ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
32 sonuç · “Perde”
01Ebû Saîd-i Sânî et-Tebrîzî
Ebû Saîd b. Şeyh Sun‘ullah-i Kûzegerânî (920-980/1514-1572), Nakşibendî bir ailede yetişen; Safevî baskısı altında Tebriz’den ayrılıp Erdebil, Halep ve İstanbul’da ilmî hayat sürdüren tefsir âlimidir.
Anz
(عا رض) ç Avârız. Engel, gelip gecici sey. tas. a Nefs ve seytandan gelip ruh ve kalplere ârız olan ve kötüye kılavuzluk yapan arzular, düşman tarafından kurulan tuzaklar, yola konulan engeller. Düşman denilen Şeytan ve nefsten gelen her şey ârızi olabilir (si 419). b Silikin ilerlemesini engelleyen her şey ârız olup, bunlara avârız-ı tarik (yol engelleri) denir. a Yanak, yüz, çehre, b tas, İman nurunun tecelli edip irfan kapılarının açılması ve hakikat güzelliği üzerindeki perdenin kalkması. Vücut nurlarının mazharı (115). Nola gönlüm ârızın isterse canım kâmetin Resmdir âlemde bülbül gül sever pervâne sem' Fuzüli Ar-i azim—Makt-i kebir رعظيم — مقت كبر) le) Büyük ayıp ve ağır vebal. taş. Ahdi bozmak, yoldan dönmek, ahdine vefa göstermemek, vaadinde durmamak, vefasızlık, sadakatsızlık (x1). “Niçin yapmadıklarınızı söylersiniz” (Nahl, 91). Arif i. ves. ar, (Gy le) ¢. Arifun, Urefa. Bilen, vakif, asina, tamyan, anlayish, kavrayışı mükemmel, irfan ve marifet sahibi. tas. Allah Teala'nın kendi zatını, sıfatlarını, isimlerini ve fiillerini müşahede ettirdiği kimse, Müşahede ve temaşadan hasıl olan bilgiye marifet, bu bilgiye sahip olan şahsa da arif denir (x1), Âlim aynı hususları yakin yoluyla bilir. Keşf ve müşahede yoluyla, yani manevi ve ruhi tecrübelerle Allah hakkında zevki ve vecdi bilgilere sahip olana arif-i billah veya yalnızca arif; arifin bu yolla tanıdığı Allah'a Maruf denir. “Arif, kendisi sustuğu halde diliyle Hakk'ın konuştuğu kimsedir.” “Arif su gibidir, içinde bulundugu şeyin rengini ve şeklini alır.” “Arifi hiçbir şey bulandırmaz, her şey onunla durulur.” “Arif kendi varlığından fani, Hak ile bakidir.” “Arif Allah'a cehennemden kurtulmak veya cennete girmek için değil, Cenab-ı Allah'ın hakki olduğu için O'na ibadet eder. İbadeti ve ubüdiyeti en doğal görev bilir; hiçbir karşılık bekle- meden ibadet eder” (sr 61). İbn Arabi arifin dış âlemde Şeyler (eşya) yaratma gü- cüne sahip olduğunu ve bu gücün onun himmeti olduğunu söyler. (iFH 6. Fas). Onun yarattığı şeye mahluk-u arif denir. Arif süfilikte kâmil insandır. “Nefsini bi- len Rabb'ini de bilir.” Bkz. Marifet, Himmet. aD CC £_£_ ———>>—ŞŞXŞ—Ş— ال if
Bahar
ر) lw) Kışla yaz arasındaki mevsim, tas. a İlim makamı. İlim ise perdedir. b Tam tersine vecd ve haleye de bahar denir; çünkü bu, perdenin açılmasıdır. c Bast hali. Eğer desem ki havalar açıldı geldi bahar Murad odur ki benimle sohbete muhabbet eyledi yâr Ya söylesem ki çemen goncalarla zeyn oldu Odur garaz ki tebessümle söyledi dildar Galib Dede
Ebr
Bulut mec. Perde. 3- mec. Rahmet, ihsan, lütuf, tas. Çalışma ve çabalama yoluyla müşahedeye ermeğe neden olan perde.
