ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
45 sonuç · “Hha”
01Zenbûriyye-i Sâdıkiyye
Muhammed Sâdık Erzincânî'nin Nakşibendiyye-Müceddidiyye'den aldığı beş letâif terbiyesiyle Kādiriyye-Abdülvehhâb nispetli yedi esmâ tertibini bir arada uygulamasıyla oluşan Osmanlı irşad kolu.
Abdülkerîm el-Kuşeyrî
Abdülkerîm el-Kuşeyrî (986-1072), Nîşâbur’da fıkıh, hadis, Eş‘arî kelâmı, tefsir ve tasavvufu birleştiren; er-Risâle ve Letâifü’l-işârât ile Sünnî tasavvuf dilinin başlıca kaynaklarını kuran âlim ve mürşiddir.
Akşehirli Abdurrahman Gubârî
Akşehirli Abdurrahman Gubârî (ö. 974/1566-67), Şeyh Hamdullah ekolünden hattat, Şeyh Abdüllatif’in müridi, Irakeyn seferi kâtibi, şehzade hocası ve Mekke’de mahmil kadısı olan Nakşibendî şairdir.
Ali el-Havvâs el-Burullusî
Ali el-Havvâs el-Burullusî (ö. 939/1532), İbrâhim el-Metbûlî'nin irşad hattını Kahire'de sürdüren; şeriat–hakikat bütünlüğü, Muhammedî terbiye ve ümmî irfan anlayışı Şa‘rânî'nin eserleriyle günümüze ulaşan Mısırlı sûfîdir.
Ayasofya Hatibi Şeyhülkurrâ Şâban Efendi
Ayasofya Hatibi Şeyhülkurrâ Şâban Efendi (1607/08–1686), Evliyâ Mehmed Efendi’den kıraat tahsil eden; Kadırga, Fâtih, Haseki, Üsküdar Valide Sultan, Süleymaniye ve Ayasofya camilerinde imamlık ve hatiplik yapan XVII. yüzyıl Osmanlı kıraat otoritesidir.
Balabânî Şeyh Hasan Hüsnü Efendi
Balabânî Hasan Hüsnü Efendi (ö. 1347/1928), Nakşibendî-Hâlidî ana terbiyesini farklı tarikatlardan aldığı icâzetlerle birleştiren; Balaban Tekkesi’nin son postnişini, Mesnevîhan, duagû ve tasavvuf müellifidir.
Çağalı Şeyh Hamza Efendi
Çağalı Şeyh Hamza Efendi (1014-1111/1605-1700), Bolu’nun Çağa yöresinden İstanbul’a gelerek medrese tahsili gören, Abdülehad Nûrî’nin yanında Halvetî-Sivâsî terbiyesini tamamlayan; Mehmed Ağa Dârülhadisi, Haseki ve Ayasofya kürsüleri ile Bayram Paşa Zâviyesi’nde hizmet eden muhaddis, vaiz ve şeyhtir.
Ebüssuûdzâde Mustafa Efendi
Ebüssuûdzâde Mustafa Efendi (965-1008/1557-1599), Ebüssuûd Efendi’nin oğlu; doğrudan Sahn müderrisliğine başlayan, Selânik’ten İstanbul’a uzanan kadılıkları ve Anadolu-Rumeli kazaskerlikleriyle ilmiye hiyerarşisinin zirvesine çıkan fıkıh âlimidir.
El-Hâc Şeyh Hâfız Muhammed Şevkî Efendi
Hâfız Muhammed Şevkî Efendi, Çelebi Sultan Mehmed Camii imamlığı yapan; Kuşadalı İbrâhim’den irşad izni alıp Setbaşı’ndaki evini dergâha dönüştüren XIX. yüzyıl Bursalı Şâbânî-Halvetî şeyhidir.
Hacı İzzeddin Türkmânî
Hacı İzzeddin Türkmânî, Halvetiyye ana aktarım zincirinde Ahî Mîrem’in ardından gelen ve emaneti Sadreddin Hıyâvî’ye ulaştıran erken dönem şeyhidir.
Hamid Hamideddin Ateş
Hamid Hamidettin Ateş (d. 18 Ağustos 1960, Darende), Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi'nin oğlu; 1987'den itibaren Darende Şeyh Hamîd-i Velî Camii'nde imam-hatiplik yaptı, Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Vakfı'nın mütevelli başkanıdır.
