ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
33 sonuç · “Minber”
01Muhammed Nûrbahş
Seyyid Muhammed Nûrbahş (795/1393, Kāin – 14 Rebîülevvel 869/14 Kasım 1464, Sûlikān); Kübreviyye-Hemedâniyye'den doğan Nûrbahşiyye'nin pîri . Mehdîlik iddiasıyla defalarca tutuklanmış , adına para bastırılıp hutbe okunmuş, sonunda minberde bu iddiadan vazgeçtiğini ilân etmeye mecbur edilmiştir.
Şeyh el-Hâc Muhammed Sıddik Efendi
Muhammed Sıddik Efendi'ye müntesib idi. U lema ve şuaranın mütemeyyizlerindendir. Tercüme-i hali Osmanlı Müellifleri nam eserin ikinci cildi ikinci kısmında 420. sahifede mesturdur. Ehlu'lliiha fevkalade muhabbeti vardı. Hz. Sünbül Asitanesi için olan med hiyyesi Hankah-ı Sünbüli'de minber yanında avihte-i mevki'-i ih tiramdır. Sünbüliler kısmında bahsi…
Muizdver
254) 1. İşçi, ücretle çalışan. 2, tas. Muamele ehli, Allah'tan ecir ve sevap almak için çalışan, böylece cehennemden kurtulup cennete girmek için çabalayan kimse, abit. Halbuki arifler, Allah emrettiği ve O'nun hakkı olduğu için ibadet ederler. Râbia Hatun, abitlere sormuş: “Allah cehennemi ve cenne- Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için SF kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir. 4 ti yaratmasaydı ona ibadet etmeyecek miydiniz?». Rabia “önce car, sonra dâr” diyor ve ücretle amel edenlere €cir-i sü, yani kötü işçi diyordu. Başında aklı olan ücrete amel etmez Hariyle aldanmaz 862 ile kastan gecer Yünus Müzekkir 5. ar. jr, Vaaz ve nasihat eden, öğüt veren, 2. tas. Müftüler, kadılar ve müzekkirler olmak üzere üç kısım olan zahir ulemasından sonuncular. Müzekkir ve vaizler iki kısımdır. Bunların bir kısmı cahil, riyakâr, Samimiyetsiz olup kürsü ve minberlerde edebiyat Yaparlar, süslü ve yapay hal ve hareketlerle halkı Costurup taassubu körüklerler; dini bazen gereğinden çok kolay, bazen gereğinden çok güç gösterir, bazen günah işlemek için halka cesaret verip bazen de onlanı ümütsizliğe düşürürler; bunlar “Alimi zebân câhil-i dildirler.” lyi edebiyat ya- Parlar, hitabetleri çekicidir, ama gönülden anlamazlar. “Her vaiz cahildir” sözü meşhurdur. Diğer gruptaki vaizler ise sırf Hak rızası için halka doğruyu söyleyen ve hak yolda onlara rehberlik eden, onları taassuptan uzaklaştıran ihlaslı, bilgili ve samimi kişilerdir. “Gönülden çıkan 502 gönüle girer” (Ange ez dil âyed, der dil âyed). Bkz. Vaaz—Vaiz. Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için ATE 83 kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir. aie ae Ee! Nat har. (Cw) 7, Sıfat, vasıf, MB 2. عم a Niteleyenleri;, a ee nitelenenin fiillerini, hükümlerini ve ahlakını haber vermesi ee Bs, yani âşığın sevgilisini tasvir etmesi, b Tasavvuf ie ie “Kulun içinde ikâmet ettiği bir nalı olup, bu na'at hakikatte et 5 Hakk’a, şeklen halka aittir» (Cüneyd). ç Evvel. gibi nispet Sais BE Sie talep eden (us), yani ewel-ahir gibi nispet ifade eden şeyler. MAS d Hz, Peygamber'i, onun özellik ye niteliklerini konu alan Şiirler. Yumm-ı na'atından güher olmuş Fuzüli Sözleri Ebr-i nisandan dönen tek lü'lü-i şehvâre sy Fuzüli Bir mübârek sefer olsa da gitsem Kâbe yollarında kumlara batsam Hob cemâlin bir kez düştü Seyr etsem Ya Muhammed Cânım arzular seni eke Sen Ahmed y Mahmud y Muhammedsin Efendim Hak'tan bize Sultan-ı Müeyyedsin Efendim Galib Dede
câmi (II)
