Ara
Menü

Ne arıyorsunuz?

38 sonuç · “Sehâ

01
Kol

Şehâviyye

Yakın dönem Mısır listelerinde anılan, klasik silsilesi açık biçimde verilmeyen kol.

02
İlişkili kol

Dücâniyye

Şehâbeddin Ahmed ed-Dücânî'ye (ö. 1544'ten sonra) nispet edilen kol.

03
Şahsiyet

Şehâbeddin Ahmed eş-Şernûbî

Şehâbeddin Ahmed b. Osman eş-Şernûbî (1525–1586), Desûkıyye’nin Şernûbiyye koluna adını veren; Mısır, Mekke, İstanbul ve Anadolu arasında irşad ağı kuran sûfî ve Tabakātü’ş-Şernûbî müellifidir.

04
Şahsiyet

Çeleb Hüseyin Efendi

Çeleb Hüseyin Efendi (ö. 1107/1696), Ayaş’tan İstanbul’a gelerek Galata Sarayı’nda yetişen, saray hizmetinden ilmiye mesleğine geçen ve Buhâriyye’den Sahn-ı Semân’a uzanan medrese hattında müderrislik yapan Osmanlı âlimidir.

05
Şahsiyet

Karasarıklı Şeyh İbrâhim Sabrî Efendi

Karasarıklı İbrâhim Sabrî Efendi (ö. 1827), Osman Himâyetî’nin mevlid ve Rifâî âyinlerine devam ederek yetişen; Küçükmustafapaşa’daki Kara Ayşe Hatun Mescidi’nde meşihat kurup yirmi üç halife yetiştiren Rifâî şeyhidir.

06
Şahsiyet

Merhüm Muallim Hâfız Sırri Efendi

Sırri Efendi, iki defa siyasi cürm isnadıyla Yunaniler tarafından Milos'a teb'id edildi. Orada elim facialar, işkenceler te'siriyle, /1 97/ laranj it veremi ,, ... J J . ... ,J. oldu. Avdetinde tedavisine gayret edildiyse de, kar-ger-i tesir olamadı. (wl.) ._rA.; JS' .::.:,Jı )1 43 sırrı zuhura geldi. Nail-i rütbe-i şehadet oldu. Bu tarihde onsekiz yaşında…

07
Şahsiyet

Necîbüddin Ali b. Büzgaş

Necîbüddin Ali b. Büzgaş, Şehâbeddin Ömer es-Sühreverdî’nin Şîrazlı halifesi; yetiştirdiği üç irşad hattıyla Büzgaşiyye’nin İran, Horasan ve sonraki Zeyniyye çevrelerine taşınmasını sağlayan sûfîdir.

08
Şahsiyet

Seyyid Cemâleddîn Tebrîzî (el-Ezherî)

Seyyid Cemâleddîn Tebrîzî, Şîrâzî ve Ezherî nisbeleriyle anılan; Şehâbeddin Mahmûd Tebrîzî’den tasavvuf terbiyesi aldıktan sonra Lenkeran–Astara hattında tekke kuran, İbrâhim Zâhid-i Geylânî’yi yetiştiren ve Ebheriyye’den Zahidiyye, Halvetiyye ve Safeviyye’ye uzanan aktarımın başlıca halkalarından olan XIII-XIV. yüzyıl sûfîsidir.

09
Şahsiyet

Şeyh Abdurrahmân Nesib Efendi

Abdurrahman Nesib Efendi, Üftâde ile Aziz Mahmud Hüdâyî arasındaki tasavvufî konuşmaları ve Celvetiyye usulünü derlediğini bildiren müelliftir.

10
Şahsiyet

Şeyh Keşfî İbrâhim Efendi

Keşfî İbrâhim Efendi (ö. 1828–29), Salih Efendi’nin halifesi; Hicaz dönüşünde vefat eden ve İstanbul Irgatpazarı’ndaki medrese haziresine defnedilen Halvetî şeyhidir.