Hamza Efendizâde Şeyh Abdullah Halvetî
Hamza Efendizâde Şeyh Abdullah (ö. Zilhicce 1125/1714), babası Çağalı Şeyh Hamza'dan Halvetî terbiyesi alan; Haseki, Ayasofya ve Bayram Paşa Zâviyesi'nde hadis, tefsir ve vaaz hizmeti yürüten şeyhtir.
Hasan Hâletî Efendi
Hasan Hâletî Efendi, geç dönem Gülşenî kaynaklarında Hâletiyye şubesinin nispet şahsiyeti olarak anılır; şahsî hayatından çok, Şuayb Şerefeddin'in mektuplarında korunan silsilesi bilinmektedir.
Etvâr-ı dil
Kalbin tavırları ve mertebeleri. 2. tas. Kalbin cilveleri ve mazharları. Kalbin tavırlarından her biri diğer tavrın cevheri ve madenidir. “Altın ve gümüş gibi, insanlar da maden ocakları halindedirler,” hadisiyle bu hususa işaret edilmiştir. Madenler kat kat olduğu gibi kalbin tavırları da kat kattır. Bu tavırlar sırasıyla şöyledir: Sadr (göğüs), İslam cevherinin madeni. Allah'ın göğsünü İslama açtığı kullar ile öbürleri arasında fark vardır (Zümer Suresi, 39). “Allah, hidayete erdirmeyi dilediği kimsenin göğsünü İslama açar” (En'am Suresi, 125). İslam nurundan mahrum kalan bir kalp, küfür karanlığının madeni haline gelir (Nahl Suresi, 106). Sadr, şeytanın insana vesvese verdiği mahaldir. Sadr, kalbi örten deri mesabesindedir. Kalbin derununa İblis için yol yoktur; çünkü kalp, Hak Teala'nın özel haremidir. Hiç kimse başka birinin kendi haremine girmesine izin veremez. Şeytan, meleklerin haremi olan semaya bile yol bulamazken (Hicr Suresi, 17) ulu ve yüce Allah'ın haremi olan kalbe nasıl nüfuz edebilir? (Hicr Suresi, 42). Kalp, yürek iman cevherinin madeni, akıl nurunun mahalli (Mücadele Suresi, 22; Hac Suresi, 46). Şegâf, kalbin zarı. Yaratıklara karşı duyulan aşk ve sevgi bunun ilerisine geçemez (Yusuf Suresi, 30). Fuat, ilâhî tecellileri seyr ve temaşa (müşahede ve rüyet) cevherinin madeni ve mahallidir (Necm Suresi, 11). Habbetü'-kalp, kalbin içi, gönül. Hazret-i uluhiyete muhabbet mahallidir; artık orada Allah sevgisinden başka hiçbir sevgiye yer yoktur. Süveyda (sevda), gaybı mükaşefe, ledün ilmi; hikmet menbaı ve ilâhî esrar hazinesi ve madeni, isimlerin ilmi (Bakara Suresi, 31). Burada meleklerin bile mahrum olduklan çeşitli keşfi ilimler vardır. Muhceti’lkalp, kalbin içinin içi. Tecelli nurlarının ve bütün ilâhî sıfatların madeni ve zuhur mahallidir. Gaybü'l-gayb burada zuhur eder. Insanın en şerefli mahluk oluşu bundandır. Hiçbir kalp hastalığı bulaşmayacağından burası tam sıhhat halindedir. Sıhhat alameti ise yukarıda sayılan kalbin her tavrında kulluğun gereklerinin tam olarak yerine getirilmesi ve kendilerine has olan anlamların gerçekleştirilmesidir. Bedendeki yedi organ üzerine secde nasıl farz ise kalbin yedi tavır üzerine secde etmesi de öylece vaciptir. Birinci tavrın secdesi tevbe, ikincisinin nefs tezkiyesi, üçüncüsünün kalp tasfiyesi, dördüncüsünün kalbin ilâhî hakikat ve hullelerle süslenmesi, beşincisinin kalbin ilâhî cilveler ve tecellilerle cilalanması, altıncısının kalbin mâsivâdan tamamıyla arındırılması, yedincisinin kalbin secde edip gönül makamına ermesidir. Burada artık kalem kırılır, ne bir şey söylenir ne de yazılır, lisan lal olur (NM 110). Atvar-ı seba (4a! sb!) 1. Yedi tavır: tab (tabiat), nefs, kalp, ruh, sır, hafi, ahfa. Allah'ın insanı yedi tavırda yarattığını (Nuh Suresi, 14) dikkate alan bazı mutasavvıflar bu tavırları yedi kat semaya, yedi gezegene, yedi vadiye ve yedi iklime benzetirler (NM 109). Attâr'ın Mantıku”t-Tayr'ında bu yedi tavır ve yedi vadi şu şekilde tespit edilmiştir: aşk, marifet, istigna, tevhit, hayret, fakr, fena (aM 89). Yedi tavrı daha başka şekillerde gösterenler de vardır (sme 35). Yedi tavır: tab (tabiat), nefs, kalp, ruh, sır, hafi, ahfa. Allah'ın insanı yedi tavırda yarattığını (Nuh Suresi, 14) dikkate alan bazı mutasavvıflar bu tavırları yedi kat semaya, yedi gezegene, yedi vadiye ve yedi iklime benzetirler (NM 109). Attâr'ın Mantıku”t-Tayr'ında bu yedi tavır ve yedi vadi şu şekilde tespit edilmiştir: aşk, marifet, istigna, tevhit, hayret, fakr, fena (aM 89). Yedi tavrı daha başka şekillerde gösterenler de vardır (sme 35).
