Envârü’l-Kulûb II · kaynak sayfaları 206–213
Diğer bir âyet-i kerimede de, cennet ve cennet ni'metleri şöyle tarif ve tavsif buyurulmaktadır:
Mesel-ül-cennet-illetiy v'idel-müttekun tecriy min tahtihel enhârü külühâ dâ'imün tilke ukbelleziyne'ttekav ve ukbel-kâfiriyn-en-nâr..
El-Ra'ad: 35 (Müttekilere vâ'dolunan cennetin sıfatları şudur ki, ağaçları altından ırmaklar akar, meyve ve ni'metleri ve gölgeleri da'imdir. Bu, tekvâ yolunu tutanların âkibetleridir. Kâfirlerin âkibeti ise ateştir.)
Âhiret ve bilhassa cennet ni'metlerini hakkıyle ve lâyıkiyle anlatabilmek mümkün müdür? Dünya ni'metlerine kıyasla bir hükme ve sonuca varmak isteyecekleri ise, iyman ve iz'anları ile başbaşa bırakarak Kelâmullah ile tarif ve tavsife devam ediyoruz:
Jac tli Ve leküm fiyhâ mâ testeniy enfüsüküm ve leküm fiyha ma tedde'On nüzülen min gafurin rahiym..
Fussilet: 31 - 32 (Ve burada canınız ne arzu ederse, ne isterseniz Gafur ve Rahiym olan Allahu teâlâ'dan sizin için hazırlanmış bir rızık olarak, hepsi vardır.)
Bütün bunlar, cennet ehli olan mü'minlere dünya hayatın.
da iken güzel huylu, iyı ahlâklı, hayırlı ve yararlı bırer insan gibi yaşamalarının, Allah ve Resûlünün gösterdiği yoldan ayrılmamalarının mükâfatı olup, Hakkı inkâr eden, kötü ahlâklı,
insanlara ve bütün mahlûkata zararlı kâfirlere de küfür zulmetine dalmaları, kötü ve çirkin huyları ile başkalarına da kötü örnek olmaları hasebiyle, âhirette onların elbiselerinin de katrandan olacağı ve kötü kokuları ile cehennem ehline bile dehşet salacağı mutlâk ve muhakkaktır:
01 979 "!"!?
s'eft sis "i>!!.
Ve terel-mücrimiyne yevme'izin mukarreniyne fil-asfad serâbiylühüm min katıranin ve tagsa vücuhehümün-nâr...
Ibrahim: 49 - 50 (Ve o gün, mücrinleri suç ortakları ile zincirlere vurulmuş olarak görürsün, gömlekleri katrandandır, yüzlerini de ateş kaplayacaktır.)
Dikkat buyurunuz mü'minler!.. Allahu sübhanehu ve teâlâ, ehl-i iymana güzel ve yumuşak huylarından ötürü cennette ipek elbiseler giydirerek iştihaları neyi çekerse onu ikram ederken, münkir ve mücrimlere de katrandan elbise giydirerek onlara ateşi tattıracağını hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık ve kesin bir ifade ile beyan buyurmaktadır.
Buracıkta, bir hususa daha dikkatinizi çekmek isterim:
Cennette mü'minler için hazırlanan dört ırmağın taraf-ı ilâhiden ihsan ve inayet buyurulması, iyman sahiplerinde bulunan dört ahlâk-ı haseneye mukabildir. Bilindiği gibi, mü'minle.
rin bu dört sıfatları şunlardır: ILM-I NÂFİ (Faydalı ve hayırlı ilim), AMEL-I HALIS (Bütün ibadet ve tâ'atlerini ve halk ile olan muamelelerini tam bir ihlâs ile yapmak), MUHABBET-İ RESÛL ve AŞKULLAH'tır. Demek oluyor ki bu ni'metlere erebilmek, bu güzel sıfatları iktisap edebilmekle mümkündür.
Cennette, mü'minlere verilen Huriler onun NEFS-Î SÂFİYE suretleridir. Müminlerin cennette yüksek derecelere erebilmeri, dünya hayatında iktisap ettikleri ulvi ve Rabbani ahlâkla-
rının mukabilidir. Yine cennette mü'minlere bahşolunacak Gılman'lar ve Vidan'lar o mü'minde bulunan ervah-ı kudsiyyenin suretleridirler.
"or co roir.
yafua:ÉS,SSNEjW9r Ve yetOfü aleyhim vildânün muhalledün izâ re'eytehüm hasibtehüm lü'ld'en mensöra..
El-Insan: 19 (Hizınetlerinde her ân ter-ü taze çocuklar dolaşır. Sen, görünce onları sanki saçılınış inciler sanırsın.)
