ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
29 sonuç · “Hırs”
01Seyyid Abdülkādir-i Sânî
Seyyid Abdülkādir-i Sânî (ö. 1533), babası Muhammed Gavs’ın sağlığında hilâfet alan, 1517’den sonra Uç Kādirî merkezini yöneten ve oğullarıyla torunları üzerinden Uç–Satgarah irşad ağının oluşmasına zemin hazırlayan Kādirî şeyhidir.
Şâmî Yahyâ Efendi
Şâmî Yahyâ Efendi (ö. 1040/1630-31), Şam’ın Sâlihiyye mahallesinden yetişip Kadirî şeyhi Ahmed es-Simâtî’nin yanında terbiye görmüş; Tırhala ve Yenişehir’de irşad yürütmüş şeyhtir.
Yûsuf Zâhir Efendi (Hasırcıoğlu)
Hasîrîzâde Yûsuf Zâhir Efendi (1883-1956), Koska Abdüsselâm Tekkesi’nin son postnişini; hadis usulü müellifi, müstensih, Süleymaniye ve diğer yazma eser kütüphanelerinin yöneticisidir.
Âb-rîzci
(آب ريز جى) veya Ab-rizi Su döken. tas. Mevlevi tekkelerinde apteshane temizliğiyle görevli kişi. Kennase (süpürgeci) (Po 1:7). Ab @ dane i. ar. (12 ب و 1( Su ve habbe. tas. a Hırsın ve tamahın kötülüğünü, zühtün ve kanaatin faziletini dile getiren ve bir hırka bir lokma anlamına gelen bir deyim. b Mukadder olan rızk, herkesin kısmetine düşen ekmek ve su. e Açlık. Bkz. Ca, Killet. Cihânın nimetinden kendi âb ü danemiz yeğdir Elin hâşânesinden kase-i virânemiz yeğdir Ganizâde;
Afet
ç. Afat Musibet, bela, zarar, ziyan. tas. a Kötü huylardaki tehlikeler ve zararlar; örn. gıybet afeti, yalan afeti, şöhret afeti. b Organların ahlak dışı yollarda ve günaha yol açacak biçimde kullanılması; örn. dilin afeti yalan söylemek, kulağın afeti gıybet dinlemek, elin afeti hırsızlık yapmaktır. c Sülük halinde bulunan salikin ilerlemesini engelleyen dünyevi bağlar (alaik) ve maddi عب karlar. “Süfiler için afet oğlanlarla düşüp kalkmakta, zıt görüşte olanlarla yarenlik etmekte ve kadınlardan hediye kabul etmektedir”. 4 Aşk. Dil verme gam-ı aşka ki aşk afet-i cândır Aşk afet-i cân olduğu meşhür-i cihândır Fuzali Afet-i tarik (2 bö 1) Tarikat afeti, keramet. Afitap i fars. ب) 5 1) Güneş. Afitâb-ı celal (ululuk güneşi) ve afitab-1 vücut (varlık OE
Dünya
Içinde yaşadığımız yer küresi. 2. tas. İnsanı Allah'tan uzaklaştıran ve gaflete düşüren her şey, mal ve menfaat, itibar, mevki, hırs, şan ve şöhret. Zahit ve mutasavvıflar dünyayı yılana, zehire, cadıya, fahişeye benzetirler (ct ١ 11:196). Düşmen Bilirim ben seni Yalan dünyasın Evliyaları alan dünyasın Sevdiğim aldın beni ağlattın Dönüp yüzüme gülen dünyasın Yünus Dünya hayatı Kulu ahiretten alıkoyan her sey (cr). Zahitler, dünyayı üç talakla boşamışlardır. Dünya ahiretin kumasıdır. Dünyaya bu telâşın nedir ey esir-i nefs Rahat bulur mu avrat alan avrat üstüne