Baş kesmek
Eğilmek. tas. Mevlevilikte dervişlerin, canların ve semazenlerin | şeyhlerinin önünde özel bir şekilde durup baş eğmeleri. Baş kesmek teslimiyetin | — simgesidir. Bkz. İnhina, Secde. Baş okutmak Bektaşilikte her yıl muharrem ayında mürşidin ve ihvanın huzurunda yapılan rıza alma töreni, 5 Bâtıl sar. (با طل) >. Asılsız, temelsiz, geçersiz; yokluk. tas. Mâsivâ, mümkün varlıklar, yaratılmış âlem, saf yokluk. Hakk'ın, cebbar ve kahhar sıfatı yanında her şey yok olur, hiçbir şey var olarak gözükmez. Bu halde gölge varlık, Hakk'ın dışındaki şeyler bâtıl ve hayal olarak görülür. Çü ba'z-ı zuhurat-1 Hak âmed bâtıl Pes münkir-i bâtıl neseved cüz câhil CN 434 Vakt olur ki hak çıkar vaktiyle bâtıl sandığın Talii Bâtıl hemişe bâtıl u bihadedir veli Müşkil odur ki suret-i Hak'tan zuhur ede Baki
Esma-Müsemma
İsim-İsimlendirilen. 2. İsimden isimlendirilene gitmek, Allah'ın isimlerini zikrederek Allah’a ermek. Esma çekmek Esma zikri. Bkz. Zikir, Esma-i hüsna Allah'ın güzel adları. Süfiler bu isimleri zikir olarak okurlar. Bu isimleri açıklamak için birçok şerh yazılmıştır. Esma-i seba Yedi isim a Lâ ilahe illallah. b Allah. c Ha. d Hay. f Kayyum. g Kahhar (SME 30-35). Allah'ı isimleryle zikretmeye esma zikri veya esma çekmek denir. Halvetiye'de, görülen bu zikir İbrahim Zahid Geylâni'den kalmıştır. Bu yedi isim usül, furü, tebdilat ve tasarrufat adı verilen şekillerle 28'e kadar çıkar. Bkz. Ümmehat-ı esma. Merteben ayn-ı müsemmadadır esmâ sanma Merciin Hâlik-i eşyadadır eşyâ sanma Ş. Galib Esmâri.ar.() ثما ( 4 Semer. Meyveler. 2. tas. Ana isimler denilen asli isimlerin birleşmelerinden (içtima etmelerinden) diğer birtakım isimler ve anlamlar ortaya Eşik çıkar ki, bunlara esmâr denir. Nikâh da denilen içtimaların sayısı beş olduğu gibi külli esmâr da beştir: İlahi isimlerin içtima; bunun semeresi ilimde belirginleşen gerçeklerin suretleridir. Anlamların içtima; bunun semeresi nefste belirgin hale gelen ruhların suretleridir. İçtima-ı ervah; bunun semeresi de basit madde ve misal âleminin suretleridir, arş ve kürsi gibi. Basit maddenin içtima; bunun semeresi cansız varlıklar, bitkiler ve hayvanlardır. Cinslerin, fasılların ve insani hakikatlerin içtima ve terkibinden vücuda gelen insana mahsus içtima (sr). Bâtıniye, Sırriyye. Esrari.ar.(5! (ا سر t. Sur 1. Sırlar, gizemler. 2. tas. Sâlikin Hak'ta ve Hakk’a erdiği noktada, “Benim Allah'la öyle bir vaktim var ki, o vakitteyken ne bir resul ne de bir melekle ilgilenebilirim,” sözünün hükmüyle incelmesi ve erimesi (TK 1:655). Bkz. Sır. Hak ile hak olunca anlaşılır Zevk u şevk u hakâik u vahdet Söylenmek istense de söylenemez Çünkü sırdır makam-ı hatmiyet Esrar-ı tarikat Tasavvuf yolunun sırları, hakikatin halleri. Şeriatın sırrı tarikat, tarikatın sırrı hakikattir. Herhangi bir tarikat şeyhinin manevi olarak irşatla görevlendirildiği, şeyhin böyle bir sorumluluk ve yükümlülük altında bulunduğu, bunun ona güç verdiği kabul edilir. Bu anlamda şeyhin tarikati temsil ehliyetine ve yetkisine de sırr-ı tarikat denir. Bir müridin sülükle ilgili her şeyi şeyhine açması, bu hususların ikisi arasında kalmasına esrar-ı tarikat dendiği gibi beka billah makamına erişip Hak ile hak olan vuslat ehlinin bu makamdayken tadarak ve yaşayarak öğrendikleri hale de bu ad verilir (SME 110). İsimden isimlendirilene gitmek, Allah'ın isimlerini zikrederek Allah’a