ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
26 sonuç · “Mahiye”
01Dâvûd-i Kayserî
Dâvûd-i Kayserî (yak. 1260 – 751/1350), Orhan Gazi'nin 1336'da İznik'te açtığı ilk Osmanlı medresesinin ilk müderrisi; vahdet-i vücûdu felsefî mahiyette yorumlayan ilk sûfî müellif ve tabiatı enerjiyle açıklayan bir tabiat filozofu.
Ayin-i niyaz
uy 1) Niyaz ayini. Bektaşiler Babaya gelip hayır ve himmet istemek için onun huzurunda yüz ve gözlerini yerlere sürerek yalvarırlar, buna niyaz etme ve niyaz ayini adı verilir (AM 220). 2. Mevlevilikte mukabele ayini bittikten sonra istek üzere onun devamı mahiyetinde yapılan ayin. Ayin-i sükvari Musibet ayini matem töreni, yas merasimi. Şiirlerde muharrem ayının onuncu günü Kerbela faciasını anmak maksadıyla yapılan bir ayin. Bu ayine katılanlar çığlıklar atarak ağlar, üst ve başlarını yırtar, kamalarla bedenlerini yararlar; zincirlerle üst ve başlarını döver, başlarını taşlara ve duvarlara çalarlar. Mevlevilikte mukabele ayini bittikten sonra istek üzere onun devamı mahiyetinde yapılan ayin. Ayin-i sükvari Musibet ayini matem töreni, yas merasimi. Şiirlerde muharrem ayının onuncu günü Kerbela faciasını anmak maksadıyla yapılan bir ayin. Bu ayine katılanlar çığlıklar atarak ağlar, üst ve başlarını yırtar, kamalarla bedenlerini yararlar; zincirlerle üst ve başlarını döver, başlarını taşlara ve duvarlara çalarlar.
Berzah
Farklı iki ortam arasında yer alan ve bu iki ortama tamamen benzemediği gibi tam olarak onlardan farklı da olmayan ara ortam; iki şeyi birbirinden ayıran üçüncü şey, ara bölge. 2. Ölümle başlayıp kıyamete kadar süren zaman, bu zaman içinde ruhların bulunduğu mekân ve âlem, dünya ile ahiret arasındaki âlem (Mü'min Süresi, 100; Rahman Suresi, 20). Ölümle dünyadan ayrılan ruhlar berzah âlemine gittikleri gibi, uyku halinde bedenden ayrılan ruhlar da bu âleme giderler. 3. İki hal, iki sıfat, iki mertebe ve iki âlem arasında bulunan ara hale, sıfata, mertebeye ve âleme de berzah denir; örn. hayal, varlıkla yokluk ara- Bevn sında yer alan bir berzahtr, ne vardır ne de yok, ne malumdur ne de meçhul, ne | müsbettir ne de menfi veya hem vardır hem yoktur. 4. İnsanın hakikati ve mahiyeti de bir berzahtır. Hak ile halk arasında bulunur. Bir yönüyle Hakk’a, diğer yönüyle halka dönüktür veya insan bir yönden ruhlar âlemine, diğer yönden be- | den ve madde âlemine bağlıdır. Mülk ile meleküt, şehadet ile gayb âlemleri ara- | sında bulunur. Hem o, hem bu âlemin bazı özelliklerine sahip olduğu halde mutlak olarak ne o, ne de bu âlemdendir. Bütün berzahların aslı olan ilk taayyüne ve hazret-i vahidiyete berzah-ı câmi, berzah-ı evvel, berzah-ı azam gibi isimler verilir, Vahidiyet mutlak birlikle çokluk arasında bir berzahtır (KT). Ölümle başlayıp kıyamete kadar süren zaman, bu zaman içinde ruhların bulunduğu mekân ve âlem, dünya ile ahiret arasındaki âlem (Mü'min Süresi, 100; Rahman Suresi, 20). Ölümle dünyadan ayrılan ruhlar berzah âlemine gittikleri gibi, uyku halinde bedenden ayrılan ruhlar da bu âleme giderler. 