Müslümanlann içinde namaz kıhp ibadet ettikleri yer. İslâmiyetin ilk dönemlerinde “el-mescidü’l-câmi” biçiminde kullanılmaya başlanmış; sonradan bu terkibin kısaltılmış biçimi olarak “câmi” ismi yaygınlaşmıştır. Zamanla içinde “minber” bulunan ve Cuma namazı kılınmaya elverişli yer olarak nitelenen bu söz karşılığında “mescid” kullanılmış; sonradan mescid, minberi bulunmayan, hutbe okunmaya elverişli olmayan ibadet mekânı olarak yaygınlaşmıştır. Cami, Osmanlı- Türk mimarîsinde de önemli bir konuma sahiptir. Söz gelişi padişahlar tarafindan yaptırılan camilere “selâtin camileri”, sadrazamlar, vezirler veya öteki devlet büyüklerinin yaptırdıkları camilere yaptıranın adı verilerek anılagelmiştir. Camilerde görev yapan kimselerin adlandırılması ve görev taksimi de önemlidir. Bunlar: İmam, hatip, müezzin, vâiz, kusâs, kâri, cüzhân, bevvâb, hademeler. İmam, cemaate namaz kıldıran kimsedir. Hatip, Cuma ve bayram namazlarmda hutbe okumakla görevli kimse idi. Bazen imam, ihtiyaç durumunda hatibin de görevini yerine getirmektedir. Müezzin ezan okumak, imamm arkasında cemaati namaza davet etmek ve namaz sonrası dua ve aşır okumakla görevli kimselerdir. Vâiz veya kussâs, önceden belirlenen ve duyurulan zamanlarda cemaate vaaz eden ehliyetli kimselerdir. Kâri, camilerde Kur’ân-ı Kerîm tilâvet eden kimselerdir. Cüzhânlar da aynı görevi yerine getirenlerdir. Bevvâb kapıcılar olup öteki hademeler ile cami hizmetinde bulunan kimselerdir. Ayrıca, caminin temizlik işleri, lâmbaların yakılma işi, su temini, temizlik malzemesi, mum ve yağ temini gibi işleri yürüten kimselere ise “kayyim” adı verilmiştir. § tam. câmi-i kebîr a. (^ ^L) Büyük cami. câmi-i selâtîn a. (j^ıL ^L) Sultan camileri. câmi (III) cl [< Ar.cem'] Hadis biliminde, bünyesinde pek çok farklı konuyu içeren hadis kitapları. Bu konular, hadis biliminde sekiz olarak tespit edilmiş ve benimsenmiştir: İman ve aka’id. 2. İbadet ve mu’âmelât. 3. Ahlâk ve nefis terbiyesi. 4. Yeme, içme ve sefer âdâbı. 5. Tefsir, tarih ve siyer. 6. Davranış âdâbı. 7. Fiten (fitneler) ve melâhim (büyük savaşlar). 8. Peygamberlerin ve ashâbın menakıbı. İşte bu konuları birleştiren, toplayan kitaplara “câmi'” adı verümiştir. Bu türün en tanınmış üç kitabı, Buhârî, Müslim ve Tırmızî’nin el-Câmi’ü’s-Sahîh adh eserleridir. İbadet ve mu’âmelât. 3. Ahlâk ve nefis terbiyesi. 4. Yeme, içme ve sefer âdâbı. 5. Tefsir, tarih ve siyer. 6. Davranış âdâbı. 7. Fiten (fitneler) ve melâhim (büyük savaşlar). 8. Peygamberlerin ve ashâbın menakıbı. İşte bu konuları birleştiren, toplayan kitaplara “câmi'” adı verümiştir. Bu türün en tanınmış üç kitabı, Buhârî, Müslim ve Tırmızî’nin el-Câmi’ü’s-Sahîh adh eserleridir. Ahlâk ve nefis terbiyesi. 4. Yeme, içme ve sefer âdâbı. 5. Tefsir, tarih ve siyer. 6. Davranış âdâbı. 7. Fiten (fitneler) ve melâhim (büyük savaşlar). 8. Peygamberlerin ve ashâbın menakıbı. İşte bu konuları birleştiren, toplayan kitaplara “câmi'” adı verümiştir. Bu türün en tanınmış üç kitabı, Buhârî, Müslim ve Tırmızî’nin el-Câmi’ü’s-Sahîh adh eserleridir. Yeme, içme ve sefer âdâbı. 5. Tefsir, tarih ve siyer. 6. Davranış âdâbı. 7. Fiten (fitneler) ve melâhim (büyük savaşlar). 8. Peygamberlerin ve ashâbın menakıbı. İşte bu konuları birleştiren, toplayan kitaplara “câmi'” adı verümiştir. Bu türün en tanınmış üç kitabı, Buhârî, Müslim ve Tırmızî’nin el-Câmi’ü’s-Sahîh adh eserleridir. Tefsir, tarih ve siyer. 6. Davranış âdâbı. 7. Fiten (fitneler) ve melâhim (büyük savaşlar). 8. Peygamberlerin ve ashâbın menakıbı. İşte bu konuları birleştiren, toplayan kitaplara “câmi'” adı verümiştir. Bu türün en tanınmış üç kitabı, Buhârî, Müslim ve Tırmızî’nin el-Câmi’ü’s-Sahîh adh eserleridir. Davranış âdâbı. 7. Fiten (fitneler) ve melâhim (büyük savaşlar). 8. Peygamberlerin ve ashâbın menakıbı. İşte bu konuları birleştiren, toplayan kitaplara “câmi'” adı verümiştir. Bu türün en tanınmış üç kitabı, Buhârî, Müslim ve Tırmızî’nin el-Câmi’ü’s-Sahîh adh eserleridir. Fiten (fitneler) ve melâhim (büyük savaşlar). 8. Peygamberlerin ve ashâbın menakıbı. İşte bu konuları birleştiren, toplayan kitaplara “câmi'” adı verümiştir. Bu türün en tanınmış üç kitabı, Buhârî, Müslim ve Tırmızî’nin el-Câmi’ü’s-Sahîh adh eserleridir. Peygamberlerin ve ashâbın menakıbı. İşte bu konuları birleştiren, toplayan kitaplara “câmi'” adı verümiştir. Bu türün en tanınmış üç kitabı, Buhârî, Müslim ve Tırmızî’nin el-Câmi’ü’s-Sahîh adh eserleridir.
