Ara
Menü

Merhüm Muallim Hâfız Sırri Efendi

Sırri Efendi, iki defa siyasi cürm isnadıyla Yunaniler tarafından Milos'a teb'id edildi. Orada elim facialar, işkenceler te'siriyle, /1 97/ laranj it veremi ,, ... J J . ... ,J. oldu. Avdetinde tedavisine gayret edildiyse de, kar-ger-i tesir olamadı. (wl.) ._rA.; JS' .::.:,Jı )1 43 sırrı zuhura geldi. Nail-i rütbe-i şehadet oldu. Bu tarihde onsekiz yaşında…

Yol
Halvetiyye
Unvan
Giritli muallim, hâfız ve Gülşenî dervişi

Hayatı ve irşad çevresi

Sırri Efendi, iki defa siyasi cürm isnadıyla Yunaniler tarafından Milos'a teb'id edildi. Orada elim facialar, işkenceler te'siriyle, /1 97/ laranj it veremi ,, ... J J . ... ,J. oldu. Avdetinde tedavisine gayret edildiyse de, kar-ger-i tesir olamadı. (wl.) ._rA.; JS' .::.:,Jı )1 43 sırrı zuhura geldi. Nail-i rütbe-i şehadet oldu. Bu tarihde onsekiz yaşında Ali Ma'şuk ve oniki yaşında Şerefeddin isminde iki çocuğu ve Hasene ve Nezahat is minde iki kerimesi vardır. Biraderim nezihü'l-kalb, haluk, mesleğine sadık ve pirine aşık olup, Hz. Gülşe ni'nin hakiki bir bendesi idi.

15 Şa'ban 1 342 ve 21 Mart 1 340/( 1 924) tarihine müsadif Cum'a günü hastalığı teşeddüd etti. Sabahleyin ziyaretine gittim. Birlikte sure-i Yasin tilavet ettik. Zik ru'llah'a mübaşeretle öğleye kadar devam etti. Cum'a namazından sonra yine yanına geldiğimde birlikte sfıre-i Mülk okuduk. Kelime-i tevhid ile dem-güzar olduk. Hz. Se zai efendimizin, "Kapuna geldiler ümmet-i Muhammed. " na'tını okumağa başladı. Hi tiimında ism-i Celal ile meşgul oldu. Bir müddet sonra yine Hz. Pir efendimizin, "Ka lem-i sun' -ı ezel her ne ki tahrir itdi." gazel-i şerifini okudular. Hitamında sür'atle zikr ettik.

lsm-i Hu'da gülbang çekildi. Yirmi dakika istirahat eyledik. "L1-iliihe illa'l.Wı el Melikü'l-Hakku'l-Mübin Muhammedü'r-Rasfdu'l.Wıi slldiku 'l-va'di'l-Emin" zikrine baş ladı. Bizler de iştirak ettik. Ba'dehu tevhid-i ism-i Celal tezyin-i lisan ü cinan eyledi. Saat ona gelmiş idi. takatsızlığı arttı lsm-i Celal ile zikrini ağırlaştırdı. Daha sonra zikr-i kalbiye inkılab etti. Beş dakika kadar bu halin devamını müteakib tekmil-i en fiis -ı ma'dude-i hayat eyledi. Berat Kandili'nin sabahı cenazesi cemaat-i kübra ile Es ki Cami'-i şerife götürüldü.

Ba'de-eda-yı salat cenaze, ihtifii lat-ı fa.ika ile dergaha ge tirildi. Pederlerinin kabri açıldı. Bir buçuk sene mukaddem nasıl defn olunduysa ter ü taze cesed-i şerifleri zahir oldu. Umum cemaat müşahede ettiler. Destfır alarak bi raderimi pederinin ağfışuna tevdi' eyledik." Henüz pek genç iken uffılü fakiri çok müteessir etti. Edebi, terbiyesi i'tibariyle mümtaz bir mevki' sahibi olmuş idi. Edirne'de münteşir Paşaeli gazetesinde Eskizağralı Osman Nuri Efendi'nin ma kalesini aynen telsik ediyorum.