Nabi Dünya kelâmı Tasavvufa ilişkin olmayan; ahiretle ilgisi bulunmayan yalnızca dünya işleriyle ilgili sözler. Dari. ar. (5 >) 1. İnci, 2. tas. a İtâat etmek, boyun eğmek (115). b Hz. Peygamber, insan-ı kâmil, insan ruhu. Ol dürr-i yetimem ki görmedi beni umman Bir katreyim illâ ki ummana benem umman Yünus İnci, 2. tas. a İtâat etmek, boyun eğmek (115). b Hz. Peygamber, insan-ı kâmil, insan ruhu. Ol dürr-i yetimem ki görmedi beni umman Bir katreyim illâ ki ummana benem umman Yünus
Haset
Cekememe. tas. Haset edilenin elindeki maddi ve manevi imkân ve hasletlerin yok olmasını hırsla arzulamak (KR ع:
Hü
O; üçüncü şahıs zamiri. tas. a Allah'ın mutlak gayb olan hüviyeti, künhü; temaşası mümkün olmayan zatı. Gir semâa zikr ile gel yana yana Hü deyü Ir safâ-i aşk-ı Hakk’a yana yana Hü deya Zat-ı Hakk'ı buldular buluştular bir Ha ile Dost göründü her taraftan yana yana Hü deya Niyazi Mısri Hulül A Bektaşi gülbank ve tercemanlarının sonunda “Allah eyvallah Hü Dost,” denir (AM 287). Safha-i sadrinda dâim âşıkın efkârı ha Sakirin şükrü hüvallah, zâkirin ezkârı ha Ravza-ı hü'yı makam et ey Cemâl-i Halveti Ta vücudun mülküne keşf ola esrârı hü Hubb-i câh Makam sevgisi, mevki hırsı, itibar tutkusu.
Hubb-i dünya
د نيا) or. Dünya sevgisi ve hırsı. tas. Zahit ve süfiler dünyayı ve maddeyi Allah'ın düşmanı sayar. Onu sevmenin dostun düşmanını sevmek anlamına geleceğini vurgularlar (Gi 11:197). “Her türlü günahın kaynağı dünya sevgisidir,” “dünya bir leş, talipleri köpektir,” “dünya sevgisi öldürücü bir zehirdir,” sözleri süfilerin bu husustaki kanaatlarını ifade eder. Bkz. Dünya. Hubb-i riyaset Baş olma tutkusu, toplumu idare etme ihtirası, tasaddur (KR 185). Zahit ve süfiler: “Kuyruk ol, baş olma; çünkü baş gider, kuyruk kalır,” derler. Ariflerin kalbinden en son çıkan kötü huy ve his baş olma tutkusudur. “Şöhret afettir.” Hukuk — Huzuz i, ar. (b glo — â3>) Haklar-Hazlar. tas. Manevi ve ruhi hallere, makamlara, marifetlere, iradelere, maksatlara, muamelelere ve ibadetlere | hukuk; nefsin zevklerine ve beşeri arzularına huzuz denir. Hukuk ile huzuz birbirinin zıddıdır. Birinin bulunduğu yerde diğeri bulunmaz. Bir sâlikin gü- | cünü ve çabasını harcayarak hukuku ve hakkı kazanması, onları yaşaması ve ken- | di vasıfları haline getirmesi tahkik (gerçekleştirme) ve tahakkuk (gerçekleşme) | adını alır. Bu sebeble bu mertebedeki süfilere ehl-i tahkik, ehl-i tahakkuk, ehl-i hakikat ve ehl-i hakâik, ehl-i hak gibi isimler verilir. Hakk'a nispet edilen her şey, hukuk, nefse nispet edilen her şey huzuzdur. Hukuk ulvi, huzuz, süfli arzular ve hallerdir.
