Envârü’l-Kulûb I · kaynak sayfaları 109–115
şi Nemrud'un ve kavminin üzerlerine savurup onları yakmayı ve yağmurlarla ateşi söndürmeyi teklif etti. Ibrahim aleyhisselâm, bu teklifi reddettiği gibi, yardımına gelen Cebrail aleyhisselâmın muavenetini dahi kabul etmeyerek:
— Bana yardım hususunda sizlerden hiçbir niyazım yoktur. Rabbim beni görüyor ve halimi de biliyor! diyebildiginden ötürü haliliyyet makamını ihraz eyledi ve IBRAHIM HA- LILULLAH oldu. Bundan dolayı da nâr-ı Nemrud'un kendisine nûr olduğunu Kur'an-ı Azim-ül-bürhanda açıkca okumaktayız.
Bu taslı okumak ısteyen ıhvan ve yaranımız, Allahu teâlâ'nın izni ve tevfikiyle yazdığımız IRŞAD namındaki üç ciltlik nâçiz eserimizden yararlanabilirler.
Akl-ü fikre sığmaz hikmet-i Settâr, Hak dostun bilmedi Nemrud-u ağyâr, Ibrahim Halil'e gülzâr oldu nâr, Hak böyle buyurdu emr-ü fermanı...
Allahu teâlâ'nın öyle âşık, öyle sadık kulları, velileri vardır ki; onlara göre hakka hak için ibadet, hak yolunda infak, küçük veya büyük her tâ'ati yapmak cennete girmekten daha sevgilidir. Hele rizayı ilâhiyyi kazanmak ve Rabbil-izzete haliliyyet makamıyla yakın olmak, onlar için kendilerine bahş ve ihsan olunacak bütün ni'metlerin fevkindedir.
Abdullah-il Mübarek kuddise sirruh buyurmuşlardır ki:
— Hak teâlâ, ben âciz kulunu cennete koymakla, iki rekât namaz kılmak arasında muhayyer bıraksa, ben Rabbime iki rekât namaz kılmayı cennete girmeğe tercih ederim.
Düşünmelidir ki, cennet mü'minler için hazırlanmış bir ni'met-i uzmâdır. Orada, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, dillerin ve kalemlerin tarif ve tavsifinden âciz kaldığı, insan havsalasının hatır ve hayaline dahi getiremediği ni'metlerin hepsi meveuttur. Nefsin her arzuladığı, canı çekip istedigi her şey orada bahş ve ihsan buyurulacak ve bir daha geri alınmayacaktır. Cennette, öyle bir hayat verilecektir ki, ölümü olmayacaktır. Öyle bir mülk verilecektir ki, zevali olmayacaktır. Öyle bir gençlik verilecektir ki, ihtiyarlığı olmayacaktır. Öyle bir sıhhat verilecektir ki, hastalığı olmayacaktır. Orada korku olmayacaktır, mahzunluk olmayacaktır.
Işte, Abdullah-il Mübarek hazretleri bütün bu ebedi nimetleri iki rekât namaza degişmiyor. Bilmem, düşünebiliyor
musunuz? Acaba iki rekât namazı tercih etmesinin sebebi nedir? Hemen cevap verelim: Namazdaki tecelliyat-ı ilâhiyye, Hak velileri indinde cennetin bütün ni'metlerinin fevkindedir.
Zira, cenneti nefs ister. Oysa, nefsin rizasını bir yana bırakıp, hak rizası yoluna yönelmek elbette cennetin de fevkindedir.
Tarik-i rizada, cennet-i zât vardır. Nefs cennetindeki ni'metlerden bazılarını sayabiliyoruz. Buna mukabil tarik-i rizayı ilâhiyyi tarif ve tavsif edebilmek, ne dil, ne kalem, ne harî, ne de cümle ile aslâ ve kat'a mümkün degildir.
Cennete girmegi istemekle, nefsi razı ederiz. Fakat, ibadet ve tâ'atte rizayı sübhani vardır. Onun için, ârifler rizayı nefse rizayı sübhaniyyeyi tercih etmişlerdir.
HIKAYE Bir zât, nasılsa Allahu teâlâ'ya isyanda bulundu ve bir günah işleyerek azaba müstehak oldu. Veliyullah'tan bazı zevat-1 zevil-ihtiramın şefaatleriyle azaptan kurtuldu. Buna rağmen, gece-gündüz durmadan ağlıyordu:
— Neden ağlıyorsun? Rabbin seni af ve mağfiret buyurdu, dedikleri zaman şu cevabı verdi:
— Efendimin rizasını terkettiğim için ağlıyorum. Zira, rizayı ilâhi benim için affı ilâhiden her vechile evlâ idi, dedi.
Eylersin Hakka izhar-ı muhabbet, Niçin ey kul yine isyan edersin?
