın sırrı hakikattir. Herhangi bir tarikat şeyhinin manevi olarak irşatla görevlendirildiği, şeyhin böyle bir sorumluluk ve yükümlülük altında bulunduğu, bunun ona güç verdiği kabul edilir. Bu anlamda şeyhin tarikati temsil ehliyetine ve yetkisine de sırr-ı tarikat denir. Bir müridin sülükle ilgili her şeyi şeyhine açması, bu hususların ikisi arasında kalmasına esrar-ı tarikat dendiği gibi beka billah makamına erişip Hak ile hak olan vuslat ehlinin bu makamdayken tadarak ve yaşayarak öğrendikleri hale de bu ad verilir (SME 110).
Gill
Gönülde meydana gelen bilginin neticesi ve meyvesi (is). Ruzbihan Bakli, “kırmız gül Allah'ın mehabetinden bir parçadır,” hadisine vurgu yapar. Allah'ı gül bulutlarından kırmızı, yüce bir gül şeklinde tahayyül eder. Tasavvuf edebiyatında güzel taç yaprakları ve dikeniyle ilahi cemali ve celali en mükemmel biçimde yansıtan gül, şevk sahibi ruhun simgesi olan ve gülü sevmeye yazgılı bülbül ile ikili oluştururlar. Gülde naz vardır, bübül ise niyaz halindedir. Gül bazen Allah'ın güzelliğinin bazen de Hz. Muhammed'in simgesidir. Güzel koktuğu için Hz. Muhammed'in terine de gül denmiştir. 2. Rifai şeyh ve dervislerinin, ateşte kor halinde gelene kadar kızdırdıktan sonra yalayarak soğuttukları ucu yassı demir çubuk.
Hüzün
Üzüntü. Arzu edilen bir şeyin elden kaçması veya arzu edilmeyen bir şeyin başa gelmesi yüzünden insanın tasalanması, 2. tas. Elden kaçana üzülme, elde edilmesi imkânsız olandan ötürü tasalanma (HM II; 328). Mİ Isdırapi ar. (ا ضطر اب) x. Üzüntü, sallantı. 2. tas. Raks, semâ, WE >) 1911 i يشيق)!) 1. Ziya, nur. 2. Osmanlılar zamanında bazen Po 2 Bektasilere, Alevilere, Hurufilere ve Rafizi eğilimli derviş ae Vee pe bes zümrelerine ışık ve ışık taifesi adı verilmiştir. Bunlar adina is ie tesis edilecek vakıfların şer'an geçerli olamayacağı kaydee) o dilmiş, fermanlarda bu zümreye dikkat çekilmiştir (PP 1:107; AR 13). DE Rİ ibadetiarGole)r. Tapma 2. tas. Sâlikin gösterdiği çaba gi (11s). İbadet üç maksat için yapılır: cehennem korkusu ve cen- BS m nete girme ümidi için; Allah emrettiği için ki, bunlar ibadeti ii ir bir şeref sayarlar; Allah’a aşk ve şevkle, heybet ve celal ile ze BS. Bkz. Abit, Ubüdiyet. anil ee e Başında aklı olan ücrete amel etmez cay و ME Huriyle aldanmaz göz ile kaştan geçer Yünus Ziya, nur. 2. Osmanlılar zamanında bazen Po 2 Bektasilere, Alevilere, Hurufilere ve Rafizi eğilimli derviş ae Vee pe bes zümrelerine ışık ve ışık taifesi adı verilmiştir. Bunlar adina is ie tesis edilecek vakıfların şer'an geçerli olamayacağı kaydee) o dilmiş, fermanlarda bu zümreye dikkat çekilmiştir (PP 1:107; AR 13). DE Rİ ibadetiarGole)r. Tapma 2. tas. Sâlikin gösterdiği çaba gi (11s). İbadet üç maksat için yapılır: cehennem korkusu ve cen- BS m nete girme ümidi için; Allah emrettiği için ki, bunlar ibadeti ii ir bir şeref sayarlar; Allah’a aşk ve şevkle, heybet ve celal ile ze BS. Bkz. Abit, Ubüdiyet. anil ee e Başında aklı olan ücrete amel etmez cay و ME Huriyle aldanmaz göz ile kaştan geçer Yünus Osmanlılar zamanında bazen Po 2 Bektasilere, Alevilere, Hurufilere ve Rafizi eğilimli derviş ae Vee pe bes zümrelerine ışık ve ışık taifesi adı verilmiştir. Bunlar adina is ie tesis edilecek vakıfların şer'an geçerli olamayacağı kaydee) o dilmiş, fermanlarda bu zümreye dikkat çekilmiştir (PP 1:107; AR 13). DE Rİ ibadetiarGole)r. Tapma 2. tas. Sâlikin gösterdiği çaba gi (11s). İbadet üç maksat için yapılır: cehennem korkusu ve cen- BS m nete girme ümidi için; Allah emrettiği için ki, bunlar ibadeti ii ir bir şeref sayarlar; Allah’a aşk ve şevkle, heybet ve celal ile ze BS. Bkz. Abit, Ubüdiyet. anil ee e Başında aklı olan ücrete amel etmez cay و ME Huriyle aldanmaz göz ile kaştan geçer Yünus