ermek. Esma çekmek Esma zikri. Bkz. Zikir, Esma-i hüsna Allah'ın güzel adları. Süfiler bu isimleri zikir olarak okurlar. Bu isimleri açıklamak için birçok şerh yazılmıştır. Esma-i seba Yedi isim a Lâ ilahe illallah. b Allah. c Ha. d Hay. f Kayyum. g Kahhar (SME 30-35). Allah'ı isimleryle zikretmeye esma zikri veya esma çekmek denir. Halvetiye'de, görülen bu zikir İbrahim Zahid Geylâni'den kalmıştır. Bu yedi isim usül, furü, tebdilat ve tasarrufat adı verilen şekillerle 28'e kadar çıkar. Bkz. Ümmehat-ı esma. Merteben ayn-ı müsemmadadır esmâ sanma Merciin Hâlik-i eşyadadır eşyâ sanma Ş. Galib Esmâri.ar.() ثما ( 4 Semer. Meyveler. 2. tas. Ana isimler denilen asli isimlerin birleşmelerinden (içtima etmelerinden) diğer birtakım isimler ve anlamlar ortaya Eşik çıkar ki, bunlara esmâr denir. Nikâh da denilen içtimaların sayısı beş olduğu gibi külli esmâr da beştir: İlahi isimlerin içtima; bunun semeresi ilimde belirginleşen gerçeklerin suretleridir. Anlamların içtima; bunun semeresi nefste belirgin hale gelen ruhların suretleridir. İçtima-ı ervah; bunun semeresi de basit madde ve misal âleminin suretleridir, arş ve kürsi gibi. Basit maddenin içtima; bunun semeresi cansız varlıklar, bitkiler ve hayvanlardır. Cinslerin, fasılların ve insani hakikatlerin içtima ve terkibinden vücuda gelen insana mahsus içtima (sr). Bâtıniye, Sırriyye. Esrari.ar.(5! (ا سر t. Sur 1. Sırlar, gizemler. 2. tas. Sâlikin Hak'ta ve Hakk’a erdiği noktada, “Benim Allah'la öyle bir vaktim var ki, o vakitteyken ne bir resul ne de bir melekle ilgilenebilirim,” sözünün hükmüyle incelmesi ve erimesi (TK 1:655). Bkz. Sır. Hak ile hak olunca anlaşılır Zevk u şevk u hakâik u vahdet Söylenmek istense de söylenemez Çünkü sırdır makam-ı hatmiyet Esrar-ı tarikat Tasavvuf yolunun sırları, hakikatin halleri. Şeriatın sırrı tarikat, tarikatın sırrı hakikattir. Herhangi bir tarikat şeyhinin manevi olarak irşatla görevlendirildiği, şeyhin böyle bir sorumluluk ve yükümlülük altında bulunduğu, bunun ona güç verdiği kabul edilir. Bu anlamda şeyhin tarikati temsil ehliyetine ve yetkisine de sırr-ı tarikat denir. Bir müridin sülükle ilgili her şeyi şeyhine açması, bu hususların ikisi arasında kalmasına esrar-ı tarikat dendiği gibi beka billah makamına erişip Hak ile hak olan vuslat ehlinin bu makamdayken tadarak ve yaşayarak öğrendikleri hale de bu ad verilir (SME 110). Sırlar, gizemler. 2. tas. Sâlikin Hak'ta ve Hakk’a erdiği noktada, “Benim Allah'la öyle bir vaktim var ki, o vakitteyken ne bir resul ne de bir melekle ilgilenebilirim,” sözünün hükmüyle incelmesi ve erimesi (TK 1:655). Bkz. Sır. Hak ile hak olunca anlaşılır Zevk u şevk u hakâik u vahdet Söylenmek istense de söylenemez Çünkü sırdır makam-ı hatmiyet Esrar-ı tarikat Tasavvuf yolunun sırları, hakikatin halleri. Şeriatın sırrı tarikat, tarikatın sırrı hakikattir. Herhangi bir tarikat şeyhinin manevi olarak irşatla görevlendirildiği, şeyhin böyle bir sorumluluk ve yükümlülük altında bulunduğu, bunun ona güç verdiği kabul edilir. Bu anlamda şeyhin tarikati temsil ehliyetine ve yetkisine de sırr-ı tarikat denir. Bir müridin sülükle ilgili her şeyi şeyhine açması, bu hususların ikisi arasında kalmasına esrar-ı tarikat dendiği gibi beka billah makamına erişip Hak ile hak olan vuslat ehlinin bu makamdayken tadarak ve yaşayarak öğrendikleri hale de bu ad verilir (SME 110).
