ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
60 sonuç · “mevlânâ”
01Hâlidiyye
Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’ye nispet edilen ve XIX. yüzyılda Osmanlı coğrafyasına yayılan kol.
Mevleviyye
Mevlânâ'nın ilim, sohbet, şiir ve semâ çevresinden doğan; Hüsâmeddin Çelebi, Sultan Veled ve Ulu Ârif Çelebi eliyle Konya merkezli teşkilata dönüşen; matbah, hizmet, Mesnevî, mûsikî ve mukabele geleneğini birleştiren tasavvuf yolu.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (6 Rebîülevvel 604 / 30 Eylül 1207, Belh – 5 Cemâziyelâhir 672 / 17 Aralık 1273, Konya); Mevleviyye'nin kurucusu sayılan mutasavvıf, âlim ve şair. Mesnevî ve Dîvân-ı Kebîr 'in müellifidir.
Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî
Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî (1193/1779, Karadağ, Süleymaniye – 14 Zilkade 1242 / 9 Haziran 1827, Şam); Nakşibendiyye'nin Hâlidiyye kolunun kurucusu . Delhi'de beş ayda sülûkünü tamamlamış, tarikatı Balkanlar'dan Sumatra'ya yaymıştır. Râbıta yorumu Nakşîler arasında bile tartışılmıştır.
Mevlânâ Hâlid-i Orekî
Hâlid-i Orekî (ö. 1877-78), Sıbgatullah Arvâsî'nin halifesi; fıkıh ve Arap dili âlimi, Minah'ın derleyicisi ve Şirvan çevresinde icazet veren Nakşibendî-Hâlidî şeyhidir.
Mevlânâ Lutfullah Çûstî
Ahmed Kâsânî'nin halifesi Lutfullah Çûstî, Hâce İshak Velî üzerinden Doğu Türkistan'da Karadağlık Hâceleri diye tanınacak İshâkıyye hattını başlattı.
Mevlânâ Nizâmeddin Hâmûş
Nizâmeddin Hâmûş (ö. 853/1449 civarı), Buhara ve Semerkant çevresinde yetişen, Alâeddin Attâr’ın önde gelen halifesi olan; Sa‘deddin Kâşgarî ve Seyyid Şerîf Cürcânî ile ilişkileri sayesinde Nakşibendî öğretisinin Semerkant ve Herat’a taşınmasında rol oynayan şeyhtir.
Mevlânâ Ya‘kūb-i Çerhî
Ya‘kūb-i Çerhî (ö. 851/1447), Gazne yakınındaki Çerh’te doğan; Herat ve Mısır’da ilim tahsil ettikten sonra Bahâeddin Nakşibend ile Alâeddin Attâr’ın terbiyesinde yetişen ve Ubeydullah Ahrâr vasıtasıyla Nakşibendiyye’nin Orta Asya’daki yayılışını belirleyen şeyhtir.
Mevlânâzâde Ebû Bekir Çelebi
Mevlânâ soyundan Ebû Bekir Çelebi (ö. Rebîülevvel 1048/1638), Bostan Efendi'den sonra Konya Mevlânâ Âsitânesi postuna geçmiş; IV. Murad'ın Bağdat seferi sırasında İstanbul'a gönderilmiş Mevlevî şeyhidir.
Mevlânâzâde Seyyid Abdülhalim Efendi
Mevlânâzâde Seyyid Abdülhalim Efendi (ö. 1091/1680-81 civarı), 1071/1660-61’de Konya Mevlânâ Âsitânesi postuna geçen ve görevi oğlu Seyyid Bostan Efendi’ye devreden Mevlevî şeyhidir.
Mevlânâzâde Seyyid Sadrüddin Efendi
Seyyid Sadrüddin Efendi (ö. Cemâziyelevvel 1124/1712), babası Bostan Efendi'den Mevlevî terbiyesi alıp Konya Âsitânesi postuna geçen Mevlânâ soyundan şeyhtir.
Mevlânâzâde Şeyh Bostan Efendi
Mevlânâzâde Bostan Efendi (1647-1706), Abdülhalim Çelebi'nin oğlu; 1680 dolaylarında Konya Mevlânâ Âsitânesi postuna geçen, hac yolculuğu ve kısa Kıbrıs sürgünüyle kayda geçen Mevlevî şeyhidir.
Mevlânâzâde Şeyh Hüseyin Efendi
Mevlânâzâde Hüseyin Efendi (ö. 1071/1660-61), Mevlânâ soyundan gelen; Ârif Efendi'den sonra Konya Mevlânâ Âsitânesi postuna geçen Mevlevî şeyhidir.
Ali es-Sebtî
Ali es-Sebtî (ö. 1871), Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’nin halifesi olarak Palu’da medrese ve tekke düzenini birleştiren; Harput, Bingöl ve Doğu Anadolu’ya yayılan Hâlidî ağın başlıca kurucu şahsiyetidir.
