Envârü’l-Kulûb I · kaynak sayfaları 69–77
Hasan-ül-Basri, kendisine iyman telkin ve kelime-i şehadeti talim için yanına yaklaştığında, hasta adam büyük bir neş'e ve sürûr içinde konuştu:
— Yâ Hasan! Sen sus... Dur ve bekle, zira, şu ânda hak celle ve alâ hazretlerinin dergâhından bana vasıtasız mâ'rifet bâbı küşâd olundu, Rabbim bana iyman ve şehadeti telkin buyuruyor, diyerek yüzünü kıbleye yöneltti ve EŞHEDÜ EN LA
İLAHE ILLALLAH VE EŞHEDÜ ENNE MUHAMMEDEN ABDÜHU VE RESÛLÜHU dedikten sonra ALLAH ALLAH sayhaları ile canını hakka teslim etti.
Ey hak yolcusu!
Olmaz, olmaz deme! Olmaz, olmaz... Bu zatın, iymana nail olmasına güzel ahlaklı olması sebep olmuştur. Hasan-ül- Basri hazretleri gibi bir zat-1 akdesin hürmet ve himmetiyle son nefesinde şeref-i iyman ile müşerref olmuştur. Şu halde, güzel ahlâk nasıl ki insanın iymanına sebep oluyorsa, çir.
kin ve kötü ahlâk da mâ'azallah imansızlığa sebep olabilir.
Hasan-ül-Basri hazretleri, bu hali görünce ağlayarak başına topraklar saçtı, saçını ve sakalını yoldu, üst-başını parçaladı. Kendisine, bu halinin sebebini sorduklarında, olup bitenleri bütün tafsilât ve teferruatı ile herkese anlattı:
— Yâ imam! dediler. Bu ağlanacak hal değil, belki sevinilecek bir haldir. Senin himmetinle bir zat iymana geldi.
Neden Rabbine şükretmiyorsun?
Hasan-ül-Basri hazretleri cevap verdi:
— Siz bir âlemde, ben ise bir âlemdeyim! Siz bir düşüncede, ben ise bir düşüncedeyim! Siz, benim halimi ve neden agladıgımı bilemezsiniz ki... Bu zat, seksen yıl küfür yolunu tuttugu ve haktan bigâne kaldığı halde, son nefesinde kendisine hidayet kapısı açıldı, başına kulluk tâcı konuldu, vasıtasız iyman nasip oldu ve cennât-ı âliyata yol buldu. Ben ise, seksen yıldır — El-Hamdü lillah — iyman yolundayım.
Ama, son nefesimde halimin ne olacağını bilemem? Eğer, son nefesimde hidayet kapısını yüzüme kapatırlarsa, beni islâmdan reddederek şakilerden kılarlarsa, seksen yıldır tevhid ile açılıp kapanan çenem iymansız kapanırsa halim nice olur, diye ağlıyorum. O zatın âkibetine değil, kendi nefsime gözyaşları döküyorum:
Çağla derviş Yunus çağla, Sen özünü hakka bağla, Ağlarsan başına ağla, Elden vefa yoğa benzer...
— 70 _ Evet, nice kâfire son nefesinde iyman nasibolur ve nice veliye de iymansız olarak âhirete göçmek kaygusu düşmüştür. Allahu azim-üş-şân, iymanımızı yoldaş eylesin (Âmin), Şunu da bilmiş ol ki, ibadetlerinde u'cub ve kibire düşenler, şeytanın yoldaşlarıdırlar. Bu gibiler, ne kadar ibadet ve tâ'atte bulunsalar da, bütün ibadetleri hak katında merduttur. Nasıl ki, Iblis de hak katından merdut olmuşsa, ibadetine u'cub ve kibir karıştıranlar da aynen öyle merdut olurlar. Böyle bir hal ise — Mâ'azallah — iymanın selbolunmasına yol açar. Unutmamalıdır ki, Iblis insanı türlü yollarla ve çeşitli hiylelerle azdırır ve sapıttırır. Insanı, ibadet ve tâ'atten men'edemezse, suret-i haktan görünerek: (Bu dünyada senden iyi kimse yok, sen büyük bir âlimsin, ibadet ve tâ'atin var, bütün mahlükat arasında hakka en yakın olan sensin!) gibi sözlerle nefsine gurur telkin ederek, u'cuba düşürür. Sonunda da yapılan bütün ibadet ve tâ'atler hebâ olur ve o kimsenin nâra müstehak olmasına yol açar. Bir çokları, böyle igfallerle helak olmuşlardır. Bazılarına: (Gerçi sen ibadet etmiyorsun ama, bak senden iyisi yok.. Bir çok meziyetlerinle sen ibadet edenlerin hepsinden daha iyisin ve üstünsün... Senin kalbin temiz, onlar ibadet ediyorlar ama, kalpleri çıfıt çarşısı gibi...) yolunda telkinlerde bulunarak onları kulluk görevlerini yapmaktan alıkoyar. Bir çok gafiller, buna kanmış ve kapılmış, sonunda hüsrana uğrayarak helâk olmuştur. Insan; hem kalbini, hem kalıbını temizlemeli, hem de ibadet ve tâ'atte kusur etmemelidir. Nefsini herkesten küçük görmeli, meselâ bir kâfirle konuştuğu zaman: (Buna iyman nasibolursa, cennete girer. Oysa, ben iymanımı kaybedersem halim nice olur?) diye düşünmeli, kendisinden yaşlı birisiyle konuştuğu zaman: (Bu zat benden yaşça büyüktür. Hiç şüphe yok ki, Hakka benden fazla ibadet ve tâ'atte bulunmuştur.) diye ona saygı beslemeli, bir gençle konuştugu zaman: (Bu genç yaşça benden küçüktür. Hiç şüphe yok ki, benim kadar günah işlememiştir.) diye onu sevmelidir.