Kadeh
Vakit. Manevi hal, ruhi haz, şevk, cezbe, vecd. Molla okusun medresede şerh-i meâni Metn-i kadehi sun bize ehl-i şurühuz Rühi Bağdâdi
Mahv
Silmek, yok etmek; bir şeyin, izi kalmayacak şekilde ortadan kalkması tas. Kulun fiillerinin Hakk'ın fiillerinde fani olması. | Yüksek derecedeki kullarını Hak kendine çeker, onların nefeslerini mahv (yok) | eder, onları kendi katında var kılar. Mahv-i ayn-i abd Kulun mahvolması. Bkz. Mahv-i ubüdiyet. Mahv-i cem Vahdetin kesrette yok olması. Mahv-i erbab-ı serâir İçteki rabları yok etmek. İllet ve afetleri silip süpürmek. | Mahv-i erbab-1 zahir Zahir rableri yok etmek, kötü alışkanlıkları ve huyları orta- | dan kaldırmak. İspat ise onların yerlerine ibadet ve iyi huylar koymaktır.
Makam
(» (مقا Menzil, merhale, konak, mertebe. tas. a Sâlikin gösterdiği | faaliyetle ulaştığı, sıkıntılara katlanarak azimli bir şekilde gerçekleştirdiği merha- | Sâlikin makamı, bu suretle ulaştığı ve ikamet ettiği yerdir. Haller Allah'ın sâlike bağışıdır. Makam ise iradeyle çalışarak kazanılır. Haller gelip geçici, makamlar ise kalıcı ve süreklidir. Başlıca haller şunlardır: Mürakabe, kurb, muhabbet, havf, recâ, şevk, üns, itminan, müşahede, yakin. Başlıca makamlar şunlardır: Tevbe, vera, züht, fakr, sabr, rıza, tevekkül. Bir makamı tam olarak uygulamadan, hakkını vermeden ve halletmeden onu takip eden makama geçmemek şarttır (kn). Hal ile makam ayrımı kesin değildir; bazı süfilerin hal saydıkları makamı, bazıları makam sayar. Rızada olduğu gibi; rıza Iraklılara göre hal, Horasanlılara göre makamdır. Veliler gibi peygamberlerin de 232 |
Meygede
Meyhane; harabat, dostların sohbet meclisi, tekke, 2. Kulun aşk ve şevkle Rabb'ine münâcat mahalli; kâmil mürşidin kalbi, 3. Lâhüti âlem. Mescidde riyâ-pişeler etsin ko riydyı Meyhâneye gel kim ne riyâ var ne mürâi Şeyhülislâm Yahya Zahid sual ederse ki, meydan nedir murâd Bizde safadir, onda kudüret cevab ona / Fuzüli Kulun aşk ve şevkle Rabb'ine münâcat mahalli; kâmil mürşidin kalbi, 3. Lâhüti âlem. Mescidde riyâ-pişeler etsin ko riydyı Meyhâneye gel kim ne riyâ var ne mürâi Şeyhülislâm Yahya Zahid sual ederse ki, meydan nedir murâd Bizde safadir, onda kudüret cevab ona / Fuzüli Lâhüti âlem. Mescidde riyâ-pişeler etsin ko riydyı Meyhâneye gel kim ne riyâ var ne mürâi Şeyhülislâm Yahya Zahid sual ederse ki, meydan nedir murâd Bizde safadir, onda kudüret cevab ona / Fuzüli
Şarap
Meşrubat, içki, mey, bade. tas. Coşkun aşk halleri ki, sahibini kınanmayı gerektirecek hal ve hareketlerin içine sokar, Bu da sülûkün sonuna gelen kemal ehline mahsustur (us). Tasavvufta şarap aşkı, mahabbeti, şevki ve vecdi temsil eder. Şarap gibi aşk da insanı kendinden geçirir, aklını, mantığını ve şuurunu kullanmasına engel olur. Âşıkla ayyaşın dış görünüşleri birçok yönden birbirine benzer. Dilâ kayfiyet-i aşkı yürü meyhor olandan sor Icip vahdet şarıbını ebed mahmur olandan sor Zati Süleyman Efendi Bazen bir velinin elindeki kadehte bulunan şarap bir keramet olarak bal haline gelir, buna kalb-ı a'yân denir. | Bir bakışta bâdeyi bal eyledi Bâli Baba
Nûreddin Cerrâhî Âsitânesi ve Türbesi
Karagümrük, İstanbul · Türkiye · 28 Zilkade 1302'de (8 Eylül 1885) doğduğu, 1913'ten itibaren postnişini olduğu, 1925'ten sonra türbedar sıfatıyla sürdürdüğü ve 1966'da vefat edip defnedildiği yer. 1940'ta atölye olarak kiraya verilmekten kurtardığı bina da budur. Konum yaklaşıktır.