Kanaat
Tutumlu, gönlü zengin ve tok gözlü olma, hırslı ve açgözlü olig) 8 8 mama. Kanâat, eyledi ankay-ı kafı şöhrete vâsıl Kişi mümtaz olur âlemde elbette uzlet ettikçe | Fehim Nân-i huşka et kandat sabret her is biter Vali |
Lokma
لقمه) Gıda. Süfilere göre ilhama nail olmak için helal lokma şarttır. Helal lokma yemeyen, melekten gelen ilham ile Seytan’dan gelen vesveseyi ayırt edemez (2K 53). Dervişlerin hayat tarzı bir hırka bir lokma esasına dayanır. | Et lokması lâzım mı doyurmaz mı seni nân Zehr olsun ol lokma Rola pesmande-i dünân | Yazık sana kim eyleyesin hırs u tamahtan | Bir habbe için kendini âlemlere bednam | Rahi Bagdadi |
Rahat
Dinlenme, ferahlama, ârâm, huzur. Serâpa çeşm-i ibaretten geçirdim nüsha-i dehri İçinde ma'ni-i arama dair bir ibaret yok Nâbi Fakat hırslı ve açgözlü kişiler bu âlemde rahattır. Cihânın mihnet-i erbab-1 hırsa ayn-ı rahattır Değil âsüde, bâre girmeyince pustu hammâlın Nâbi
Şöhret
(شهرة) Ün. Hubb-i câh ve hubb-i riyaset ve tasaddur denilen makam tutkusu, baş olma hırsı ve öne çıkma hevesi, kısaca şöhret hiç hoş karşılanmamıştır. “Ariflerin gönlünden en son çıkan kötü his baş olma tutkusudur. “Kuyruk ol, | baş olma. Zira baş gider, kuyruk kalır.” “Şöhret afettir” gibi sözler bu tutumu | ifade eder. “Bir kişinin ibadet ve takvasıyla tanınması, etrafa nam salması ve par- | makla gösterilen kişi olması bile kibirlenmeye, kendini beğenmeye ve şımarmaya yol açacağından tehlikelidir. En iyi hal, namsız olmak ve tanınmamaktır” | (Hamal) (Gt 111:269). Riya vu zühd ile şöhret bulunca bir âdem | Elinde bâde-i nâb olsa âbiddir derler Arifzâde Asım
Tuğra
Özel bir biçimi olan padişah imzası ve mührü. 2. tas. a Faaliyet halindeki âşıkın vasıflarında görülen aşkın hükümleri (11s). b Padişah gibi, şeyhler adına düzenlenen özel yazı şekli (sm 516). Şeyhin isminin tuğra şeklinde yazılması. 1 Tül-i emel - Kasr-i emel )) قصر | مل — Jel 4) 1. Hırs-Kanaat, açgözlülük tokgözlülük. 2. tas. Tal-i emel hiç ölmeyecekmiş gibi insanın dünya için çalışması, kasr-ı emel hemen ölecekmiş gibi ahiret için çalışmasıdır. Süfiler, insanın ileriyi, bir adım ötesini düşünmesini istemezler. Onlar İbn vakttir, hal ehlidir. Tume'ninet/ İtminân (OL+b | / نينة LL) 1. İtminân, tatmin olma, doyuma ulaşma. 2. tas. Nefsin sükün, emniyet, huzur ve istikrar halinde olması. Ünsün verdigi rahatlıktan kaynaklanan nefsin kendini tam emniyette hissetmesi hali (-21). Bu nefs “Ey mutmainne nefs dön Rabb'ine,” hitabına mazhar olmuştur. Bu mertebeye zikirle ulaşıldığından “Kalpler Allah'ın zikriyle tatmin olur,” buyurmuştur. Hırs-Kanaat, açgözlülük tokgözlülük. 2. tas. Tal-i emel hiç ölmeyecekmiş gibi insanın dünya için çalışması, kasr-ı emel hemen ölecekmiş gibi ahiret için çalışmasıdır. Süfiler, insanın ileriyi, bir adım ötesini düşünmesini istemezler. Onlar İbn vakttir, hal ehlidir. Tume'ninet/ İtminân (OL+b | / نينة LL) 1. İtminân, tatmin olma, doyuma ulaşma. 2. tas. Nefsin sükün, emniyet, huzur ve istikrar halinde olması. Ünsün verdigi rahatlıktan kaynaklanan nefsin kendini tam emniyette hissetmesi hali (-21). Bu nefs “Ey mutmainne nefs dön Rabb'ine,” hitabına mazhar olmuştur. Bu mertebeye zikirle ulaşıldığından “Kalpler Allah'ın zikriyle tatmin olur,” buyurmuştur. İtminân, tatmin olma, doyuma ulaşma. 2. tas. Nefsin sükün, emniyet, huzur ve istikrar halinde olması. Ünsün verdigi rahatlıktan kaynaklanan nefsin kendini tam emniyette hissetmesi hali (-21). Bu nefs “Ey mutmainne nefs dön Rabb'ine,” hitabına mazhar olmuştur. Bu mertebeye zikirle ulaşıldığından “Kalpler Allah'ın zikriyle tatmin olur,” buyurmuştur.