Akıl
Mutasavvıflar ilâhî, ezeli ve ebedi gerçeklerin akıl yoluyla kavranamayacağını belirtir, nazari aklı reddeder ve Yeni Platonculugun etkisiyle keşf ve marifet anlayışlarıyla uyuşan farklı bir akıl anlayışı ileri sürerler. Tasavvuf dilinde insan aklına akl-ı cüzi ve akl-ı mecaz denir. Cüz'i akıl, söz ve işlerimizde bize delil olur Ama, Allah bahsinde değeri sıfır olur Mevlânâ Ikâl-ı akl-i cüz'iden halâs ol Efendi bâde-nüş-i bezm-i hâs ol Hudai 2. Hak ile bâtılı birbirinden ayırt etmeye yarayan nur. Rabbani latife, kalp (Gi 1:88, 95, 11:4; ct). Allah’a ibadete ve cennete girmeye vasıta olan düşünce, kulluk yapmaya alet olan fikir, ibadetin yolunu gösteren ışık. Aklın ulaştığı son nokta hayret, hayretin sonucu sekrdir, yani sâlik rububiyeti temaşa edince aklını kaybeder (SF, 336). Ben isterim akıldan hidâyet Akıl bana gösterir dalâlet Fuzüli Akılla yol alınmaz Akıl, erenlerin ayak bağıdır 0 eee Kalbe bak akla itibar etme Çünki aklın şiârıdır inkâr Ferid Kam Hak ile bâtılı birbirinden ayırt etmeye yarayan nur. Rabbani latife, kalp (Gi 1:88, 95, 11:4; ct). Allah’a ibadete ve cennete girmeye vasıta olan düşünce, kulluk yapmaya alet olan fikir, ibadetin yolunu gösteren ışık. Aklın ulaştığı son nokta hayret, hayretin sonucu sekrdir, yani sâlik rububiyeti temaşa edince aklını kaybeder (SF, 336). Ben isterim akıldan hidâyet Akıl bana gösterir dalâlet Fuzüli Akılla yol alınmaz Akıl, erenlerin ayak bağıdır 0 eee Kalbe bak akla itibar etme Çünki aklın şiârıdır inkâr Ferid Kam
Akit
Kulun, Allah'la kendisi arasında kalmak üzere kalben bir taahhütte bulunması, bir akit yapması ve niyet etmesidir. Aynı şey dille olursa buna ahit veya ahdetme (söz verme) denir. Avam (alım satım vs. işlerinde) dille yaptıkları akitlere bağlı kalmakla, havas ise buna ek olarak kalple yaptıkları akitlere de bağlı kalmakla yükümlüdür. “Akitlere bağlı kalınız” mealindeki ayetten süfiler bu anlamı çıkarmışlardır. Akl-ı evvel (J (عقل ا و x. İlk akıl. “Allah'ın ilk yarattığı şey akıldır,” hadisi ile bu akla işaret edilmiştir. 2. Vahdet mertebesi. 3. Nur-i Muhammedi. 4. Cebrail. 5. Insanın hakikati. 6. Arş. Akl-ı evvel Allah'tan ilk zuhur eden şeydir. Allah önce onu, sonra onun aracılığıyla tüm diğer şeyleri yaratmıştır. Buna ilâhî ilmin ilk zuhuru adı da verilir. İlahi ilim ayrıntısızdır; aşağıya doğru inerken ayrıntılı hale gelir: ilâhî ilme Ümmü'Lkitap, akla evvele imam-ı mübin, levhe hitab-ı mübin adı verilir. Bunlara sırasıyla nun, kalem ve levh de denir. Kalem-i alâ, adl, el-hakku'l-mahluk bih, imam-ı mübin, hakikat-i Muhammediye, dürre-i beyzâ, nur-i Muhammed, ruh-ı azam, ukab akl-ı evvele verilen diğer isim- lerdir. Akl-ı kül (külli ilâhî akıl) akl-ı evvelden sonra gelen bir mertebedir. Levh gök kubbesindeki adil ölçü ve doğru kıstastır; nurlu bir müdrike olup akl-ı evvele tevdi edilen bilgilerin suretleri onunla zuhur eder. Akl-ı külli, akl-ı evvelin mazharıdır. Âdem külli aklın, Havva külli nefsin suretidir. Akl-ı meas fikir kanunu ile ölçülen bir nurdur, ancak alet ve vasıtayla; külli akla ait çeşitli idrak şekillerinden yalnızca biriyle idrak eder. Akl-ı evvelin yolu ona kapalıdır. Mutasavvıflar, “Allah akılla idrak edilemez,” dedikleri zaman, akıl kelimesiyle kı- yas ve mantık esasları dahilinde faaliyet gösteren akl-ı meaş'ı kastederler. “Allah akılla bilinir,” dedikleri zaman kıyas ve başka araçlar olmadan idrak eden akl-ı evveli kastederler. Bir tek nurdan ibaret olan akl-ı evvel ve kalem-i alâ kula nispetle akl-ı evvel, Hakk’a nispetle kalem-i alâ ismini alır. Allah Cebraili Hz. Muhammed'e nispet olunan akl-ı evvelden yarattığından o, Cebrail'in babası ve bütün âlemin aslıdır. Bu yüzdendir ki miraçta Hz. Peygamber Cebrail'in durmak zorunda kaldığı noktanın ilerisine tek başına gitmiştir. “Hz. Muhammed'in önün- de aklı kurban et,” diyen Hz. Mevlânâ bununla akl-ı meaş'ı kast eder. Akl-ı meaş'a akl-ı cüzi de denir. İlahi ismin deposu ve Allah'ın emini olması itibariyle Cebrail’e mmm اذ AY KR İS e e gt NN A
Âyin-i şerif
oy İ)1. Mevlevilikte semâa ve mukabeleye verilen diğer isim. 2. Mevlevilerde mukabele ve semâ esnasında okunan besteli şiirler, Mevlevi ilahileri. Semâ meclislerinde okunmak üzere çoğu, Mevlânâ'nın gazel ve rubaileri bestelenerek yapılır. Na'tıdır en mehibi, en derini Vakıa ney kudüm gelince dile Hızlanan Mevlevi semâiyle Yedi kat Arşa çıkmış “Âyin”i Yahya Kemal Aynu'l-âlem ae a EGE SANMA
Dem
م) >) (ar'da kan)1. Nefes, soluk. 2. Vakit, an, içinde yaşanılan zaman. “Gün bugün, saat bu saat, dem bu dem.” 3. tas. a Rahmani nefes ki, Hakk'ın feyzinden ibarettir (sr). b Tecellinin zuhur ettiği an ki Mevleviler buna “Hü” derler, 1 101 Dert e ma a... Nİ “Dem-i Hazret-i Mevlânâ, Sırr-ı Şems-i Tebrizi, kerem-i imam Ali, ha diyelim” ¢ Bektasilerde içki, Yayan yerde ne gezersin gel âdeme er bu deme Hayvan gibi ne yelersin gel âdeme er bu deme Oğlanlar Şeyhi Hak bir gönül verdi bana hâ demeden hayran olur Bir dem gelir Şâdi olur bir dem gelir giryân olur Yünus Dem çekmek İçki içmek, demlenmek. Dem-i İsa Isa-nefes, Hz. İsa'nın ölüleri dirilten nefesi, Demlenmek Dem çekmek, içki içmek.
