Ara
Menü

Sayfalar 302–307

1.746 kelime

İrşad I · kaynak sayfaları 302–307

hammed aleyhisselâmın nübüvvetine şehadet edip, beş vakit namazı vaktinde eda, zahirinde tadil-i erkâna, farzına, vacibine, sünnetine, riayet, batınında ise Allaha tam teslimiyet, farzlarda ise emirlerine riayet, nehiylerinden içtinap, vacibinde ise, hayrı hasenata sa'y, sünnetinde ise bunları severek yapmandır. Zira, Allahü teâlâ namaz kılanlara (Veyl olsun ki yani azabım o namaz kılanlaradır ki, onlar zahirde namazın erkânına, dikkat ve riayet ederler de, namazın ruhu olan yardımlaşmayı menederek bu güzel namazlarında sehiv ederler.) buyurdu.

Sehv denildiği zaman, namazın zahirinde yapılan hadesten ve necasetten taharet setri avret, vakit niyet, iftitah tekbiri, kıyam, kıraat, rükû, sücud, celse, halalı olsa dahi mücerret bunlar için veyl olsun, azab olsun. O namaz kılana ki namazlarında sehv ediyorlar denilmezdi. Zira server-i Alem (A.S.) (Ummetimden, sehv ile hata ref' olundu.) Buyurmazdı. Niyete itibar vardır. Hata ve nisyanı sehv ile yenilen oruç sahihtir. Yukarıda zikrettiğimiz gibi, namazı kılıp şekillerine dikkat edip, ruhu salât olan mânayı namaza dikkat etmiyen gaflet içinde namaz kılanadır. Bunlar, hadesten taharet ki, abdestin farzı dörttür. Sünneti şu kadardır. Yüzünü yıkamak, hakka söz verip senden, başkasına yüzümü tutmam. Ancak sana yüzümü dönerim. Gözlerimle senin rızan olmayan şeylere nazar etmem demektir. Zahirde mücerret abdestin farzından biri olan, yüz yıkamaksa, kâfir, zalim de yüzünü gözünü yıkıyor. Zahirde farz olan, kolları yıkamak, abdest ise kollarını yıkamayı kâfir de yapıyor. Musalli zahirde kolunu yıkadığı gibi batında da (Ya Rabbi! Senin rızandan başka yerlere kollarımı uzatmıyacağım)

diye Hakka söz vermesidir ve rizay-ı ilâhiyeden gayrı yere kolunu uzatmamalıdır. Başını mesh ettiğinde (Emirlerin başım tacıdır, cismimin miracıdır) demektir. Kulaklarını yıkadığın zaman, kulak yıkamak sünnettir. (Ya Rabbi! Senden başkasının sözünü dinlemem, ancak senin rızan olan şeyleri dinleyece.

ğim ve kelâmının dinlenmesine mâni olanları bu su ile temizlediğin gibi o kötü duyguları atıyorum) demektir. Ayaklarını yıkadığın zaman (Rizan olmıyan yerlere gitmiyeceğim. Söz veriyorum) demektir. Bu mânâlar ki deryadan bir katre, Şemsten

bir zerredir. Yoksa, mücerret ayağı yıkamak abdest olsaydı, kâfir zalim ayağını sabun, sıcak su ile yıkıyor. Onun öyle yapması bakımından Allaha daha hoş gelirdi.

Necasetten taharette böyle mücerret, zahirde dünya neca setinden temizliği gibi hakikatda batınını temizlemektir.

Dünya çirkefinden. haserten, nifaktan, tathir olduğunu anlaman, ve bilmendir. Setr-i avrete gelince; Hakka karşı yalnız kendini gizlemek mi sandın? Ne kadar gizlensen o görür.