11
Şahsiyet

Şeyh Muhammed-i Sahfî

Şeyh Muhammed-i Sahfî Bursa’da Şehâbeddîn Mahallesi’nde nice zamân tahsîl-i ulûm-ı zâhirî ve kitâb bey’ u şirâsıyla iştigâl etmiştir. Bundan dolayı “Sahfî” (tahallus) eylediler. Hz. Mısrî’den ahz-i feyz edip, nâil-i hilâfet olarak hânkâh-ı şerîfde seccâde-i irşâda câlis olmuştur. 1146/(1733-34) senesinde terk-i hayât-ı müsteâr eyledi. Bursa’da Âsitâne-i Hz. Mısrî’de medfûndur. (Kaddesa'llâhu sırrahû). İlâhî cilve-gâh-ı Şeyh Sahfî'i…

12
Şahsiyet

Şeyh Mustafa Âhî Resmî Efendi

Mustafa Âhî Resmî Efendi (ö. 1793), İstanbul’da Kādiriyye’nin Resmiyye kolunu temsil eden; eşi Âlime Hatun ile annesi Ayşe Hatun’un kurduğu iki tekkede meşihat yürüten şeyhtir.

13
Şahsiyet

Şihâbeddin Ömer es-Sühreverdî

Bağdat merkezli Sühreverdiyye’yi halife ağı ve Avârifü’l-maârif ile kurumsallaştıran sûfî, âlim ve diplomat.

14
Şahsiyet

Tâhâ Harîrî

Tâhâ Harîrî (ö. 1292/1875), Bağdat'taki tahsilinin ardından Seyyid Tâhâ Nehrî'den hilâfet alan; Sûrsûre'de yaklaşık kırk yıl tedris ve irşad yürüten, Esad Erbilî'nin mürşidi Hâlidî şeyhidir.