Edviye
Devalar, ilaclar. 2. tas. Su makamlara edviye denir: ihsan, ilim, hikmet, basiret, firaset; tazim, ilham, sekinet, tume'ninet, himmet (HM 29). ‘at-1 Ef'aki kulüb ( 45 J bi!) Deva 1. Gönül işleri. 2. tas. Sevgi, samimiyet, şükür, riza ve tevekkül gibi tasavvufun konusu olan fiiller. Bkz. Amel. Efendi (5 45 |) Sözü geçen, buyruğu yürüyen, itiraz edilmeksizin kendisine uyu- 1 lan kimse. 2. tas. Şeyh, pir. Doğu geleneğinde padişah, efendi, tebaa onun kullarıdır. Hükümdar emri altındakilere “kullarım,” onlar da sultanlarına “efendimiz (mevlânâ, seyyidena) diye hitap ederler. Aslında efendi (seyyid, mevlâ) köle sae- hibi demektir. Buradan kalkan dervişler seyhlerine efendi, efendimiz, efendi hazretleri, beyefendi gibi unvanlar verir, kendilerini de onun kulları yerine koyarlar. Şeyh ise müritlerinden “bendelerim” “kullarım” diye söz eder. Şeyhe şah ve Sultan da denir. Bkz. Şeyh, Pir. <i Efendi ne isterse etmek gerek 2 Kuluz biz düşer mi sual eylemek 1 İzzet Molla Gönül işleri. 2. tas. Sevgi, samimiyet, şükür, riza ve tevekkül gibi tasavvufun konusu olan fiiller. Bkz. Amel. Efendi (5 45 |) Sözü geçen, buyruğu yürüyen, itiraz edilmeksizin kendisine uyu- 1 lan kimse. 2. tas. Şeyh, pir. Doğu geleneğinde padişah, efendi, tebaa onun kullarıdır. Hükümdar emri altındakilere “kullarım,” onlar da sultanlarına “efendimiz (mevlânâ, seyyidena) diye hitap ederler. Aslında efendi (seyyid, mevlâ) köle sae- hibi demektir. Buradan kalkan dervişler seyhlerine efendi, efendimiz, efendi hazretleri, beyefendi gibi unvanlar verir, kendilerini de onun kulları yerine koyarlar. Şeyh ise müritlerinden “bendelerim” “kullarım” diye söz eder. Şeyhe şah ve Sultan da denir. Bkz. Şeyh, Pir. <i Efendi ne isterse etmek gerek 2 Kuluz biz düşer mi sual eylemek 1 İzzet Molla
Efendi
ى) 3 |) Sözü geçen, buyruğu yürüyen, itiraz edilmeksizin kendisine uyulan kimse. 2. tas. Şeyh, pir. Doğu geleneğinde padişah, efendi, tebaa onun kullarıdır. Hükümdar emri altındakilere “kullarım,” onlar da sultanlarına “efendimiz” diye hitap ederler. Aslında efendi köle sahibi demektir. Buradan kalkan dervişler şeyhlerine efendi, efendimiz, efendi hazretleri, beyefendi gibi unvanlar verir, kendilerini de onun kulları yerine koyarlar. Şeyh ise müritlerinden “bendelerim” “kullarım” diye söz eder. Şeyhe şah ve sultan da denir. Bkz. Şeyh, Pir. Efendi ne isterse etmek gerek Kuluz biz düşer mi sual eylemek İzzet Molla
Gurbet
Maksada ulaşmak için vatandan ayrılmak; eşten, dosttan ve tanıdıklardan uzak kalmak. Sûfîlere göre insanın aslî vatanı ruhlar âlemidir; dünya hayatındaki yabancılık duygusu ruhun geldiği âleme duyduğu özlemle açıklanır. Mevlânâ’nın Mesnevî başındaki ney hikâyesi bu ayrılık ve dönüş arzusunun en tanınmış ifadelerindendir.
Ham
Cig, pişmemiş. tas. Henüz sülûkün bidâyetinde bulunan. | Ham ervah. Henüz ruhen olgunlaşmamış olanlar, ruhen çiğ olanlar (sr). Pişmiş li ve olgunlaşmış olanlara puhte, puhtegan denir. “Hâm idim, piştim yandım” (Hz. ği Mevlânâ). ١ | Taptuğun tapusunda kul olduk kapusunda | i Yünus miskin çiğidük pişdük elhamdilillah |
İyd
Bayram, şenlik, ihtifal, 2. tas. a Amellerin tekrarlanmasıyla kalbe tekrar gelen (âdet eden) tecelliler (İFM; KI). b Cem makamı (1s), İzin a zin Bu nice perhiz eyleyip savm-ı visâl etmek nedir İyd-i ekber eyleyip evliyaya vuslattir garaz 1. H. Bursevi “Arifler her an iki bayram yaparken, nefs ehli olanlar da örümcek gibi et kuruturlar” (Mevlânâ). “Sevgilimin güzelliğini seyrettiğim gün benim bayramımdır” (Ibn Fâriz) (aus 26). Bir âşık erişse sana Ol iyd-i ekberdir ona Budur murad ondan sana Rabb'im meded mevlâm meded Bayramım imdi bayramım idi Bayram edersin yâr ile şimdi Hamd u senâlar hamd u senâlar Yâr ile bayram kıldı bu gönlüm Hacı Bayram Veli İyş (2.5) veya Ayş 1. Yaşamak, yemek içmek (ayşu nfs) suretiyle safa yapmak, zevk almak. 