Ara
Menü

Sayfalar 62–68

1.876 kelime

Envârü’l-Kulûb I · kaynak sayfaları 62–68

-- Yat, öyle ise yat... Senin gerçekten uyumağa hakkın var. Yaptıgın ibadet ne güzel ve Hak katında ne ulvi bir iba- Gettir.

Ibn-i Mes'ud radıyallahu anh buyurmuşlardır ki:

— Dünyayı terkeden ve dünya hayatına kıymet ve eheminiyet vermeyen bir âlim-i âmilin kıldığı iki rekât namaz, dünyadan yüz çevirmeyen kişinin kıyamete kadar yapacağı ibadetten Allahu teâlâ'ya daha sevgili ve hayırlıdır.

Evet; ibadetler az bile olsa ihlâs ile yapıldığı takdirde çoğundan hayırlıdır. Bahusus, zikr-i ilâhî ihlâs ile yapılacak olursa zikredeni Allahu tâlâ'nın da zikredeceğini düstur-u mükerremimiz Kur'an-ı azim-ül-bürhan haber vermektedir.

Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:

(Eğer, bir kimse eteklerine gümüş doldurarak fakirlere dağıtsa, diğer bir kimse de ihlâs ile Allahu teâlâ'yı zikretse, fakirlere gümüş dağıtandan Allahu azim-üş-şâna daha sevgilidir, daha üstündür.) buyurmuşlardır.

Zira, sadaka verene fakir cevap verir. Oysa, Allahu tealâ'yı zikredene bizzat yerlerin ve göklerin, bilinen ve bilinmeyen, görünen ve görünmeyen âlemlerin Rabbi cevap vererek o kulunu zikreder. Bir fakirin teşekkür ve temenni ifade eden zikrinden ise, Allahu tâlâ'nın mahz-1 rahmet ve inayet olan zikri evlâdır ve müreccahtır.

231556 Fezkürûni ezkürküm...

El-Bakara: 152 Meal-i münifi: Beni zikrediniz ki, ben de sizi zikredeyim.

Ey ehl-i aşk!

Fi-mak'ad-ı sıdka yetmek, Cemalullah'ı müşahede etmek, huzur-u izzete kabul olunmak için, zikrullah ile sünnet-i seniyye-i Ahmediyyeye sıkı sıkı sarılmaktan gayrı yol yoktur. Illâ zikrullah, illâ aşkullah, muhabbetullah ve muhabbet-i Resûlüllah'tır. Bu itibarla, âşık-ı sadıka lâzım ve lâyık olan her nefesini zikrullah ile geçirmek ve aşkullah ile yanmaktır. Seven, sevdigini dilinden düşürmez, daima zikreder. Öyle zikreder ki, zikirde ve aşk-ı muhabbette müstağrak olur. Bu yola yönelen, Hak cemaline âşık olan ve onun rizasına rağıh bulunan bu önemli hususa son derece gayret etmeli ve her ân ri-

zayı hakkı gözlemelidir. Zikrullah, velâyet sancağıdır. Aşıkın nişanesidir, sadıkın nuru ve aşkın alâmetidir. Talip olana ve talibim diyene bidayette ve nihayette elbette ve elbette lâzımrır. Zikir, öyle bir mübarek kapıdır ki, oradan huzuru ilâhiyye dahil olunur. Esmâ'da olan müsemmâyı bulur, isminde gaşyolur. Müsemmâda mest-ü hayran kalır. Esmâ'da yok olar?, zatta da o nisbette fenâ bulur, büsbütün yok olur. Bu yolda yok olanlar ise, Hakla daim ve kaim olurlar, beka-billaha ererler, fi-mak'ad-ı sıdka postu sererler, Hakkın güllerini dererler ve Hak cemalini görürler.

Ismullah ile zikrullahta usanç gösterenler, usançları miktarı kendilerinde usanç hasıl olup gaflette kalırlar, Haktan uzak düşer, bu'diyyette bulunurlar. Zikret ki, seni zikretsin!

Zikri unutan, elbette unutulur:

le lâ lekinü kelleziyne nesullhe le-ensâhüm enfüsehüm udike hüm-ül-fâsikun..

El-Haşr: 19 Meâl-i münifi: Allahu tâlâ'nın hakkını unutaniar gibi olmayın! Allahu teâlâ da onlara nefislerini unutturdu. Kendilerine fayda verecek şeyleri işitmez, kendilerini kurtaracak hayır ve hasenatı düşünınez, azaptan korunacak amelleri işlemez oldular. Işte, onlar günahkâr olaniardır.