Firkat
Ayrılık, hicran, sila hasreti. tas. Halk perdesiyle perdelenmek. (sF) Fütuh Bilmedik zevk-i visâlin çekmeyince firkatın Olmayınca hasta kadrin bilmez insan sıhhatın Fıtnat
hizmet
a Farsça kökenli bu terim, “Sahip, t efendi, iyi eğitim görmüş kimse. ” a anlamında kullanılırken sonrau dan kadılar, imamlar, ticaretle ir uğraşanlar da bu ad ile anılıyork du. Türkçede ise lakap olarak ş kullanılması Eski Türkiye Türku çesi dönemi ile söz konusudur. a Söz gelişi Hoca Ahmed Yesevî, ş Hoca Dehhanî, Hoca Mesud, Hon ca Sadeddin, Hoca Nasreddin bu r yaygın kullanımlardan birkaçıe dır. Daha sonra 20. yüzyıl ile birk likte bu söz, özel adlardan sonra a kullanılmaya başlanmıştır. Tarie kat büyüklerine ise kelimenin çokluk biçimi olan “hâcegân” sözü uygun bulunmuş; “tari- < kat-i hâcegân, hatm-i hâcegân, rsilsile-i hâcegân” terimleri yaybi gın bir kullanım alanı bulmuş- Hristiyan 324 tur. Bu terim, Cumhuriyet döneminde âlimler, imamlar, vaizler, eğitim kurumlarmda da orta öğretim öğretmenleri ile üniversite öğretim üyesi ve yardımcıları için de kullanılmaktadır.
Harâbât
1, Harap yerler, viraneler. 2. mec. Meyhane. 3. tas. a Tekke, b Gönül. e Beşeri vücudu ve bedeni tahrip (ifna) etme, maddi mevcudiyetten fani Nefsani arzuları tahrip, süfli duyguları imha, hayvani eğilimleri harap et- mek; kötü huyları yıkmak. Allah'ın kahhariyet tecellisi karşısında mahv ve fani olmak. Harâbât ehlini hor görme zâhid Hazineye mâlik virâneler var Ben harâbât ehliyem yoktur kararım tâ ebed Bâde-i aşk içmişem gitmez humarım tâ ebed Hakkı Harabat ehli Harâbâti, harap-türap olmuş. Harâbât-ı müğân (0. ابات 2>) 1. Mecusi rahiplerin mabedi, meyhane, 2. tas. Hakk’a erenleri vahdet badesiyle sermest eden ittisal ve vuslat makamı (SF; NMN 270). Gah ma'mur kılar bade beni gah harâb Görünüz gah yapıp gah yıkan miman Fuzüli
Himmet
2. Bir kemal halini veya diger bir şeyi elde etmek için bütün ruhani güçleriyle birlikte kalbin Hakk’a yönelmesi. 2. Halis ve iyi niyet. İsabetli ve sıhhatli karar her şeyden önde gelir, her şey buna bağlıdır (sr 388) 3. Ermiş kişilerin maksadı hasıl eden, iş bitiren ve dilediklerini yerine getiren manevi güçleri. Himmetü'l-enefe Amele karşı sevap talep etmeye sevkeden sülûk derecesi (kı). Himmetü'l-ifake'den sonra gelir. Himmetü'lifake Saliki, faniyi terkedip bakiye talip olmaya sevkeden sülûk derecesi. | Himmet-i rical Erenlerin himmeti. Erlerin himmeti dağları yerinden oynatır. Pir- | ler dervişlerini himmetleriyle terbiye ve idare ederler. Bkz. Halk bi’l-himmet. Bu mesel-i meşhürdur: Dağlar dayanmaz himmete Himmet-i merdân ile olur âsân her müşkil iş | Baki | His birligi İttihat, fena, | Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için KI kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir. His hicabı Maddi âlem. Bu âlemle ilgili kalpteki his, bilgi ve arzular, manevi âlemle ilişki kurmaya engeldir. En büyük hicap insanın kendi benligidir. |