2. tas. Hak ile olmanın verdiği haz ve bu hazzı his ve idrak etme (as). İzin (9 3!) Müsade, destur. Tasavvufta izin çok önemlidir; bir mürit önemli bir işe teşebbüs etmeden ve özelikle sefere çıkmadan evvel mutlaka şeyhinden izin alır. Şeyh adına tarikate giren müritleri terbiye eden, onlara tarikat ve sülûkün âdabını ve tatbikatını öğreten kişi mutlaka mezun, yani bu konuda izinli olmalıdır. Şeyhler de, mana âleminde peygamberlerle görüşerek önemli hususlarda ondan izin alır. Onun izniyle konuşur ve hareket ederler. Bu görüşmenin cismani oldugunu söyleyenler de vardır. Buna izn-i resul (peygamberlerden alınan izin) adı verilir (Nc 11:67). Ölü ermişlerden ve yatırlardan da izin alınır. İzinsiz yapılan iş hüsranla sonuçlanır. EMİ Kabe (445) Vuslat makamı (us). Gönlün Hakk’a, kalbin sevgi- > liye yönelmesi. Bu makamda âşıkın sevgilisine ermesi için e fe; ihrama girmesi icap eder. Hacılar Kâbe'ye giderken, âşıklar Hi ie dostlarına giderken ihrama girerler. Hacılar Kâbe'yi, Kâbe cs — Hak âşıklarını tavaf ve ziyaret eder. Zahirdeki Kâbe ibadet, ina bii bâtındaki Kâbe temaşa içindir. İki Kâbe (Beytullah) vardır: cr ee ME Mekke'deki bina ve gönül (kalp, dil), yani Kabe-i halil ve Kâbe-i celil, Süfilere göre gönül Kâbe'si daha önemlidir. Hâne-i dil yapmak eyâ nüktedân Kâ'be binâ eylemektir bi-güman Azer Çelebi Gönül mü yeğ Kâ'be mi yeğ eyit bana aklı eren Gönül yeğdurur zira kim gönüldedir dost durağ Yünus Kâbe kavseyn ev edna (631 (قا ب قو سين ا و r. İki yay aralığı kadar, hatta daha da yakın bir mesafe; çok kısa bir mesafe. Hz. Peygamber'in Miraç gecesi Allah’a çok yaklaştığını anlatan bir ifade. 2. tas. Varlık dairesi adı verilen emr-i ilâhî de isimler arasındaki mütekabiliyet itibariyle ismi (esmat) yakınlık makamı. Örneğin ibda-iade, nüzul-uruc, failiyet-kabiyet gibi isimler arasında karşıt olma (tekabül) | ilişkisi vardır. Bu farklılık ve ikilik devam etmekle birlikte Hak ile ittihat etme, diğer bir ifadeyle ittisal halidir. Bunun üstünde ev edna makamı vardır. Bu da aynu'l-cemin ahadiyetinden ibaret olup burada farklılık ve ikilik söz konusu olmaz. | Salt fena ve tüm farklılıkların silinmesi halidir (xr; cr). Kısaca kabe kevseyn, Hak ile ittihat ve ittisal, ev edna ise aynu'l-cem makamıdır. Iki kavis ifadesiyle vücüp ve imkân dairesine işaret edildiğini düşünenler de vardır. Kabih.د ar. (قبيح) 1. Çirkin. 2. tas. Emre aykırı olan şey. H. Bursevi “Arifler her an iki bayram yaparken, nefs ehli olanlar da örümcek gibi et kuruturlar” (Mevlânâ). “Sevgilimin güzelliğini seyrettiğim gün benim bayramımdır” (Ibn Fâriz) (aus 26). Bir âşık erişse sana Ol iyd-i ekberdir ona Budur murad ondan sana Rabb'im meded mevlâm meded Bayramım imdi bayramım idi Bayram edersin yâr ile şimdi Hamd u senâlar hamd u senâlar Yâr ile bayram kıldı bu gönlüm Hacı Bayram Veli İyş (2.5) veya Ayş 1. Yaşamak, yemek içmek (ayşu nfs) suretiyle safa yapmak, zevk almak. 2. tas. Hak ile olmanın verdiği haz ve bu hazzı his ve idrak etme (as). İzin (9 3!) Müsade, destur. Tasavvufta izin çok önemlidir; bir mürit önemli bir işe teşebbüs etmeden ve özelikle sefere çıkmadan evvel mutlaka şeyhinden izin alır. Şeyh adına tarikate giren müritleri terbiye eden, onlara tarikat ve sülûkün âdabını ve tatbikatını öğreten kişi mutlaka mezun, yani bu konuda izinli olmalıdır. Şeyhler de, mana âleminde peygamberlerle görüşerek önemli hususlarda ondan izin alır. Onun izniyle konuşur ve hareket ederler. Bu görüşmenin cismani oldugunu söyleyenler de vardır. Buna izn-i resul (peygamberlerden alınan izin) adı verilir (Nc 11:67). Ölü ermişlerden ve yatırlardan da izin alınır. İzinsiz yapılan iş hüsranla sonuçlanır. EMİ Kabe (445) Vuslat makamı (us). Gönlün Hakk’a, kalbin sevgi- > liye yönelmesi. Bu makamda âşıkın sevgilisine ermesi için e fe; ihrama girmesi icap eder. Hacılar Kâbe'ye giderken, âşıklar Hi ie dostlarına giderken ihrama girerler. Hacılar Kâbe'yi, Kâbe cs — Hak âşıklarını tavaf ve ziyaret eder. Zahirdeki Kâbe ibadet, ina bii bâtındaki Kâbe temaşa içindir. İki Kâbe (Beytullah) vardır: cr ee ME Mekke'deki bina ve gönül (kalp, dil), yani Kabe-i halil ve Kâbe-i celil, Süfilere göre gönül Kâbe'si daha önemlidir. Hâne-i dil yapmak eyâ nüktedân Kâ'be binâ eylemektir bi-güman Azer Çelebi Gönül mü yeğ Kâ'be mi yeğ eyit bana aklı eren Gönül yeğdurur zira kim gönüldedir dost durağ Yünus Kâbe kavseyn ev edna (631 (قا ب قو سين ا و r. İki yay aralığı kadar, hatta daha da yakın bir mesafe; çok kısa bir mesafe. Hz. Peygamber'in Miraç gecesi Allah’a çok yaklaştığını anlatan bir ifade. 2. tas. Varlık dairesi adı verilen emr-i ilâhî de isimler arasındaki mütekabiliyet itibariyle ismi (esmat) yakınlık makamı. Örneğin ibda-iade, nüzul-uruc, failiyet-kabiyet gibi isimler arasında karşıt olma (tekabül) | ilişkisi vardır. Bu farklılık ve ikilik devam etmekle birlikte Hak ile ittihat etme, diğer bir ifadeyle ittisal halidir. Bunun üstünde ev edna makamı vardır. Bu da aynu'l-cemin ahadiyetinden ibaret olup burada farklılık ve ikilik söz konusu olmaz. | Salt fena ve tüm farklılıkların silinmesi halidir (xr; cr). Kısaca kabe kevseyn, Hak ile ittihat ve ittisal, ev edna ise aynu'l-cem makamıdır. Iki kavis ifadesiyle vücüp ve imkân dairesine işaret edildiğini düşünenler de vardır. Kabih.