inber-nâme
ed. Tasavvufî edebiyatta mutasavv şairlerin “minber” (bk. bu mad de) in faziletini şiirleştiren eser ler için kullandıkları ortak ad. minnet a. [Ar.] Allah’a nis pet edilen bu söz, “O’nun evren deki bütün yaratıklara dönük lü tuf ve keremi, ihsanı ile insanlar hidayet etmesi.” anlamında te rim. 2. İnsan nispet edildiğind bu söz, “Başkalarına yaptığı iy liği, yardımı, desteği için karşılı beklemesi ve yeri gelince bunlar başa kakması.” anlamında ku lanılan terim. mîr-i alem a. [< Ar. mî “emîr”in kısaltması + alem (bay rak, sancak)] İslâm ve İslâm yet’ten sonra Türk devletlerind hükümdarm bayrağını taşımak la görevli kumandan. mi'râç, -cı a. [Ar.] (ç. b ma'ârîc) “Basamak, merdiven yükselme, göğe çıkma.” anlamla rındaki bu söz, Hz. Peygam ber’in Kâbe’de buluna “Mescid-i Harâm”dan Kudüs’t bulunan ve Müslümanlarm il kıblesi ve de kutsal sayıla “Mescid-i Aksâ”ya yapılan ma nevî yolculuğu, oradan da göğ doğru seyahat ettirilerek kend sine geçmiş ve geleceğe ait baz bilgilerin veridiği yüce makam yani Allah katma yükselmey ifade eden terim. Hz. Peygam ber’in bu kutsal yolculuğu Kur’ân-ı Kerîm’de “İsra sure si” (17)nin ilk ayetinde açıkç 471 mîrâs vıf ifade edilmektedir. Arap kayd naklarmda bu terim, “isrâ ve r mi’râc” olarak geçerse de Türkçede yalnızca “mi'râc” olarak yaygın bir kullanım kazanmışstır. nü § tam. mi'râcü’n-nebiyy a. ra (^l fl^) Hz. Muhammed’in e Allah katına ve göğe çıkması de veya yükselmesi. yi İnsan nispet edildiğind bu söz, “Başkalarına yaptığı iy liği, yardımı, desteği için karşılı beklemesi ve yeri gelince bunlar başa kakması.” anlamında ku lanılan terim. mîr-i alem a. [< Ar. mî “emîr”in kısaltması + alem (bay rak, sancak)] İslâm ve İslâm yet’ten sonra Türk devletlerind hükümdarm bayrağını taşımak la görevli kumandan. mi'râç, -cı a. [Ar.] (ç. b ma'ârîc) “Basamak, merdiven yükselme, göğe çıkma.” anlamla rındaki bu söz, Hz. Peygam ber’in Kâbe’de buluna “Mescid-i Harâm”dan Kudüs’t bulunan ve Müslümanlarm il kıblesi ve de kutsal sayıla “Mescid-i Aksâ”ya yapılan ma nevî yolculuğu, oradan da göğ doğru seyahat ettirilerek kend sine geçmiş ve geleceğe ait baz bilgilerin veridiği yüce makam yani Allah katma yükselmey ifade eden terim. Hz. Peygam ber’in bu kutsal yolculuğu Kur’ân-ı Kerîm’de “İsra sure si” (17)nin ilk ayetinde açıkç 471 mîrâs vıf ifade edilmektedir. Arap kayd naklarmda bu terim, “isrâ ve r mi’râc” olarak geçerse de Türkçede yalnızca “mi'râc” olarak yaygın bir kullanım kazanmışstır. nü § tam. mi'râcü’n-nebiyy a. ra (^l fl^) Hz. Muhammed’in e Allah katına ve göğe çıkması de veya yükselmesi. yi
iç ezan
iç ezan a. Cuma vakti, hatip minberde iken müezzinin okuduğu ezan için kullanılan terim. Bu ezanla birlikte alış veriş yasağı başlamış olur.
