HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kimliği ve kaynak kaydı
Şeyhî Mehmed Efendi, onu “Celeb Hüseyin Efendi” başlığı altında kaydeder ve şahsın asıl adını Hüseyin olarak verir. Aynı dönemde yaşamış çok sayıdaki Hüseyin Efendi’den ayırt edilmesini sağlayan temel işaretler Ayaşlı oluşu, Galata Sarayı’nda yetişmesi, kiler odası halifeliği yapması ve Musâhib Mustafa Paşa’nın himaye çevresine girmesidir.
Ayaş’tan İstanbul’a
Ankara yakınındaki Ayaş kasabasında doğdu. Doğum tarihi bilinmemektedir. Genç yaşta İstanbul’a gelerek Galata Sarayı’nda saray hizmeti için yetiştirilenler arasına katıldı. Galata Sarayı bu dönemde yalnız hizmet görevlisi yetiştiren bir mekân değil, yetenekli gençlere dil, edep, yazı ve temel ilimler kazandıran bir eğitim çevresiydi.
Galata Sarayı ve kiler odası halifeliği
Saraydaki eğitimi sırasında ilmî tahsilini sürdürdü ve kiler odası halifeliğine kadar yükseldi. “Halife” unvanı burada tarikat hilâfetini değil, saray odası içindeki kıdem ve görev sorumluluğunu ifade eder. Şeyhî, imkânları ölçüsünde ilim tahsilinin gereklerini tamamladığını özellikle belirtir.
Saraydan ilmiye mesleğine geçişi
Harem-i hümâyun hizmetinden günlük elli akçe vazife bağlanarak ayrıldı. Ardından Musâhib Mustafa Paşa’nın hizmet ve himaye çevresine girdi. Bu intisap da tasavvufî bir bağlılık değil, XVII. yüzyıl Osmanlı ilim ve edebiyat hayatında görülen hâmilik ilişkisidir. Musâhib Mustafa Paşa’nın desteğinin Çeleb Hüseyin Efendi’nin ilmiye mesleğinde ilerlemesine yardımcı olduğu çağdaş araştırmalarda da belirtilir.
Mülâzemeti
Şeyhülislâm Minkārîzâde Yahyâ Efendi’nin damadı Mustafa Efendi’den mülâzemet aldı. Böylece sarayda başlayan eğitimini Osmanlı ilmiye teşkilâtının resmî tayin düzenine bağladı. Medrese derecelerini tamamladıktan sonra kırk akçeli bir medreseden mâzul durumdayken yeniden tayinler almaya başladı.
Buhâriyye ve Kepenekçi Sinan medreseleri
Şevval 1089/Kasım-Aralık 1678’de Galatalı Şa‘bân Efendi’nin yerine Buhâriyye Medresesi’nin hâric derecesine tayin edildi. Receb 1092/Temmuz-Ağustos 1681’de Uzun Süleyman Efendi’nin yerine Kepenekçi Sinan Medresesi’ne geçti. Bu iki görev, ilmiye basamaklarındaki düzenli yükselişinin başlangıcını oluşturdu.
Hüsrev Kethüdâ ve Murad Paşa-yı Atîk
Rebîülevvel 1096/Şubat-Mart 1685’te Gelibolulu Mehmed Efendi’nin yerine Ûlâ-yı Hüsrev Kethüdâ Medresesi’ne getirildi. Rebîülâhir 1098/Şubat-Mart 1687’de ise Begler Hocası Ahmed Efendi’nin yerine Murad Paşa-yı Atîk Medresesi’ne tayin edildi. Safer 1099/Aralık 1687-Ocak 1688’de bulunduğu görev Sahn’a ulaştıran derece sayıldı.
Hankah ve Sahn-ı Semân
Cemâziyelevvel 1099/Mart-Nisan 1688’de Nîfî İbrâhim Efendi’nin yerine Hankah Medresesi’ne geçti. Rebîülevvel 1100/Aralık 1688-Ocak 1689’da Tatar Abdullahzâde Yahyâ Efendi’nin yerine Sahn-ı Semân medreselerinden birine yükseldi. Böylece Galata Sarayı’ndaki hizmet eğitiminden Osmanlı yüksek medrese düzeninin merkezine uzanan dikkat çekici bir meslek çizgisi kurdu.
Muîd Ahmed ve Sinan Paşa medreseleri
Şa‘bân 1100/Mayıs-Haziran 1689’da Esadzâde İmamı Mehmed Efendi’nin yerine Şeyhülislâm Muîd Ahmed Efendi Medresesi’ne tayin edildi. Cemâziyelevvel 1103/Ocak-Şubat 1692’de Çeşmîzâde Abdülkerim Efendi’nin yerine Sinan Paşa Medresesi’nde ders vermeye başladı. Bu tayinler, onun saray mensubiyetinden ziyade ilmî yeterliliğiyle medrese düzeninde kalıcılaştığını gösterir.
Üsküdar Mihrimah Sultan Medresesi
Ramazan 1106/Nisan-Mayıs 1695’te Dede Seyyid Mehmed Efendi’nin yerine Üsküdar’daki Mihrimah Sultan Medresesi’ne getirildi. Bu, kaynakta belirtilen son görevidir. Yaklaşık bir yıl sonra vefat etmesi sebebiyle buradaki müderrisliği uzun sürmedi.
İlmî şahsiyeti
Şeyhî, Çeleb Hüseyin Efendi’yi “maârif-i ilmiyye ile meşhur, âlim-i âmil, sâlih-i sâf-dil” sözleriyle anar. Bu ifade onun yalnız ders veren bir müderris olarak değil, bilgisini yaşayışına yansıtan, dürüst ve temiz gönüllü bir âlim olarak hatırlandığını gösterir. Mevcut kaynaklarda ona ait müstakil bir eser veya tasavvufî hilâfet kaydı tespit edilmemiştir.
Vefatı ve kabri
Receb 1107’nin ortasında/Şubat 1696’da ders ve hayat devrini tamamladı. Eyüp Sultan civarına defnedildi; kaynak kesin mezar noktasını veya bir hazîre adını vermez. Bu sebeple coğrafî kayıtta Eyüp çevresi gösterilmiş, doğrulanmamış bir kabir yeri üretilmemiştir.