د ar. (قبيح) 1. Çirkin. 2. tas. Emre aykırı olan şey. Yaşamak, yemek içmek (ayşu nfs) suretiyle safa yapmak, zevk almak. 2. tas. Hak ile olmanın verdiği haz ve bu hazzı his ve idrak etme (as). İzin (9 3!) Müsade, destur. Tasavvufta izin çok önemlidir; bir mürit önemli bir işe teşebbüs etmeden ve özelikle sefere çıkmadan evvel mutlaka şeyhinden izin alır. Şeyh adına tarikate giren müritleri terbiye eden, onlara tarikat ve sülûkün âdabını ve tatbikatını öğreten kişi mutlaka mezun, yani bu konuda izinli olmalıdır. Şeyhler de, mana âleminde peygamberlerle görüşerek önemli hususlarda ondan izin alır. Onun izniyle konuşur ve hareket ederler. Bu görüşmenin cismani oldugunu söyleyenler de vardır. Buna izn-i resul (peygamberlerden alınan izin) adı verilir (Nc 11:67). Ölü ermişlerden ve yatırlardan da izin alınır. İzinsiz yapılan iş hüsranla sonuçlanır. EMİ Kabe (445) Vuslat makamı (us). Gönlün Hakk’a, kalbin sevgi- > liye yönelmesi. Bu makamda âşıkın sevgilisine ermesi için e fe; ihrama girmesi icap eder. Hacılar Kâbe'ye giderken, âşıklar Hi ie dostlarına giderken ihrama girerler. Hacılar Kâbe'yi, Kâbe cs — Hak âşıklarını tavaf ve ziyaret eder. Zahirdeki Kâbe ibadet, ina bii bâtındaki Kâbe temaşa içindir. İki Kâbe (Beytullah) vardır: cr ee ME Mekke'deki bina ve gönül (kalp, dil), yani Kabe-i halil ve Kâbe-i celil, Süfilere göre gönül Kâbe'si daha önemlidir. Hâne-i dil yapmak eyâ nüktedân Kâ'be binâ eylemektir bi-güman Azer Çelebi Gönül mü yeğ Kâ'be mi yeğ eyit bana aklı eren Gönül yeğdurur zira kim gönüldedir dost durağ Yünus Kâbe kavseyn ev edna (631 (قا ب قو سين ا و r. İki yay aralığı kadar, hatta daha da yakın bir mesafe; çok kısa bir mesafe. Hz. Peygamber'in Miraç gecesi Allah’a çok yaklaştığını anlatan bir ifade. 2. tas. Varlık dairesi adı verilen emr-i ilâhî de isimler arasındaki mütekabiliyet itibariyle ismi (esmat) yakınlık makamı. Örneğin ibda-iade, nüzul-uruc, failiyet-kabiyet gibi isimler arasında karşıt olma (tekabül) | ilişkisi vardır. Bu farklılık ve ikilik devam etmekle birlikte Hak ile ittihat etme, diğer bir ifadeyle ittisal halidir. Bunun üstünde ev edna makamı vardır. Bu da aynu'l-cemin ahadiyetinden ibaret olup burada farklılık ve ikilik söz konusu olmaz. | Salt fena ve tüm farklılıkların silinmesi halidir (xr; cr). Kısaca kabe kevseyn, Hak ile ittihat ve ittisal, ev edna ise aynu'l-cem makamıdır. Iki kavis ifadesiyle vücüp ve imkân dairesine işaret edildiğini düşünenler de vardır. Kabih.د ar. (قبيح) 1. Çirkin. 2. tas. Emre aykırı olan şey. Çirkin. 2. tas. Emre aykırı olan şey.
Kitap
Cem ve zam (toplama ve ekleme) mertebesi. Harfler bir araya getirilerek ve birbirine eklenerek metnin anlamı anlaşılır hale gelir. 2. Kaza ve kader. 3. Süfilere göre kitap da mâsivâdır, diğer maddi şeyler gibi onunla olan ilgiyi de kesmek lazımdır. Esasen onlara göre ilim “suturda değil, sudurda olmalı,” yani kitapta değil, gönülde bulunmalıdır (tr 314). Ahmed b. Ebi'l-Havari kitaplarını ırmağa atarken “Ne güzel delil idiniz, ama ben medlulu buldum, delile ihtiyacım kalmadı,” demişti. Şibli ise kendi elyazısıyla istinsah ettiği pek çok eseri Dicle'ye atmıştı. Bazıları da sahip oldukları eserleri toprağa gömerek imha ederlerdi. Ebu Said Ebu'l-Hayr ve Hz. Mevlânâ gibi büyük süfilerin menkıbelerinde de bu tür hususlardan bahsedilir. Kitâb-ı kâinât esrâr hikmetle lebâlebdir Şikayet cehlden feryâd bi-idrâkliktendir Nâbi Koku 2. Rayiha, nefha. 2. tas. Süfilere göre veliler misk gibi hoş bir koku saçarlar. Bu koku, kullandıkları eşyaya da siner. Velilerin naaşları ve gömülü oldukları topraklar da buram buram kokar. Bu koku Hz. Yakub'un Hz. Yusuf'un kokusunu Kul ee Ka Mısır'dan almasına, Hz. Peygamber'in Veysel Karani'nin kokusunu Yemen'den almasına imkân veren manevi bir kokudur. Ayrıca güzel tütsün ve güzel koku yaysın diye tekkelerde buhurdanlık da kullanılır. Ölüm âsüde bahar ülkesidir bir rinde Gönül her yerde buhurdân gibi yıllarca tüter Y. Kemâl Yine dost kokusu geldi câne Yine can mest olup oldu revâne Eşrefzâde Kaza ve kader. 