Merhumun nasıl takdire mazhariyyetini gösterir: "Merhı'.l.m Muallim Hafız Sırri Efendi" Ömr-i beşerde tevali eden sinln-i ıztırabata hayat, didinmenin nihiiy etü'l-ömr bir süku na inkıliibına da memat nô.mı verilince net'ice-i hayat, ebediyyete doğru bir göz kapamaktan ibaret kalır. 1 43. "Her nefis ölümü tadıcıdır " 3. Al-i İ mran suresi, 185. (H) Binaenaleyh, "Her şey halik, fenô.ya ma'ruz, ancak faZilet lô.-yemmtur. " denilebilir.

Ba'zı zevô.t-ı fô.zılanm, Bô.ki'nin, Kadrini seng-i musallô.da bilüp ey Bô.kl Durup el bağlayalar karşına yô.rô.n saf saf beyitinin mefhumunu andıran hayô.t-ı fô.niyelerinin sönüp giderek tiirihin sutilr-ı siya.hı arasında bir iki cümlelik bir yer tutabildiği , her zamô.n bir çeşm-i teessüf ü hayretle görül mektedir. Buna emin olmalıdır ki, dört-beş kelimeden ibaret bir cümle ile matbaô.tın bir i'tiyad-ı meslek ü san' at neticesi olarak beyô.n-ı teessür edebildikleri öyle zevô.t-ı kamile tanırım ki, bunların ufal-ı ebedlsiyle cem'iyyet-i beşeriyyede husale gelen ilmi, ahla.ki boşluk kolay ko lay imla.

edilemeyecek derecede büyüktür, geniştir. Birkaç gün mukaddem gazetelerde vefô.tı kemiıl-i teessürle i'lô.n kılınan Hô.fız Smi Efendi merham da işte mümtô.z ve havô.rık-ı fıtrattan ma' dad müstesnô. slmô.lardan biri idi. İlmi küçük, fıtratı büyük ve fakat nô.-mütenô.hl fazô.il-i ahlô.kiyyesi pek yüksek olan merham ile aramızda husule gelen istlnô.sı, pek eski olmamakla beraber gô.yet samimi ve ilô. hi bir surette idi. Kendisinde gördüğüm ô.sô.r-ı fazilet pek çok zevô.ta nasib olur ahvalden değildir.

Müteşerri' , müteverri' , menô.hlden müctenib, insô.niyyete muhib ve bi'l-hô.ssa ulvi bir seciyyeye sô.hib olan bu vücad-ı muhteremi hakkıyla tavsif edebilmek ancak merham hakkında olan hissiyyô.tıma bir kudret-i beyô.n vermekle kabil olabilir ki, o da bence mu haldir.

Hô.fız Sırri merhum, tarik-ı Gülşenl müntesiblninden bir nüsha-i badire-i kemiilô.t olup, nô.di-i irfô.nına müdô.vemet edenler kudret-i beyô.ııda ızhô.r eylediği ulviyyet ve sô.degl-i ifa.de ile meclab-ı fazô.ili olduğunu her zaman mu'terif ve halaka-i tevhidine dahil olanlarda istih sal eyledikleri bir feyz-i ma'nevl ile her vakit magbatu'l-emô.sildirler. Vatanım tezelzal-i nii-pez'ir bir aşk ile sever ve ara sıra, "Hubb-i vatan vazifesiyle te adül edecek bir vazife var ise, o da, ancak vatana hizmet vecibe-i mukaddesesinden ibaret tir. " gibi sözleri her vakit lisiinıııdan işitmekte idim.

Hô.fız Sırri, meşô.yıh-i kiramdan pederi merham Şeyh Jal'at Efendi'nin terbiyet-hô.ııe-i irşadında perveriş-yiib-ı kemfıl olmuş fazilet-kar bir şahsiyyet ve bütün şumul-i ma'ııô.sıyla bir insô.n-ı kamil idi.