15
Sözlük

Sehâ

2.3.1. Cûd ve Sehâ Tasavvufî terbiyede önemli bir haslet olan cömertlik, sûfî terminolojisinde cûd ( دوجلا), sehâ (ء اخسلا) ve îsâr ( راثيإ لا) kavramları ile ifade edilmektedir. Tasavvuf klasiklerine bakıldığında, kimi müelliflerin her üç kavrama da eserlerinde yer verdiği, kimisinin ise aynı mânâları ifade ettikleri gerekçesiyle bir veya ikisine odaklanmakla yetindikleri görülmektedir. Söz gelimi Kuşeyrî cûd ve sehâ kavramlarının ikisine birden makamlar ve hallere dair bölümde yer vermiş, îsâr kavramını ise ayrı bir başlıkta ele almamıştır.1043 Hücvîrî, tasavvufî fırkaları açıklarken N uriyye ile ilişkili olarak îsâr kavramına, hakikatler ve muâmelelere dair bölümde ise cûd ve sehâ kavramlarına yer vermiştir.1044 Gazâlî her üç kavrama da eserinde yer vermiştir.1045 Cûd ve sehâ eş anlamlı kelimeler olup “mal ve ilim gibi kazanımlardan başkalarına harcama”, “bol bol verme”, “cömert olma”, “eli açık olma”, “ihtiyacı olmayanın ihtiyacı olana karşılık- 1041 Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtü’l-kulûb, II, 105. Ayrıca bkz. Taberî, Tefsîr, s. XIII, 518; Vâhidî, el- Vasît, III, 15. 1042 İbn Fûrek. 1043 Kuşeyrî. 1044 Hücvîrî. Sehâ konusunda sûfîler Hz. İbrâhim’i örnek alır. Nitekim Hz. İbrâhim oğlunu kurban edecek kadar cömerttir. Bkz. Hücvîrî, Keşfü’l-mahcûb, s. 102. 1045 Bkz. Gazâlî, İhyâ, III, 314. sız vermesi” gibi anlamları ifade etmekte;1046 îsâr ise “tafdîl/üstün görme” ve “takdîm/önceleme” anlamlarına gelmektedir.1047 Tasavvuf ıstılâhı olarak bakıldığında, cûd, sehâ ve îsârın yakın anlamlı kavramlar olduğu ve cömertliğin üç derecesini ifade etmek için kullanıldığı görülmektedir. Buna göre, cömertliğin ilk mertebesi sehâdır. Sehâ, kişinin imkânlarının çoğunu kendisine ayırarak az bir kısmını hayır yolunda sarf etmesi, sehâdan daha üstün bir meziyet olan cûd ise kişinin imkânlarının az bir kısmını kendisine ayırarak çoğunu başkaları için sarf etmesidir.1048 Bazı sûfîlere göre ise cûd ve sehâ kavramları aynı mânâyı ifade etmektedir. Nitekim Kuşeyrî’ye göre sûfîlerin lisanında cûd ve sehâ arasında fark yoktur. Fakat tevkîfî olmadığından dolayı Allah için sehâ ve semâhat sıfatları kullanılmaz. Ona göre cûdun hakikati insana harcamanın zor gelmemesidir.1049 Hücvîrî de ulemanın, beşeri sıfatlardan ve insanın vasıflarından olması bakımından cûd ile s ahavetin mânâsını bir ve aynı gördüklerini belirtmektedir.1050 Gazâlî’ye göre mal ve mülk Allah’ın insanın ihtiyaçlarını karşılaması için yaratılmıştır. Onu harcamak da biriktirmek de mümkündür. Fakat harcanması gereken yerde biriktirmek cimriliktir. Harcanmaması gereken yerde harcamak ise savurganlıktır. Bu ikisinin arasındaki itidal ise makbul bir davranış olan sehâ ve cûddur.1051 Sûfîlere göre cömertliğin en üst derecesi ise îsârdır. Îsâr, kişinin kendisi muhtaç olduğu halde başkalarını kendisine tercih etmesidir.1052 İhtiyaç duyulmayan bir şeyin başkasına verilmesi îsâr değil sehâdır.1053 Îsâr kavramına daha önce değindiğimiz için burada yalnızca cûd ve sehâ kavramları kaynakları açısından ele alınacaktır. Kur’an’da cûd ve sehâ kelimeleri geçmemekte, îsâr ise kök itibariyle biri terim anlamıyla olmak üzere beş yerde geçmektedir.1054 Bazı mutasavvıfların cûd 1046 Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, s. 211; İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab, IX, 720, XXII, 1967; Semîn el-Halebî, Umdetü’l-huffâz, I, 357; Zebîdî, Tâcü’l-arûs, VII, 527. 