3. Süfilere göre kitap da mâsivâdır, diğer maddi şeyler gibi onunla olan ilgiyi de kesmek lazımdır. Esasen onlara göre ilim “suturda değil, sudurda olmalı,” yani kitapta değil, gönülde bulunmalıdır (tr 314). Ahmed b. Ebi'l-Havari kitaplarını ırmağa atarken “Ne güzel delil idiniz, ama ben medlulu buldum, delile ihtiyacım kalmadı,” demişti. Şibli ise kendi elyazısıyla istinsah ettiği pek çok eseri Dicle'ye atmıştı. Bazıları da sahip oldukları eserleri toprağa gömerek imha ederlerdi. Ebu Said Ebu'l-Hayr ve Hz. Mevlânâ gibi büyük süfilerin menkıbelerinde de bu tür hususlardan bahsedilir. Kitâb-ı kâinât esrâr hikmetle lebâlebdir Şikayet cehlden feryâd bi-idrâkliktendir Nâbi Koku 2. Rayiha, nefha. 2. tas. Süfilere göre veliler misk gibi hoş bir koku saçarlar. Bu koku, kullandıkları eşyaya da siner. Velilerin naaşları ve gömülü oldukları topraklar da buram buram kokar. Bu koku Hz. Yakub'un Hz. Yusuf'un kokusunu Kul ee Ka Mısır'dan almasına, Hz. Peygamber'in Veysel Karani'nin kokusunu Yemen'den almasına imkân veren manevi bir kokudur. Ayrıca güzel tütsün ve güzel koku yaysın diye tekkelerde buhurdanlık da kullanılır. Ölüm âsüde bahar ülkesidir bir rinde Gönül her yerde buhurdân gibi yıllarca tüter Y. Kemâl Yine dost kokusu geldi câne Yine can mest olup oldu revâne Eşrefzâde Süfilere göre kitap da mâsivâdır, diğer maddi şeyler gibi onunla olan ilgiyi de kesmek lazımdır. Esasen onlara göre ilim “suturda değil, sudurda olmalı,” yani kitapta değil, gönülde bulunmalıdır (tr 314). Ahmed b. Ebi'l-Havari kitaplarını ırmağa atarken “Ne güzel delil idiniz, ama ben medlulu buldum, delile ihtiyacım kalmadı,” demişti. Şibli ise kendi elyazısıyla istinsah ettiği pek çok eseri Dicle'ye atmıştı. Bazıları da sahip oldukları eserleri toprağa gömerek imha ederlerdi. Ebu Said Ebu'l-Hayr ve Hz. Mevlânâ gibi büyük süfilerin menkıbelerinde de bu tür hususlardan bahsedilir. Kitâb-ı kâinât esrâr hikmetle lebâlebdir Şikayet cehlden feryâd bi-idrâkliktendir Nâbi Koku 2. Rayiha, nefha. 2. tas. Süfilere göre veliler misk gibi hoş bir koku saçarlar. Bu koku, kullandıkları eşyaya da siner. Velilerin naaşları ve gömülü oldukları topraklar da buram buram kokar. Bu koku Hz. Yakub'un Hz. Yusuf'un kokusunu Kul ee Ka Mısır'dan almasına, Hz. Peygamber'in Veysel Karani'nin kokusunu Yemen'den almasına imkân veren manevi bir kokudur. Ayrıca güzel tütsün ve güzel koku yaysın diye tekkelerde buhurdanlık da kullanılır. Ölüm âsüde bahar ülkesidir bir rinde Gönül her yerde buhurdân gibi yıllarca tüter Y. Kemâl Yine dost kokusu geldi câne Yine can mest olup oldu revâne Eşrefzâde Rayiha, nefha. 2. tas. Süfilere göre veliler misk gibi hoş bir koku saçarlar. Bu koku, kullandıkları eşyaya da siner. Velilerin naaşları ve gömülü oldukları topraklar da buram buram kokar. Bu koku Hz. Yakub'un Hz. Yusuf'un kokusunu Kul ee Ka Mısır'dan almasına, Hz. Peygamber'in Veysel Karani'nin kokusunu Yemen'den almasına imkân veren manevi bir kokudur. Ayrıca güzel tütsün ve güzel koku yaysın diye tekkelerde buhurdanlık da kullanılır. Ölüm âsüde bahar ülkesidir bir rinde Gönül her yerde buhurdân gibi yıllarca tüter Y. Kemâl Yine dost kokusu geldi câne Yine can mest olup oldu revâne Eşrefzâde
Mektup
ع (مكتو ب) Mektubat veya Mekâtip Şeyhlerin dervişlerine, mürşitlerin müritlerine yazdıkları mektuplar (kitap, kütüp, risale, tesail) (SL 305-317). Bazen bu tür mektupların derlenmesinden büyük eserler meydana gelir. imam Rabbâni'nin ve Hz. Mevlânâ'nın mektubatı gibi. Pusula şeklinde yazılan yazılara ise ruk'a (ç. Rukaat) denir.
Melfuz
ظ) si) ع Melfuzat Güftâr. Telaffuz edilen, söz. tas. Özellikle Horasan, Hint ve Orta Asya'da sohbet meclislerinde şeyh vaaz ve nasihat ederken tutulan notlardan meydana gelen eserler. Bu tür eserlere mevaiz; mecâlis gibi isimler de verilir. Hz. Mevlânâ'nın Mecdlis-i Seb'a'sı gibi.
Sûhârî (Mîr Külâl)
Buhara · Özbekistan · 683/1284'te doğduğu, hayatını geçirdiği ve 8 Cemâziyelevvel 772'de (28 Kasım 1370) vefat edip defnedildiği köy. Türbesi kısa zamanda ziyaretgâh olmuş, zamanla köyün asıl adı unutulup Mîr Külâl diye anılmıştır. Konum yaklaşıktır.
Mevlânâ Türbesi (Kubbe-i Hadrâ), Konya
Konya · Türkiye · 5 Cemâziyelâhir 672'de (17 Aralık 1273) vefat etti ve babası Bahâeddin Veled'in yanına defnedildi. Ölüm gecesi “şeb-i arûs” adıyla anılır ve yıl dönümleri bu adla ihya edilir. İlişkili kişi dosyası Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî : Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (1207-1273), Belh'ten Konya'ya uzanan hayatında medrese ilmi, tasavvufî terbiye, sohbet, şiir ve semâı birleştiren; Mesnevî, Dîvân-ı Kebîr, Fîhi Mâ Fîh, Mektûbât ve Mecâlis-i Seb'a ile İslâm irfan tarihinde kalıcı iz bırakan âlim, sûfî ve şairdir.