Cenâzesi ve defni

Sefîne'nin bu maddede naklettiği en ayrıntılı sahne, Sırrı Efendi'nin defnidir. Aileden biri — merhûmun kardeşi — kabrin açıldığında bir buçuk sene önce defnedilmiş olan cesedin ter ü taze zâhir olduğunu anlatır ve sözünü “Destûr alarak birâderimi pederinin âgūşuna tevdi' eyledik” diyerek bağlar. Genç ölü, babasının kabrine defnedilmiştir.

Merasimde önce Sezâî efendimizin “Kapuna geldiler ümmet-i Muhammed” gazeli, ardından Pîr efendimizin “Kalem-i sun'-ı ezel her ne ki tahrîr itdi” gazel-i şerîfi okunmuştur. Hitâmında sür'atle zikredilmiş ve İsm-i Hû'da gülbang çekilmiştir.

Vassâf, kaydını kendi teessürüyle sürdürür: “Henüz pek genç iken ufûlü fakîri çok müteessir etti. Edebi, terbiyesi i'tibariyle mümtaz bir mevki' sâhibi olmuş idi.” Ardından Âl-i İmrân sûresinin 185. âyetine ve Bâkî'nin “Kadrini seng-i musallâda bilüp ey Bâkī / Durup el bağlayalar karşına yârân saf saf” beytine dayanarak, kâmil kimselerin ardında bıraktığı ilmî ve ahlâkî boşluğun kolay doldurulamadığını yazar.

Ağ ve yol

Menkıbeler

İlk 1 kayıt gösteriliyor

MENKIBE · GELENEK İÇİ

Pederinin kabrine defni ve bozulmamış ceset rivayeti

Aileden birinin naklettiğine göre, defin için açılan kabirde bir buçuk sene önce gömülen cesedin ter ü taze bulunduğu ve genç ölünün babasının âgūşuna tevdi edildiği anlatılır.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Sefîne, defin sahnesini birinci ağızdan bir nakille aktarır. Kabir açıldığında, bir buçuk sene önce nasıl defnedilmişse öylece, cesed-i şerîfin ter ü taze zâhir olduğu söylenir. Nakleden kimse sözünü şöyle bağlar: “Destûr alarak birâderimi pederinin âgūşuna tevdi' eyledik.”

Cümlenin kuruluşuna dikkat edilirse, bozulmadan kaldığı söylenen ceset kabirde bir buçuk senedir yatan babaya aittir; genç yaşta vefat eden oğul, babasının kabrine, onun kollarına bırakılır gibi defnedilmiştir. Nakleden de merhûmun kardeşidir; Vassâf onun sözlerini tırnak içinde aktarır ve ardından kendi teessürünü ekler: “Henüz pek genç iken ufûlü fakîri çok müteessir etti. Edebi, terbiyesi i'tibariyle mümtaz bir mevki' sâhibi olmuş idi.”

Çerçeve. Kabrin açıldığında cesedin bozulmamış bulunması, menâkıb edebiyatının en yaygın velâyet alâmetlerinden biridir ve burada da bir aile içi nakil olarak, şahidinin ağzından aktarılır. Bu yüzden kayıt gelenek katmanına aittir; tarihî olarak sabit olan, genç yaşta vefat eden Sırrı Efendi'nin babasının kabrine defnedilmiş olmasıdır. Metin baba ile oğulun adlarını, kabrin bulunduğu yeri ve defin tarihini vermez; bozulmamış cesedin kime ait olduğu da ancak cümlenin kuruluşundan çıkarılabilmektedir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.

Eserleri ve metinleri

İlk 2 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Eserleri ve metinleri

Bir buçuk sene mukaddem nasıl defn olunduysa ter ü taze cesed-i şerifleri zahir oldu. Destfır alarak bi­ raderimi pederinin ağfışuna tevdi' eyledik." Henüz pek genç iken uffılü fakiri çok müteessir etti. Edebi, terbiyesi i'tibariyle mümtaz bir mevki' sahibi olmuş idi.