Kendi ayıbını örttüğün, başkasına göstermediğin gibi, onların da ayıbını örteceksin. Ayıp örtmenin ne kadar sevap olduğunu Cebrâil kısasında anlattım. Kıbleye yönelmek farz olduğu muhakkak. Ama, biri takva, Hak katında şarka, garba dönmek makbul olmayıp, Allaha, kıyamete, meleklere, kitaba, nebilere, iyman olduğunu beyan buyuruyor. Infak sevdiğiniz malları severek, sevdiklerinize yani mü'minlere vermek farz oluyor. Aynı zamanda akrabalarınıza, yetimlere, yoksullara, gurbette garip düşmüşlere, haceti olanların hacetini görmek, köleleri azat etmektir, diyor. Zamanımızda, kölelik yoktur, kölelik kalkmıştır diyene şaşarım. Zalim bir kimsenin emrinde senelerce çalışıp hakkını alamıyan, kendini kurtaramıyan, ve hürriyetine kavuşamıyan zavallilar, köle değildir de ya nedir? Hakkiyle bu hususlara riayet ederek zahirinde tadili erkâna, bâtınında ise hukukullaha ve hukuku beşere riayet ederek namazlarını kılanlar, hakkiyle hak sahiplerine zekât verenlerdir. Imam-ı Ali'ye sormuşlar: (Yâ imam! Zekât kaçta kaç vermektir? Şeriatı Ahmediyyenin ölçüsü nedir?) demişler. Ceraplarında (Nekeslere, yani tamahkârlar için kırkta birini vermektir. Bizim için hepsi ni vermektir) buyurmuştur. Şunu anlatmadan geçemiyeceğim:

Hz. Ömer rivayet ediyor: «Bir harp arefesiydi. Efendimiz bizi infaka dâvet etti.» İçimden dedim ki: (Bu sefer Eba Bekri bu hayırda geçeyim). Malımın nısfını alıp, huzuru Resûlüllaha vardım. Efendimiz bana sordu: (Yâ Omer, ne kadar getirdin?

Ne kadarını evde bıraktın?) Ben de cevaben: (Yâ Nebiyallah!

Nısfını getirdim, nısfını çocuklarıma bıraktım) dedim. (Allalı kabul buyursun) dediler. O aralık Ebû Bekr huzura dahil oldu. O da servetini getirip Resûlüllaha teslim etti. Ona da sordu: (Ya Eba Bekr, ne kadar getirdin?) Cevaben: (Hepsini ge-

tirdim Ya Resûlallah!) dedi. Efendimiz ona: (Çocuklarına birşey bırakmadın mı?) dediğinde, (Onlar Allaha bıraktım) buyurdu. Ben bu hali görünce bir daha Ebû Bekr (R.A.) ile hayır yarışına girmeye tövbe ettim. Biz âyetin mealine gelelim. Hayır sahiplerinin güzel huylarından birisi de ahitlerinde vefakâr olmak, sözlerinde durup verdikleri sözlerde sebat etmektir.

Münafıkın alâmetleri üçtür: Nifak sahibi yalancıdır. Yalan söyler. Vaadinden ve ahdinden döner, sözünde durmaz.

Emanete ihanet eder. Bu sıfatlar münafık sıfatıdır. Mü'minin sıfatı ise: Zarurete belâlara darlıkta, musibetde sabreyleyenlerdir ki, işte Habibim iymanda sadık olanlardır. Haktan ittika edenlerdir, diyor Allah. Yoksa farz olan mücerret kıbleye yönelmek değildir. Vakit ise zahirde namaz vaktinin geldiğini bilmek farz olduğu gibi, hakikatta, herşeyin vaktinin geldiğini tayin farzdır. Niyet her namazda yapıldığını bilmek farzdır.

Islâmda her şey niyetledir buyrulmuştur. Batın niyeti, bir daha bu terkettiğin kötü sıfatlara dönmemeğe, rücu etmemeye niyettir. Iftitah tekbiri farzdır. Hakikatta iftitah tekbiri ile, dünya ve mâsivayı geriye atıp huzura vardığının farkına varmaktır. Ezanın okunması, Israfil'in sûruna işarettir. Ezanı işitip camiye koşmak, kabirlerden kalkıp mahşere gitmemize remzdir. Camiye vardığımızda mahşer yerine cem' olmaya işa.

rettir. Saf bağlandıkta, bütün insanların saf bağlıyarak huzur-u ilâhiyede kıyamda durmalarına âlemdir. İftitah tekbiri alan kimse huzuru izzete hesap vermeye duran, kimseye alâmettir. Hesabı okunup, Allaha karşı mahcubiyetinden rükûa varıp, i'tirafı zünûp ederek: (Yâ Rabbi! Seni noksan sıfattan tenzih ederim. Azimsin. Benim günahım senin rahmetin katında şey'i kalîldir) diyerek yalvarmasına teşbihtir. Sonra cebrolunup, oku oku kitabını denildiğinde rükû ile sücud arasında, kavmeye işarettir. Defterini okuyup öyle irtikap ettiği günahlara tesadüf ederek, tekrar korku, huşû ile secdeye kapanarak (Aliyyül A'lâ olan Allah, seni noksan sıfattan tenzih ederim) diyerek yalvarmasına birinci secde işarettir. Tekrar olarak kalk, defterini oku, diye emrolunca Allahü Ekber diye kalkıp mahcubiyyetinden ikinci defa secdeye kapanması, namazdaki ikinei