Revâ mı terkedip râh-ı ilâhı, Tarik-i nefs-i şeytana gidersin?
Evet kardeşler! Evet Hak yoldaşlar!
tahsil, illâ ihlâs...
.
Rabia't-ül-Adviyye (kuddise sirruha) sabah akşam bin rekât namaz kılarmış. Bu tâ'ati neticesinde, beşerî sıfatlardan sıyrılmış, melâ'ike-i mukarrebiyn zümresinden olmuştur.
Menkibelerini bul ve oku! Allahu teâlâ, şefaatine nail eylesin..
Mükellef-i mahlâkat üç simiftır:
1. Melekler II. Şeytanlar III. Insanlar
Melekler hayr-ı mahzdır, mâ'sumdur, günah işlemezler.
Şeytanlar şerri mahzdır, her türlü şer ve kötülüklerle Hakka isyan ederler.
Insanlar, hem şer, hem de hayır işlerler. Zira, insanın hilkat ve cibilliyeti, her iki fiili de işlemeğe müsait ve müste'ittir. Günahsız da kalamazlar, tiynetleri böyle halk olunmuştur.
İnsana lâyık olan; her türlü isyan, nisyan ve kötülükleri izale ve vücudünü tâ'at-i ilâhiyye imâle ettirmektir. Günahsız ve mâ'sum olan insan yalnız Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizdir. Diger Enbiya-i mürseliynden dahi zelle sadir olmuştur.
r.
Tulû etti dehre fahr-i kâ'inat, Din çerağı ol ekmel-üt-tahiyyat, Efdal-ül-Enbiyâ aled-derecât, Nuruyla garketti bütün cihan...
HIKAYE Gönüller sultanı İbrahim Edhem (Kuddise sirruh) Mekke-i mükerremede mücavir bulunduğu sırada, kendisine tek ve tenha, tam bir huzur ve huşû ile tavaf edebilmek müyesser olamıyordu. Bu hali, kendi günahkârlığına hamlediyor ve çok üzülüyordu.
Karanlık ve yağmurlu bir gece, Kâ'be-i muazzamayı tenha bularak tavafa başladı. Bir aralık, Kâbe'nin destarına tutundu ve niyazda bulundu:
— Yâ Rab! Günlerdir buradayım, gönlümün diledigi ve özlediği gibi beytini tam bir huzur ve hudû ile tavaf edemeyişimin, günah ve isyanlarımdan ileri geldiğini itiraf ederim.
Ey benim Allahım! bana öyle bir ismet ver ki, bir daha sana karşı günah işlemeyim, sana isyan olacak davranışlarda bulunmayayı.
O ânda, kalbine hâtıftan bir nida geldi:
— Yâ Ibrahim! Benden öyle bir şey istedin ki, kıyamete kadar bu istediğini hiçbir kuluma vermedim. Kullarımda günah ve isyan olmazsa, benim rahmet ve mağfiretim, atâ ve inayetim nice zâhir olur?
Bir Hadis-i kudside de şöyle buyrulmaktadır:
(Ey kullarım! Siz, günah işlemezseniz, bir başka kavim halkederim. Onlar, irtikab ettikleri günahlara tövbe ve istigfarda bulunurlar, ben de onlan af ve magtiret eylerim.)
Evet, Rabbimizin rahmeti gazabını geçmiştir. Allah azze ve celle erham-er-Râhimiyn'dir, Gaffâr'dır, Rahman'dır.
Teberrüken arzediyorum:
Düstur-u mükerremimiz olan Kur'an-1 azim-ül-bürhanda âyetlerin en yücesi AYET-ÜL-KURSI'dir. Ondan sonra:
(Innallahe ye'mürü bil-adli vel-ihsani ve iytâ'i —zil-kurhâ ve yenhâ an-il-fahşâ'i vel-münker-i vel-bagıy ye'ızüküm le'aileküm tezekkerun = Muhakkak ki, Allahu teâlâ adaleti, iyiliği ve akrabaya muhtaç oldukları şeyleri vermeyi emreder.
Hâyasızlığı, her türlü kötülüğü, zulmü, kibirlenip böbürlenmegi nehyeder. Allahu azim-üş-şân, nasihati kabul etmeniz için size emir ve nehiyleri ile, hayırla şerrin arasını ayırdetmekle ögüt verir.) âyet-i kerimesi gelir.
Kur'an-ı azim'de insanlar için en korkulu âyet-i kerime de budur:
(Ve men yâ'mel miskale zerretin şerren yereh = Ve her kim zerre ağırlığında şer işlemişse, onu görecek.)