Metni gösterMetni daralt

Bir buçuk sene mukaddem nasıl defn olunduysa ter ü taze cesed-i şerifleri zahir oldu. Destfır alarak bi­ raderimi pederinin ağfışuna tevdi' eyledik." Henüz pek genç iken uffılü fakiri çok müteessir etti. Edebi, terbiyesi i'tibariyle mümtaz bir mevki' sahibi olmuş idi.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 3.
TARİHÎ KAYIT

Eserleri ve metinleri 1

Bir buçuk sene mukaddem nasıl defn olunduysa ter ü taze cesed-i şerifleri zahir oldu. Destfır alarak bi­ raderimi pederinin ağfışuna tevdi' eyledik." Henüz pek genç iken uffılü fakiri çok müteessir etti. Edebi, terbiyesi i'tibariyle mümtaz bir mevki' sahibi olmuş idi.

Metni gösterMetni daralt

Bir buçuk sene mukaddem nasıl defn olunduysa ter ü taze cesed-i şerifleri zahir oldu. Destfır alarak bi­ raderimi pederinin ağfışuna tevdi' eyledik." Henüz pek genç iken uffılü fakiri çok müteessir etti. Edebi, terbiyesi i'tibariyle mümtaz bir mevki' sahibi olmuş idi.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 3.

Öğütleri

İlk 1 kayıt gösteriliyor

ÖĞÜT

Vassâf'ın genç ölüm üzerine düşüncesi

Vassâf, bu genç ölüm vesilesiyle Âl-i İmrân sûresinin 185. âyetine ve Bâkî'nin meşhur beytine dayanarak, kâmil kimselerin ardında bıraktığı boşluğun kolay doldurulamadığını yazar.

Metni gösterMetni daralt

Vassâf, Sırrı Efendi'nin genç yaşta vefatını kaydettikten sonra bir düşünceye geçer. Âl-i İmrân sûresinin 185. âyetine dayanarak her şeyin hâlik ve fenâya mâruz olduğunu, bâkî kalanın yalnız fazîlet olduğunu söyler.

Ardından, hayatları sönüp giderek tarihin siyah satırları arasında bir iki cümlelik yer tutabilen fâzıl kimselerden söz eder ve bunu Bâkî'nin bilinen beytiyle örnekler: “Kadrini seng-i musallâda bilüp ey Bâkī / Durup el bağlayalar karşına yârân saf saf.” Sözünü şöyle bağlar: matbuatın meslek îtiyâdı gereği dört beş kelimelik bir cümleyle teessür bildirdiği öyle kâmil zâtlar tanır ki, onların ebedî ufûlüyle cemiyette meydana gelen ilmî ve ahlâkî boşluk kolay kolay doldurulamayacak kadar büyüktür.

Çerçeve. Bu satırlar bir tercüme-i hâl kaydı değil, müellifin kendi hükmüdür; Sefîne'nin biyografi ile deneme arasında gidip gelen üslûbunu gösterir. Sözün muhatabı yalnız Sırrı Efendi değil, kaynağın bütün maddeleridir: Vassâf, kaydetmenin kendisini unutulmaya karşı bir iş olarak görür. Vefâtın vesile teşkil ettiği açık olmakla birlikte, bu umumi mütalaanın münhasıran onun için yazıldığı metinden kesin olarak çıkarılamaz.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.

Kavram dünyası

İlk 3 kayıt gösteriliyor

KAVRAM

Cenâzesinde okunan gazeller ve İsm-i Hû gülbangi

Cenâze merasiminde Hasan Sezâî'nin “Kapuna geldiler ümmet-i Muhammed” ile Pîr'in “Kalem-i sun'-ı ezel her ne ki tahrîr itdi” gazelleri okunmuş, ardından sür'atle zikredilip İsm-i Hû'da gülbang çekilmiştir.

Metni gösterMetni daralt

Sefîne, Sırrı Efendi'nin defni sırasında yapılan merasimi kısa fakat ayrıntılı biçimde kaydeder. Mezar başında iki gazel okunmuştur: Sezâî efendimizin “Kapuna geldiler ümmet-i Muhammed” mısraıyla başlayan gazeli ile Pîr efendimizin “Kalem-i sun'-ı ezel her ne ki tahrîr itdi” gazel-i şerîfi. Okunuşun hitâmında sür'atle zikredilmiş ve İsm-i Hû'da gülbang çekilmiştir.