-p É Taraf-ı sübhaniden her mümine bahş ve ihsan buyurulacak yetmiş kat elbise de iyman şubelerinin mukabilidir:
'v o > 1017o (ob) A tes Âliyehüm slyâbü sündüsin hudrun ve istebrakun ve hullo esâvire min fıddah ve sekahüm Rabbühüm şarâben tahura..
El-Insan: 21 (Üzerlerinde yeşil ipekten ince ve kalın elbiseler vardır ve gümüş bilezikler takınırlar ve Rableri onları gayet pâk bir şarapla suvarır.)
Cennette, cennet ehlinin cennet ağaçlarından kopararak yedikleri meyvelerin yerine tekrar aynen meyveler zuhura gelmesi ve bunun böylece devam etmesi, mü'minlerin dünya hayatındaki imanlarının devamının mukabilidir. Mü'minlerin cömertliklerine ve tâ'at-ı ilâhiyyeden zevk almalarına mukabil dir.
Buna karşılık, cehennem ehlinin cehennemde görecekleri azap ise, dünya hayatındaki kötü ahlâklarının mukabilidir. Kâfirlerin cehennemde zincirlere vurulmaları da, kalplerinin isyana ve tuğyâna tâ'allûku suretidir:
10% inna a'tedna lil-kafiriyne selâsile ve ağlâlen ve sa'lyrâ...
El-Insan: 4 (Biz, kâfirler için zincirler, boyunlarına lâleler ve kızgın alevli bir ateş hazırladık.)
Cehennemde bulunan ve cehennem ehline azap edecek olan akrepler, onların dilleriyle halka eza ve cefa etmelerine mukabildir. Cehennemde bulunan yılanlar da, kişinin kötü sıfatlarından olan bir şahıstan diğerine, bir meclisten başkasına söz götürüp getirmelerinin, yalan ve iftiralarının suretleridir.
Bu açıklamalarımızdan da anlaşılmaktadır ki, bu fâni âlemde cennet ameli olan Allahu tâlâ'nın emirlerine aynen ve harfiyyen uyan ve bunları canına minnet bilen kişiler, cennet amelleri işlemişlerdir ve elbette ebedî âlemde türlü cennet ni'metlerine nail ve mazhar olacaklardır. Cehennem ameli olan isyan ve tuğyân yoluna sapanlar da eğer affı ilâhiyye mazhar olamazlarsa, ebedî âlemde —Ne'ûzü-billâh— cehennem derekelerine lâyık ve müstehak olurlar.
Bu itibarla, akıllı kişi bu fâni ve gelip geçici dünya hayatına bâki ve ebedî cihanı değişmezler. O bâki ve ebedî âlemdeki azaplardan, itaplardan, ikaplardan kaçınırlar, mahşer yerinde bütün peygamberlerin, Hak velilerinin, salihlerin ve mü'minlerin muvacehesinde rezil ve zelil olmaktan çekinirler ve kendilerini bundan korumağa ve kurtarmağa çalışırlar. Bunun için de, her emrinde hakiym olan Rabbil-âlemiynin en büyük lûtüf ve ihsanı olan dinlerine ve kitab-ı kerimlerine sarılırlar, hükümleriyle âmil olurlar ve nefislerinin arzu ve isteklerinden hasıl olan yaraları şeri'at merhemi ile tedavi ederek şifaya ve salâha kavuşurlar.
Evet; Kur'an-ı azim-ül-bürhan, tabib-el-kulûb olan o mutlâk hekimin reçetesi olup, Hz. Muhammed Mustafa sallallahu Envâr-ül-Kuldb, cilt 2 — F: 14
teâlâ aleyhi ve sellemin eczahanesinden alınacak şifâyı mutlâk ile bütün dertliler dertlerine derman ve her türlü illet ve marazdan aman bulurlar. Bu fâni âlemde uğradığı güçlüklere ve meşakkatlere sabır ve tahammül edenler, mâ'nevi kalp hastalıklarından tamamiyle kurtulur ve KALB-İ-SELİM'e malik olurlar.
Hasta olmayana derman olunmaz, Talep kılmayana ihsan olunmaz, Meşakkat çekmeyen bulmaz terakki, Belâsız vuslât-1 canân olunmaz..
Kıyamet gününde ve nedamet ânında mal, mülk ve evlât kişiye hiçbir fayda sağlamaz. Ancak, kalb-i selime malik olan o günün şiddetinden ve ateşin dehşetinden kurtulur, cennete girer, ebedî saadet ve selâmete erer.
Kalb-i selime iki türlü mâ'nevî deva lâzımdır: Bunlardan birisi ilâç ve diğeri perhiz makamındadır. Tövbe ve istiğfar perhiz ve Allahu tâlâ'nın emirlerine devam da ilâç mesâbesindedir. Bir kimse, bütün suç ve günahlara perhiz ederek, ilâhî emir.
lere ve nehiylere dikkat ve itina ile devam ederse, mutlâka kalb-i selime malik olur.