İntikam
( Öç alma. tas. Allah'ın intikam sıfatı (Zu) ve kahhariyeti bazı kişilerde kuvvetli bir şekilde tecelli eder. Hak Teala asi ve zalim kullarını bunlar vasıtasıyla cezalandırır. Hak kulundan intikamın yine abd ile alur Bilmeyen ilm-i ledünni anı abd etti sanur Muzaffer, vakt-ı fursatta adüdan intikam almaz Râgıb
Kâf u nün
Nr. Arapçada, külli iradenin sureti kün (ol) emrini oluştu- | ran k ve n harfleri, 2. tas. Ahah yaratmayı dilediği bir şeye “ol” (kün) der, o şey derhal olur. Allah yaratmayı irade ettiği şeyi kün kelimesi aracılığıyla yaratır. Bkz. Kelime, Kün, Keyn. Kâfu nün hitabı izhâr olmadan BiZ bu kâinatın ibtidâsıyız Harabi e i m 13ل 2 لا اقل ا Onsekizbin âlemi ma'düm iken vareyledi Kaf u nan emri ile bir kerre imâ etti ask Yusuf Sineçâk Kahhar Kahr ve mahv eden. “O kullarının üzerine kâhirdir” (En'am Suresi, 18, 61; Gafır Suresi, 16).
Kahr
Ezmek, mahvetmek, perişan etmek. tas. Hakk'ın yardımıyla nefsi ezmek, arzularını kırmak ve dingizlemek. Bazı veliler kahr, bazıları lütuf sıfatına mazhar olur. Birincisi vahada sahra hayatı; ikincisi sahrada vaha hayatı yaşar. Büyük süfiler Hakk'ın kahr ve lütuf sıfatlarıyla tecelli etmesini aynı derecede gönül rızasıyla karşılar. Câna cefa ya kıl safâ Kahrın da hoş, lütfun da hoş Ya derd gönder, ya devâ Kahrın da hoş, lütfun da hoş Ey lütfu hem kahrı güzel Senden hem ol hos hem bu hos Esrefzade Kahriye okumak Hak Teala'nın birini mahv ve perişan etmesi için “Ya Kahhâr, ya Cebbar!” şeklinde beddua etmek ve “Allah onu Kahhar ism-i şerifiyle kahr etsin,” demek.
Kıtmîr
Ashâb-ı Kehf’in köpeğine gelenekte verilen ad. Tasavvuf kültüründe, kendisini sûfîlerden saymadığı hâlde onların eşiğinde hizmet etmeyi isteyen kişinin tevazu ifadesi. Osmanlı mektuplarında ve eser sonlarında yazarın kendisini “ashâb-ı Kehf’in kıtmîri” diye anması bu tevazu dilinin örneklerindendir.
Kin
Öç, intikam. 2. tas. Kahhariyet sıfatının baskın durumda olması (us). Kirişme (4+, (كير veya Girişme 1. Gamze, naz, işve. 2. tas. Celali tecelli (sr). Kitab-ı cami Akıl ve ruh ibariyle insan-ı kâmil. Buna hakikati camia da denir. Kitab-ı ilâhî Mevcudat, varlıklar. Kitab-ı kebir Âlem. Kitab-ı levh-i mahfuz İnsan-ı kâmil, Kitab-ı mahv u ispat İnsan-ı kâmil. Katib-i mutlak Yazıyı yazan (takdir eden), Hak (sm), mutlak varlık. Kitab-ı mübin Levh-i mahfuz, varlık âlemi, ayrıntı (tafsil) mertebesi, nefs-i kül, akl-ı kül. Kitab-ı Rab Insan. Kitab-ı vücut Varlık kitabı. Gamze, naz, işve. 2. tas. Celali tecelli (sr). Kitab-ı cami Akıl ve ruh ibariyle insan-ı kâmil. Buna hakikati camia da denir. Kitab-ı ilâhî Mevcudat, varlıklar. Kitab-ı kebir Âlem. Kitab-ı levh-i mahfuz İnsan-ı kâmil, Kitab-ı mahv u ispat İnsan-ı kâmil. Katib-i mutlak Yazıyı yazan (takdir eden), Hak (sm), mutlak varlık. Kitab-ı mübin Levh-i mahfuz, varlık âlemi, ayrıntı (tafsil) mertebesi, nefs-i kül, akl-ı kül. Kitab-ı Rab Insan. Kitab-ı vücut Varlık kitabı.
