HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Âsitânede doğumu ve ailesi
İbrâhim Fahreddin Şevkî Efendi 28 Zilkāde 1302’de, 8 Eylül 1885 Salı günü Karagümrük’teki Cerrâhiyye Âsitânesi’nde doğdu. Babası âsitâne postnişini Seyyid Mehmed Rızâeddin Yaşar Efendi, annesi Şerife Emine Memnûne Hanım’dır. Aile şeceresinde soyunun Safiyyüddin Erdebilî üzerinden beyt">Ehl-i beyt’e ulaştığı kaydedilir; bu şecere, aile ve gelenek kaydı niteliğinde sunulmalı, bağımsız tarihî doğrulamanın yerine geçirilmemelidir.
Tahsili, hat ve Farsça
Canfedâ Hâtun Mektebi’nde Kur’an öğrendi; Hadîkatü’l-Maârif Rüşdiyesi’ne devam etti. Mihrimah Sultan Camii imamı Hâfız Fâzıl Efendi’den sarf, hattat Seyyid Hacı Ahmed Ârif Efendi’den sülüs ve nesih meşk etti. Fazlullah Rahîmî’den Farsça gramer, Eyüp Özbekler Dergâhı şeyhi Âkil Maksum Efendi’den Mesnevî ve Hâfız Dîvânı okudu.
Tarikat terbiyesi ve hilâfeti
İlk tarikat terbiyesini amcası Yahyâ Gālib Hayâtî’den aldı; yedi yaşında arakiye giydi, on bir yaşında kendi hattıyla yazdığı Vird-i Sağîr’i okuma izni aldı. 1315’te babası Rızâeddin Yaşar’a biat etti. 1321/1903-04’te, on dokuz yaşındayken babası tarafından tâc, hırka ve seccâde tekbirlenerek hilâfet aldı ve âsitânenin aşçılık hizmetine getirildi.
Üsküp ve İstanbul tekkelerindeki hizmeti
1323/1905’te Koçana Tekkesi’ne vekil gönderildi; Üsküp, Mitroviça, Yenipazar ve Akve çevresinde Cerrâhî topluluklarıyla görüştü. İstanbul’a dönüşünde Hâcegî Tekkesi’nde vekâlet etti. 1328/1910’da Üsküdar Kapıağası Arakiyeci Mescidi Tekkesi’nin şeyhliği ve vakıf mütevelliliği kendisine verildi. Daha sonra Kumrulu Mescid ve Karagöz tekkelerinde de vekâleten âyin yönetti. Bu görevler, onun faaliyeti yalnız Karagümrük âsitânesiyle sınırlı olmayan bir tekke ağı yöneticisi olduğunu gösterir.
18. postnişin
Babasının 24 Mayıs 1913’teki vefatından sonra âsitâne meşihatının yarısı kendisine, yarısı amcazâdesi İsmâil Ni‘metullah Efendi’ye verildi. 8 Şubat 1914’te postnişin oldu; İsmâil Ni‘metullah’ın vefatından sonra 26 Ocak 1915’te meşihat hisseleri onun üzerinde birleşti. Birinci Dünya Savaşı sırasında Edirne’de askerlik yaptı; bu sırada âsitâneye Ali Ziyâeddin Efendi vekâlet etti.
Âsitânenin ve emanetlerin korunması
1918’de tekkeyi, 1920’de türbeyi tamir ettirdi. 1922’de Pîr Nûreddin Cerrâhî’ye nispet edilen arakiye ve yemenileri Cerrahpaşa Camii’nden âsitâneye nakletti. 1925’te tekkeler kapatıldıktan sonra yapıyı terk etmedi; fahrî türbedarlığı üstlendi, mülkiyeti şahsına geçirmek yerine vakıf niteliğinin korunmasını tercih etti. 1940’larda yapının atölye olarak kiralanmasını önlemek ve Müzeler Müdürlüğü’ne devrini sağlamak için uğraştı; 1945 tamirini destekledi.
Eserleri
Başlıca eseri Envâr-ı Hazret-i Pîr Nûreddin Cerrâhî ve Tabakāt-ı Cerrâhiyyedir. Eser, pîr ve Cerrâhî şahsiyetlerinin biyografileri yanında âsitâne hizmetleri, âyin, evrâd, tâc ve hırka, tekke adabı, arşiv belgeleri ve müellifin tanıklıklarını bir araya getirir. Suâlnâme-i bi-Tarîk-ı Hazret-i Pîr Sultân Nûreddin el-Cerrâhî ile biat ve tarikat hâllerini ele alan Ta‘rîfât da bilinen metinlerindendir. Bu yazılı miras, XX. yüzyıl başında Cerrâhîliğin kurum ve uygulamalarına ilişkin başlıca birincil kaynaklardandır.
Cennet Oda ve son yılları
1959’da türbe yanındaki maksureyi genişleterek daha sonra “Cennet Oda” diye anılan bölümü yaptırdı ve kabrini burada hazırlattı. Son yıllarında bu odada ibadet, Kur’an, evrâd ve derslerle meşgul oldu. Kendi kabrinin üzerinde oturmasını konu eden sözler ve anlatılar, tarihî mekân kaydıyla gelenek içi hafızanın kesiştiği ayrı bir hatıra katmanıdır.
Vefatı
16 Kasım 1966 gecesi vefat etti. 18 Kasım Cuma günü Fâtih Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Cerrâhiyye Âsitânesi’nde hazırlattığı Cennet Oda’ya defnedildi. Cenaze merasimine farklı tarikat çevrelerinden şeyh, zâkir, derviş ve muhiblerin katılması, onun İstanbul tasavvuf çevreleri arasındaki yerini gösterir.
Tahsili ve hocaları
Mekteb-i ibtidâiyyeden mezun olunca Fatih’te Nişancı Camii yakınlarındaki Hadîkatü’l-maârif Mekteb-i Rüşdiyyesi’ne girdi. Bunun yanı sıra Fâtih Camii dersiâmlarından Hâfız Fâzıl Efendi’nin Arapça derslerine devam etti.
Dönemin meşhur hattatlarından Filibeli Ahmed Ârif Efendi’den sülüs ve nesih dersleri aldı. Farsçayı, dönemin büyük sûfîsi Abdülkādir-i Belhî’nin mensuplarından ve Gülzâr-ı Hakikat müellifi Fazlullah Rahîmî Efendi’den öğrendi; Eyüp Özbekler Tekkesi şeyhi Âkılî Efendi’den de Mesnevî ile Hâfız divanını okudu. Böylece medrese usulü dil tahsili, hat sanatı ve klasik tasavvuf metinleri birlikte yürüdü.
1917 yılında Fatih dersiâmlarından Hoca Hüseyin Vasfi Efendi’nin kızıyla evlendi; çocuğu olmadı.