İbadet ettiği zaman: (Rabbimin tevfik ve inayeti olmasaydı, ibadet edemezdim.) demeli, sadaka ve zekât verdigi zaman: (Rabbim verdirmeseydi, veremezdim.) diye düşünmeli, hiç birisini kendisine mal etmemeli ve hepsini Allahu teâlâ'nın lûtfu olarak kabullenmeli, velilerin, salihlerin ibadetlerini gözönüne getirerek, onların yaptıkları yanında kendi yapabildiklerinin hiç mesâbesinde olduğunu hatırlamalı, Allah yolunda yalnız malını değil, canını ve herşeyini verenleri
düşünerek, yoksullara ve muhtaçlara yapabildiği yardımlardan mağrur olmamalı, yaptığı hayır ve hasenatın Allahu teâlâ'nın tevfikiyle olduğunu bilmeli, kötülükleri ise kendisine yormalıdır. Insana lâyık olan, işte bu hasletlerdir:
Gel, benlik eyleme nefsini öldür;
Hak yoluna canın armağan götür, Kin ile kibiri aradan kaidır, Getirıne benliği, yükü neylersin?
HİKAYE Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretleri, Mi'râc-1 güzinden avdet buyurduklarında, Allah azze ve celle şeytanı gönderdi:
— Yâ Muhammed! dedi. Sen, bu gece mi'raca mı vardın?
Aleyhissalâtü vesselâm efendimiz:
— Sen nereden biliyorsun benim mi'raca vardığımı? diye sorunca, şeytan:
— Bu gece, bütün melekler senin mi'râcını kutluyorlardı. Dünyayı çevreleyen gökyüzünde, gümüşten bir hücre gördün mü? Işte, o hücre benimdi ve ben orada 1000 yıl Rabbime ibadet ettim. Ikinci kat gökyüzüne vardığında kızıl altundan bir hücre gördün mü?
— Evet, gördüm...
— O makam da benimdi. Orada da Rabbime 1000 yıl ibadet etmiştim. Şimdi, o makam virandır. Üçüncü göğe vardığında, ak inciden yapılmış bir hücre gördün mü?
— Evet, gördüm...
— Orası da bana aitti. O makamda da, 1000 yıl Rabbime ibadet ettim. Dördüncü gökte, kızıl yakuttan bir hücre gördün mü?
— Evet, gördüm..
— Vaktiyle o da benimdi ve ben orada da 1000 yıl Rab..
bime ibadet ettim, hâlen orası da virandır. Beşinci gökte, yeşil zümrütten bir hücre gördün mü, — Evet, gördüm..
— Altıncı ve yedinci gökteki makamlarım, hepsinden â'lâ ve râ'nâ idi. Herbirinde biner yii Rabbime ibadet ettim.
Arş önünde de bin yıl, ibadet ettim, kürsüye çıkıp meleklere vaaz-ü nasihatte bulundum ve sonunda gönlümde u'cub ve ki-
bir belirdiğinden, rahmet-i ilâhiden merdut oldum, dedi ve hâ'ib-ü hâsir huzur-u Habib-i Kibriya'dan ayrılıp gitti.
Ey rizayı Hakka talip olan aziz cemaat:
Iyi bilmelisin ve iyice bellemelisin ki; zerre kadar iyman, insanı cennete ilettiği gibi, zerre kadar kibir de insanın cehenneme girmesine sebebolacaktır. Zerre kadar kibiri olan kimseye, cennet haram kılınmıştır. Kibirlilerin mekânı cehennemdir. Orası, ne kadar çirkin ve kötüdür. Tevazu sahibi ol ki, cennete giresin. Zira, iymanın alâmeti TEVAZÜ ve küfrün alâmeti de KIBIR'dir.