1047 Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, I, 62; İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab, I, 26; Semîn el-Halebî, Umdetü’l-huffâz, I, 59. 1048 Gazâlî, İhyâ, III, 334; Kâşânî; Cürcânî, et-Ta‘. 1049 Kuşeyrî. 1050 Hücvîrî. 1051 Gazâlî, İhyâ, III, 334, 335. 1052 Gazâlî, İhyâ, III, 331; Kâşânî; Cürcânî, et-Ta‘; Çağrıcı, “Îsâr”, DİA, XXII, 490. 1053 Gazâlî, İhyâ, III, 331. 1054 Haşr, 59/9’da terim anlamında; Nâziât 79/38, Yusuf 12/91, A’lâ 87/16 ve Taha 20/72’da “üstün tutmak” ve “tercih etmek” gibi kelime anlamında kullanılmıştır. Bkz. Abdülbâkî, elve sehâ kavramları için, çoğunluğun ise îsâr kavramı ile ilgili olarak eserlerine aldıkları âyet. ةٌ صَ اصَ خَ مْ هِ بِ نَ اكَ وْ لَوَ مْ هِ سِ فُ نْأَ ىلَعَ نَ ورُ ثِؤْ يُوَ “Muhtaç durumda olsalar bile onları kendilerine tercih ederler.”1055 âyetidir. Bu âyeti Kuşeyrî ve Sülemî cûd ve sehâ kavramları ile ilgili olarak,1056 Hücvîrî, Herevî ve Gazâlî ise (نَ ورُ ثِؤْ يُ) lafzına istinaden îsâr kavramı için delil getirmektedir.1057 Hücvîrî, bu âyetin özellikle fakirler hakkında nazil olduğunu ayrıca vurgulamaktadır.1058 Tefsir kaynaklarına bakıldığında â yetin1059 ensârın, hicret sonrası tüm mal varlıklarını bırakıp Medine’ye gelmiş olan muhacirlere karşı yapmış oldukları fedakârlığı konu edindiği ve müfessirlerin îsâr kavramına verdikleri anlam ile sûfîlerinkinin örtüşmekte olduğu görülmektedir.1060 Fakat tefsirlerde sûfîlerin işaret ettiği cûd v e sehâ kavramlarına değinilmemektedir. Kuşeyrî’nin Letâifü’l-işârât’ında bu âyetin yorumunda cûd v e sehâ kavramlarına değinmezken diğer bazı âyetlerin tefsirinde her üç kavrama da değinmiş olduğu görülmektedir.1061 Kur’an’da cömertliği, harcamayı, infakı ve ihsânı teşvik eden pek çok âyet olmasına1062 rağmen Kuşeyrî’nin er-Risâle’de bu âyeti cûd ve sehâ i le ilgili olarak nakletmiş olması cömertliğin îsâr d erecesindeki önemine vurgu yapmak için olmalıdır. Kur’an’da yer almayan cûd ve sehâ kavramlarının hadislerde Mucemü’l-müfehres, s. 11-12. 1055 Haşr, 59/9. Bkz. Kuşeyrî; Hücvîrî, Keşfü’l-mahcûb, s. 253; Herevî; Gazâlî, İhyâ, III, 331. 1056 Kuşeyrî. Hücvîrî ise cûd ve sehâ kavramlarından bahsetmekle birlikte Kur’an’dan bir referans göstermemektedir. 1057 Hücvîrî; Herevî; Gazâlî, İhyâ, III, 331. 1058 Hücvîrî, Keşfü’l-mahcûb, s. 254. 1059 “Muhacir müminlerden önce Medine’yi yurt edinip imanı kalplerine nakşetmiş kimseler (ensâr), yanlarına hicret eden müminleri severler. Onlara verilen ganimetler sebebiyle içlerinde kıskançlık duymazlar. Hatta muhtaç durumda bile olsalar muhacirleri kendilerine tercih ederler. (Bilin ki) nefsini tamahkârlık ve cimrilik duygusundan arındıranlar, kurtuluşa erip umduklarına kavuşacak kimselerdir.” Haşr, 59/9. 1060 Bkz. Taberî, Tefsîr, 23/284; Sa’lebî, el-Keşf ve’l-beyân, IX, 279; Fahreddin er-Râzi, Tefsîr, XXIX, 508; İbn Cüzey, et-Teshîl, II, 360. 1061 Örneğin Kuşeyrî (هِدِاهجِ قَّ حَ هِلَّلا يفِ اودُهِاجوَ) “Allah yolunda hakkıyla mücâhede edin!” (Hac 22/78) âyetini açıklarken mücâhedenin nefis, kalp ve mal ile olmak üzere üçe ayrıldığını, mal ile olan mücâhedenin ise sırasıyla bezl (harcama), sehâ, cûd ve son olarak da îsâr ile olacağını belirtmektedir. (Bkz. Kuşeyrî, II, 564.) Kuşeyrî’nin Tefsîr’inde sehâ, cûd ve îsâr kavramlarına değindiği diğer yerler için bk. Kuşeyrî, Letâifü’l-işârât, II, 565, III, 161, III, 190. 