Ahmediye Tekkesi
İstanbul · Türkiye · Üsküdar'daki Ahmediye Külliyesi bünyesinde yer alan Rifâî tekkesi. Kayınpederi ve şeyhi Mehmed Efendi'nin vefatı üzerine buranın şeyhi, câmiinin de imam ve hatibi olmuştur. İlişkili kişi dosyası Tığlızâde Mehmed Şevki Bey : Enderun'da musiki öğrenen Tığlızâde Mehmed Şevki Bey, Ahmediye Rifâî Tekkesi postnişinliği yanında İstanbul'un Kādirî, Nakşî ve Rifâî meşk çevrelerinde zâkirbaşılık yaptı.
Kaygusuz Tekkesi
İstanbul · Türkiye · Sultanahmet'te bulunan ve Kādiriyye'nin Rûmiyye (İsmâil Rûmî) koluna bağlı tekkedir. Mimari bakımdan dönemin iddiasız meskenlerini andıran mütevazi bir ev-tekkedir. XIX. yüzyıl sonunda pazar akşamları burada devran yapıldığı, zâkirbaşı Şeyh Hulûsi Efendi'nin haftalık çizelgesinden anlaşılmaktadır.
Hadîkatü’l-maârif Mekteb-i Rüşdiyyesi
İstanbul · Türkiye · Mekteb-i ibtidâiyyeden mezun olduktan sonra devam ettiği, Fatih’te Nişancı Camii yakınlarındaki rüşdiye mektebi. İlişkili kişi dosyası Seyyid İbrâhim Fahreddin Şevkî Erenden : Seyyid İbrâhim Fahreddin Şevkî Erenden (1885–1966), Cerrâhiyye Âsitânesi’nin 18. postnişini; tekke arşivini ve erkânını Envâr ile Tabakāt’ta kayda geçiren, âsitâneyi kapanış sonrasında koruyan müellif ve şeyhtir.
Karacaahmet Mezarlığı Kaygusuz İbrâhim Baba bölümü
İstanbul · Türkiye · Karacaahmet Mezarlığı'nın Tıbbiye caddesiyle Saraçlarçeşmesi caddesi arasındaki adanın üst kısmında yer alan ve onun adını taşıyan bölümdür; kendisi ve müridleri burada gömülüdür. İlişkili kişi dosyası KAYGUSUZ ŞEYH İBRÂHÎM EFENDİ : Kaygusuz İbrâhim Baba (ö. 12 Zilkade 1289/11 Ocak 1873), Bolu’dan İstanbul’a gelerek ilim ve ticaretle meşgul olan, Mustafa Fedâî’den Kādirî hilâfeti alan ve Sultanahmet’te dergâh kuran şeyhtir.
Yahya Efendi Tekkesi
İstanbul · Türkiye · Enderun'da bulunduğu yıllarda devam etmeye başladığı ve otuz yıl zâkirbaşılık ettiği tekke. İlişkili kişi dosyası Tığlızâde Mehmed Şevki Bey : Enderun'da musiki öğrenen Tığlızâde Mehmed Şevki Bey, Ahmediye Rifâî Tekkesi postnişinliği yanında İstanbul'un Kādirî, Nakşî ve Rifâî meşk çevrelerinde zâkirbaşılık yaptı.
Canfedâ Hatun Mekteb-i İbtidâiyyesi
Karagümrük, İstanbul · Türkiye · Dergâhın bitişiğindeki mektep; öğrenimine burada başlamıştır. Âsitâne de bu caminin yanına kurulmuştu. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Seyyid İbrâhim Fahreddin Şevkî Erenden : Seyyid İbrâhim Fahreddin Şevkî Erenden (1885–1966), Cerrâhiyye Âsitânesi’nin 18. postnişini; tekke arşivini ve erkânını Envâr ile Tabakāt’ta kayda geçiren, âsitâneyi kapanış sonrasında koruyan müellif ve şeyhtir.