3. İki hal, iki sıfat, iki mertebe ve iki âlem arasında bulunan ara hale, sıfata, mertebeye ve âleme de berzah denir; örn. hayal, varlıkla yokluk ara- Bevn sında yer alan bir berzahtr, ne vardır ne de yok, ne malumdur ne de meçhul, ne | müsbettir ne de menfi veya hem vardır hem yoktur. 4. İnsanın hakikati ve mahiyeti de bir berzahtır. Hak ile halk arasında bulunur. Bir yönüyle Hakk’a, diğer yönüyle halka dönüktür veya insan bir yönden ruhlar âlemine, diğer yönden be- | den ve madde âlemine bağlıdır. Mülk ile meleküt, şehadet ile gayb âlemleri ara- | sında bulunur. Hem o, hem bu âlemin bazı özelliklerine sahip olduğu halde mutlak olarak ne o, ne de bu âlemdendir. Bütün berzahların aslı olan ilk taayyüne ve hazret-i vahidiyete berzah-ı câmi, berzah-ı evvel, berzah-ı azam gibi isimler verilir, Vahidiyet mutlak birlikle çokluk arasında bir berzahtır (KT). İki hal, iki sıfat, iki mertebe ve iki âlem arasında bulunan ara hale, sıfata, mertebeye ve âleme de berzah denir; örn. hayal, varlıkla yokluk ara- Bevn sında yer alan bir berzahtr, ne vardır ne de yok, ne malumdur ne de meçhul, ne | müsbettir ne de menfi veya hem vardır hem yoktur. 4. İnsanın hakikati ve mahiyeti de bir berzahtır. Hak ile halk arasında bulunur. Bir yönüyle Hakk’a, diğer yönüyle halka dönüktür veya insan bir yönden ruhlar âlemine, diğer yönden be- | den ve madde âlemine bağlıdır. Mülk ile meleküt, şehadet ile gayb âlemleri ara- | sında bulunur. Hem o, hem bu âlemin bazı özelliklerine sahip olduğu halde mutlak olarak ne o, ne de bu âlemdendir. Bütün berzahların aslı olan ilk taayyüne ve hazret-i vahidiyete berzah-ı câmi, berzah-ı evvel, berzah-ı azam gibi isimler verilir, Vahidiyet mutlak birlikle çokluk arasında bir berzahtır (KT). İnsanın hakikati ve mahiyeti de bir berzahtır. Hak ile halk arasında bulunur. Bir yönüyle Hakk’a, diğer yönüyle halka dönüktür veya insan bir yönden ruhlar âlemine, diğer yönden be- | den ve madde âlemine bağlıdır. Mülk ile meleküt, şehadet ile gayb âlemleri ara- | sında bulunur. Hem o, hem bu âlemin bazı özelliklerine sahip olduğu halde mutlak olarak ne o, ne de bu âlemdendir. Bütün berzahların aslı olan ilk taayyüne ve hazret-i vahidiyete berzah-ı câmi, berzah-ı evvel, berzah-ı azam gibi isimler verilir, Vahidiyet mutlak birlikle çokluk arasında bir berzahtır (KT).