Demek oluyor ki, tâlibe her halinde zikretmek lâyıktır ve elzemdir. Zikir, çeşit çeşit ve mertebe mertebedir. Zikr-i cehri, zikr-i hafi, zikr-i kalbi, zikr-i ruhi, zikr-i sır, zikr-i sırrıs-sır.. Her tâlip mertebesine göre Rabbini zikretmelidir.

Kalbi zikre lâyık olan kalbinde huzur bulamazsa, lisanı ile Hakkı zikretmelidir. Kalben gafil olanlar da lisanen Rabbini zikirden hâli kalmamalıdırlar. Onun varlığını ve birliğini gafletle unutmanın, vâcib-il-vücudun varlığından gafil olmanın, onun zatını unutup ismini de unutmaman, onu külliyen unutmandan hayırlıdır. Onu lisanen zikretmen ise, aza ve cevarihinde nurdur ve ziynettir. Yalnız lisan ile zikretmek, yalnız günah ve mâ'siyyet işlemekten elbette daha iyi ve hayırlıdır.

Onu zikreyle, zikreyle ki aziz olasın ve ebedî saadete eresin!..

Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz buyurmuşlardır:

— Yarın kıyamet gününde, bütün mahlükatın ortasında

ümmetimden çok günahkâr bir kimseyi, Allahu zül-celâl velkemal hazretleri, bir şehadetinden ötürü azab-1 cehennemden azad buyuracaktır. Oysa, o kimse öyle günahkârdır ki, doksan dokuz sicili işlediği günahların enva'ı ile doludur. Her sicilin uzunlugu, gözle bakıldığı zaman, en son görünen yer kadardiir. Doksan dokuz sicilin tamamı, bu uzunlukta günahlarla dolmuştur. Işte, bu günahlarla dopdolu sicilleri Allahu teâlâ mizanın sol gözüne koydurur ve o kuluna:

— Bu günah sicillerine bir itirazın var mı? Yanlış yazılmış günahın var mı? Amellerini yazan melekler, işlemediğin bir suçu veya günahı yazarak sana zulmettiler mi? diye sorar. O kimse, hakkın huzurunda eli ayağı titreyerek:

— Hayır yâ Rab! der. Melekler, hepsini doğru yazmışlardır. Bu çirkin ve kötü amellerin hepsini ben işlemiş bulunuyorum, bu bakımdan bana zulmedilmiş değildir.

Allahu azim-üş-şân tekrar sorar:

— Irtikâbettiğin bu günahlara bir diyeceğin veya özrün var mıdır?

— Yoktur yâ Rab! Bana zulmetmediler, ben nefsime zulmettim.

— Dy Kulum! Benim katımda, bütün bu cürüm ve günahlarına mukabil iyi bir amelin de vardır. Doksan dokuz siciline ve bu sicillerde yazılı günahlarına rağmen, bugün senin üzerine zulüm yoktur. Getirin kulumun o iyi amelini, buyurur ve melekler küçücük bir nesne getirirler. Bunun üzerinde EŞHEDÜ EN LA ILAHE ILLALLAH VE EŞHEDÜ ENNE MUHAMMEDEN ABDUHU VE RESÛLÜHU yazılıdır. Bu mini mini kâğıdı terazinin sağ kefesine koyarlar. Kul, münacatta bulunur:

— Yâ Rab! Bu küçücük kâğıtta yazılı olan amel, bu ağır günah yüküne nasıl tekabül eder?

Hak teâlâ, azametle buyurur:

— Ey kulum, sana zulüm olunmaz. Zira, sen bu kelime-i şehadeti hâlisen söylemiştin. Şimdi, mükâfatını göreceksin.

Gerçekten, o mini mini kâğıtta yazılı kelime-i şehadet, o ağır günah yükünden daha ağır gelir ve terazinin sag kefesi oturur, günah yüklü sol kefesini de yukarıya kaldırır.

Evet, ismullah ile hiçbir şey beraber olamaz. Ismullah, cümleye galiptir. Halisen, muhlisen söylenilen bir kelime-i şehadet, söyleyeni bu derece günahkâr dahi olsa affettirir ve cennete girmesine vesile olur. Gördün mü bir kerre tevhit etmenin ne demek oldugunu? Allah demenin, Rabbini zikretme-

nin hayrını ve faydasını? Akıllı olan, benim aklım var diyen daima tevhid eder, Mevlâ'sını zikreyler, Rabbini hiç unutmaz.