Kasrıârifân (Bahâeddin köyü)
Buhara · Özbekistan · 718'de (1318) doğduğu ve 1389'da vefat ettiği köy; önceki adı Kasrıhindûvân'dır. Mezarının etrafında geniş bir külliye oluşmuş, köy Buharalıların telaffuzuyla Baveddin adını almıştır. İlişkili kişi dosyası Bahâeddin Nakşibend : Bahâeddin Nakşibend (718/1318–791/1389), Hâcegân mirasını hafî zikir, sohbet, hizmet ve ‘halvet der encümen’ ilkeleri etrafında yeniden biçimlendiren; Nakşibendiyye’ye adını veren Buharalı sûfîdir.
Seyyid Burhâneddin Türbesi
Kayseri · Türkiye · 638/1241 sonları veya 639/1241 başlarında vefat edip defnedildiği yer. Sâhib İsfahânî'nin türbe yaptırma teşebbüsü rüyada reddedilmiş; bugünkü türbe 1892'de Kayseri mutasarrıfı Mehmed Nâzım Paşa tarafından yaptırılmış, Farsça kitâbesi Ali Emîrî Efendi hattıyla yazılmıştır. Konum yaklaşıktır.
Mevlânâ Türbesi, Konya
Konya · Türkiye · 12 Şâban 683'te (24 Ekim 1284) vefat edip Mevlânâ'nın baş ucuna defnedildiği yer. Vefatından sonra makama Sultan Veled geçmiştir. İlişkili kişi dosyası Hüsâmeddin Çelebi : Hüsâmeddin Çelebi, Mevlânâ’nın en yakın müridi ve halifesi; Mesnevî’nin ortaya çıkmasını teşvik eden, beyitleri yazıya geçiren ve Mevlânâ’dan sonra Konya’daki irşad postunu sürdüren şahsiyettir.
Kumcân Köyü, Hemedan
Hemedan · İran · Irâkī'nin 610 (1213) dolayında doğduğu köy; Kumcânî nisbesi buradan gelir. Hemedan'daki Şehristan Medresesi'nde daha on yedi yaşındayken ders vermeye başladı; medresede ders okuturken içeri giren Kalenderî dervişlerin gazeli ve semâı sebebiyle 627'de (1230) buradan ayrıldı. Koordinat Hemedan şehir merkezine göre verilmiştir; köyün kesin yeri gösterilmemiştir.
Cebel-i Himrin
Cebel-i Himrin · Irak · Osman Sirâceddin'in 1781'de (H. 1195) doğduğu yer. Babası Hâlid b. Abdullah, annesi Halîme Hanım'dır. Hz. Hüseyin'in neslinden geldiği için Hüseynî nisbesiyle de anılır. Kesin nokta belirtilmediğinden koordinat verilmemiştir.
Yenikapı Mevlevîhânesi
İstanbul · Türkiye · İntisap ettiği, 1001 günlük çilesini çıkardığı ve vasiyeti üzerine annesinin yanına defnedildiği dergâh. İlişkili kişi dosyası Tâhirülmevlevî : Tâhirülmevlevî adıyla tanınan Tâhir Olgun, Mesnevî dersleri ve şerhi, edebiyat tarihi çalışmaları, tercümeleri ve dergiciliğiyle son dönem Mevlevî kültürünü Cumhuriyet devrine taşıdı.
Mevlânâ Dergâhı (Âsitâne-i Pîr)
Konya · Türkiye · 1910'dan 1919'a kadar yaklaşık dokuz yıl çelebilik makamında bulunduğu merkez. İlişkili kişi dosyası Veled Çelebi İzbudak : Veled Çelebi İzbudak (1869–1953), Mevlânâ soyundan gelen; Galata ve Konya Mevlevî merkezlerinde görev yapan, Türk dili araştırmaları, Mesnevî tercümesi ve hatıralarıyla tanınan âlim ve müelliftir.
Belh
Belh · Afganistan · 546'da (1151) doğduğu şehir; sûfîmeşrep bir bilginler ailesine mensuptu. Moğol saldırısından çekinerek 616 (1219) sonlarına doğru buradan ayrıldı. İlişkili kişi dosyası Bahâeddin Veled : Bahâeddin Veled (1151-1231), Belh’in ilim ve vaaz geleneğini Horasan, Irak, Hicaz ve Anadolu güzergâhından Konya’ya taşıyan; Maârif’i, Burhâneddin Tirmizî’ye tesiri ve Mevlânâ’nın ilk hocası oluşuyla Mevlevî hafızanın kurucu halkalarından biri olan âlim ve mutasavvıftır.
Mevlânâ Hâlid Türbesi, Cebelikāsiyûn
Şam · Suriye · 14 Zilkade 1242'de (9 Haziran 1827) vebadan vefat ettikten sonra defnedildiği tepe. Kabrinin üzerine sonradan bir bina inşa edilmiş; zâviye ve kütüphaneden oluşan bu yer bugün ziyaretgâhtır. Konum yaklaşıktır.
Yesi (Türkistan)
Türkistan · Kazakistan · Şeyhi Ahmed Yesevî'nin dergâhının bulunduğu ve “bir müridim, bir de yarım müridim” menkıbesinin geçtiği şehir; Yeseviyye'nin merkezidir. İlişkili kişi dosyası Sûfî Muhammed Dânişmend : Sûfî Muhammed Dânişmend, Ahmed Yesevî'nin önde gelen halifelerinden; Otrar çevresinde irşadda bulunan ve erken Yesevî öğretisini Türkçe Mir'âtü'l-kulûb'da derleyen sûfî müelliftir.
Altın Silsile: Kırk Halka
Nakşibendî geleneğin kırk halkasını dönem adları, aktarım biçimleri ve farklı silsile tertiplerine dair ihtiyat notlarıyla birlikte okuyan ana dosya.
Sühreverdiyye’nin Bağdat’tan Multan ve Şiraz’a yayılması
Bahâeddin Zekeriyyâ Multânî, Necîbüddin Buzguş ve bölgesel kollar üzerinden yolun coğrafi genişlemesi.