Zahir-i mümkinat
yal) 1, Mümkün varılıkların dış yüzü. 2. tas. Hakk'ın, mümkünlerin a'yân ve sıfatlarının suretinde tecelli etmesi. Buna izafi vücut, zahir-i vücut ve ilâhî vücut ismi de verilir (KI; cr). Zahit i, s. ar. (زا هد) ¢. Zühhat Dünyaya rağbet etmeyen, dünyadan yüzçeviren, el etek çeken. Kendini bütünüyle ahirete ve Hakk’a veren, mala, mülke, makama ve şöhrete değer vermeyen, dünyayla ahiret arasında tercih yapmak gerektiği zaman ağırlığını daima ahiretten yana koyan. Züht, “dünya sevgisine gönülde yer vermemek,” anlamına geldiğinden, zengin olduğu halde zahit, fakir olduğu halde hırslı (râgib) olan kişiler vardır. 2. Ham sofu, ham ruhlu, pişmemiş, olgunlaşmamış, dinin özünden habersiz şekilci ve zahirci kişi. Arif ve âşık olmayan kimse. Zâhid-i bi-hüş ne bilsin zevkini aşk ehlinin Bir aceb meyhânedir, muhabbet kim içen huşyâr olur wee Severim zâhidi kim güşe-i mihrabı sever Ham-ı ebrüna rakibim olup olmaz mâil Fuzüli Aşık-ı hak-bin sürer didâr zevkin dâimâ Zâhid-i hod-bin oturmuş gussa-ı ferdâ çeker Halili Arif ol zâhid-i husk olma sakın Himmet et, tâ olasın ehl-i yakin Rüzedârım diyerek suratın ekşitmişsin Zâhida söyle bu turşu ne, bu perhiz nedir Feyzi Zebur Zakir — Zakir başı i, ar. (ذاكر_ذاكر باشى) +. Zikreden. 2. tas. Zikir meclisinde zikir ayinini idare eden, musiki usülüne göre ilahiler okuyup zikredenleri coşturan kimse. Bkz. Zikir. Ham sofu, ham ruhlu, pişmemiş, olgunlaşmamış, dinin özünden habersiz şekilci ve zahirci kişi. Arif ve âşık olmayan kimse. Zâhid-i bi-hüş ne bilsin zevkini aşk ehlinin Bir aceb meyhânedir, muhabbet kim içen huşyâr olur wee Severim zâhidi kim güşe-i mihrabı sever Ham-ı ebrüna rakibim olup olmaz mâil Fuzüli Aşık-ı hak-bin sürer didâr zevkin dâimâ Zâhid-i hod-bin oturmuş gussa-ı ferdâ çeker Halili Arif ol zâhid-i husk olma sakın Himmet et, tâ olasın ehl-i yakin Rüzedârım diyerek suratın ekşitmişsin Zâhida söyle bu turşu ne, bu perhiz nedir Feyzi Zebur Zakir — Zakir başı i, ar. (ذاكر_ذاكر باشى) +. Zikreden. 2. tas. Zikir meclisinde zikir ayinini idare eden, musiki usülüne göre ilahiler okuyup zikredenleri coşturan kimse. Bkz. Zikir.
El-Uṣûlü'l-aşere: On Esas
Necmeddîn-i Kübrâ'nın kısa fakat yoğun seyrüsülûk rehberi. Kaynaklar arasındaki farklar ve gelenek içi anlatıların derecesi korunarak hazırlanmıştır.