Hakikat
Gerçek; var olduğu kesin ve açık olarak bilinen şey, bir şeyi a Hakka'l-yakin o şey yapan husus, mahiyet. 2. tas. a Hakk'ın sâlikten vasıflarını alarak yerine kendi vasıflarını koyması (ittisaf bi-evsafillâh). Zira kul ile kulda ve kuldan faali- 5 yette bulunan O'dur (im). Ondan başka hakiki fail yoktur (TK 1:305). b Tasavvuf. Hakikat, ilm-i tasavvuf; şeriat ise ilm-i fıkıhur. Hakikate şeriat bir paranın iki yüzü gibidir. Hakikatsiz (özsüz, anlamsız) şeriat makbul değil, şeriatsız hakikat ise bâtıldır. İkisi arasında tam bir uyum vardır. Şeriat, tarikat, hakikat, marifet dört kapıdır. Şeriat bir ağaç, hakikat onun meyvesidir. c Hz. Âdem'den kıyamete kadar değişmeyen hükümler. Hakikat-i Muhammediye (4 (حقيقة محبد 1. Muhammedi gerçek. 2. tas. Bütün güzel isimleri kendinde barındıran ve bulunduran ilk taayyünle birlikte olan Zat. Zat, ism-i azam (kı; cr). Her şey bu hakikatten ve bu hakikat için yaratılmıştır. Muhammedi gerçek. 2. tas. Bütün güzel isimleri kendinde barındıran ve bulunduran ilk taayyünle birlikte olan Zat. Zat, ism-i azam (kı; cr). Her şey bu hakikatten ve bu hakikat için yaratılmıştır.
inşân
“Beşer, insan topluluğu. ” anlamında olan “ins” sözünden gelen bu terim, erkek veya dişi bu türün her ferdi için kullanılmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’de altmış beş yerde aynı anlamda kullanılan bu söz, varlık olarak bütün yön leriyle ifade edilmiş ve onun ya ratılışı, mahiyeti üe gayesini bit bütünlük içinde açıklanmıştır. Hz. Âdem’den başlayarak insan özel bir konumda ve yaratılış yöntemiyle varlık âlemine çıka rılmıştır. Kur’ân-ı Kerîm’in bir başka önemli açıklaması ise “insan”m yeryüzünü imar ve ıslah edecek olan “halife” görevin üstlenmiş olmasıdır (Bakara suresi, 2 / 30). Yaratıklarm en mükemmeli olan bu varlık, topraktan yaratılmış cismanî bünyesi yanında ruhanî bir kimliğ ile, duyularıyla, aklıyla iyiyi kö tüden, güzeli çirkinden ayırma yeteneği ile geliştirilmiş; böylece o, kendinden sorumlu olmaya yetecek bir özgürlüğe sahip ol muştur. Onun Kur’ân-ı Kerîm’de pek çok surede ve ayette anlatılan bu derin ve çok yönlü vasıfları, Hz. Peygam ber’in hadislerinde de yer almış; “ins” sözüyle birlikte mütalaa edilmiştir.
İnsaniyet
İnsaniyetin hakikati ve mahiyeti kimsenin senden incinme- mesi, her şeyin seninle ülfet ve ünsiyet etmesidir. Bkz. Âdemiyet. İnsidâu'l-cem (a! «| (انصد Cem yarılması ve açılması tas. Cemden sonra vahdette kesretin zuhur etmesiyle gelen fark hali. Bu halde çokluk birlikte itibar edilir (kı).