Ebru
Kaş. tas. a İlâhî sıfat, Allah'ın zatını perdelediği için sıfata ebru, perde denilmiştir. b Sâlikte görülen kusur sebebiyle derecesinin düşmesi ve ihmale uğraması, Bkz. Keman ebru, Tâk-ı ebru.
Endûh
Üzüntü ve keder. Tasavvufî kullanımda bilinmeyen bir husus karşısında duyulan hayret ve şaşkınlıkla ilişkilendirilir.
Firkat
Ayrılık, hicran, sila hasreti. tas. Halk perdesiyle perdelenmek. (sF) Fütuh Bilmedik zevk-i visâlin çekmeyince firkatın Olmayınca hasta kadrin bilmez insan sıhhatın Fıtnat
Gasy
Kendinden geçmek. 2. tas. Dini his ve heyecan içinde kalan ve ilâhî tecellilere mazhar olan sâlikin kendinden geçmesi, ruhunu latif ve lâhüti bir perdenin bürümesi. Gavsi. ar. ( (غو 1. Sığınma, iltica etme. 2. tas. Kendisine sığınıldığı zaman kutba gavs denir (kı; cr). Süfiler darda ve sıkışık durumda kaldıkları zaman “yetiş yâ Gavs!” “medet yâ Gavsi” “imdat yâ pir!” diye feryat eder ve kutbun manevi himayesine iltica ederler. Çeşitli tarikatlere göre farklı farklı şahsiyetler gavs sayılmıştır. Gavs-ı azam En ulu gavs, kutb-i ekber. Hz. Peygamberin bâtınından ibarettir. Veliliğin en yüce mertebesi budur. Özellikle Abdülkadir Geylani'ye, Gavs-ı Azam denir. Sığınma, iltica etme. 2. tas. Kendisine sığınıldığı zaman kutba gavs denir (kı; cr). Süfiler darda ve sıkışık durumda kaldıkları zaman “yetiş yâ Gavs!” “medet yâ Gavsi” “imdat yâ pir!” diye feryat eder ve kutbun manevi himayesine iltica ederler. Çeşitli tarikatlere göre farklı farklı şahsiyetler gavs sayılmıştır. Gavs-ı azam En ulu gavs, kutb-i ekber. Hz. Peygamberin bâtınından ibarettir. Veliliğin en yüce mertebesi budur. Özellikle Abdülkadir Geylani'ye, Gavs-ı Azam denir.
Gayn
Örtmek, bürümek. tas. Pas, paslanmak, kalbin hafifçe paslanması, Paslı kalpte iman bulunur; ince bir perde olan bu pas tecelli nuru ve tasfiyeyle ortadan kalkar. Onun için Hz. Peygamber “Kalbimi bazen ince bir perde bürür,” buyurmuştur. Kalın perdeye reyn denir (Ki; CT; SL 451).
Gışâ
Perde, örtü ve kaplama. Tasavvufta kalp aynasında biriken, insanın basîretini örten ve hakikati görmesini güçleştiren mânevî pas veya katılık için kullanılır.
Hammar
() 4+) Meyhaneci. tas. a Kâmil insan, pir, Hakk’a eren mürşit. b ii Telvin makamında izzet perdesiyle perdelenen sâlik. c Hayret içinde kalan âşık. Hamuş i., s. ar. ش) +) + Hamusan a Susmak, süküt. b Süküt eden, susan. c Ölü. | tas. Killet-i kelam, taklil-i kelam, az konuşma. Zaruret bulunmadıkça konusma- He | mak, ihtiyaçtan fazla laf etmemek. Dilin susması; dünya kelamı söylememesi, ji kalbin susması Mevlâ'dan başkasını düşünmemesi şeklinde olur (sr). Bkz. Samt. | Leyli sözü söyle yoksa hamüş (Sevgiliden söz et, aksi halde sus) | Fuzüli Hamuşhane Mezarlık.
Hızır
Kur’ân’ın Kehf sûresinde Hz. Mûsâ’nın kendisinden ilim öğrendiği kul ile gelenekte özdeşleştirilen mânevî rehber. Tasavvuf kültüründe darda kalanlara yardım, beklenmedik rehberlik, âb-ı hayat ve ledün ilmiyle ilişkilendirilir. Bazı sembolik açıklamalarda Hızır bast hâlinin, İlyas ise kabz hâlinin remzi kabul edilir. Her gördüğünü Hızır, her geceyi Kadir bil.