Mefhar-İ Mevcûdât
Mahlûkâtın (yaratılmışların) övündüğü Muhammed aleyhisselâm. Mefhar-i mevcûdât efendimizin, güzel huylarından, edeblerinden bâzıları şunlardır: İnsanların en rahat davrananı, en kahramanı, en adâletlisi, en çok affedeni, en cömerdi idi. Kendisinden bir şey istendiğinde, "yok" dediği görülmemiştir. İnsanların en doğru konuşanı idi. Kendi evinde iken, tek başına kalkar, yiyeceğini alır yerdi. İstediği bir şeyi yemek için evdekileri zorlamazdı. Suyu oturarak, üç yudumda ve süzerek içerdi. Ağzını doldura doldura yutmazdı. Bunun için şöyle buyururdu: "Ciğer hastalığı ağzını doldurup yutmaktan gelir." (El-Hadâik-ul-Verdiyye, Abdülmecîd Hânî) Mefhar-i mevcûdât efendimiz, bir hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurdular: "Peygamberlere minberler kurulacak üzerine oturacaklar. Benim minberim olacak, ben üzerine oturmayacağım. Rabbimin huzûrunda ayakta dikileceğim. Bunun üzerine Allahü teâlâ şöyle buyuracak; "Ümmetine ne yapmamı istiyorsun?" "Yâ Rabbî! Hesâblarını hemen görüver" diyeceğim. Hemen çağrılıp hesapları görülecek; kimi O'nun rahmetiyle, kimi de benim şefâatimleCennet'e girecek. Şefâat etmeye öylesine devâm edeceğim ki, elime isimleri Cehennemliktir diye yazılı bir liste verilecek ve Cehennem hâzini (bekçisi) şöyle diyecek: "Ey Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) ! Ümmetin hakkında Rabbimin gazabı için, hiçbir şey bırakmadın." (Şifâ-i Şerîf, Menâhil) Mefhar-i mevcûdât Muhammed-i Mustafâ'ya salevât. (Süleymân Çelebi)
Ravda-İ Mübâreke
Mübârek, bereketli bahçe. Medîne-i münevverede, Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem kabr-i şerîfi ile mescidin o zamanki minberi arasında kalan mübârek mekan, yer. (Bkz. Ravda-i Mutahhera)
Ravda-İ Mutahhera
Temiz bahçe. Medîne-i münevveredeki Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) mescidinin içinde bulunan ve Peygamber efendimizin kabr-i şerîfi ile mescidin o zamanki minberi arasında kalan 26 m. uzunluğundaki mübârek yer. Ravda-i mukaddese, Ravda-i mübâreke de denir. Bu fakire göre yeryüzünün en kıymetli yeri, Kâbe-i muazzama ve bunun etrâfındaki Mescid-i Harâm denilen câmidir. Bundan sonra Medîne'deki Ravda-i mutahheradır. Üçüncü olarak Mekke-i mükerreme şehridir. Görülüyor ki, Ravda-i mutahhera Mekke'den daha üstündür demek doğrudur. (İmâm-ı Rabbânî) Hacca giden müslümanlar Mekke'de hac vazîfesini yerine getirdikten sonra Medîne'ye gelirler. Mescide girmeden önce gusl abdesti alınır. Peygamber efendimizin kabr-i şerîfini ziyârete niyet edilir. Salevât-ı şerîfe ve duâ okuyarak Mescid-i nebîye gelinir ve minber yanındaki Ravda-i mutahherada iki rek'at tahiyyet-ül-mescîd namazı, iki rek'at da şükür namazı kılınır. Duâdan sonra Kabr-i şerîf ziyâret edilir. (Abdullah Mûsulî)
Semahane
Semâ yapılan yere semahane denir. Burası daire şeklindedir. Döşemesi, ayağı incitmeyecek düz tahtalarla döşelidir. Semâ’ı izlemek üzere gelen seyircilere mahsus (züvvâr), parmaklıkla ayrılmış bir yer vardı. Bu kısım semahaneden ayrıdır. Semahaneye girilen kapının tam karşısında, ziyaretçilere ait yerin sonunda, mihrab vardır. Sol kısımda, türbe bulunur ve burası duvarla ayrılmamıştır. Çok defa, mihrab istikâmetinin sağında minber, asıl semahanenin sağ tarafında Mesnevî’nin şerh edilip anlatıldığı bir kürsü bulunur.