Allahu teâlâ da elbette o kulunu unutmaz ve onu en müşkil zamanlarında yâdeyler. Evet, aklı olanlar kendi fâniliklerini bilirler de bâki olan Allahu teâlâ'ya hamd-ü senâ ederler. Ona kıyam, ona rükû ve ona secde ederler. Onun rizasinı almağa çalışırlar. Her kim, Allah'tan razı olursa, Allahu teâlâ da ondan razı olur. Az yaşa, çok yaşa âkibet gelir başa! İşin sonu ölüm degil mi? Nasıl olsa, ona dönecegiz. Herkes ölür amma, iyman ile goçer mi. Işte, en müşkıl soru budur... Bır kimse, islâm fitratı üzerine mü'min olarak dogar, islâm olarak yaşar, fakat kâfir olarak ölebilir. Bilmiş olunuz ki, iymanın hıfzına sebep ancak ibadettir, tâ'attir ve iymansız olarak ölmekten sakinmaktır. Herhangi bir kimsede, iymansız ölmek korku ve endişesi bulunmazsa, ne'uzü-billâh onun bu hali iymansız çene kapamasına sebep olabilir. Hz. Yusuf aleyhisselâm, ulül-azim peygamberlerden iken:

int lid gese!

1, L° Teveffeniy müslimen ve elhikniy bis-sdlihiyn...

Yusur: 101 Meal-i münifi: Beni, müslim olarak öldür ve salihlere ilhak eyle..

diye dua eltiğini, Kur'an-ı azim haber veriyor.

Lyman benim ile olsun, Kalbim senin ile dolsun, Günahlarım bunda kalsın, Mevlâ iyman ile gönder..

Sensin Kerim, sensin Gani;

Yoidaş eylegil iymanı, Ahir derler şu zamanı, Mevlâ iyman ile gönder...

Ey aziz kardeşim, ey hak yoldaşım!

Görmüyor musun? İşitmedin mi? Okumadın mı? Okuduğun halde unuttun mu? Bir günde farzı, vâcibi ve sünneti ile Envar-ÜLKul0b, Cilt 1 - F: 5

- 66 _ 40 rekât namaz var. Namazının her rekâtında Fatiha-i celileyi okuyorsun ve İHDIN-AS-SIRAT-EL-MÜSTAKIYM diyorsun:

indin-as-surat-el-müstakiym Bu âyetin mâna-i münifi: Yâ Rab! Bizi, razı olduğun din-i islâmda sabit-kadem eyle! İymanlı yaşat, iymanlı öldür..

Evet, bu âyet-i kerimeyi okurken böyle diyorsun. Tek başına namaz kıldığın veya bu âyeti okuduğun zaman da: (Beni, Sırat-1 müstakimde sabit ve daim et...) demiyorsun ve (BIZI)

diyerek cemi sıgasıyla söylüyorsun. Neden? Zira, (BIZI) diyerek dua etmenin sebebi; veliler, sehitler, saidler, salihlerle birlikte demektir. Allahu teâlâ'nın onlara olan lûtuf ve muhabbetinden senin de onlarla birlikte sırat-ı müstakim olan din-i mübiyn-i islâmda sabit kılacagını biliyor ve umuyorsun.

O halde, düşün bakalım! Eğer, iymanla göçmemek, göçememek korku ve endişesi bu derece ehemmiyetli, mühim olmasaydı, günde en az 40 kerre Rabbimizden iymanla göçmeyi talep ve niyaz eylemekle emrolunur muyduk?

Aman kardeşler, dinde yoldaşlar! Iymanlarımızı korumağa ve kurtarmağa çalışalım. Iymanlarımızı kurtarabilirsek, gerisi cidden ve hakikaten kolaydır. Şefaat-i Hazret-i Kur'an ve şefaat-i Nebiyyi âhir zaman var. Şefaat-i evliyâ'ullah var.

Bu şefaate nail olamayarak nâra girsek dahi, sonunda yine de kurtuluş ümidi var. Buna karşılık, mâ'azallah iymansız olur, dinsız olarak çene kaparsak, korkunç azaplar var. Hem, bu azap ebedi ve daimî olacaktır. Iymansızların görecekleri azap, kat'iyyen azalmayacak, belki hergün biraz daha çogalacaktır. Allah azze ve celle hazretleri, Kur'an-1 azim-ül-bürhanında böylece haber verip bildiriyor.

Diğer taraftan, iymanlı olmakla iymanda bulunmamızın sevapları da var. Arkamızdan okunacak Kur'an-ı kerim ve yapılacak diğer hayır ve basenât, ebedî âlemde rahatlamamıza sebep olabilir. Imansızların ise, ölümlerinden sonra arkalarından dünya dolusu altın sadaka verilse, onlara hiçbir faydası olmayacaktır. Isbatı da, şu âyet-i kerimedir:

innelleziyne keferü ve mâtü ve hüm küffârün jelen yukuele min ahadihim mil'ül-ardi zeheben ve lev iftedâ bih ulâike lehüm azabün eliymün ve mâ lehûm min nâsırıyn.