1062 Örn. Bkz. Zümer, 34/39; İbrâhim, 14/31; Bakara 2/264, 267; İnsân, 76/8; Münâfikûn, 63/10; Tegâbûn, 64/17; Leyl 92/5-7; İsrâ, 17/26. geçtiği görülmektedir. Nitekim (دَ وجُ لا بُّ حِ يُ دٌ اوَ جَ... هَ لَّ لا نَّ ِٕا) “Allah cömerttir, cömertliği sever”1063 ve Kuşeyrî’nin naklettiği (نَ مِ بٌ يرِ قَ يُّ خِ سَّ لا هِ للا) “Sahî (cömert) Allah’a, cennete, insanlara yakın, cehennemden ise uzaktır. Cimri Allah’tan, cennetten, insanlardan uzak, cehenneme ise yakındır. Cahil sahî, Allah katında â bid cimriden daha sevimlidir.”1064 rivayetleri bu kavramları içermektedir. Buradan söz konusu her iki kavramın da lafız itibariyle Kur’an değil hadis kaynaklı olduğunu söylemek daha uygun olacaktır.1065 Bununla birlikte cömertliğe teşvik eden âyetlerin bu kavramların muhtevasını oluşturduğu veya en azından desteklediği söylenebilir. Cömertliğin derecelerine dair sûfîlerin üçlü ayrımlarının da aynı şekilde Kur’an kaynaklı olmadığı anlaşılmaktadır. Öte yandan cömertliğe dair cûd ve sehâ kavramları Kur’an’da yer almadığından dolayı mutasavvıfların bu kavramları açıklarken cimriliği kınayan âyetleri delil getirdikleri de görülmektedir. Nitekim Gazâlî’nin eserine aldığı cimriliği zemmeden âyetler arasında şunlar bulunmaktadır: “Nefsini cimrilik duygusundan arındıranlar, kurtuluşa eren kimselerdir.”,1066 “Allah’ın, kereminden kendilerine verdiklerini (infakta) cimrilik gösterenler, bu zenginliğin kendilerine hayır getireceğini sanmasınlar. Bilakis bu (gelip geçici zenginlik) kendileri için bir şerdir. Bu cimrice sarıldıkları (mal mülk de) kıyâmet gününde boyunlarına dolanacaktır.”,1067 “Böyle kimseler kendileri cimrilik ettikleri gibi başkalarını da cimriliğe teşvik eder ve Allah’ın kendilerine lütfettiği nimetleri başkalarından gizlerler. İşte biz bu kâfirlere/ nankörlere zelil ve perişan edici bir azap hazırladık.”1068 Yukarıdaki âyetlerden anlaşıldığı üzere Kur’an’da cimrilik kınanmakta, dolayısıyla cömertlik övülmektedir. Buradan yola çıkarak cömertliğin tasavvuftaki ifadesi olan cûd ve sehâ kavramlarının mânâ itibariyle Kur’an kaynaklı olduklarını söylemek uygun 1063 Tirmizî, Edeb, 41, no. 2799. 1064 Tirmizî, Birr ve sıla, 40, no. 1961. Hadisin metni şu şekildedir: ،رِانَّلا نَ مِ بٌ يرِقَ سِ انَّلا نَ مِ دٌ يعِبَ ةِنَّجَ لا نَ مِ دٌ يعِبَ هِللا نَ مِ دٌ يعِبَ لُ يخِ بَلاوَ ،رِانَّلا نَ مِ دٌ يعِبَ سِ انَّلا نَ مِ بٌ يرِقَ ةِنَّجَ لا نَ مِ بٌ يرِقَ هِللا نَ مِ بٌ يرِقَ يُّ خِ سَّ لا.ﹴليخِ بَ دﹴ بِاعَ نْ مِ لَّ جَ وَ زَّعَ هِللا ىلَِٕا بُّ حَ أَ يُّ خِ سَّ لا لُ هِاجَ لْاوَ 1065 Nitekim Gazâlî eserinde bu âyete cûd ve sehâ kavramları ile ilgili olarak yer vermezken sehânın faziletine dair çok sayıda hadis almaktadır. Bkz. Gazâlî, İhyâ, III, 314 v.dğr. 1066 Tegâbûn, 64/16. Bkz. Gazâlî, İhyâ, III, 326. Ayrıca bkz. İbn Fûrek, el-İbâne, s. 200. 1067 Âl-i İmrân, 3/180. Bkz. Gazâlî, İhyâ, III, 326. Ayrıca bkz. İbn Fûrek. 1068 Nisâ, 4/37. Gazâlî cimriliğin kınanmasına dair de eserine çok sayıda hadis almıştır bkz. Gazâlî, İhyâ, III, 326 v.dğr. olacaktır. Fakat her iki kavram arasındaki ayrımın Kur’an’dan çıkartılamayacağını da burada ifade etmek gerekmektedir. Kaynak notları el-İbâne, s. 278 er-Risâle, s. 280 Keşfü’l-mahcûb, s. 253, 378 Istılâhâtu’s-sûfiyye, s. 256 rîfât, s.37 er-Risâle, s. 281 Keşfü’l-mahcûb, s. 378 rîfât, s. 37 Menâzilü’s-sâirîn, s. 57 Keşfü’l-mahcûb, s. 253 el-İbâne, s. 96