Medîne-i Münevvere
Medine · Suudi Arabistan · Harb-i Umûmî sırasında Filistin cephesine hareket eden Mevlevî mücahidleri arasında mümtaz sınıfın başında olarak Şam üzerinden geldiği ve Ravza-i Mutahhara’da bulunup na‘tini yazdığı şehir. İlişkili kişi dosyası Ahmed Remzî Akyürek : Ahmed Remzî Akyürek (1872–1944), Kayseri'de yetişip Kütahya, Kastamonu, Halep ve Üsküdar Mevlevîhânelerinde hizmet eden; Mesnevî öğretimi, üç dilde şiiri, tercümeleri ve kütüphaneciliğiyle son dönem Mevlevî kültürünü taşıyan başlıca şahsiyetlerdendir.
Selânik
Selanik · Yunanistan · Doğduğu şehir; babası Abdülhalim Bey Şarkî Rumeli vilâyetlerinde Filibe murahhası olarak görev yapıyordu. İlişkili kişi dosyası Ken‘an Rifâî : Ken‘an Rifâî (1867–1950), Osmanlı maarif teşkilâtında müdür, müfettiş ve öğretmen olarak çalışan; Medine’de Hamza er-Rifâî’den icâzet alan, Hırka-i Şerif’teki dergâhında Mesnevî okutan mutasavvıf ve müelliftir.
Ayasofya-i Kebîr Medresesi
İstanbul · Türkiye · 1122 Cemâziyelâhir'inin 26. günü es-Seyyid Mutahhar Efendi'den boşalan yere, hareket itibarıyla bu medreseye tayin edildi. İlişkili kişi dosyası Atâzâde Ahmed Efendi : Atâzâde Ahmed Efendi (ö. 13 Rebîülâhir 1136/Ocak 1724), Atâullah Efendi’nin oğlu; 1686’da mülâzemet alıp Kadızâde, Ayasofya, İbrâhim Paşa, Kürkçübaşı, Sahn-ı Semân ve Pîrî Paşa medreselerinde ders veren Osmanlı âlimidir.
Medine (Ravza-i Mutahhara)
Medine · Suudi Arabistan · 1160 hac dönüşünde ziyaret etti; şehir uzaktan görününce devesinden inip yürüyerek girdi. Meşhur “uzanan el” menkıbesinin geçtiği yer. İlişkili kişi dosyası Ahmed er-Rifâî : 512/1118’de Batâih bölgesindeki Ümmüabîde’de doğan Ahmed er-Rifâî, Şâfiî fıkhı, hadis, hizmet, fakr ve irşadı aynı rivâk çevresinde birleştirdi. XII. yüzyılda teşkilâtlanan Rifâiyye onun ilmî ve ahlâkî mirası etrafında Irak’tan geniş bir coğrafyaya yayıldı.
Konya
Konya · Türkiye · Üçüncü oğlu Muzhirüddin Mutahhar'ın gidip Mevlânâ ile görüştüğü şehir (Eflâkî, s. 273). İlişkili kişi dosyası Seyfeddin Bâharzî : Necmeddîn-i Kübrâ'nın halifesi Seyfeddin Bâharzî, Moğol istilası sonrasında Buhara-Fethâbâd merkezli öğretim, vaaz ve irşad ağı kurdu.
Tasavvuf ve Hadis: Kaynak, Sıhhat ve Yorum
Üç ayrı soru Bir sözün hadis diye aktarılması, hadis kaynaklarında bulunması ve sahih kabul edilmesi üç ayrı meseledir. Tasavvufî yorumun etkileyici olması isnad değerlendirmesinin yerini tutmaz. Temel öğretiler Niyet, ihsan, zühd, takvâ, zikir, sabır, tevekkül ve nefis muhasebesi sahih hadis külliyatında geniş dayanaklara sahiptir. Terimin sonraki teknik bi
Abdülkādir-i Geylânî’nin Eserleri Nasıl Okunmalı?