Kur'an-i kerimde insanları sevindirerek sürûra garkedecek âyet-i celile de budur:
(Kul yâ ibâdiyelleziyne esrefû alâ enfüsihim lâ taknatû min rahmetillah innallahe yagfir-iz-zünûbe cemi'â innehû hüvel-gafur-ur-rahiym = Yâ Muhammed! Mü'minlere benim lisanımla de ki: Ey nefislerini israf etmekte haddi aşan kullarım! Allahu tâlâ'nın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz.
Muhakkak ki, Allahu azim-üş-şân bütün günahları af ve mağfiret buyurur. O, kullarını yarlıgayıcı ve âhirette mü'min kullarına rahmet ve inayetini bahşedicidir.)
Vezir-i sâni, halife-i hakani, fatih-i Iran-i Sasani Hz.
Ömer ibn-il Hattâb radıyallahu anh; zamanı hilâfetlerinde Ashab-ı kiramın ileri gelenlerini topladı ve onlara:
— Hanginiz bana Kur'an-ı kerimin âyetlerinden en â'zamını, adaleti belirten hükm-ü celili ilâhiyyi, en korkunç ve en sevindirici âyat-ı beyyinâtı bildirecek? diye sordu. Ashab-ı kiram rıdvanullahi teâlâ aleyhim ecma iyn efendilerimiz sükût edip, önlerine baktılar. Sahabenin ileri gelenlerinden Hz. îbn-i Mes'ud radıyallahu anh-il melik-il-vedûd söz aldılar ve:
— Ya Emir-el-mü'miniyn! dediler. Bu sorularınızı, cevap verebilecek kimseye sordunuz. Zira, ben Resülüllah sallalla-
- 113 - * hu aleyhi ve sellem efendimizden işittim ki, Kur'an-ı azimin en azim âyeti AYET-EL-KURSI'dir. Adl-ü adaleti beyan buyuran, yani adalet umurunu muhit ve cümle efradı ve tafsilâtı ile bildiren âyet-i kerime de (Innallahe ye'mürü bil'adl...)
âyetidir. Insanlar için en korkulu ve haşyeti gerektiren ve ne yaptıklarını düşünmelerini sağlayarak ağlatacak olan da:
(Ve men yâ'mel miskale zerretin şerren yereb) âyet-i celilesidir. Cenab-ı hakkın sonsuz ve engin rahmetini haber vererek âsi ve günahkârları ümitsizlikten kurtarıp sevindiren, nefislerini israf etmekte haddi aşan günahkârlara rahmet ve mağfiret-i ilâhiyyi bildiren ise: (Kul yâ ibâdiyelleziyne esrefû alâ enfüsihim lâ taknatû min rahmetillah...) âyet-i kerimesidir.
Allahu teâlâ cümlesinden razı olsun ve bizleri şefaatlerine mazhar buyursun, böylece biz de bazı gerçekleri anlamış ve öğrenmiş bulunuyoruz.
Aziz kardeşim!
Tövbe eden necat buldu. Tövbesini ihmal eden ise helâk oldu. Defalarca söyledim, bir kerre daha tekrarlayayım:
Tövbe, işlediği günaha pişman olmak ve bir daha o günahı aslâ işlememektir. Bir inekten sağılan sütün, nasıl ki aynı memeden içeriye iadesi mümkün degilse, tövbe de aynen böyle olacaktır. Tövbesi, hak indinde kabul buyurulan, bir daha o günahı işleyemez. Tövbesi kabul buyurulan aziz olur. Tövbesinde sâbit ve sadık olan ve salih ameller işleyenlerin bütün günahları af ve magfiret olunacağı gibi, affedilen isyanları dahi sevaba tebdi: olunur.
Sue betss jestetss Illâ men tâbe v'e amene ve amile amelen sâlihan fe-ulâ'ike yübeddilullahu seyyiatihim husenât ve kanallahu gafuren rahiymâ...
El-Fürkan: 70 Meal-i münifi: Meğer ki, günahına tövbe, Allahu teâlâ ve Resûlüne iyman etsin ve salih ameller işlesin. Allahu teâlâ, onların günahlarını sevaba tebdil buyurur ve tövbeleri dolayısiyle mâ'siyyetlerini mahveder. Allahu azim-üg-şân gafurdur, rahiymdir.
Envâr-Ül-Kulüb, Cilt 1 - F: 8
âyet-i celilesi, bunun delilidir. Ne günah işlemişsen, o günahını bir daha yapmamak üzere terkedersen, Allahu teâlâ'nın affedecegini sakın hatırından çıkarma! Ne var ki, bu günah ve isyanını da aslâ hatırından çıkarma ve unutma! Daima nedamet et, gözyaşı dök! Çünkü, günah karasını ve lekesini, ancak ve yalnız gözyaşı arındırır. Beri yanda, bir iyilik ve hayır işlemişsen onu da unut. O iyilik ve hayrı işlerken de, böbürlenip kibirlenme! Bil'akis, Allahu teâlâ indinde makbul ve mergup olmasını Rabbinden niyaz eyle!