secde buna alâmettir. Tahiyyete oturması, her yaptığı yüzüne vurulmuş, nân hak ettiğinin farkına varmış, sağına bakıp, kendine şefaatçi arayıp bulamayıp, tekrar soluna bakıp şefaatçı araması, namaz selâmına teşbihtir. Zahiren kıyamda rükû da, kavme de, secde de, tahiyyat da selâm da, ama hakikatta bu halde olmasını bilmesi namazın budu, huşuundandır.

İmam-ı Ali efendimiz (R.A.) namaza duracağı zaman kâh kızarırlar, kâh beyaz olurlarmış. Bu hali gören ehli beyti ona sormuşlar: (Yâ imam! Namaza duracağınız zamanda sizler kâh kırmızı, kâh bembeyaz oluyorsunuz!) cevaben: (Huzuru Hakka çıkıyorum. Bu kolay mı?) diye buyurmuşlardı. Yine iftitah tekbiri ile huzura vasıl oldu mu, dünyadan ayrıldığına alâmettir. Zahiren kıyamda durması, mânen, (Ya Rabbi! Senin önünden, başka ve senin dostlarından başkasına kıyam etmiyeceğim) demesidir. Zahiren rükû farzdır. Batınen (Ya Rabbi!

Senden başkasına rükû etmem. Senin düşmanlarına müdaram, muavenetim yoktur) demesidir. Hamd edenlerin hamdini işiten sensin, deyip, zahiren secde farzdır. Batınen (Ya Rabbi! Ancak, sana secde ederim. Ben hiçtim, beni topraktan getirdin, yine hiç olacağım) deyip, ikinci secdeye kapanması namazın sırlarındandır. Anlattıklarım, bu hususta bir hiç mesabesindedir.

Işte, bu tarzda namaz kılanlara veyl ve azap olmaz. Veyl, azap, Allaha secde ederek, Allah düşmanlarına yardım edip, secdegâhını bilmeyen mürâiyyedir.

Veyl ve azap; Hz. Mevlânâ'nın dediği gibi, namazda başını secdeye koyup, kıçını yukarıya dikmeyi namaz zannedenlere.

dir. Bu veyl ve azap ki bunlar namazın ve islâmın hakikatini bilmeyip, bütün fenalıkları yapar, cümle fena huylarla sıfatlanır ve Allahın bütün men ettiği cürümleri irtikâp ederek namaz kılanların, bu namazları onlar Allaha yaklaştırmayıp, bilâkis Allahtan uzaklaştırdığı için, bunlara, kitab-ı kerimde Allah (Veyl, azap olsun o namaz kılanlara) demiştir. Ya namaz kıldığı halde kötülüğü terk etmiyene, namazında sehvedene, muaveneti men'edene, Allahın azabı, olursa hiç namaz kılmayarak, bu fena huylarla huylanan kimselere ne gibi azap ve ikâb olacağını bir düşünün müminler….

Irsad. Cilt 1 — F: 20

Diğer bir âyeti kerimede, namaz insanı fuhşiyyattan korur, münkirattan meneder, dediğine göre bir kimse hem namaz kılıp, o kıldığı namaz onu fuhşiyyattan, münkirattan men etmiyorsa, demek ki böyle olan kimseler namaz kılmayıp, namaz gösteriyor demektir. Allahın istediği gibi namaz kılsalardı, o namaz onları fenalıklardan, münkirattan men'edecek idi. Hakkıyla namaz kılan kimseye kıldığı namaza ihsan olan şu nimetlere bakınız. Aleyhissalâtü vesselâm Efendimizin şu müjdesi namaz kılanlara ne büyük eşarettir. Kıyamet kopup insanlar mahşere cem' olunca, ve insanlar arasında bazı kimselerin yüzleri yıldızlar gibi nûrdan pırıl pırıl parlıyacak. Melekler bunlara hitap edecekler: (Ne âmel ile bu dereceye vasıl oldunuz?)

sualine karşı. (Bizler dünyada ezan okunduğunu duyduk mu hemen abdest almaya koşar, huzurullaha çıkardık) diyecekler.