Koçina Cerrâhî Dergâhı
Üsküp çevresi · Kuzey Makedonya · 1905'te babası tarafından gönderildiği ve 1200 dervişin biatını yenileyip 282 kişinin intisabını aldığı dergâh; Cerrâhiyye'nin Rumeli'deki gücünü gösterir. Konum Üsküp'e göre yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Seyyid İbrâhim Fahreddin Şevkî Erenden : Seyyid İbrâhim Fahreddin Şevkî Erenden (1885–1966), Cerrâhiyye Âsitânesi’nin 18. postnişini; tekke arşivini ve erkânını Envâr ile Tabakāt’ta kayda geçiren, âsitâneyi kapanış sonrasında koruyan müellif ve şeyhtir.
Kozyatağı Tekkesi
İstanbul · Türkiye · Zâkirbaşılık ettiği tekkelerden biri. İlişkili kişi dosyası Tığlızâde Mehmed Şevki Bey : Enderun'da musiki öğrenen Tığlızâde Mehmed Şevki Bey, Ahmediye Rifâî Tekkesi postnişinliği yanında İstanbul'un Kādirî, Nakşî ve Rifâî meşk çevrelerinde zâkirbaşılık yaptı.
Arakiyeci Hacı Mehmed Efendi Mescidi Cerrâhî Dergâhı
İstanbul · Türkiye · Babasının 1910'da mütevellilik ve meşihatını devrettiği dergâh; 1925'e kadar her perşembe Karagümrük'ten buraya gelip Cerrâhî âyinini icra etmiştir. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Seyyid İbrâhim Fahreddin Şevkî Erenden : Seyyid İbrâhim Fahreddin Şevkî Erenden (1885–1966), Cerrâhiyye Âsitânesi’nin 18. postnişini; tekke arşivini ve erkânını Envâr ile Tabakāt’ta kayda geçiren, âsitâneyi kapanış sonrasında koruyan müellif ve şeyhtir.
Şeyh Hüsâmeddin Cerrâhî Dergâhı
İstanbul · Türkiye · Üsküp dönüşü vekâleten şeyhlik yaptığı dergâh; İğci Mehmed Hüsâmeddin'in kurduğu ve 1925'te hâlâ faal olan beş Cerrâhî tekkesinden biridir. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Seyyid İbrâhim Fahreddin Şevkî Erenden : Seyyid İbrâhim Fahreddin Şevkî Erenden (1885–1966), Cerrâhiyye Âsitânesi’nin 18. postnişini; tekke arşivini ve erkânını Envâr ile Tabakāt’ta kayda geçiren, âsitâneyi kapanış sonrasında koruyan müellif ve şeyhtir.
Cerrahpaşa Camii
Fatih, İstanbul · Türkiye · Nûreddin Cerrâhî'nin bazı şahsî eşyalarının saklandığı cami; Ocak 1922'de Evkaf Nezâreti'ne dilekçe vererek bunların dergâha getirilmesini sağlamıştır. Pîrin doğduğu semt de burasıdır. İlişkili kişi dosyası Seyyid İbrâhim Fahreddin Şevkî Erenden : Seyyid İbrâhim Fahreddin Şevkî Erenden (1885–1966), Cerrâhiyye Âsitânesi’nin 18. postnişini; tekke arşivini ve erkânını Envâr ile Tabakāt’ta kayda geçiren, âsitâneyi kapanış sonrasında koruyan müellif ve şeyhtir.
Celvetî Zikir Yolu: Tevhid ve Hû
Kelime-i tevhidin merkezî, esmâ zikrinin tâli konumu. Ecvibe ve karşılaştırmalı makaleden hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Celvetî Zikrinde Devrân Meselesi
Sükûn, sınırlı hareket ve tarih içinde değişen uygulama. Ecvibe ve karşılaştırmalı makaleden hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Envâr ve Tabakāt-ı Cerrâhiyye Nasıl Okunmalı?
On sekiz fasıl, kaynaklar ve anlatı katmanları. Envâr ve Tabakāt metninin ilgili bölümlerinden hazırlanmış kaynaklı inceleme.