Rûh-Ul-Kuds
1. Cebrâil aleyhisselâm. Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki: Meryem oğlu Îsâ'ya da beyyineler (çok açık deliller ve mûcizeler) verdik ve onu Rûh-ül-kuds ile takviye ettik, kuvvetlendirdik. (Bekara sûresi: 87, 253 ) De ki; onu (Kur'ân-ı kerîmi) îmân edenlere tam bir sebat vermek, müslümanlara bir hidâyet ve bir müjde olmak için Rabbinden hak olarak Rûh-ül-kuds indirmiştir. (Nahl sûresi: 102) Rûh-ül-kuds kalbime şöyle ilkâ etti (bildirdi ki): "Allah'tan başka kimi seversen sev, mutlaka ondan ayrılacaksın. (Hadîs-i şerîf-İhyâu Ulûmiddîn) 2. Allahü teâlânın Îsâ aleyhisselâma ihsân ettiği kudret, kuvvet. Îsâ aleyhisselâmdan sonra Îsevîler bozuldular. Doğru yoldan uzaklaştılar. Îsâ aleyhisselâmın uydurma resim ve heykellerini yaptılar. Haç işâretlerini kabûl ettiler ve bunu bir sembol edindiler. Îsâ aleyhisselâmı Allah'ın oğlu kabûl ettiler. Hâlbuki Îsâ aleyhisselâm onlara kat'iyyen böyle bir şey söylememiş, onlara ancak Rûh-ul-kuds'ten bahs etmiştir. (Herkese Lâzım Olan Îmân) 3. Hıristiyanlıktaki teslis (üçlü tanrı) inancında, baba-oğul unsurlarından türeyen üçüncü unsur. Hıristiyanlar hem Allah'a hem de O'nun oğlu kabûl ettikleri Îsâ'ya (aleyhisselâm) bir de Rûh-ul-kudse inanmak zorunda kalınca, bütün hak dinlerin esâsı olan Allahü teâlâ birdir ve değişmez yaratıcıdır inancından uzaklaşarak üç tanrıya birden tapmak durumuna düştüler. Bu inanışa teslis adı verilir. (Harputlu İshâk Efendi) Îsâ aleyhisselâmın hak dîni kendisinden sonra düşmanları tarafından sinsice değiştirildi. Bolüs (Pavlos) adındaki bir yahûdî, Îsâ aleyhisselâma inandığını söyleyerek ve Îsevîliği yaymaya çalışıyor görünerek Allahü teâlânın indirdiği İncîl'i yok etti. Daha sonra Îsevîliğe teslis (üçlü tanrı) fikri sokuldu. Baba-Oğul-Rûh-ül-kuds diye akıl ve mantığın kabûl edemeyeceği bir inanış sistemi kuruldu. (Harputlu İshâk Efendi ) 4. İsm-i âzam. Bâzı âlimler Rûh-ul-kudsten maksad, İsm-i âzam duâsıdır. "Îsâ aleyhisselâm ölüleri bu duâyı okuyarak diriltir, birçok mûcizeleri, bunu söyleyerek gösterirdi" demişlerdir. (Fahreddîn-i Râzî) 5. İncîl. Bâzı âlimler de Rûh-ul-kudsten maksad İncîl'dir demişlerdir. Şûrâ sûresi 52. âyet-i kerîmesinde; "Sana nezdimizden bir rûh vahy ettik" buyrulmuştur. (Fahreddîn-i Râzî) 6. Allahü teâlânın hayat verici, koruyucu mânâsına gelen sıfatları. Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem İslâm şâirlerinden birkaçına kâfirleri kötülemelerini emir buyurdu. O şâirlerden biri Resûlullah'ın önünde minbere çıktı. Herkese karşı kâfirleri kötüleyen şiirleri okudu. O server aleyhissalâtü vesselâm; "Bu, kâfirlerin kötülüğünü açığa vurdukça, Rûh-ul-kuds bununla berâberdir" buyurdu. (İmâm-ı Rabbânî) Rûhlar Âlemi : Maddî olmayan âlem. (Bkz. Âlem) Hızır aleyhisselâm, rûhânî olarak dedi ki: "Biz, rûhlar âlemindeniz. Allahü teâlâ, bizim rûhlarımıza öyle kuvvet vermiştir ki, insan şeklini alırız. İnsanların yaptığı işleri, bizim rûhlarımız da yapar. İnsanların yaptığı gibi, yürür, durur ve ibâdet ederiz. (İmâm-ı Rabbânî)
Medîne-İ Münevvere
Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem Mekke-i mükerremeden hicret ettikten sonra, yerleştiği, ilk İslâm devletini kurduğu ve kabr-i şerîfinin bulunduğu şehir. Hicretten önceki adı Yesrib olup, hicretten sonra Medînet-ür-Resûl (Peygamber şehri) veya Medîne-i münevvere (nurlu şehir) adıyla anılmıştır. Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki: Onlar (münâfıklar) ; "Eğer Medîne'ye dönersek, andolsun en şerefli ve kuvvetli olanımız oradan en hakir ve zaîf olanı muhakkak çıkaracaktır" diyorlardı. Hâlbuki şeref, kuvvet ve gâlibiyet Allah'ındır, Peygamberinindir, mü'minlerindir. Fakat münâfıklar bunu bilmezler. (Münâfikûn sûresi: 8) Sizden biriniz Medîne-i münevverede vefât etmeğe gücü yetiyorsa, orada vefât etsin. Çünkü ben Medîne-i münevverede vefât edenlere şefâat ederim. (Hadîs-i şerîf-Mir'ât-ül-Haremeyn) Medîne-i münevvereye Mesîh Deccâl'in (değil kendisi) kokusu bile giremeyecektir. O fitne günlerinde Medîne'nin yedi kapısı olacak ve her kapıda muhâfız iki melek bulunacaktır. (Hadîs-i şerîf-Ahbâru Mekke) Medîne-i münevvere, Mekke-i