Kelime
ÇE) ¢. Kelim veya Kelimat İnsan-ı kâmil, bir bütün olarak ilâhî kemali kendi varlığında gerçekleştiren insan. İlâhî isimlerin hepsi bu insanda tecelli ettiğinden yalnızca yeryüzünde değil, bütün kâinatta Allah'ın halifesi olmaya en layık odur. 2. Tekvin kelimesinin dış âlemdeki mazharları olmaları sebebiyle varlıklardan her biri Allah'ın bir kelimesidir (Kehf Suresi, 109). 3. Bütün peygamberlerin ve velilerin hakikatlerine (mahiyetlerine, manevi hüviyetlerine) özellikle Hz. Peygamberin hakikatine (Hakikat-i Muhammediye'ye) de kelime denir. Bu anlamda kelime logos demektir. 4. Kelime'nin nefesle de ilgisi vardır. Telaffuz edilen kelimeler içinizden gelen nefesin taayyünatı (belirli biçimlere girmiş şekilleri) olduğu gibi, Allah'ın kelimeleri de, (cevher-i vücut da denilen) nefesirahmani'deki taayyünlerinden ibarettir. 5. Dış âlemdeki mahiyet, ayn, hakikat ve varlıklardan her biri, taayyün eden her şey. Bazen bunların iç âlemle ilgili olanına da kelime-i vücudiye, mücerret olanlarına ise kelime-i tâmme adı verilir (kı; cr). Kelimetu'l-hazret Hazret kelimesi. Külli iradenin sureti ve yaratma aracı olan kün (Nahl 40). Allah bir şeye kün (“ol”) deyince o şey olur. İşte buradaki kün kelimesi yaratma vasitasidir (logos) (cr). Kelimetullah Allah'ın kelimeleri, yani Allah'ın yaratıkları (mahlukatu'llah) (kı). Tekvin kelimesinin dış âlemdeki mazharları olmaları sebebiyle varlıklardan her biri Allah'ın bir kelimesidir (Kehf Suresi, 109). 3. Bütün peygamberlerin ve velilerin hakikatlerine (mahiyetlerine, manevi hüviyetlerine) özellikle Hz. Peygamberin hakikatine (Hakikat-i Muhammediye'ye) de kelime denir. Bu anlamda kelime logos demektir. 4. Kelime'nin nefesle de ilgisi vardır. Telaffuz edilen kelimeler içinizden gelen nefesin taayyünatı (belirli biçimlere girmiş şekilleri) olduğu gibi, Allah'ın kelimeleri de, (cevher-i vücut da denilen) nefesirahmani'deki taayyünlerinden ibarettir. 5. Dış âlemdeki mahiyet, ayn, hakikat ve varlıklardan her biri, taayyün eden her şey. Bazen bunların iç âlemle ilgili olanına da kelime-i vücudiye, mücerret olanlarına ise kelime-i tâmme adı verilir (kı; cr). Kelimetu'l-hazret Hazret kelimesi. Külli iradenin sureti ve yaratma aracı olan kün (Nahl 40). Allah bir şeye kün (“ol”) deyince o şey olur. İşte buradaki kün kelimesi yaratma vasitasidir (logos) (cr). Kelimetullah Allah'ın kelimeleri, yani Allah'ın yaratıkları (mahlukatu'llah) (kı). Bütün peygamberlerin ve velilerin hakikatlerine (mahiyetlerine, manevi hüviyetlerine) özellikle Hz. Peygamberin hakikatine (Hakikat-i Muhammediye'ye) de kelime denir. Bu anlamda kelime logos demektir. 4. Kelime'nin nefesle de ilgisi vardır. Telaffuz edilen kelimeler içinizden gelen nefesin taayyünatı (belirli biçimlere girmiş şekilleri) olduğu gibi, Allah'ın kelimeleri de, (cevher-i vücut da denilen) nefesirahmani'deki taayyünlerinden ibarettir. 5. Dış âlemdeki mahiyet, ayn, hakikat ve varlıklardan her biri, taayyün eden her şey. Bazen bunların iç âlemle ilgili olanına da kelime-i vücudiye, mücerret olanlarına ise kelime-i tâmme adı verilir (kı; cr). Kelimetu'l-hazret Hazret kelimesi. Külli iradenin sureti ve yaratma aracı olan kün (Nahl 40). Allah bir şeye kün (“ol”) deyince o şey olur. İşte buradaki kün kelimesi yaratma vasitasidir (logos) (cr). Kelimetullah Allah'ın kelimeleri, yani Allah'ın yaratıkları (mahlukatu'llah) (kı). Kelime'nin nefesle de ilgisi vardır. Telaffuz edilen kelimeler içinizden gelen nefesin taayyünatı (belirli biçimlere girmiş şekilleri) olduğu gibi, Allah'ın kelimeleri de, (cevher-i vücut da denilen) nefesirahmani'deki taayyünlerinden ibarettir. 