Rifâiyye'de İntisap, Zikir ve Seyrüsülûk
Biat merasimi, mürid adabı ve ferdî zikir basamaklarının tarihî tertibi
SÛFÎ OLMADIKLARI HALDE SÛFÎLERE NİSBET EDİLENLER
Avârifü’l-Maârif · 9. bölüm · Kendilerini bazen “Kalenderi” bazen de “Melâmetî” diye isimlendiren bir grup, sûfiler arasında zikredilmektedir. Az önceki bölümde melâmetînin hâlini zikrettik. Onların hâlinin şer
Sayfalar 19–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · çimleri dar, vakitleri dar, ömürleri acı bir zarar içinde geçer. Onlar, daha burada hamiym suyundan içer. Her ne ka dar zâhiren, yani dış görünüşleri itibariyle rahat ve huzur için
Sayfalar 18–25
Muzaffer Ozak Külliyatı · (YA GAFURU ism-i celilini, hummaya ve başağrısına uğrayanlarla, gam ve keder içinde bulunanlar devamlı okurlarsa kurtulurlar.) 3EJE3, Eş Şekûrü Celle Şanühu Kendi rızâsı için yapıl
Sayfalar 25–30
Muzaffer Ozak Külliyatı · ner, bunlara sahip bulunanların mevki ve makamlarını, mal ve mülklerini yerinde, hak rizasına uygun ve kelimenin tam mânasıyla iyi kullanabilmeleridir. Bu bakımdan, gururluya karşı
Sayfalar 33–40
Muzaffer Ozak Külliyatı · Cenabı erham-er-râhimiyn, cümlemize tevfikini ihsan buyursun, âf ve magfiretiyle sâd eylesin ve bizleri necata erdirsin. Kötü ve çirkin huylarımızı Kur'an ahlâkına ve ahlâk-ı Ahmed
Sayfalar 44–50
Muzaffer Ozak Külliyatı · O salih ve ârif zat-1 şerifin ruhu kabzolununca, beşyüz rahmet meleği cesedinin yanında kalırlar, yakınları kendisini gasletmeden melekler o velinin cesedini yıkarlar, cennetten ge
Sayfalar 40–47
Muzaffer Ozak Külliyatı · mur etmiştir. Hâlet-i-ihtizardaki mü'mine, sağ tarafında cennetteki makamına nazar ettirir. Cennetteki makamını ve ona verilecek hurileri, sarayları, derecatı, hizmet ehli olan cen
Sayfalar 41–47
Muzaffer Ozak Külliyatı · Esteizü billâh: « Ve yetûfu aleyhim vildanün muhalledüne iza reeytehüm hasibtehüm lü'lüen men süra» sadakallahulaziym. Insan sûresi: 19-20 Meâli şerifi: «Cennet ehlinin etrafında h
Sayfalar 48–56
Muzaffer Ozak Külliyatı · bütün bu alâmetler ölen o kimse için rahmet-i ilâhiyyenin nüzulüne işarettir. Haberde vârid olmuştur ki, Allahu teâlâ bir mü'minin ruhunu kabzetmek murad buyurduğunda, Melek-ül-mev
Sayfalar 58–64
Muzaffer Ozak Külliyatı · hına getirdiler. Orada, kadı efendi merhumun vasiyyetini okudu ve bir gece onunla birlikte kabirde geçirecek kimseye yüz altın verileceğini bildirdi ve talip olanların ortaya çıkma
Sayfalar 59–65
Muzaffer Ozak Külliyatı · lallahu aleyhi ve sellem efendimizle müşerref olur. Efendimiz kendisine sorar: — Sana tevdi olunan emaneti neden yerine getirmedin? — Hangi emaneti yâ Resûlallah? — Bağdat'ta alış-
Sayfalar 71–77
Muzaffer Ozak Külliyatı · silmişti. Insanlardan kaçıyor, daima tenhalarda dolaşıyor. Anası, bu hâle vâkıf olup meseleyi babasına açtı. Baba divanı toplayıp, Habbâbı divana dâvet etti. Habbâb divana geldiğin