ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
43 sonuç · “zü-”
01Cezûliyye
Muhammed b. Süleyman el-Cezûlî ve Delâilü’l-Hayrât çevresinde gelişen kol.
Zühriyye
Zühriyye, Halvetiyye'nin alt şubelerinden biridir; nispet, silsile ve tarihî merkez bilgileri karşılaştırmalı kaynaklarla gösterilir.
Garîbiyye
Muhammed Garîbullah el-Hindî'ye nispet edilen ve Abdürrezzâk-ı Geylânî üzerinden uzun silsileyle aktarılan Hint Kādirî çevresi.
Îseviyye
Muhammed Îsâ el-Miknâsî’ye nispet edilen Cezûlî bağlantılı kol.
İlmiyye
Sefîne’de Cezûlî silsile ailesi içinde kaydedilen tarihî Şâzelî şubesi.
İrşâdiyye
İrşâdiyye, Ahmed Tâlib-i İrşâdî'nin zühd, seyahat, şiir ve irşad çizgisi çevresinde XIX. yüzyılda Batı Anadolu ve Gelibolu sahasında belirginleşen Halvetiyye–Ahmediyye–Uşşâkıyye şubesidir.
Keyyâliyye
İsmâil el-Meczûb el-Keyyâl'in Irak'tan Halep'e taşıdığı Rifâî hattı.
Metbûliyye
İbrâhim el-Metbûlî'nin Mısır'da teşkilâtlandırdığı, Bedeviyye ana gövdesi içinde Muhammedî ahlâk, zühd ve şehirli irşad çevresiyle tanınan tarihî kol.
Mustâriyye
Mahmûd el-Miknâsî’ye nispet edilen ve Cezûlî silsilesi üzerinden aktarılan kol.
Müştâkıyye
Şeyh Müştâk Baba'nın Bitlis, Erzurum, İstanbul ve doğu vilâyetlerindeki halife, şiir, semâ ve musiki çevresi.
Nûriyye Melâmîliği
Muhammed Nûru'l-Arabî'nin on dokuzuncu yüzyılda Rumeli'de geliştirdiği; Nakşibendî eğitim, Ekberî irfan ve Melâmî tavrı tevhid mertebeleri etrafında birleştiren çevre.
Zûr Hüseyin Efendi
Zûr Hüseyin Efendi (ö. 1726), Üsküdar'dan yetişen ve yeni kurulan Şekerzâde Medresesi'nin ilk müderrisi olan Osmanlı âlimidir.
Zühri Şeyh Seyyid Ahmed Efendi
Şeyh Seyyid Ahmed Zührî, Kayseri veya Nevrekop kökenli olduğu rivayet edilen; Selânik'te Pazar Tekkesi'ni kuran ve Sinâniyye'nin Zühriyye şubesine adını veren Halvetî şeyhidir.
Zülfinigâr Mehmed bin Abdülkerîm
Zülfinigâr Mehmed bin Abdülkerîm (ö. 964/1556-57), Hoca Hayreddin Medresesi müderrisi; Tecrîd, Hidâye ve Miftâh üzerine çalışmalarıyla tanınan genç âlimdir.
Ahıskalı Hüseyin Efendi
Ahıskalı Hüseyin Efendi (ö. 13 Receb 1135/19 Nisan 1723), Feyzullah Efendi’den mülâzemet aldıktan sonra İstanbul medreselerinde ders veren ve 1719-1720’de Lefkoşa kadılığı yapan Osmanlı âlimidir.
Ahmed Bahâeddin Efendi (Bahâî)
Ahmed Bahâeddin Efendi (1872–1923), Şehremini’nde yetişen, İbrâhim Şükrullah ve Ahmed Zarîfî çevrelerine bağlanan; Bahâî mahlasıyla na‘t, gazel, tahmis ve tarih manzumeleri yazan son dönem Sinâniyye-Halvetiyye şairidir.
Ahmed Yekdest-i Cüryânî
Ahmed Yekdest-i Cüryânî (ö. 1707), Serhend’de Muhammed Ma‘sûm Sirhindî’den hilâfet alıp Mekke’de uzun yıllar irşad eden; Mehmed Emin Tokadî ve Abdürrahîm-i Buhârî üzerinden Müceddidiyye’nin Hicaz ve İstanbul bağlantısını kuran Nakşibendî şeyhidir.