Imdi, aklı olana bu kıssa kâfidir. Insan, yıllarca ibadet ve tâ'atte bulunsa ve fakat kalbinden kibir ve u'cubu gideremese, sonunda tıpkı şeytan gibi rahmet-i ilâhiden dûr olur. U'cubu terketmemek, ibadet ve tâ'atine güvenmek, herkesi kendisinden aşağı görmek, kibirlenmek, şeytan sıfatlarındandır, Bu gibilerin âhir ve âkibetleri hüsrandır. Iymansız olarak âhirete gitmelerine sebeptir. U'cubu, kibiri, riyâyı terketmek ise, mucib-i gufran ve câlib-i rizayı Rahmandır, devam-ı iymandır.
Şu gerçegi hiç unutmamalıdır:
Kalp hastalıkları, aşağıda sayacağımız yedi çirkin sıfattır. Bunları zamanında teshis ve tedavi eden, ebedi hayata kavuşur. Kalbin mâ'nevî hastalıkları şunlardır:
1. U'cub 2. Riyâ 3. Hased 4.
Kibir 5. Kin 6. Mal sevgisi 7. Makam sevgisi Bunlara bağlı iki sıfat daha vardır. Biri şehvet ve digeri haram yemektir. Bu kötü ve çirkin sıfatlardan kurtulamayanların âkibetlerinden korkulur. Bu çirkin sıfatlar, kişinin iymansız olarak âhirete gitmesine sebebolur. Bu kalp hastalığının tedavisi ise şöyle olur:
U'cubun tedavisi; ibadet ve tâ'atine güvenmemek, Allahu teâlâ'nın lûtuf ve keremine sığınmak ve güvenmektir.
Riyânın tedavisi; ne derlerse desinler, insanların dediklerine uymamak, hakkın rizasına talip olmak, ne yapılacaksa Allah için yapmaktır.
Hasedin tedavisi; kimsenin malına ve canına göz dikmemek, herkesin elinde bulunan nimetin devamını Allahu teâlâ'dan dilemektir.
Kibirin tedavisi; herkese karşı alçak gönüllü ve mütevazi olmak, şimdi bulunduğu hali degil, vaktiyle baba sulbünden bir katre meni olarak ana rahmine kan pıhtısı halinde düştüğünü ve öldükten sonra da çürüyüp toprak olacağını düşünmek, karşısında bulunan herkesin de aynı halde ve aynı maddeden vücuda geldigini hatırlamak, bu bakımdan kimseden farklı ve üstün olmadığını bilmektir.
Kinin tedavisi; başta Resûl-ü zişân efendimiz olmak üzere bütün Nebileri ve velileri kendisine örnek ve rehber seçmek, onların düşmanlarından öç almak şöyle dursun, hayatlarına kastedenleri dahi affettiklerini gözönüne getirmektir.
Kendisine kötülük edenlere, kötülükle değil, tam tersine iyilikle muamele etmektir.
Mal sevgisi hastalığının tedavisine gelince; risâlemizin başında da açıkladığımız gibi malın fâni, gelip geçici ve elden çıkıcı olduğunu, malı verenin de alanın da Allahu teâlâ'dan başkası olmadığını düşünerek mala meyil ve muhabbet etmemek ve Mâlik-el-mülk olan Rabbine muhabbet etmektir.
Makam sevgisi hastalıgından kurtulmak için de, kendisinin o ânda işgal ettiği ve pek güvendiği makamın, kendisinden önce başkaları tarafından işgal edilmiş bulunduğunu düşünmek, onlar nasıl ölümden kurtulamamışlarsa, birgün ecelin kendisine de gelip çatacağını hatırlamak, bu makamın, onların ölümlerinden sonra kendilerine hiçbir yararı bulunmadığı gibi, kendisine de hayrı olmayacağını akıldan çıkarmamak, ne kadar yüksek bir makam işgal ederse etsin, kendisinden ve herkesten büyük bir Allah bulundugunu ve önünde sonunda bütün mahlûkatın ona rücû edeceklerini, herkesin yaptıklarından dolayı hesaba çekileceğini tefekkür ve tezekkür etmektir.
Müslüman denir hakikatte hemen onlara ki, Vermediler dü-cihana dil, Hüdâ'ya taptılar;
Ilimle â'male magrur oluben çok kimseler, Gittiler rah-ı dalâle, Rah-ı haktan saptılar...
Ey ihvan-1 din-î mübiyn!