Nakşibendî-Hâlidî Nehrî Kolu
Nehrî'den Türkiye, İran ve Irak'a uzanan aktarım ağı. Mehmet Saki Çakır'ın doktora tezinden hazırlanmış özgün editoryal dosya.
Mevlevî Âyin-i Şerifinin Mûsiki Mimarisi
Mevlevî mukabelesinin tam akışı; icracıları, mekân düzeni, makam ve usûl örgüsü, dört selâmı, terennümleri, sembolik yorumları ve sahne icrasından farklarıyla birlikte.
Mevleviyye'nin Kuruluşu ve Kurumsallaşması
Mevlânâ çevresinden Konya merkezli tarikat teşkilatına. Klasik erkân, tarihî veri ve gelenek içi sembolik yorum birbirinden ayrılarak hazırlanmıştır.
Matbah-ı Şerif ve Binbir Günlük Mevlevî Çilesi
Saka postundan hücre sahibi dedeliğe hizmet yolculuğu. Klasik erkân, tarihî veri ve gelenek içi sembolik yorum birbirinden ayrılarak hazırlanmıştır.
XIX. Yüzyıl Anadolu Tasavvuf Haritası
On dokuzuncu yüzyıl Anadolu tasavvufunu yalnız tekke sayılarıyla değil; tarikat kolları, şehir ağları, göçler, cami ve hâne tekkeleri, Meclis-i Meşâyih, ulema, mûsiki ve gündelik hizmet kurumları üzerinden okuyan kapsamlı dönem dosyası.
Semâ Mukabelesi: Safhalar ve Sembol Dünyası
Meydanın hazırlanışından dört selâma, Kur'an ve gülbanka. Klasik erkân, tarihî veri ve gelenek içi sembolik yorum birbirinden ayrılarak hazırlanmıştır.
Mevlevî Silsileleri ve Kübrevî Temaslar
Tek zincir yerine silsile varyantları, irşad çevresi ve post devamı. Klasik erkân, tarihî veri ve gelenek içi sembolik yorum birbirinden ayrılarak hazırlanmıştır.
Kübreviyye'nin Anadolu'ya Taşınması
Moğol istilası, Necmeddîn-i Dâye ve XIII. yüzyıl Anadolu irfan çevresi. Kaynaklar arasındaki farklar ve gelenek içi anlatıların derecesi korunarak hazırlanmıştır.
Kübreviyye–Mevleviyye Temasları
Kurumsal soy bağı iddiasından tarihî ve mânevî temas alanına. Kaynaklar arasındaki farklar ve gelenek içi anlatıların derecesi korunarak hazırlanmıştır.
Mevleviyye'nin Kurumlaşması ve Şehir Ağı
Sultan Veled ve Ulu Ârif Çelebi'den Osmanlı mevlevîhânelerine uzanan kurumsal tarih TDV İslâm Ansiklopedisi maddeleri mevcut monografilerle karşılaştırılarak özgün biçimde hazırlanmıştır.
Sayfalar 80–87
Muzaffer Ozak Külliyatı · -80 -ları helâke sürüklerler. Çiti, duvarı yani ilmi varsa, kısmen menfaat temini mümkündür. Ilim sahibi olur; bâtını ve zâhiri cem'ederse; helâk olmaktan emin olur. Ilim duvarı sa
Sayfalar 311–325
Muzaffer Ozak Külliyatı · 000. vel-mürseliyne vel-Evliyâ'i ves-sâlihiyne ve al âmelâ'iketike vel-mukarrebiyne ve alâ ehl-i tâ'atike ema'iyne min ehl-is-semâvati ve ehl-il aradiyne rıdvanullahi teâlâ alâ âl-
Sayfalar 277–284
Muzaffer Ozak Külliyatı · — Ikindi namazlarını kazaya bırakanlar, bu gibi musibetlere ve felâketlere düçar olur, buyurdular. Ey hiç namaz kılmayan gafiller!.. — Namaz kılmıyorum amma, bana bir şeycikler olm
Sayfalar 341–346
Muzaffer Ozak Külliyatı · Hiç ummadığım bir zamanda vâki olan bü tekliften, dualarımın müstecap olduğunu sezinledim. Hemen aynı gün, birlikte inşaat yerine gittik, gezdim ve beğendim ve oracıkta anlaştık ve
Sayfalar 353–361
Muzaffer Ozak Külliyatı · kılıcı ile cihad-1 ekber eyleyerek nefs kılıcı ile katlolunanlara ÖLÜ demeğe hayâ etmiyor muyuz? Azizim, sultanım: Bu gafleti terkediniz, okuduğunuzu anlamağa, anlamadığınızı sorup
Sayfalar 302–307
Muzaffer Ozak Külliyatı · hammed aleyhisselâmın nübüvvetine şehadet edip, beş vakit namazı vaktinde eda, zahirinde tadil-i erkâna, farzına, vacibine, sünnetine, riayet, batınında ise Allaha tam teslimiyet,
Sayfalar 426–433
Muzaffer Ozak Külliyatı · Mazhar-1 sırrı Hudâ, Mesher-i feyz-i atâ, Meş'ar-i pûş-i hata, Pir sultan Abdülkadir.. İns-ü cin oldu hayran, Melekler kıldı devran, Arsı eyledi seyran, Pir sultan Abdülkadir.. Ber
Sayfalar 358–367
Muzaffer Ozak Külliyatı · delil göstererek isbat edebilir misiniz? deyince, hoca efendi cevabı yapıştırmış: — Hay hay papaz efendi, demiş. Söylediklerimin hak ve gerçek olduğuna bütün semavi kitaplar, yani
Sayfalar 547–554
Muzaffer Ozak Külliyatı · - H - Sahife Habeş imparatorunun başına gelenler, ülkesinde yaşayan Müslümanlara yaptığı ezâ ve cefanın sonucu ve cezasidır Hak velilerine bahş ve ihsan buyurulan kerameti kevniyye
Sayfalar 555–557
Muzaffer Ozak Külliyatı · Ölüm, mü'minlere korku ve acı vermez. .... . ... . Ömer-ül-Faruk radıyallahu anhı ağlatan genç... ... ... ... Ömer-ül-Faruk radıyallahu anh ile karşılaşan ve elinde içki bulunan ge