mükerremenin batısında ve Kızıldeniz'in doğusunda yer alan kuzeye doğru meyilli çölün ve güneye doğru uzanan az dalgalı bir ovanın bittiği yerde kurulmuştur. Çok verimli ve tarıma elverişli topraklarında her çeşit sebze, çeşitli meyveler ile muz ve hurmanın en iyileri yetişir. Arabistan yarımadasının diğer bölgelerine göre serin bir iklime sâhibdir. (Eyyûb Sabri Paşa) Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem Mekke-i mükerremede insanları on üç sene müddetle İslâm dînine dâvet ettikten sonra Allahü teâlânın emri ile Medîne-i münevvereye 622 senesi Rebî-ul-evvel'in sekizinci Pazartesi günü hicret etti. Burada İslâmiyet'i her tarafa yaydı. On sene sonra yâni 632 senesi Haziran'ında, Rebî-ul-evvelin on ikinci Pazartesi günü Medîne-i münevverede vefât etti. (Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî) Peygamber efendimizin yaptırdığı Mescid-i Nebî içerisinde yer alan "Kabrim ile minberim arası Cennet bahçelerinden bir bahçedir" buyurarak medh ettiği Ravza-i mütahhera (Cennet bahçesi), Peygamber efendimizin kabr-i şerîfi, Uhûd şehidliği, başta hazret-i Osman olmak üzere pekçok Sahâbe-i kirâmın (Peygamberimizin arkadaşları) kabirlerinin bulunduğu Cennet-ül-Bakî' kabristanı gibi mübârek yerler Medîne-i münevverededir. (Eyyûb Sabri Paşa)
Ravda-İ Mukaddese
Mukaddes bahçe. Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem Medîne-i münevveredeki mescidinin içinde kabr-i şerîfi ile mescidin o zamanki minberinin arasında kalan mübârek mekân, yer. (Bkz. Ravda-i Mutahhera)
Cum'a Hutbesi
Cumânın ilk dört rek'atlik sünnetten sonra ve iki rek'atlik farzdan önce, imam tarafından cemâat huzurunda minberden Arabça olarak okunan hutbe. Cumâ hutbesi okunurken, bir kimsenin başka bir kimseye, sus yâhut iyi dinle demesi lüzumsuzdur. (İbn-i Âbidîn) Hatîbin, Cumâ hutbesinde emr-i ma'rûftan, dînin emirlerinden başka şeyleri, Arapça bile söylemesi harama yakın mekrûhtur. İmam efendi, içinden E'ûzü okuyup, sonra yüksek sesle, hamd ve senâ ve kelime-i şehâdet, salât ü selâm okur. Sonra vâz eder, yâni sevâba ve azâba sebeb olan şeyleri hatırlatır ve âyet-i kerîme okur. Sonra oturur. Kalktığında, ikinci hutbede vâz yerine, mü'minlere duâ eder. Dört halîfenin isimlerini söylemesi lâzımdır, müstehâbdır. Hutbeye dünyâ sözü karıştırmak haramdır. Namaz kılarken yapması haram olan şeyler, hutbe dinlerken de haramdır. (Abdülhayy Lüknevî) Cumâ hutbesini Arapça'dan başka dil ile okumak, namaza dururken, başka dil ile iftitâh tekbîri almak gibidir. Bu ise, namazdaki diğer zikirler ve duâlar gibidir. Namaz içindeki zikirleri ve duâyı Arapça'dan başka dil ile söylemek ise tahrîmen (harama yakın) mekrûhtur. Hazret-i Ömer yasak etmiştir. (Abdülhayy Lüknevî, İbn-i Âbidîn)
Aziz Mahmud Hüdâyî Âsitânesi
İstanbul · Türkiye · Celvetiyye’nin merkez tekkesi Aziz Mahmud Hüdâyî’nin 997-1003 (1589-1595) yılları arasında kurduğu külliye, Celvetiyye’nin âsitânesi ve pîr evidir. Kaynaklarda Hüdâyî Mahmud Efendi Âsitânesi, Hankāh-ı Celvetî ve Aziz Mahmud Hüdâyî Efendi Dergâhı gibi farklı adlarla anılır. İlk yapı programı Hüdâyî’nin 1589’da satın aldığı arsada başlayan ilk tekke, 1595’te tamamlandı; tevhidhâne 1598-99’da minber eklenerek camiye çevrildi. Derviş hücreleri, aşhane-imaret, taamhâne, meşrutahâneler, çeşmeler ve Hüdâyî’nin türbesi merkez çevresinde gelişti. Geniş vakıf ağı, kalabalık derviş topluluğunun barınma ve iaşesini destekliyordu. Yangın ve ikinci inşa 1850 Üsküdar yangınında türbe dışındaki yapıların büyük bölümü ortadan kalktı. Sultan Abdülmecid 1855-56’da külliyeyi, önceki yerleşim düzenini büyük ölçüde koruyarak yeniden yaptırdı; cami-tevhidhâneye hünkâr mahfili ve arsaya sıbyan mektebi eklendi. Lutfi Bey’in 1899-1900 tarihli kütüphane ve türbe yapısı da geç Osmanlı katmanını temsil eder. İrşad ve şehir hafızası Âsitâne yalnız Hüdâyî’nin kabri çevresindeki ziyaret hareketinin değil, Celvetî post silsilesinin, halife ağının, imaret hizmetinin ve Üsküdar’daki tasavvuf coğrafyasının merkezidir. Yakındaki Fenâî Ali Efendi Türbesi, Kapıcı Tekkesi ve Küçükçamlıca Çilehânesi bu geniş irşad çevresinin bağlantılı duraklarıdır.