Allahu teâlâ, seni ve beni bu kötü ve çirkin sıfatlardan korusun... Aklım erdigince bu kalp hastalıklarının tedavisi
hakkında ögütler verdim. Ancak, unutmamalıdır ki, bu hastalıkların tedavisi için Rabbimizin tevfiki şarttır. Tevfik-i Rahman olmazsa, kimse bu hastalıklardan kurtulamaz. Cenab-ı Hak, cümlemize gören ve gördügünden ibret alabilen göz, işiten ve işittiğinden hisse kapan kulak, merhametli bir kalp ve her işimizde basiret ve hassasiyet ihsan ve inayet bu- Yarsan ve mâ-sin ve senamin alel-mürsiten vel-tamdi lilani Rabbil-âlemiyn, bu risâlemizin kabul ve dualarımızın makbul olması için el-Fatiha...
ENVÂR-ÜL-KULÛB (Kalblerin Nurları)
DERS: 2 MÜNDERECAT:
Et-Tahrim sûre-i celilesinin 8. âyet-i kerimesinin tefsiri - Nasuh tövbesi ne demektir - Tövbenin ehemmiyet ve fazileti - Tövbe edenlere bahş ve ihsan buyurulacak ilâhî ni'metler nelerdir - Cüneyd-i Bağdadi hazretlerinin tövbe hakkındaki irşâdları - Tövbeyi tâ'cil etmenin lüzum ve faydası - Tûl-i-emel nedir - Ibadet ve tâ'atte bulunmadıkları halde kalplerinin temiz oldugunu ileri sürenlere haklı bir sitem - Rabia't-ül-Adviye sultanın münkereyne cevabı - Telkin-i meyyit niçin yapılır - Şeytanı en çok korkutan nedir - Lokman aleyhisselâm kıssası - Zinnûn-u Mısri hazretlerinin Hira'da gördükleri - Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin tövbe hakkındaki buyrukları - Behlül-ü Dâna ile Bağdat kadısının yemek, sohbet ve uyku hakkındaki görüşmeleri - Cebrail aleyhisselâmın Fira'undan aldığı hüccet - Muhyiddin Üftade hazretleriyle bir papaz kıssası - Ibrahim aleyhisselâm zamanında olmuş bir vak'a - Bayezid-i Bestamî hazretlerinin bir irşâdlam - Abdullah-il Mübarek hazretlerinin bir irâdları - Rabbine isyan eden bir kulun ağlamasının sebebi neydi - Ibrahim Edhem hazretlerinin Kâbe-i Muazzamayı tavailan - Kuran-ı kerimin bazı âyetleri hakkında Resûl-ü zişân efendimizin buyurdukları - Tövbe edenlerin günahlarının hasenâta tebdil olunabileceğine dair büyük bir müjde - Bir günahkârın affı ilâhiyye mazhar olması - Hz. Ömer' le karşılaşan bir gencin içkiye tövbesi - Kıyamette tövbekârlara bahşolunacak bazı imtiyazlar - Tövbe eden ve tövbeleri kabul buyurulan kişilerde bulunması gerekli sifatlar - Dua.
Sallû alâ seyyidinâ Muhammed Sallû alâ mürşidinâ Muhammed Sallû alâ şems-id-Duhâ Muhammed Sallû alâ bedr-id-dücâ Muhammed Sallû alâ nûr-il-Hüdâ Muhammed Dl-evvelü Allah.. El-âhirü Allah.. Ez-zâhirü Allah.. El- Bâtinü Allah.. Hayrihi ve şerrihi min'Allah.. Men kâne fi kalbihi Allah.. Fe-mu'inuhu ve nâsıruhu fid-dâreyni Allah..
Rabbişrahli sadri ve yessir-li emri vahlûl ukdeten min lisani yefkahu kavli ve ufevvidu emri ilallah vallahü basiyrün bil-ibâd..
Sübhaneke lâ ilme lenâ illâ mâ allemtenâ inneke ent-el alim-ül hakim.. Sübhaneke lâ fehme lenâ illâ mâ fehhemtenâ inneke ent-el-cevvâd-ül-kerim..
E'ucü billâhi min-eş-şeytan-ir-raciym Bismillah-ir-Rahman-ir-Rahiym Yâ eyyühelleziyne âmenu tûbu ilallahi tevbeten nusuha...
Et-Tahrim: 8 Meal-i münifi, (Ey iyman edenler! Allahu teâlâya günahlarınızdan nasuh bir tövbe ile, sıdk ve ihlâs ile, ölünceye kadar bir daha günah işlememek üzere nefsine öğüt veren tövbekârlar gibi tövbe edin.)
Ey benim varlığıma ve birligime, bütün noksan sifatlardan münezzeh ve bütün kemal sıfatlarıyle muttasıf olduğuma, suçları, kabahat ve günahları affederek yarlıga yacagıma iyman eden, cennetime tâlip, rizayı ilâhime ragıp, cemalime Eğer, bana gerçekten iyman ettinizse, birgün huzur-u ilâhime gelerek bana bütün hayatınızın hesabını vereceginize sadakat ve samimiyetle kuşkusuz inanıyorsanız, bu dünya