5. Dış âlemdeki mahiyet, ayn, hakikat ve varlıklardan her biri, taayyün eden her şey. Bazen bunların iç âlemle ilgili olanına da kelime-i vücudiye, mücerret olanlarına ise kelime-i tâmme adı verilir (kı; cr). Kelimetu'l-hazret Hazret kelimesi. Külli iradenin sureti ve yaratma aracı olan kün (Nahl 40). Allah bir şeye kün (“ol”) deyince o şey olur. İşte buradaki kün kelimesi yaratma vasitasidir (logos) (cr). Kelimetullah Allah'ın kelimeleri, yani Allah'ın yaratıkları (mahlukatu'llah) (kı). Dış âlemdeki mahiyet, ayn, hakikat ve varlıklardan her biri, taayyün eden her şey. Bazen bunların iç âlemle ilgili olanına da kelime-i vücudiye, mücerret olanlarına ise kelime-i tâmme adı verilir (kı; cr). Kelimetu'l-hazret Hazret kelimesi. Külli iradenin sureti ve yaratma aracı olan kün (Nahl 40). Allah bir şeye kün (“ol”) deyince o şey olur. İşte buradaki kün kelimesi yaratma vasitasidir (logos) (cr). Kelimetullah Allah'ın kelimeleri, yani Allah'ın yaratıkları (mahlukatu'llah) (kı).
Latife
(لطيفه) T. Ince, yumuşak şaka. 2. tas. Son derece ince bir mana ihtiva eden, anlaşılan ama sözle anlatılamayan işaret. Ulam-i zevkiye gibi tadilarak öğrenilen bilgiler (CT; Gİ 1:80; kı; IFM; SL 448), Latife-i insaniye Kalp ismi verilen nefs-i nâtıka. Aslında insani latife, ruhun nefse
Mestüri
Gizlilik. 2. tas. Ermişler ve peygamberler de dahil olmak üzere kâinatta hiçbir kimsenin idrakının ulaşamadığı ilâhî mahiyetin künhü (115). Gayb-ı mutlak, Zat-ı ahadiyet. Meşârik-i feth (55 5 _ +) veya Meşârik-ı subh 1. Fetihlerin doğuş yerleri. 2. tas. İsim tecellileri. Zira gaybın sırlarının ve Zatın tecellisinin anahtarları bunlardır (kn). Fetihlerin doğuş yerleri. 2. tas. İsim tecellileri. Zira gaybın sırlarının ve Zatın tecellisinin anahtarları bunlardır (kn).
Nefs
veya Nefis. ع Nüfus Can, benlik, ruh; aşağı duygular. tas. a Kulun kötü huyları ve çirkin vasıfları, kötü his ve huyların mahalli olan latife, cism-i latif. Bu anlamdaki nefs kişinin en büyük düşmanı olduğundan onu ezmek, kırmak ve mücâhede kılıcıyla katletmek gerekir. Bunun için riyazet yapıhr, çile çıkarılır. Buna nefs-i emmare ve nefs-i sehvani denir. Ba mâr-i siyeh nisin, bâ-hod menişin Giyah yılanla birlikte ol, nefsle birlikte olma) Kimsenin yok medhalı Ben kendim ettim kendime b İnsanın zatı, mahiyeti. Eğer bu nefs süfli arzulara karşı gelir ve kötülük yaptığı zaman sahibini kınarsa buna nefs-i levvame (insanı kınayan, sahibini sorgulayan nefs) denir, Kötülüklerden arınırsa nefs-i mutmainne adını alır. Nefsin yedi makâmı şöyle sıralanır: nefs-i emmare, üzeri yoğun ve kalın perdelerle örtülü nefs; nefs-i levvame, üzeri hafif ve ince perdelerle kaplı nefs; nefs-i mülhime, üzeri nur-zulmet karışımı perdelerle kaplı nefs; nefs-i mutmainne, bir öncekine göre nurlu perdelerin ağırlıkta olduğu nefs; nefs-i raziye, bir öncekine göre nurun daha fazla, karanlığın daha az olduğu nefs; nefs-i merdiyye, bir öncekine göre nurun daha fazla, karanlığın daha az olduğu nefs; nefs-i kâmile (nefs-i zekiye), perdelerin tamamen kalktığı, zulmetin kalmadığı nefs makamı. Birinci nefsten yedinci nefse doğru gelindikçe cismiyet, zulmaniyet, kesafet azalırken derece derece ruhaniyet, letafet artar. Her nefsin bir âlemi, bir seyri, bir hali, bir vâridi, bir mahalli bir müşahedesi, bir ismi ve bir nuru (rengi) vardır (sme 35). “Nefsini (kendini) bilen Rabb'ini bilir.” Nefs-i cemadi Maddi nefs; maddeyi bir arada tutan ve dağılmasına engel olan güç. Nefs-i hayvani Hayvani nefs; his ve iradeli harekete sahip olma güçü. Nefs-i insani Insan nefsi; insandaki küllileri kavrama ve akıl yürütme gücü. Nefs-i nâtıka Bizatihi maddeden mücerret, ama maddeyle faaliyette bulunan cevher.