Telif, vaaz derlemesi ve sonraki nispetleri birbirinden ayıran kaynak kılavuzu
İlk Dönem Sûfîlerinde Hadis Nasıl Okunmalı?
Rivayet, işârî yorum, zühd dili ve hadis sıhhatini birbirinden ayıran yöntem
TASAVVUF İLİMİNİN FAZİLETİ
Avârifü’l-Maârif · 3. bölüm · Bize, Şeyhimiz Şeyhülislâm Ebu’n-Necib es-Sühreverdî (rah.), el-Ahves b. Hakim in babasından naklen, onun şöyle söylediğini haber verdi. Bir adam Hz. Resûlullah’a (s.a.v) şerrin ne
SÛFİLERİN HALLERİ VE TARİKATLARI
Avârifü’l-Maârif · 4. bölüm · Bize, şeyh, âlim Ziyâuddin Ebu Ahmed Abdulvahhab b. Ali, Enes b. Mâlik’in (r.a) şöyle dediğini haber verdi. Rasûlullah (a.s) bana buyurdu ki: “Yavrucuğum! Eğer kalbinde hiçbir kims
Sayfalar 1–8
Muzaffer Ozak Külliyatı · eSSz ELHAC MUZAFFER OZAK İR$ÂD 152 0 3.cilt Salâh Bilici Kitabevi Ali Bilici Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Iş Hanı Giriş KatNo: 24 Vezneciler /ISTANBUL Tel-Fax (0212) 512 87 44 SALAH
Sayfalar 10–17
Muzaffer Ozak Külliyatı · (YÂ RAHMANÜ ism-i celilini, her farz namazdan sonra 100 kerre okuyan kimseler, gaflet ve unutkanlıktan ve gönül darlığından emin olurlar.) Er Rahiymü Celle Celâluhu Pek ziyade merh
Sayfalar 11–17
Muzaffer Ozak Külliyatı · Aleyküm bis-sünneti ve sünneti hulefâ-ir-râşidiyn. (Sünnetim üzere ve rüşt sahibi halifelerimin sünnetleri üzerine olunuz.) Hadis-i şerifi buna delâlet etmektedir. Resûl-ü zişâna h
Sayfalar 9–16
Muzaffer Ozak Külliyatı · Okuduğum âyet-i celile, işte o günü yani ölüm gününü, başka bir tâ'birle zâlimin mazlûmun eline geçeceği kıyâmet gününü anlatmaktadır. Bu şiddetli ve dehşetli günün başlangıcı düny
Sayfalar 19–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · çimleri dar, vakitleri dar, ömürleri acı bir zarar içinde geçer. Onlar, daha burada hamiym suyundan içer. Her ne ka dar zâhiren, yani dış görünüşleri itibariyle rahat ve huzur için
Sayfalar 26–33
Muzaffer Ozak Külliyatı · SEJ prati El Mukaddimü Celle Sanühu İstediğini ileri geçiren, öne alan. (YÂ MUKADDIMÜ ism-i celilini savaş alanında veya korkulacak bir yerde okuyanlara hiç bir zarar gelmez.) El M
Sayfalar 29–36
Muzaffer Ozak Külliyatı · haremeyn, ceddüs-sıbteyn, imam-ül-Enbiyâ, imam-ül-etkiyâ, tâcül-asfiyâ, sahib-üs-seyf, sahib-ül-kitab, münzel-ül-Kur'an, sahibül-mi'râc, şefi-ul-müznibiyn, Resûlüllah, Habibullah,
Sayfalar 36–43
Muzaffer Ozak Külliyatı · yüz mü çevireyim? Hayır!.. Ne kadar kötü ve günahkâr bir kul olsam da, Rabbimle münasebetimi kesmem ve kulluğumu unutmam, der ve oradan uzaklaşır. Bir kaç yıl sonra, Şeyh Şibli haz
Sayfalar 33–40
Muzaffer Ozak Külliyatı · Cenabı erham-er-râhimiyn, cümlemize tevfikini ihsan buyursun, âf ve magfiretiyle sâd eylesin ve bizleri necata erdirsin. Kötü ve çirkin huylarımızı Kur'an ahlâkına ve ahlâk-ı Ahmed
Sayfalar 44–50
Muzaffer Ozak Külliyatı · O salih ve ârif zat-1 şerifin ruhu kabzolununca, beşyüz rahmet meleği cesedinin yanında kalırlar, yakınları kendisini gasletmeden melekler o velinin cesedini yıkarlar, cennetten ge