Hicap
(حجا ب) 1, Perde, örtü. 2. tas. Sâlik ile muradı arasına giren engel, âşıkı sevgilisinden ayiran perde (sz 428). Herhangi bir sebeple âşıkı maşuktan uzak tutan mania (11s). Kalbe yerleşen ve hakikatlerin orada tecelli etmesine engel olan suretler, maddenin izleri (CT; KI; TK 1:302; NR 50). Süfiler, maddi kirlerden ve nefsani pisliklerden arınan kalbin gayb âleminin bazı hususlarına vakıf olacağına inanırlar. Bu pas ve pisliklere hicap ve perde adını verirler. Bunu temizleme işine de tasfiye, kalp tesfiyesi derler; kendilerine de ehli tasfiye ismini verirler. Kalbinde perde olduğu için hakikati göremeyenlere mahcup (perdeli) derler. Mahcup, manevi ve ilahi gerçekleri doğru biçimde göremez, bunun sağlıklı bilgisine de sahip olamaz. Allah ile kulu arasında kimi nardan, kimi nurdan yetmiş bin perde vardır. Bkz. His hicabı, Hicabu'l-izzet/Hicabu'kcelal.
Akhisar
Manisa · Türkiye · Perde gazeline nazîre yazdığı İbn Îsâ Akhisarî'nin (ö. 1531) nisbesini aldığı ilçe. İlişkili kişi dosyası Birrî Mehmed Dede : Birrî Mehmed Dede (1080/1669-70–1128/1715-16), Manisa Mevlevîhânesinde bin bir günlük çilesini tamamlayan; attarlıkla geçindiği için Attâr Birrî diye anılan, Dîvân ve Bülbüliyye müellifi Mevlevî şairdir.
Konya (Mevlânâ Dergâhı)
Konya · Türkiye · Mevleviyye'nin âsitânesi; taşra mevlevîhânelerinin bağlı olduğu merkez. İlişkili kişi dosyası Birrî Mehmed Dede : Birrî Mehmed Dede (1080/1669-70–1128/1715-16), Manisa Mevlevîhânesinde bin bir günlük çilesini tamamlayan; attarlıkla geçindiği için Attâr Birrî diye anılan, Dîvân ve Bülbüliyye müellifi Mevlevî şairdir.
İstanbul
İstanbul · Türkiye · Karagöz oyunlarının ve perde gazeli geleneğinin en yaygın olduğu merkez; türün edebî ölçüsü burada oluşmuştur. İlişkili kişi dosyası Birrî Mehmed Dede : Birrî Mehmed Dede (1080/1669-70–1128/1715-16), Manisa Mevlevîhânesinde bin bir günlük çilesini tamamlayan; attarlıkla geçindiği için Attâr Birrî diye anılan, Dîvân ve Bülbüliyye müellifi Mevlevî şairdir.
Dârüşşafaka Mektebi
İstanbul · Türkiye · 1876'da fahrî olarak başladığı mûsiki muallimliğine 1883'te asaleten tayin edildi ve görevi vefatına kadar sürdürdü. Kaynak buradaki meşklerini özellikle önemser: kabiliyetli talebeleri özel meşk halkasına alır, onlara notasız ve işaretsiz bütün perdeleri tahlil etmeyi öğretirdi. Birçok eserini Eyüp'teki eviyle mektep arasında yürürken bestelediği oğlu Ahmet Irsoy tarafından nakledilir. Koordinat şehir düzeyindedir; mektebin tam konumu kaynakta belirtilmemiştir.
Şâzelî terbiyesinin beş esası ve çalışma hayatı
Takvâ, sünnet, halka ihtiyaçsızlık, teslimiyet ve Allah’a yöneliş ilkelerinin gündelik hayattaki karşılığı.
Nurlar, Renkler ve Müşâhede Öğretisi
Kübrevî tecrübe dilinde görüntü, hâtır, latife ve ahlâkî dönüşüm. Kaynaklar arasındaki farklar ve gelenek içi anlatıların derecesi korunarak hazırlanmıştır.
Neccâr-zâde'nin Tevhid Dili: Vahdet-i Vücûd ve Vahdet-i Şühûd
Müceddidî aidiyet ile şiirdeki vücûdî dilin birlikte okunması. Kaynak makaledeki biyografi, eser ve kavram bölümleri karşılaştırılarak hazırlanmış editoryal dosya.