Rüya
ع Düş, uyku halinde zihinde beliren düşünceler ve olaylar. 2. Rüya üç çeşittir. Allah'tan olan rüya, melekten olan rüya, Şeytan'dan olan rüya. Birincisi açık olduğundan yoruma ihtiyaç göstermez, ikincisi rüya-yı sadıka olup yoruma muhtaçtır, Üçüncüsünün aslı yoktur (imu 11:1118). Rüya peygamberliğin kırkaltıda biridir. Bu yolla ileride olacak bazı hususlar malum olur. Gazâli rüyanın mahiyetini mükâşefe ilminin inceliklerinden sayar ve açıklanması- nı doğru bulmaz. Rüya ölümün kardeşidir. Ölümle malum olan hususların bazı- ları rüyayla da malum olur. Hz. Peygamber gördüğü rüyaları anlatır, sahabenin gördüğü rüyaları da tabir ederdi. Bu sünnet, şeyhler arasında da devam eder (ci 1V:488-94). Tasavvufi menkıbelerin çoğu rüyalara dayanır. Şeyhler rüya yoluyla, ölen insanların ahiretteki durumları hakkında da bilgi verirler. Bazen rüyalara aşırı derecede önem verildiğinden “rüyayı bırak, rüyete bak” denilmiştir, Melamet ehli ise rüyaya fazla önem vermez, düşte görülen şeylere “uyku boku”
Sahâb
ب) be) 7, Bulut, ebr. 2. tas. Feyz-i mukaddes, ilâhî feyz; sahâb-ı kerem, kerem bulutu (sr), Sahib-i ayet Keramet sahibi, Sahib-i hal ehl-i hal. Sahib-i işaret Sözü nükteler, marifetler ve işaretler içeren sâlik. Sahib-i kalp Rabb-i hal, ehl-i dil. Gönlündeki bilgileri ve duyguları diliyle anlatamayan. Sahib-i makam Sülûk ehlinin kaldığı menzil ve durakların birinde bir süre ikâmet edip o makamın özelliklerini kazanan sâlik. Sahib-i meydan Tarikat piri, Sahib-i zaman An-i dâim müstesna, zamanın etkisinden uzak kalan eşyanın حر Sâki a li De ve Mk mahiyetine vâkıf olan ve kendisinde ilk berzahın cemiyetini gerçekleştiren arif. Zaman, sahib-i zamanın hal, fiil ve sıfatlarına zarf olduğundan o zamanda ve mekânda tasarruf eder. Sahip-kıran Ulu şah, kutup.
Sıdk-ı nur
قنور) 40) + Doğru ışık. 2. tas. Sonrasında perdelenme Cistitâr) hali bulunmayan keşf hali. Bu keşf, ardından yağmur yağan şimşeğe benzer, Peş peşe tecelli ve istitâr haline maruz kalan sâlikin hali karışıktır; ama keşf ile cem maka- mına ulaşınca sidk-1 nur (aldatmayan ışık) adını alır. Zira artık burada perde ve kapalı olma hali bahis konusu olmaz (kı). 6اا4ا4ا4 ا a
Avârifü’l-maârif nasıl okunmalı?