Herat
Herat · Afganistan · Gençliğinde dinî ilimleri tahsil ettiği ve sonradan iki defa Şâhruh'un huzuruna götürüldüğü şehir; mehdîlik iddiasından vazgeçtiğini burada minberde ilân etmiş, 848/1444'te burada serbest bırakılmıştır.
Vahş
Vahş · Tacikistan · 1203-1210 arasında oturduğu veya gidip geldiği kasaba; buranın emîri ile ilişki kurmuştu, kadısını ise minberden eleştirenler arasında sayar. İlişkili kişi dosyası Bahâeddin Veled : Bahâeddin Veled (1151-1231), Belh’in ilim ve vaaz geleneğini Horasan, Irak, Hicaz ve Anadolu güzergâhından Konya’ya taşıyan; Maârif’i, Burhâneddin Tirmizî’ye tesiri ve Mevlânâ’nın ilk hocası oluşuyla Mevlevî hafızanın kurucu halkalarından biri olan âlim ve mutasavvıftır.
Küçük Ayasofya Camii
İstanbul · Türkiye · Bizans yapısından Osmanlı külliyesine Iustinianos tarafından yaklaşık 530’da Sergios ve Bakkhos adına yaptırılan kilise, II. Bayezid döneminde Kapıağası Hüseyin Ağa tarafından camiye çevrildi. Yakınına zâviye, türbe, mektep ve hamam eklenerek vakıf külliyesi kuruldu. Küçük Ayasofya adı Merkezî planı ve galeri düzeninin Ayasofya ile kurduğu biçimsel yakınlık sebebiyle yapı Türk döneminde Küçük Ayasofya adıyla anıldı. Camiye dönüşüm sırasında son cemaat revakı, mihrap, minber, mahfil ve Osmanlı pencere düzeni eklendi. Deprem, demiryolu ve onarımlar 1648 ve 1766 depremleri yapıya zarar verdi. 1860’larda kıyı demiryolunun geçirilmesi külliyeyi değişen zemin seviyesinin altında bıraktı. 1936’da yıktırılan barok minarenin yerine 1955’te yeni minare yapıldı; aynı dönemde cephe ve iç mekân onarıldı. Aynı külliyedeki zâviye Cami kaydı, aynı avludaki zâviye-medrese dosyasıyla birlikte okunmalıdır. İki kayıt aynı tarihî yerleşkenin ibadet ve tarikat işlevlerini ayrı ayrı görünür kılar.
Aydınoğlu Tekkesi ve Mescidi
İstanbul · Türkiye · Hadîkatü’l-Cevâmi‘, yapının bânisini Tebrizli Saçlı Emîr Muhyiddin Mehmed Efendi olarak kaydeder. Sultan II. Bayezid devrinde müderrislik ve İstanbul kadılığı yapan bâninin mescidinin minberini Aydınzâde Şeyh Mehmed Efendi koydurmuş; yapı bu sebeple Aydınoğlu Tekkesi adıyla tanınmıştır. Hadîka kaydı Aydınzâde’yi Kādirî olarak gösterir ve Tophane’deki Kādirî tekke hazîresine defnedildiğini bildirir. Sonraki yüzyıllarda Şâbânî ve başka irşad halkalarının aynı yapıyı kullanması, kuruluş nispeti ile sonraki post tarihinin ayrı okunmasını gerektirir.
Hacı Evhad Dergahı
İstanbul · Türkiye · Sinan’ın geç dönem yapısı Yedikule surlarının iç tarafındaki Hacı Evhad Camii, Kasap Hacı Evhad tarafından Mimar Sinan’a 993/1585’te yaptırıldı. Cami, zâviye hücreleri, hamam ve çeşmelerle küçük bir külliye oluşturuyordu; kurucunun kabri kıble duvarı dışındaki hazîrededir. Tekke işlevi Hadîkatü’l-cevâmi‘ yazıldığı sırada avluda zâviye hücreleri bulunuyordu. Cami ve tekke Sultan Abdülmecid tarafından Nakşibendî şeyhi Hüsâmeddin Efendi’nin talebiyle 1267/1850-51’de onarıldı ve avluya yeni şadırvan eklendi. Harabiyet ve onarım Yapı XX. yüzyılın ilk yarısında ağır biçimde harap oldu. Nafia Gezer, Rahmi Gezer ve Emine Dürnev Hanım’ın girişimiyle 1945’te onarıldı; son cemaat yeri, mihrap, minber ve mahfiller bu ihyanın izlerini taşır. Bugünkü okuma Mevcut cami tarihî yapının ana kütlesini sürdürür; tekke hücreleri aynı ölçüde korunmamıştır. Bu kayıt cami, zâviye ve hazîreyi tek tarihî yerleşkenin farklı işlevleri olarak ele alır.