Bazı kimselerin yüzü ay gibi parlak nûrlar saçacak. Bunlara sual olduğunda, (Bizler, abdestli olup ezanı Muhammediyeyi böyle abdestli dinler, mescide Rabbimizin huzuruna çıkardık)

diyecekler. Bazı mü'minlerin yüzleri ise güneş gibi ziyadar olup, bunlara (Siz ne gibi amelle bu mertebelere nail oldunuz?) sualine, (Bizler helâldan kazanıp helâldan yerdik. Kazancımızın bir kısmını fukaraya, yoksullara ikram ederdik. Namaz vakitlerinden evvel mescitlere gelir, ezanı mescitlerde dinlerdik.

Rabbimiz, bizlere bu dereceleri ikram etti) diyecekler. Şu müjdeye bakın! Mü'minler Resûl Aleyhisselâm buyurup, bizleri irşat ediyorlar. Bir mü'min, namaza imamın ilk tekbiri ki, iftitah tekbiri deriz. O ilk tekbir ile girmesi onun hakkında bin hac ve bin omre haccı (ki senin her vakitte yapman caiz olan bir ibadettir) yapmışcasına sevaba nail olur. Bu ilk tekbir ile namaza giren mü'min, Uhud dağı kadar altını infak etmiş gibi ecre girer. Her rekâtına bir sene Rabbine ibadet etmişcesine sevap verilir. Nârdan, nifaktan beri olup, cennetteki mekânını bu dünya âleminde iken görür de cennete hesap görmeden dahil olur, buyuruluyor. Tabii bu müjde hakka hakkıyle kulluk edip namaz kılanlaradır. Yine şu müjdeye bakınız: Resûl Aleyhisselâm buyurdu: Bir mü'min namaza durup Allahü Ekber dedi mi, Allah meleklerine emreder:

— Kulumun günahlarını kaldırın ki, bana temiz olarak

ibadet etsin. Melekler de günahını kaldırırlar, o kul namazı bitirdi mi melekler: « Ya Rabbi! Bu kulun günahlarını yine üzerine yükleyelim mi? diye sorduklarında hitabı izzet gelip, (Ey meleklerim, keremime lâyık değildir. Kaldırttığım günahı tekrar yazdırayım. Onun bütün hatalarını affettim), der.» Efendimizin şu müjdesine bakınız; Mü'minler, ümmetimden şu kimse ki, temiz ve helâl su ile abdest alıp imamın arkasında namaza durursa, o kimse Allahu zülcelâlin rahmetine müstehak olur.

Yine aleyhisselâtü vesselâmdan naklolundu: «Bir mü min beş vakit namazı cemaatle kılar ise, o musalli beş müjde ile tebşir olunur:»

1 - Dünyada fakirlik isabet etmez.

2 — Kabrinde azap görmez.

3 — Mahşerde kitabı sağ tarafından verilir.

(Sağ tarandan kitabını alanlar ehli cennettir. Eğer bir kimsenin kitabı solundan veyahut arkasından verilirse ehli nârdır.)

4 — Sıratı yıldırım gibi geçer.

5 — Azapsız hesapsız cennete dahil olur.

Sahibi kerem (S.A.V.) efendimiz, şöyle teşbih ettiler ki:

(Bir kimsenin kapısı önünden bir nehir geçse, o kimse günde beş kerre o nehirde yıkansa, o kimsede kir kalmadığı gibi, beş kerre huzuru izzete dahil olanda günah kalmaz. Zira rahmetl ilâhiyyeye dabil olup mazhan güfran olur.) Bir şişeyi necasetle doldurup denize bıraksalar denizin suyu o şişenin dışını temizler. O şişenin içine nüfuz edemediği gibi dışını temizleyip, içini temizleyemiyenler, aynı o şişe gibi dışı temiz olup, içerisi kirli kalır. Onun için bu nehre beş kerre giriyorsun, içini ve dışını temizle ki, affa hakkı ile mazhar olasın, dünyada iken cennetteki makamını göresin.

Dış temizliği abdest, necasetten taharettir. Intizamdir.

Doğruluktur. İç temizliği ise, u'cub, kibir, riya, hasetten, gazaptan, dünya hırsından, tama'dan, haram yemeden, düşünmeden söylemeden, şehvetten; kalbini temizlemektir. Hâk'tan ve Resûle muhabbetten gayrini kalbine koymamaktır. Azizim, bu güzel sıfatlar sende olursa, hak sana ikâb etmez. Kanaatkâr olursun, fakrın ateşinden beri olursun da vücudun kabir-

Sayfalar 302–307 · İrşad I — tarikat.org