16
Sözlük

Sehâvet

Cömert olmak. Parayı, malı hayırlı, iyi yerlere dağıtmaktan, lezzet almak. (Bkz. Cömerdlik) Sehâvet, Cennet'te bir ağaçtır.Cömerd olan onun bir dalını yakalamıştır. O dal onu, Cennet'e götürmeden bırakmaz... (Hadîs-i şerîf-Edeb-ül-Müfret) Sehâvet, iyi huyların en yükseklerindendir. (Muhammed Hâdimî)

17
Mekân

Hâf (Berâbât hankahı)

Hâf · İran · 18 Mart 1356'da doğduğu Horasan şehri; nisbesini buradan alır. Berâbât köyünde yaptırdığı hankah ve ribâtta irşada başladı. İlişkili kişi dosyası Zeynüddin el-Hâfî : Zeynüddin el-Hâfî (1356–1435), Horasan’dan Mısır ve Hicaz’a uzanan tahsil hayatının ardından Zeyniyye’yi kuran; halifeleriyle yolu Anadolu ve Rumeli’ye taşıyan Sühreverdî şeyhidir.

18
Mekân

Nânevte (Sehârenpûr)

Sehârenpûr · Hindistan · 22 Safer 1233'te (1 Ocak 1818) doğduğu kasaba. Asıl adı İmdâd Hüseyin'dir; babası Hâfız Muhammed Emîn, annesi Bîbî Hüseyin'dir. İlişkili kişi dosyası Hacı İmdâdullah Tehânevî : Hacı İmdâdullah Tehânevî (1818-1899), Nânevte’de doğup Thâne Bhavan’da irşad çevresi kuran, 1859’dan sonra Mekke’de yaşayan; Çiştî-Sâbirî terbiyeyi Mesnevî öğretimi, Diyûbend ağı ve Hint-Osmanlı tasavvuf dolaşımıyla birleştiren mutasavvıftır.

19
Mekân

Herat (Îdgâh — türbesi)

Herat · Afganistan · 1 Mayıs 1435'te vefat ettiği şehir. Kabri Mâlîn'den Dervişâbâd'a, oradan Masla mahallesindeki Îdgâh'a nakledildi; türbesini Ebû Said Mirza Han genişletti. İlişkili kişi dosyası Zeynüddin el-Hâfî : Zeynüddin el-Hâfî (1356–1435), Horasan’dan Mısır ve Hicaz’a uzanan tahsil hayatının ardından Zeyniyye’yi kuran; halifeleriyle yolu Anadolu ve Rumeli’ye taşıyan Sühreverdî şeyhidir.

20
Mekân

Dervişâbâd

Herat çevresi · Afganistan · Herat'a bağlı köy; buradaki dergâhı ve vakıfları vardı, kabri bir süre buraya nakledilmişti. İlişkili kişi dosyası Zeynüddin el-Hâfî : Zeynüddin el-Hâfî (1356–1435), Horasan’dan Mısır ve Hicaz’a uzanan tahsil hayatının ardından Zeyniyye’yi kuran; halifeleriyle yolu Anadolu ve Rumeli’ye taşıyan Sühreverdî şeyhidir.