63 bölümlük klasiğin kavram, kurum ve gündelik âdâb katmanlarını birbirine bağlayan kapsamlı okuma rehberi.
Sayfalar 3–12
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 42 5846 Sayılı Kanun gereğince te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ARBEN Matbaası Ista
Sayfalar 4–12
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALAH BILICI KITABEVI YAYINLARI - No: 41 5846 Sayılı Kanun gereğince Te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: GÜYRAY, Baskı: ÜÇLER Matbaası İSTANBUL — 1
Sayfalar 4–13
Muzaffer Ozak Külliyatı · SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ YAYINLARI - No: 43 5846 Sayılı Kan un gereğince telif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: ÖZAL Matbaası - Baskı: ÖZTÜRK Matbaası Ist
Sayfalar 25–32
Muzaffer Ozak Külliyatı · nın belirli bir kaç uzvuna hizmet etmekten ibarettir. Bunlardan ırak olanlar da hakka yakın olurlar. Bununla beraber, bu güruhun yukarıda zikrolunan kal şeyhlerinden daha az zararl
Sayfalar 44–50
Muzaffer Ozak Külliyatı · O salih ve ârif zat-1 şerifin ruhu kabzolununca, beşyüz rahmet meleği cesedinin yanında kalırlar, yakınları kendisini gasletmeden melekler o velinin cesedini yıkarlar, cennetten ge
Sayfalar 48–56
Muzaffer Ozak Külliyatı · bütün bu alâmetler ölen o kimse için rahmet-i ilâhiyyenin nüzulüne işarettir. Haberde vârid olmuştur ki, Allahu teâlâ bir mü'minin ruhunu kabzetmek murad buyurduğunda, Melek-ül-mev
Sayfalar 59–65
Muzaffer Ozak Külliyatı · lallahu aleyhi ve sellem efendimizle müşerref olur. Efendimiz kendisine sorar: — Sana tevdi olunan emaneti neden yerine getirmedin? — Hangi emaneti yâ Resûlallah? — Bağdat'ta alış-
Sayfalar 73–80
Muzaffer Ozak Külliyatı · uyandırmaktan gayrı hiçbir işe yaramayan bu iddianızla, Resûl-ü zişânı incittiğiniz gibi, din ve peygamber düşmanlarının ekmeklerine yağ sürdüğünüzün de farkında mısınız? Allahu te
Sayfalar 88–94
Muzaffer Ozak Külliyatı · ve radıyallahu anh efendimize sevgi gösterisinde bulunanların mekr-ü hiyleleri, bugün sadakat ve samimiyete ve Imam-i müşârünileyhe gerçek muhabbete dönüşmüştür. Vaktiyle, Imam-ı H
Sayfalar 95–101
Muzaffer Ozak Külliyatı · Zira, sevdiği o kulunun âh-ü eniyni Allahu tealâ'ya hoş gelir ve niyazına devam etmesi için de talebini geciktirir. Allahu tealâ'nın, sevdiği kullarına nâzı ehline malûmdur. Dualar
Sayfalar 90–96
Muzaffer Ozak Külliyatı · gibi tövbe suyu da, insanda mâ'siyyet, günah ve yüz karası olan kotulüklerı tathır eder. Netekim, Kibar-1 evliya 'ullah: (Tövbe, öyle bir sabundur ki, günahları yıkar ve temizler v
Sayfalar 109–115
Muzaffer Ozak Külliyatı · şi Nemrud'un ve kavminin üzerlerine savurup onları yakmayı ve yağmurlarla ateşi söndürmeyi teklif etti. Ibrahim aleyhisselâm, bu teklifi reddettiği gibi, yardımına gelen Cebrail al