Kayıt, bir Gülşenî cenâze merasiminin sırasını verir: önce yolun iki büyüğüne ait manzûmeler, sonra hızlı zikir, en sonda gülbang. Vassâf bunları bizzat bulunduğu bir meclisten aktarır gibi yazar.

Çerçeve. Tekke usulünde cenâze, matem merasimi değil bir zikir meclisidir; okunan metinlerin yolun pîrine ve büyüklerine ait olması da bu yüzdendir — ölen kişi, bağlı olduğu halkanın diliyle uğurlanır. Bu tür merasim tarifleri Sefîne'nin en kıymetli katmanlarındandır, çünkü ritüelin sırasını başka hiçbir kaynak bu açıklıkta vermez. Kayıt gelenek anlatısı değil, müşâhedeye dayalı bir tasvirdir; yalnız merasimin yeri metinde belirtilmemiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.
TARİHÎ KAYIT

Şiir ve edebî çevre 1

Se­ zai efendimizin, "Kapuna geldiler ümmet-i Muhammed. Pir efendimizin, "Ka­ lem-i sun' -ı ezel her ne ki tahrir itdi." gazel-i şerifini okudular. Hitamında sür'atle zikr ettik. lsm-i Hu'da gülbang çekildi.

Metni gösterMetni daralt

Se­ zai efendimizin, "Kapuna geldiler ümmet-i Muhammed. Pir efendimizin, "Ka­ lem-i sun' -ı ezel her ne ki tahrir itdi." gazel-i şerifini okudular. Hitamında sür'atle zikr ettik. lsm-i Hu'da gülbang çekildi.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 3.
TARİHÎ KAYIT

Şiir ve edebî çevre 2

Al-i İ mran suresi, 185. (H) Binaenaleyh, "Her şey halik, fenô.ya ma'ruz, ancak faZilet lô.-yemmtur. Ba'zı zevô.t-ı fô.zılanm, Bô.ki'nin, Kadrini seng-i musallô.da bilüp ey Bô.kl Durup el bağlayalar karşına yô.rô.n saf saf beyitinin mefhumunu andıran hayô.t-ı fô.niyelerinin sönüp giderek tiirihin sutilr-ı siya.hı arasında bir iki cümlelik bir yer tutabildiği , her zamô.n bir çeşm-i teessüf ü hayretle görül­ mektedir. Buna emin olmalıdır ki, dört-beş kelimeden ibaret bir cümle ile matbaô.tın bir i'tiyad-ı meslek ü san' at neticesi olarak beyô.n-ı teessür edebildikleri öyle zevô.t-ı kamile tanırım ki, bunların ufal-ı ebedlsiyle cem'iyyet-i beşeriyyede husale gelen ilmi, ahla.ki boşluk kolay ko­ lay imla. edilemeyecek derecede büyüktür, geniştir.

Metni gösterMetni daralt

Al-i İ mran suresi, 185. (H) Binaenaleyh, "Her şey halik, fenô.ya ma'ruz, ancak faZilet lô.-yemmtur. Ba'zı zevô.t-ı fô.zılanm, Bô.ki'nin, Kadrini seng-i musallô.da bilüp ey Bô.kl Durup el bağlayalar karşına yô.rô.n saf saf beyitinin mefhumunu andıran hayô.t-ı fô.niyelerinin sönüp giderek tiirihin sutilr-ı siya.hı arasında bir iki cümlelik bir yer tutabildiği , her zamô.n bir çeşm-i teessüf ü hayretle görül­ mektedir. Buna emin olmalıdır ki, dört-beş kelimeden ibaret bir cümle ile matbaô.tın bir i'tiyad-ı meslek ü san' at neticesi olarak beyô.n-ı teessür edebildikleri öyle zevô.t-ı kamile tanırım ki, bunların ufal-ı ebedlsiyle cem'iyyet-i beşeriyyede husale gelen ilmi, ahla.ki boşluk kolay ko­ lay imla. edilemeyecek derecede büyüktür, geniştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 3.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ
  2. [2]Sefîne-i Evliyâ - Cilt 3
Ortak kaynak kataloğunu aç →