Akhisarlı Şeyhzâde Mustafa Efendi
Akhisarlı Şeyhzâde Mustafa Efendi (ö. 6 Zilkade 1137/17 Temmuz 1725), Feyzullah Efendi’den mülâzemet aldıktan sonra Siroz, Belgrad, Lefkoşa, Kütahya, Erzurum, Kayseri ve Eyüp kadılıklarında bulunan Osmanlı âlimidir.
Ali b. Hüseyin Zeynelâbidîn
Ali b. Hüseyin Zeynelâbidîn (38/659–94/712), Hz. Hüseyin’in oğlu; Kerbelâ’dan sağ çıkan, Medine’de hadis, fıkıh, ibadet ve gizli hizmet hayatıyla tanınan büyük tâbiî ve Ehl-i beyt büyüğüdür.
Ali b. Meymûn el-Mağribî
Ali b. Meymûn el-Mağribî (1450–1511), Mağrib’den Hicaz, Suriye, Lübnan ve Bursa’ya uzanan irşad ağıyla Şâzeliyye’nin Anadolu’daki ilk güçlü temaslarından birini kuran; zühd, sünnete bağlılık ve doğrudan terbiye anlayışıyla tanınan sûfî ve âlimdir.
Ali Dede Buhârî
Ali Dede Buhârî, XV. yüzyıl başlarında Emîr Sultan’ın yol arkadaşlarıyla Buhara’dan Hicaz üzerinden Bursa’ya gelen; İncirli Hamamı yakınında tekke kurup burada yaşayan ve Eşrefzâde Tekkesi çevresine defnedilen sûfîdir.
Beyâzîzâde Hafîdi Seyyid Ahmed Mâil Efendi
Beyâzîzâde Hafîdi Seyyid Ahmed Mâil Efendi (ö. 1729), İstanbul’da doğan; Galata Sarayı’ndan Vâlide Sultan Dârülhadisi’ne uzanan müderrislik görevlerinin ardından Erzurum kadılığına tayin edilen Osmanlı âlimi ve divan şairidir.
Bosnevî İbrâhim Efendi
Bosnevî İbrâhim Efendi (ö. Şaban 1139/1727), Saraybosna’dan İstanbul’a gelerek Uzunîzâde Süleyman Efendi’nin yanında yetişen ve medrese hiyerarşisinde mûsıla-i Sahn pâyesine ulaşan Osmanlı müderrisidir.
zü-ikâb
Çlüjj) [Ar.] Suçluları, günahkârları cezalandıran ve AUah’a nispet edüen bir Kur’ân terimi.
zü-intikâm
Çliisljj) [Ar.] Suçluları, günahkârları cezalandıran ve AUah’a nispet edüen bir Kur’ân terimi.
zü-
Çj) [Ar.] Bazı kelime ve terır. kiplerin başına gelerek “Sahip, hğı malik” veya “-lı, -li, -lu, -lü” an ’in lamları veren yeni terkiplerin yaoluşmasmı sağlayan söz. ara ap
ne'ûzü-billâh
ne'ûzü-billâh cüm. [Ar.] 1. “Allah’a sığınırız veya Allah korusun.” anlamında bir dua sözü.
Zü’l-mağfire
Bağışlama sahibi, çokça mağfiret eden. Kur’ân’da Allah’ın günahları örten ve kullarını bağışlayan oluşunu bildiren ifadelerden biridir.