Şu halde, kalplerimizden en büyük maraz ve illet olan u'cub, kibir, riyâ, hased, gazap, kin, hubbu dünya ve hubbu makamı atacak olursak; u'cub yerine kendi nefsimizi hor görmeğe, kibir yerine tevazu sahibi olmağa, riyâ yerine ihlâsı seçmeğe, hased yerine mürüvveti getirmeğe, kin yerine affı tercih etmeğe, öfke yerine yumuşak huylu ve ağırbaşlı davranmağa çalışır ve alışırsak, SIFAT-I MEMDUHE denilen övülen ve beğenilen hasletler hasıl olur, hayvanî şehvetler insaniyyete tebeddül eder ve bunu yapabilenler de elbette mal ve makam için hayvanlaşmaktan kurtulur, kalbinden Allahu tâlâ'nın sevmediği, Resûl-ü müctebâ'nın yerdiği ve kınadığı bütün kötü ve çirkin sıfatlar def'olur ve işte o kalp Allah ve Resûlüllah aşkıyle nurlanır ve gerçekten KALB-I SELIM haline gelir. Kalb-i selim sahibi olanlar da, elbette ve elbette Allahu teâlâ ve tekad-
des hazretlerinin rahmetine lâyık olurlar, Beytullah, Mir'at-1 Hak ve Nazar-ı mutlâk haline gelirler. FI MAK'AD-I SIDK'a ererler, daha bu fâni âlemde iken cennete girerler ve CEMAL-Î LEM-YEZEL'i müşahede ederler.
Bütün bu saydıklarımızın tahakkuk edebilmesi ve insanın şifa bulması ve KALB-I SELIM'e mâlik olması ancak ve yalnız mâ nevî tabipler tabibi, Hakkın Habibi olan Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin taraf-ı ilâhiyyeden getirdiği, âsi ve mücrimlere şifa ve mü'minlere sefa, kalplere cilâ ve ruhlara gıda olan Kur'an-ı azim-ül-bürhana sarılmakla mümkündür. Kur'an-ı kerim, mü'minlere gerçekten şifâ'i küldür:
Ve nünezzilü min-ei-Kur'ani ma hüve şifa'ün ve rahmetün lil-mü'miniyne ve la yezid-üz-zâlimiyne illa hasâra..
El-Isra: 82 (Biz, Kur'anda öyle âyetler indiriyoruz ki, mü'minler için bir şifa ve rahmettir. Zâlimlerin ise, küfür ve yalanlamaları sebebiyle ancak zararlarını artırır.)
Evet; Kur'an-ı hakim mü'minlere şifa olduğu gibi kâfirlere ve zâlimlere de zararlarını artıran bir hüsrandır. Mü'mine her ân şifa ve yarar bahşettiği gibi, kâfirin ve zâlimin de her ân ve mekânda cefasını ve zararını artırır. Mü'mini, Allahu teâlâ'ya yaklaştırdığı gibi, kâfirleri ve zâlimleri ateş azabıyla korkutarak o mukadder âkibete yaklaştırır ve hüsrana uğratır. Zâlimlerin ve kâfirlerin dünya hayatındaki misalleri yarasa kuşu gibidir. Nasıl ki, yarasa güneşten kaçar ve zulmette yaşarsa, zâlimler ve kâfirler de güneş mahiyetinde olan nûr-u ilâhiyye.
den, Kur'andan ve islâmdan öyle kaçarlar, küfür ve dalâlet kaanlıklarında yaşarlar.
Kur'an-ı kerim, mü'minlere şifa, deva ve rahmettir demiştik. Şu halde, mü'minler daima perhiz makamında olan tövbe-
ye devam etmek suretiyle kendilerini, aileleri fertlerini, ahbap ve tanıdıklarını koruyup kollamalı ve kurtarmalıdırlar. Hiçbir zaman hatırdan çıkarmamalıdır ki, günahların küçüğü de büyüğü de öldürücü birer zehir gibidirler. Ateş gibi, düştükleri yerleri yakarlar. Küçük günahlar bir kıvılcıma ve büyük günahlar ise harlı ateşe benzerler. Küçük zannederek günah işleyenler, basit bir kıvılcımın korkunç ve müthiş yangınlara sebep olduğunu, aslâ unutmamalıdırlar. Allahu teâlâ'ya isyanın küçüğü, büyüğü olmaz, isyan daima isyandır. Zehirin ve ateşin de küçüğü ve büyüğü, azı veya çoğu olmadığı gibi, günahın da, isyanım da küçüğü ve büyüğü diye bir ayırım yapmak caiz değildir. Zehir daima zehirdir ve girdiği vücudu öldürür, ateş daima ateştir, düştüğü yeri mutlâka yakar. Günah ve isyan ateşi ise, kişiyi ebedî helâk ile helâk eder. Günah işlemenin işlenen günaha devam ve ısrar etmenin ve o günaha tövbe edememenin sonu ve sonucu iymansız çene kapamaktır. Allahu teâlâ ve tekaddes hazretleri, cümlemizi HAFIZ ism-i celili hürmetine, tevfik-i Rabbaniyyesiyle günahlardan ve isyanlardan hıfz-ü emin eylesin. (Amin bi-hürmeti seyyid-il-mürseliyn).