21
Mekân

Agra

Uttar Pradeş · Hindistan · Ekber Şah'ın sarayına girdiği, Feyzî ve Ebü'l-Fazl ile tanışıp sonra ayrıldığı şehir; 1028/1619'da Cihangir tarafından sorgulanmak üzere buraya getirtilmiştir. Halifesi Bedîüddin Sehârenpûrî de Müceddidiyye'yi burada yaymıştır.

22
Mekân

Kudüs

Kudüs · Filistin · el-Vesâya'l-Kudsiyye 'yi 825 (1422) yılında burada tamamladı; Zeyniyye'yi Anadolu'ya taşıyacak olan Abdüllatîf el-Kudsî onu burada evinde misafir etti. İlişkili kişi dosyası Zeynüddin el-Hâfî : Zeynüddin el-Hâfî (1356–1435), Horasan’dan Mısır ve Hicaz’a uzanan tahsil hayatının ardından Zeyniyye’yi kuran; halifeleriyle yolu Anadolu ve Rumeli’ye taşıyan Sühreverdî şeyhidir.

23
Mekân

Kahire

Kahire · Mısır · Şeyhi Nûreddin eş-Şibrîsî'ye burada intisap edip icâzet aldı; sonraki ziyaretinde Molla Fenârî ve İbn Hacer el-Askalânî tarafından karşılandı. İlişkili kişi dosyası Zeynüddin el-Hâfî : Zeynüddin el-Hâfî (1356–1435), Horasan’dan Mısır ve Hicaz’a uzanan tahsil hayatının ardından Zeyniyye’yi kuran; halifeleriyle yolu Anadolu ve Rumeli’ye taşıyan Sühreverdî şeyhidir.

24
Mekân

Tebriz

Tebriz · İran · Bir süre Şeyh Kemâl-i Hucendî'ye hizmet ettiği şehir; sonradan Tebriz Sultanı İskender ile Şâhruh arasındaki savaşı önlediği kaydedilir. İlişkili kişi dosyası Zeynüddin el-Hâfî : Zeynüddin el-Hâfî (1356–1435), Horasan’dan Mısır ve Hicaz’a uzanan tahsil hayatının ardından Zeyniyye’yi kuran; halifeleriyle yolu Anadolu ve Rumeli’ye taşıyan Sühreverdî şeyhidir.

25
Mekân

Bağdat

Bağdat · Irak · Mısır'dan dönerken icâzetnâmesini kaybettiği şehir. İlişkili kişi dosyası Zeynüddin el-Hâfî : Zeynüddin el-Hâfî (1356–1435), Horasan’dan Mısır ve Hicaz’a uzanan tahsil hayatının ardından Zeyniyye’yi kuran; halifeleriyle yolu Anadolu ve Rumeli’ye taşıyan Sühreverdî şeyhidir.

26
Mekân

Medine

Medine · Suudi Arabistan · Dostu Muhammed Pârsâ'nın 1419'da vefat edip defnedildiği şehir; Hâfî onun kabri için Mısır'dan mezar taşı hazırlatıp diktirdi. İlişkili kişi dosyası Zeynüddin el-Hâfî : Zeynüddin el-Hâfî (1356–1435), Horasan’dan Mısır ve Hicaz’a uzanan tahsil hayatının ardından Zeyniyye’yi kuran; halifeleriyle yolu Anadolu ve Rumeli’ye taşıyan Sühreverdî şeyhidir.

27
Mekân

Mekke

Mekke · Suudi Arabistan · 822 (1419) yolculuğunun asıl hedefi; Kudüs üzerinden hacca gitti ve dönüşte Abdüllatîf el-Kudsî ile birlikte Horasan'a geçti. İlişkili kişi dosyası Zeynüddin el-Hâfî : Zeynüddin el-Hâfî (1356–1435), Horasan’dan Mısır ve Hicaz’a uzanan tahsil hayatının ardından Zeyniyye’yi kuran; halifeleriyle yolu Anadolu ve Rumeli’ye taşıyan Sühreverdî şeyhidir.