SÛFİLERİN HAK SÖZÜ GÜZELCE ANLAMALARI
Avârifü’l-Maârif · 2. bölüm · Şeyhimiz Şeyhülislam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî, bize, Zeyd b. Sâbit yoluyla gelen bir hadis-i şerifte, Rasûlullah (a.s) Efendimizin şöyle buyurduğunu nakletti: “Bizden bir hadis iş
TASAVVUF İLİMİNİN FAZİLETİ
Avârifü’l-Maârif · 3. bölüm · Bize, Şeyhimiz Şeyhülislâm Ebu’n-Necib es-Sühreverdî (rah.), el-Ahves b. Hakim in babasından naklen, onun şöyle söylediğini haber verdi. Bir adam Hz. Resûlullah’a (s.a.v) şerrin ne
SÛFİLERİN HALLERİ VE TARİKATLARI
Avârifü’l-Maârif · 4. bölüm · Bize, şeyh, âlim Ziyâuddin Ebu Ahmed Abdulvahhab b. Ali, Enes b. Mâlik’in (r.a) şöyle dediğini haber verdi. Rasûlullah (a.s) bana buyurdu ki: “Yavrucuğum! Eğer kalbinde hiçbir kims
Sayfalar 2–9
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BILICI KITABEVİ YAYINLARI: 18 ONBİRINCİ DERS MUNDERECAT: Süre-i Kevserin tefsiri, Hazretl Fatime'nin ahlrete Intikali, Hz. Ibrahim'in Hz. Ismalll Allah yolunda kurban etmesi,
Sayfalar 9–16
Muzaffer Ozak Külliyatı · Okuduğum âyet-i celile, işte o günü yani ölüm gününü, başka bir tâ'birle zâlimin mazlûmun eline geçeceği kıyâmet gününü anlatmaktadır. Bu şiddetli ve dehşetli günün başlangıcı düny
Sayfalar 29–35
Muzaffer Ozak Külliyatı · rulan cennet ve cemale ererler ve bu yüce mükâfata bir ân önce kavuşabilmek için de tabutlarının içinde cemaatlerine (KADDIMUNI... KADDIMÜNI...) diye seslenirler. Kâfirler, münafık
Sayfalar 29–34
Muzaffer Ozak Külliyatı · Dikkat edilirse; evlât, ana ve babasına itaât edecek, hem de Hz. Ismail gibi boynunu verircesine, canını ortaya koyarak, itaât edecek. Fakat şart; Allah yolunda, Allah'ın emirlerin
Sayfalar 42–50
Muzaffer Ozak Külliyatı · Allah celle celâluhu; bu âyet-i celillerle, kâfirlerin cehennemde görecekleri şiddetli âzabı beyan buyurmakta ve diğer bir âyet-i kerimede de: «innâ a'tednâ lil-kâfiriyne selasile
Sayfalar 48–56
Muzaffer Ozak Külliyatı · bütün bu alâmetler ölen o kimse için rahmet-i ilâhiyyenin nüzulüne işarettir. Haberde vârid olmuştur ki, Allahu teâlâ bir mü'minin ruhunu kabzetmek murad buyurduğunda, Melek-ül-mev
Sayfalar 48–55
Muzaffer Ozak Külliyatı · Hz. Omer, çocuğa cevaben cinayeti işlediğini söyledin. Sana islâm şeriatında kısas lâzım geldi buyurdular. Delikanlı hükmü şer'iye göre öldürülecegini bildigi halde evvelki sükûnet
Sayfalar 57–65
Muzaffer Ozak Külliyatı · İRŞAD ONIKINCİ DERS MÜNDERECAT: Ramazana ait mev'ize, âyeti kerime ve hadisi şerifler, meâlleri ile; Oruç ve teravihin faziletiyle verilen ilâhi ecirler ve insanlara ibret verecek
Sayfalar 64–70
Muzaffer Ozak Külliyatı · ni ateşle doldururlar. Allah bizi ondan dünyada ve âhirette ayırmasın. Onu sev, unun sünnetine riayet et. Zira, seven meyus mükedder ve mahzun olmaz. Severim diyen ona çok salâvat