Menâkıb-ı Emîr Sultan: Nüsha, Tarih ve Menkıbe
Eser ve müellif Bursalı Şevkî, Menâkıb-ı Emîr Sultan ı Şehzade Bayezid çevresinin teşvikiyle 960/1553’te kaleme aldı. Eser, Emîr Sultan’ın vefatından yaklaşık 124 yıl sonra yazıldığı için doğrudan çağdaş günlük değildir; Bursa’daki yazılı ve sözlü hafızayı derler. Sekiz nüsha Araştırmada Şevkî adına kayıtlı sekiz yazma
SÛFİLERİN İLİMLERİNİN KAYNAĞI
Avârifü’l-Maârif · 1. bölüm · Mürşidimiz, Şeyhu’l-İslâm Ebu’n-Necîb Abdulkâhir es-Sühreverdî, hicrî 560, milâdî 1165 senesinin Şevval ayında, bize, imlâ yoluyla (bizzat yazdırarak) şunu rivâyet etti: Ebû Mûsâ e
TASAVVUF İLİMİNİN FAZİLETİ
Avârifü’l-Maârif · 3. bölüm · Bize, Şeyhimiz Şeyhülislâm Ebu’n-Necib es-Sühreverdî (rah.), el-Ahves b. Hakim in babasından naklen, onun şöyle söylediğini haber verdi. Bir adam Hz. Resûlullah’a (s.a.v) şerrin ne
SÛFÎ KELİMESİNİN KÖKÜ
Avârifü’l-Maârif · 6. bölüm · Hz. Enes b. Mâlik (r.a) demiştir ki: “Rasûlullah (s.a.v), bir kölenin bile dâvetine gider, merkebe biner ve yün elbise giyerdi.” 31 Sûfîler, bu hadis-i şerife uyarak hem daha yumuş
MUTASAVVIFLAR VE ONLARA BENZEYENLER
Avârifü’l-Maârif · 7. bölüm · Şeyhimiz, Şeyhu’l-İslam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî’nin, Enes b. Mâlik (ra)’den rivayet ettiğine göre; Hz. Peygamber (sav)’e göre bir adam geldi ve: “Kıyâmet ne zaman kopacak?” diye
MÜRŞİDLİK RÜTBESİ VE MÜRŞİDLERİN HİZMETİ
Avârifü’l-Maârif · 10. bölüm · Rasûlullah (sav) Efendimiz bir hadislerinde buyurmuştur ki: “Muhammed’in nefsini elinde bulunduran Allah’a yemin olsun; eğer isterseniz bu hususta yemin de edebilirim. Hiç şüphesiz
HAKİKİ HİZMET EHLİ VE ONA BENZEYENLER
Avârifü’l-Maârif · 11. bölüm · Allahu Teâlâ, Hz. Dâvud’a (as) şöyle vahyetmiştir: “Ya Dâvud! Beni taleb eden (benim rızâmın peşine düşen) birisini gördüğün zaman, ona hizmetçi ol.” Hakk yolunda gidenlere hizmet
Sayfalar 42–50
Muzaffer Ozak Külliyatı · Allah celle celâluhu; bu âyet-i celillerle, kâfirlerin cehennemde görecekleri şiddetli âzabı beyan buyurmakta ve diğer bir âyet-i kerimede de: «innâ a'tednâ lil-kâfiriyne selasile
Sayfalar 41–47
Muzaffer Ozak Külliyatı · Esteizü billâh: « Ve yetûfu aleyhim vildanün muhalledüne iza reeytehüm hasibtehüm lü'lüen men süra» sadakallahulaziym. Insan sûresi: 19-20 Meâli şerifi: «Cennet ehlinin etrafında h
Sayfalar 64–70
Muzaffer Ozak Külliyatı · ni ateşle doldururlar. Allah bizi ondan dünyada ve âhirette ayırmasın. Onu sev, unun sünnetine riayet et. Zira, seven meyus mükedder ve mahzun olmaz. Severim diyen ona çok salâvat
Sayfalar 73–80
Muzaffer Ozak Külliyatı · ENVÂR-ÜL-KULÛB (Kalblerin Nurları) DERS: 21 MUNDERECAT! El-Bakara sûre-i celilesinin 186. âyet-i kerimesinin tefsiri- Kur'an-ı aziyı, Levh-i mahfuzda olduğu gibi tertip ve tanzim e
Sayfalar 96–105
Muzaffer Ozak Külliyatı · ve felâketlere ma'ruz kalır mı idik? Artık, ilelebet burada kalacak, bu korkunç azabı tadarak yanacağız. Bizi sen idlâl ettin, hak yolundan sen alıkoydun, ebedî saadetten mahrum et
Sayfalar 96–102
Muzaffer Ozak Külliyatı · peygamberler o güneşten nur alan ay ve yıldızlar gibidirler. Nebiyyi ins-ü can aleyhi ve âlihi salâvatullah-ir-Rahman, ruh mesâbesinde ve bütün diger peygamberler vücuttaki diger u