zü’l-celâl
720 zü’l-celâl a. (JıUljj) Celâl sahibi anlamında Allah’a nispet edilen bir Kur’ân terimi. Zü-l-celâl ve’l-İkrâm a. Çl>^i j ıb^ljj) [Ar.] “Ululuk sahibi olan Allah.” anlamında olan bu söz, “esmâ'ü’lhüsnâ” (Allah’ın güzel istmleri)dan olup Allah’a nispet edilmiştir. Bu söz, Kur’ân-ı z Kerîm’de iki ayette geçmektedir (“Rahman suresi”. Hz. Peygamber ise bu sözün sürekli tekrar edilmesini ve zikir olarak çekil z mesini buyurmuştur. Bu terim, AUah’m doksan dokuz ismini veren İbn Mâce ve Tirmizî rivayetlerindeki lis z tede de yer almıştır
zü-1-akl ve-l-ayn
Tasavvuf inancil cmda hakkı halkta, halkı da ir. Hakk’ta görme. su
Baş Gözü-Gönül Gözü
Bu ifadedeki baş gözü ile kasetedilen, insanda fizikî ve biyolojik olarak bulunan, bildiğimiz gözdür. Ancak bu göz, sadece eşyanın şeklini görmeyi sağlar, görülen şey üzerinde, anlama, yorumlama, istidlal yapma vs. gibi değerlendirmelerde bulunamaz. Buna kalb gözü, can gözü de denir. “Bu sözü can kulağıyla dinle”, “sen ona can gözüyle bak da gör” gibi sözlerde kastedilen budur. Baş gözü diye bir tâbir bulunmasına rağmen, baş kulağı şeklinde bir deyim görülmemektedir.Yunus, imdi sen Hakk’a er, Dün ü gün gönlün Hakk’ a ver Gönül gözü görmeyince Hiç baş gözü görmeyiser.Yunus Emre
Sayfalar 49–56
Muzaffer Ozak Külliyatı · Birinci tevhid; ehl-i şeriatin ve avamın, tkinci tevhid; ehl-i ilmin ve havassın, Ücüncü tevhid; ehl-i hakikatin yani havassül - havassın tevhidleridir. MÜRŞİD KIMDEN OLUR? Sâlik-i
Sayfalar 57–62
Muzaffer Ozak Külliyatı · yemeğe başlar, âşıkan da mürşidi takip ederler. Yemek esnasında, pilâva kadar konuşulmaz. Bazı tekkelerde, yemekten sonra su dahi içmezler. Yemekten sonra, şeyh evvelâ ellerini yık
Sayfalar 62–68
Muzaffer Ozak Külliyatı · -- Yat, öyle ise yat... Senin gerçekten uyumağa hakkın var. Yaptıgın ibadet ne güzel ve Hak katında ne ulvi bir iba- Gettir. Ibn-i Mes'ud radıyallahu anh buyurmuşlardır ki: — Dünya
Sayfalar 85–93
Muzaffer Ozak Külliyatı · Kıssas-ı Ali Radiyallahu anh: HİKÂYE Ibni Mülcem namındaki nâmerd, beyt-i Huda olan damadı Paygamberi bir sabah huzuru Hakta iken zehirli kılıç ile vurdu. O beyti Huda melcei fukar
Sayfalar 85–92
Muzaffer Ozak Külliyatı · inkâr ederse, kâfir olur. Zira, farzlar kesin delillerle sabit olmuştur. Vâcipler ise zanni delillerle sübut bulmuştur. Bundan dolayı vâcibi inkâr eden kâfir olmaz, fakat işlemeyen
Sayfalar 145–151
Muzaffer Ozak Külliyatı · Kısaca özetlemeğe çalıştığımız bu âlem-i ervahtan sonra, dört anâsır ile Hz. Adem aleyhisselâmın vücud-u şeriflerini yaratarak bütün cesetlere onu miftah eylemiştir. Netekim, bütün
Sayfalar 198–205
Muzaffer Ozak Külliyatı · Özetlemek gerekirse, iymansız gitmeğe sebebolabilecek günahlar şöyle sıralanabilir: Yaramaz ve çirkin itikat, zayıf iyman, dokuz azasının hepsiyle günah işlemek, doğruluktan ayrılm
Sayfalar 206–213
Muzaffer Ozak Külliyatı · Diğer bir âyet-i kerimede de, cennet ve cennet ni'metleri şöyle tarif ve tavsif buyurulmaktadır: Mesel-ül-cennet-illetiy v'idel-müttekun tecriy min tahtihel enhârü külühâ dâ'imün t
Sayfalar 204–209
Muzaffer Ozak Külliyatı · ğimiz mallarımız sevmediklerimize kalır. Hergün bir melek söyle hitap ediyor, şöyle nida ediyor: «Doğun, ölmek için. Binalar yapın, harab olmak için» Harab olacaktır, sonu ölüm ve
Sayfalar 235–242
Muzaffer Ozak Külliyatı · Ey âşık-ı sadık, ey hak ve hakikate talip!... Bilmiş ol ki, insanlar dört kısımdırlar: 1. Insan-1 hayvani (yani, insan suretindeki hayvan demektir.) Insan-1 şeytani (Yani, insan su
Sayfalar 248–254
Muzaffer Ozak Külliyatı · Yaptırdığı bu hayırlar devam ettiği müddetçe, defter-i âmali kapanmaz ve daima hayır defterine sevap yazılır. 2 — Iyi evlât yetiştirmek: Dinine, vatanına, milletine, hemcinsine hiz
Sayfalar 247–255
Muzaffer Ozak Külliyatı · zun olarak gezenler, bu sıfatlara bürünen kişiyi temsil ederler. Bayram günü aç gezenler de, dünyada orucunu tutmamış, aç kimseleri doyurmamış oldukları için mahşerde aç ve susuz o