Ne dünyadan sefa bulduk, ne ehlinden ricamız var;
Ne dergâh-ı Hüdâ'dan gayrı bir iltican iz var..
Ey Hak ve hakikate tâlip:
Bir kısım insanlar vardır ki, fıtrat-ı is âm üzere doğarlar, islâm olarak yaşar ve islâm üzere ölürler. Ilaha doğrusu, böyle olanlar OLMEZ'ler OLUR'lar. Bunlar, kutlu. mutlu, bahtiyar ve talihli insanlardır ki, bu zevata ÖLÜ denmiz, ULU denilir.
Diğer bir kısım insanlar da vardır ki, bunlar da fitrat-1 islâm üzere doğarlar ve fakat ana ve babaları mecusi, Yahudi veya hristiyan olduklarından veya büsbütün dinsiz yaşadıklarından çocuklarını kendileri gibi dalâlet üzerı: yetiştirirler ve bu zavallı çocuklar da ana ve babalarının, ded‘: ve atalarının inancı üzere yaşar ve öylece ölürler ki, bunlar da kutsuz, mutsuz, bahtsız ve talihsiz kişilerdir.
Bazı insanlar da vardır ki, fıtrat-ı islâm üzere doğarlar, kâfir olarak yaşarlar ve fakat islâm üzere ölürler. Bunlar da, kutlu ve bahtiyar kişilerdir.
Asıl korkunç olanı, islâm fıtratı üzere doğdukları ve mü' min gibi yaşadıkları halde, küfür üzere ölenlerdir.
Burada, ortaya bir sual çıkıyor: Insan, iymanını neden ve nasıl kaybeder? Bunun cevabını yukarıda vermiş ve kötü huy ve ahlâkın kişinin iymanını selbettiğini açıklamağa çalışmıştık. Şu halde, bu kötü ve çirkin huylar, insana iyman cevherini nasıl kaybettirebilir? Mukadder sorusuna cevap vermek gerekir.
Önce, şunu belirtelim ki, insan bu dünya âlemine kıl ve şekil değiştirmeğe, yalnız zâhirini yani dış yüzünü süsleyip güzelleştirmeğe gelmemiştir. Asıl önemli olan, kişinin huyunu ve ahlâkını düzeltmesi, güzelleştirmesi, yani bâtınını da süsleyerek arındırabilmesidir. Bu da, ancak kendisini Kur'an-ı aziyme uydurmak, Kur'an'ın kalıbında kalıplanmak ve islâm potasında kendisini eritmekle mümkündür. Böyle yapan mutlu kişilerin, Kur'an-ı hakim âdeta bir aynası olur ve ona içindeki ve dışındaki lekeleri, kirleri ve pislikleri gösterir, temizlenmesini, arınıp pâklanmasını sağlar. Aynaya bakmayan bir insan, yüzündeki lekeyi göremediği gibi, Kur'an-ı kerime bakmayan da içindeki ve dışındaki kirleri farkedemez.
Öylelerini görüyoruz ki: (IYMANIM VAR!) diyorlar ama, Rabbilerine karşı kulluk görevlerini yerine getirmiyorlar ve hatta Allahu teâlâ'ya âsi olarak nefislerine kulluk ediyorlar. Böylelerinin âkibetleri gayet vahimdir. Zira, iymanın muhafazası ancak Allahu teâlâ'ya kulluk, tâ'at ve ibadet ve salih ameller işlemekle mümkün ve kaimdir. Salih amellerin muhafazası ise, ahlâk-ı Kur'aniyye ve siyret-i Resûl-ü Kibriyâ'ya sarılmakla kabildir. Ahlâkı güzel olmayanın ibadet ve tâ'ati de hebâ olur. Îbadeti bulunmayanın da iymanını koruyabilmesi çok zordur. Ibadeti az bile olsa, iyman sahibi iyi huyundan ve güzel ahlâkından ötürü iymanını kurtarabilir. Kötü huylu ve çirkin ahlâklı kimseler ise, ibadetleri olsa bile, iymanını kurtarabilmesi hay