Al-i-Imran: 91 Şüphe yok ki, kâfir olup da küfür halinde ölenler velevki dünya dolusu altınları olsa da, kendilerini kurtarmak için feda etseler, hiçbiri aslâ kabul olunmayacaktır. Onlar için elim bir azap vardır. Onların, yardım edip azaptan kurtaracak kimseleri de yoktur.

Nice evliyâ, son nefeslerinde iymansız olarak çene kapadılar. Nice kâfirlere de, son nefeslerinde iyman ve islâm nasip oldu.

HİKAYE Hasan-ül-Basri hazretlerinin evinin alt katında bir kâfir komşusu vardı. Bu adam, birgün hastalandı. Hasan-ül-Basri düşündü, gerçi komşusu kâfirdi amma, komşuluk hakkı vardı.

Cenab-1 Fahr-i risalet efendimiz de hasta olan gayr-i müslimleri hastalıklarında ziyaret eder, onları münasip lisanla Hak dine dâvet eylerdi. Karar verdi ve hasta olan gayr-i müslim komşusunu ziyarete gitti. Adamcağız, bitap yatağında yatıyor ve inliyordu. Hal ve hatır sordu, geçmiş olsun dedi ve sözü döndürüp dolaştırıp mâneviyata getirerek:

— Ey komşu! dedi. Gel, Allahu tâlâ'nın varlığma ve birliğine ve Resûlünün gerçekliğine şehadet et, dünya ve âhirette saadet ve selâmete er!

Komşusu, yatagında dogrulmaga çalışarak cevap verdi:

— Yâ imam! Allahu teâlâ, bana yardım etmeyince, benim iymanımı dilemeyince, ben kim oluyorum ki ona talip ola.

bileyim, hak ve gerçek olan doğru yola gireyim?

Allahu teâlâ dilemeyince, kul dileyemez. Kul, Allahu teâlâ'dan razı olmayınca, Allahu teâlâ da kulundan razı olmaz.

Hasan-ül-Basrî hazretleri bu doğru sözler karşısında bir şey söyleyemedi ve sustu. Bir ara, gözü odanın bir köşesinde bir leğen bulunduğunu gördü. Kendi katından bu leğene su damlıyordu. Sordu:

— Acaba, bu legene damlayan sular, bizim kattan mı geliyor?

— Evet yâ imam!

— Fesübhanallah! Peki, ne zamandan beri bu su böyle damlıyor?

— Tam otuz yıldır, senin aldığın abdestin suyu bu odaya sızıp damlamaktadır. Ama ne zararı var? Komşumuzsun, leğen dolunca bahçeye döküveriyoruz. Bize incineceğini düşünerek mes'eleyi size de haber vermedik.

— Şu halde bana hakkını helâl et! Eğer, bunu zamanında bildirmiş ve beni uyarmış olsaydın, yıllardır sizi böyle rahatsız etmezdik. Sızan yeri tamir ettirir, sizi bu tedirginlikten kurtarırdık.

— Vallahi hatırının kırılmasından çekindim. Haber ver.

seydik, tamir ettirecegini biliyordum. Buna ragmen, bana k1rilacagından korktum. Hem de komşu olan zahmetı kendısı çeker ve komşusunu üzmez diye düşündüm. Komşu komşuya yâr olmalı, bâr olmamalıdır, değil mi?

— Oyledir, öyledir ya. Ey ihtıyar, bana dogru soyle..

Senın bu sozlerinde lymana aşınalık gorunuyor. Senın bu anlâkın ve tutumun, iyman sahibi bir mü'minin ahlâkını andırıyor. Gel, tevhid et ve rahata er, iki cihanda da aziz ol.

— Yâ imam! Sen, asrımızın alimlerindensin. Neden bana iymanı zorla kabul ettirmek istiyorsun? Allahu teâlâ, bana hidayet kapılarını açmazsa, beni kulluğuna kabul etmezse, bana talip olmazsa, ben nasıl iymana gelebilirim?

Hasan-ül-Basri hazretleri, komşusunun iyman etmesinden ümidini keserek ricada bulundu:

— Öyle ise, bana hakkını helâl et! diyerek gitmege hazırlandı.

Hasta, ellerini ona dogru uzatarak âdeta yalvardı:

— Gitine ya Hasan, gitme!.. Yaklaş bana dogru, hakkım sana kat kat helal olsun, sen de bana hakkını helâl et ve bana iyman telkin eyle... Zira, şu ânda hidayet kapısı aralandı, beni de iymana ve islâma kabul ediyorlar. Gönlümden küfrün zulmeti kalktı, kalbim iyman ile doldu, gögsümde aşk eseri zâhir oldu, bedenimin bağları çözüldü ve bende kelime-i şehadete istidat zuhura geldi.

Sayfalar 62–68 · Envârü’l-Kulûb I — tarikat.org