28
Mekân

Kahire ve Ezher — Ahmed Zerrûk’un ilim ve irşad çevresi

Kahire · Mısır · Mağrib ile Maşrık arasındaki merkez Zerrûk hac yolculukları sırasında Kahire’de ikamet etti, Ezher derslerine katıldı, Sehâvî’den hadis ve fıkıh okudu; Ahmed b. Ukbe el-Hadramî ile burada tanıştı. Daha sonra Ezher’de Mâlikî imamlığı ve ders faaliyeti yürüttü.

29
Makale

Sarı Nâib Naîm: Divan, Hamse ve Tevhid Dili

Naîm İsmail Efendi'nin medrese ve nâiblik hayatını, divan ve hamse kaydını, kaynakta korunan şiirlerini ve tasavvufî söz varlığını birlikte sunar.

30
Eser

SÛFİLERİN AHLÂKI

Avârifü’l-Maârif · 30. bölüm · 1-TEVÂZU. Sûfilerin en güzel ahlâkı Tevâzudur. Kul, tevâzu elbisesinden daha güzel bir elbise giymemiştir. Tevâzu ve hikmet hâzinesine sahip olan bir kimse, herkes onu nasıl görüyo

31
Eser

TASAVVUFTA EDEB

Avârifü’l-Maârif · 31. bölüm · Rasûlullah (s.a.v) buyurmuştur ki: ‘‘Beni Rabbim terbiye etti ve edebimi de ne güzel yaptı.”272 Edeb; insanın içini ve dışını güzelleştirmesidir. Kulun zâhiri ve bâtını terbiye olu

32
Eser

Sayfalar 63–68

Muzaffer Ozak Külliyatı · bından, celâlinden korkmadan, O'nu hakkıyle tanımadan Zât-1 ülühiyyetinden şefkat ve merhamet umarsın? O'nu hakkıyle tanı ki, şefkat ve merhamet olunasın. Allahu teâlâ da, kullar d

33
Eser

Sayfalar 123–127

Muzaffer Ozak Külliyatı · - 123 -— şilerin ruhlarını alıp onları sizlerden ayırmak ve onların ölümlerinin acılarını size tattırmakla, meyvalarızı, mahsullerinizi elinizden almakla, yahud nefsinizin meyvası

34
Eser

Sayfalar 149–155

Muzaffer Ozak Külliyatı · yet buyurmasaydın, kendiliğimizden Hak yolunu bulamazdık, bizleri huzurundan mahrum eyleme... Sana ve rizayı ilâhiyyene varan o dosdoğru yolda bizleri sâbit-kadem eyle... Sen, bizl

35
Eser

Sayfalar 176–181

Muzaffer Ozak Külliyatı · an oku, okut. Sadaka ver. İlle mevlûdu şerif kıraat et. Nebiyyi zişan için para sarf et. Onun yoluna sarf olunan para, ona bildirilir. Ona verdiğin salâtı, o bilir. Elinden geldiği

36
Eser

Sayfalar 386–393

Muzaffer Ozak Külliyatı · «SERVER-İ-ENBIYA» Enbiyânın serveri, sensin yâ Resûlallah.. Evliyânın rehberi, sensin yâ Resûlallah.. Nurun evveldir zâhir, bâ'sin sonra olsa da; Kâinatın mihveri, sensin yâ Resûla

37
Eser

Sayfalar 587–594

Muzaffer Ozak Külliyatı · BIRINCISİ: IKİNCISI: ÜÇÜNCÜSÜ: DÖRDÜNCÜ: BEŞINCISI: Derya gibi sehvettir. Güneş gibi şefkattir. Toprak gibi tevazüdur. Ölüm gibi hilmiyettir. Gece gibi örtmektir. (Halkın ayıpların

38
Eser

Sayfalar 595–601

Muzaffer Ozak Külliyatı · da âr, öfkeli insanda akıl, haset edende din ve iyman olmaz. Bedevi'de ve çingenede keder bulunmaz. Ey aziz kardeşim: Dünya hayatı, yalnız koşup kaçmak için değildir. Insanoğlu dün