İstanbul'da Tekke-Mescidlerin Değişen Aidiyetleri
Bir yapının kuruluşu, minber kazanması, zâviyeye dönüşmesi ve farklı irşad halkalarınca kullanılması
SÛFÎ KELİMESİNİN KÖKÜ
Avârifü’l-Maârif · 6. bölüm · Hz. Enes b. Mâlik (r.a) demiştir ki: “Rasûlullah (s.a.v), bir kölenin bile dâvetine gider, merkebe biner ve yün elbise giyerdi.” 31 Sûfîler, bu hadis-i şerife uyarak hem daha yumuş
SEFERİN (YOLCULUĞUN) FARZLARI VE FAZİLETLERİ
Avârifü’l-Maârif · 17. bölüm · Önce şunu belirtelim ki; seferin fıkhî durumu ve hükümleri fıkıh kitaplarında genişçe açıklanmıştır ve kitabımız aslen bu konular için yazılmamıştır. Fakat biz, teberrüken bu konud
SEMÂ HAKKINDA SÛFİLERİN GÖRÜŞÜ
Avârifü’l-Maârif · 22. bölüm · Allahu Teâlâ buyurmuştur ki "Sözü dinleyip de en güzeline uyan kullarımı müjdele! Onlar Allah’ın hidâyete ulaştırdığı kimselerdir. Ve onlar, gerçek akıl sahipleridir.” (Zümer (39),
Sayfalar 29–36
Muzaffer Ozak Külliyatı · haremeyn, ceddüs-sıbteyn, imam-ül-Enbiyâ, imam-ül-etkiyâ, tâcül-asfiyâ, sahib-üs-seyf, sahib-ül-kitab, münzel-ül-Kur'an, sahibül-mi'râc, şefi-ul-müznibiyn, Resûlüllah, Habibullah,
Sayfalar 37–43
Muzaffer Ozak Külliyatı · nur, herhangi bir kimseyi çağırır gibi Yâ Ahmed, Yâ Muhammed diye çağırırsanız bütün hayırlı amellerinizi iptal etmiş olursunuz. Siz, bunun farkına bile varamazsınız. Dikkat ediniz
Sayfalar 51–57
Muzaffer Ozak Külliyatı · den, senin âleme rahmet olduğundandır. Arş ve kürsi, yerler ve gökler, içlerinde bulunan mahlüklar ve bunların cümlesinin hilkatleri ve nimet bulmaları hep senin hürınetindendir. B
Sayfalar 41–47
Muzaffer Ozak Külliyatı · Esteizü billâh: « Ve yetûfu aleyhim vildanün muhalledüne iza reeytehüm hasibtehüm lü'lüen men süra» sadakallahulaziym. Insan sûresi: 19-20 Meâli şerifi: «Cennet ehlinin etrafında h
Sayfalar 81–87
Muzaffer Ozak Külliyatı · içindedirler. Allahu sübhanebu ve tealâ hazretlerinin, Kitab-ı keriminde medh-ü senâ eylediği o zevât-ı âlişan ki, Allahu tealâ'nın kendilerinden ve kendilerinin de Allahu azim-üş-
Sayfalar 79–83
Muzaffer Ozak Külliyatı · Resûl aleyhisselâmın son günlerinde idi. Hazreti Bilal'e, bütün eshabın ve ensarın Mescidi nebeviyede toplanmalarını emr eylediler. Hazreti Bilâl radiyallahu anh, nâsı Mescide topl
Sayfalar 96–105
Muzaffer Ozak Külliyatı · ve felâketlere ma'ruz kalır mı idik? Artık, ilelebet burada kalacak, bu korkunç azabı tadarak yanacağız. Bizi sen idlâl ettin, hak yolundan sen alıkoydun, ebedî saadetten mahrum et
Sayfalar 110–115
Muzaffer Ozak Külliyatı · dir. Dünya zorluğu mukabilinde, dünya ve âhiret kolaylığını ihsan buyurur. Hastalık karşılığı sıhhat ve âfiyyet veya günaha kefaret yahut derecâta nailiyyet kolaylığı verilir. Küfü
Sayfalar 104–110
Muzaffer Ozak Külliyatı · verip, duyma nasibi olanlar hemen bu islâm gemisine iltica eylemede. Bu geminin ipi Kur'an, merdiveni ise âmâli-sâlihadır. Bu misali, sizlere anlatmak için söyledim. Allah celle di