Hem, ben sana başka bir haber daha vereyim:
Tövbenin kabul olunup olunmadığını anlamak mı istiyorsun? Mahiyeti itibariyle işledigin günah netse ne kadar hoş gelmişse, o günahı hatırladıgın zaman işledigine pişman olabiliyor, ondan iğrenebiliyor musun? Işte, o zaman tövbenin Allahu teâlâ indinde kabul buyurulduğuna en büyük işaret budur. Yok, o günahını hatırlayınca yine zevk alıyor, o hal ile sefalanarak haz duyuyorsan, yaptıgın tövbe, Allahu teâlâ indinde şayanı kabul olmamıştır, otur ağla!
Bu diğer ibadet ve tâ'atlerimizde de aynen böyledir:
Kıldığın namazın, tuttugun orucun, ettigin haccın kabul buyurulup buyrulmadıgını, aşagıda ibret ve dikkatine sunacağım hususları düşünerek ve hakkıyle anlamağa çalışarak okumak sana kâfidir:
1. Namaz kıldıgın zaman, rahatlıyor ve ferahlanıyor musun? Içinde mâ'nevi bir haz ve sürür, gönlünde Hakka kıyam, rükü ve secde etmekten dogan bir neşe, zahirinde ve batınında haklı bir şu'ur uyanıyor mu? Bütün bunlar, kıldığın namazın Allahu teâlâ tarafından kabul buyrulduğunun alâmet ve işaretleridir.
2. Hakka dua ettigin zaman, elinde olmaksızın gözyaşların akıyor mu, tüylerin ürperiyor mu, nefsin aczini ve hiçliğini seziyor ve Rabbinin kuvvet, kudret ve azametini idrak edebiliyor mu? Bunlar da duanın kabul buyuruldugunun alâmet ve işaretleridir.
3. Ramazan ayında oruç tuttun; bayram sabahı kendini bir yokla bakalım: Ramazan ayı içindeki hal ve davranışlarında, o mübarek aya girerken sana hâkim olan kötülüklerini iyilige dogru yöneltmiş bir degişiklik var mı? Iyi hallerin, kötü hallerinden fazla ise, ramazan ayında tuttuğun oruçların Allahu teâlâ tarafından kabul buyrulduğunun alâmet ve işaretidir.
4. Hacca gittin, geldin. Hacca gitmeden önceki kötü hallerinden kurtulabilmiş misin? Kötülüklerin, iyilige dönüşebilmiş mi? Kendinde bir salâh ve felâh görebiliyor musun? ütün bunlar, haccının makbul ve mebrur olduğunun alâmet ve işaretleridir.
5. Zengin degilsin, hacca gidemedin. Fakat, fakirin hacc: olan cuma namazını eda ettikten sonra içinde bir ferahlık ve hafiflik hissedebiliyor musun? Kıldığın cuma namazının Allahu teâlâ tarafından kabul buyrulduğunun alâmet ve işaretidir.
6. Mükellefiyet çağına girişinden itibaren işlediğin suçları, kabahat ve günahları hatırladıkça pişman oluyor ve kendi kendine o kötülüklere bir daha dönmemeğe azmederek ağayabiliyor musun? Bütün günahlarının Allahu teâlâ tarafından affolunduğunun alâmet ve işaretidir.
HIKAYE Hz. Ömer ibn-il Hattâb radıyallahu anh, günlerden bir gün ağlayarak huzur-u Resûlüllah'a girdi. Aleyhissalâtü vesselâm efendimiz kendilerine:
— Ya Ömer! Neden ağlıyorsun? diye sordular.
Hz. Omer, gözyaşlarını silmeğe çalışarak cevap verdi:
— Yâ Resûlallah! Kapının önünde bir genç gördüm. O gencin ağlaması ve inlemesi rikkatimi uyandırdı ve içimi yakt1. Kendisine neden ağladığını sordum, bana cevap vermedi.
Efendimiz, emr-ü ferman buyurdu:
— Yâ Ömer! O genci, benim yanıma getir.
Hz. Ömer, dışarı çıkarak, o genci huzur-u hazret-i Cenab-ı Fahr-i risalete getirdi ve Resûl-ü zişân aleyhi ve âlihi salâvatullah-il-Mennân efendimiz ona sordu:
— Oğlum, bu kadar ağlamanın sebebi nedir? Neden böyle zâr-ü figan ediyorsun?
O genç, hıçkırıkları arasında boynunu bükerek cevap verdi:
— Yâ Resûlallah! dedi. Huzuru devletinizde işledigim günahları sayıp dökmeğe hayâ ederim.
İki cihan serveri, meclislerinde hazır bulunan ashab-ı kirama işaret buyurarak onları dışarı çıkardı ve o gençle başbaşa kaldı: