ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
25 sonuç · “Emred”
01Süleyman Veliyyüddin Efendi
Şeyh Süleymân Veliyyüddîn Efendi Vâris-i esrâr-ı tarîkat Şeyh Süleymân Veliyyüddîn Efendi, Hz. Pîr’in şeyhi tarafından kendisine devr olunan ve ikmâl-i sülûku emr edilen zevât-ı kirâmdandır. İstanbulludur. 1084/(1673) senesinde dünyâya kadem basıp 1108/(1696-97)’de yirmiiki21 yaşında Köstendilli Ali Efendi’ye intisâb eylemiş, 1115/(1703-04)’te Hz. Nûreddîn tarafından istihlâf olunmuş olduğu gibi, 1133 senesi Zi'l-ka’desi ibtidâsı…
Ahdâs
(! ع (احد Hades. Yeni yetmeler, oğlanlar, tüyleri yeni bitmiş yakışıklı ve güzel sesli çocuklar. Bazı mutasavvıflar bu nitelikteki oğlanları sohbet toplantılarına çağırmışlar, onlara ilâhî okutup coşmuşlardır. Râiha-i tayyibe, vechisabih ve savt-ı melih dedikleri güzel koku, şirin yüz ve hoş nağme hoşlarına gitmiştir. Tüysüzün şahsında Allah'ın güzelliğinin tecellilerini seyrettiklerini söylemişlerdir. Bu işe cemalperestlik, şâhid-bâzi, tüysüze de emred ve şahit demişlerdir. Büyük süfiler oğlanlarla düşüp kalkmayı ve sohbet etmeyi tehlikeli bir iş ve büyük bir afet olarak görmüş, çevrelerindekileri bu konuda sık sık uyarmışlardır Ahiretlik ( 376, 396). Bkz. Şahit. Ahd-i emanet ( (عهد | ما Emaneti kabul ve onu muhafaza edeceğine dair ahit ve peyman verme, emaneti taahhüt etme (Ahzâb Suresi, 72). 2. İlahi taahhüt, ezeli ahit | (Yasin Suresi, 60). İlahi taahhüt, ezeli ahit | (Yasin Suresi, 60).
Hal‘-i na‘leyn
İki nalını çıkarıp atmak. Hz. Mûsâ’ya mukaddes vadide ayakkabılarını çıkarmasının emredildiği âyetin tasavvufî yorumundan doğan tabirdir. Sembolik olarak iki cihandan, yani dünya ve âhiret karşılığında çıkar gözetme düşüncesinden vazgeçmeyi anlatır. Terk-i dâreyn diye de ifade edilir.
Hıfz-ı ahd
7, Sözde durma, vaadi yerine getirme. 2. tas. Sâlikin, Allah'ın kulları için belirlediği sınırda durması, hiçbir zaman yasaklanan sahada görülmemesi, daima emredilen hususların yanında olması (kn). Hıfz-ı ahd-i rububiyet ve ubüdiyet r. İlahi ve beşeri ahdi muhafaza etme. 2. tas. Sâlikin daima kemali Rabb'a, kusuru kula nispet etmesi. Mürit Allah ile yapugi sözleşmeye (mudhede) sonuna kadar sadık kalmak zorundadır. Tasavvufta ahdi bozmak ve yapılan muahedeye uymamak (nakz-i ahd) dindeki riddete ve irtidada benzer.. A Hifz-1 enfas (حفظ | نفا س) Nefesleri denetim altında tutmak, alınan ve verilen solukları korumak, her nefeste şuurlu olmak, Süfiler, her nefeste Allah'ın anılmasını ve hatırlanmasını isterler. Bkz. Huş der-dem. Her nefeste Allah adın de müdâm Allah adıyle olur her iş tamam Hifz-1 nispet — Hıfz-ı tarik بق) pb (حفظ نسبة - حفظ Silikin şeyhine ve tarikatine bağlılığını samimiyet ve sadakatla sürdürmesi, mürşidinden aldığı ahde ve misaka, ezkar ve evrada bağlı kalması. Hırka 1 ar. Yamalı elbise, çeşitli kumaş parçaları birbirine dikilerek yapılan elbise, murakkaa; dervişlerin toplu zikir yaptıkları esnada giydikleri yelek. Bir mürit adayı belli bir deneme ve hazırlık döneminden sonra tarikate ehil ve şeyhe layık görülürse ona tekkede yapılan bir törenle hırka giydirilir. Hırka giyen talip artık bundan böyle şeyhin müridi, tarikat mensubu ve diğer müritlerin kardeşidir. tarikatın kural ve ilkelerine uymak, kendisine verilen görevleri seve seve yerine getirmek zorundadır, Hırka giymek, mürit adayını şeyhin kabul ettiğinin, dolayısıyla Hakk'ın da kendisini kabul ettiğinin simgesidir. Hırka giyen talip ar- uk belli bir derneğin üyesidir (-102). Hırka atma Remy-i hırka, semâ esnasında müridin üzerindeki hırkayı atması, tarh-ı hırka. Bazen bir hırka parçalanır ve dervişlere dağıtılır (Nür 296). Hırkanın rengi siyah, mavi veya beyaz olabilir. Tarikate yeni girenler siyah, belli bir dereceye ulaşanlar mavi, sülükunu tamamlayanlar beyaz hırka giyer. Bkz. Murakka. Hırka vu tac ile zâhid kerem et sikleti ko Ademe cübbe vu destâr kerâmet mi verir Ş. Yahya 166 | Hicabu'lizzet Atlas-ı çarha da değişmezdin ey hoca sen Ger bulaydın bulduğum ben hırka-ı peşimenede Nef'i Hırka-i iradet Müritlik hırkası. Bu hırkayı giyen talip mürit olmuş ve sülüka başlamış sayılır. Hırkasi teberrük Fahri hırka, onur hırkası. Belli bir şeyhten hırka giyen ve onun tarikatine giren talip daha sonra diğer bir şeyhten de hırka giyer, ama onun tarikatine girmezse giydiği hırkaya teberrük hırkası denir. Tarikate girmemiş ve şeyhe intisap etmemiş bir kimse dervişlere benzemek ve onlar gibi yaşamak isterse onlara da teberrük hırkası giydirilebilir. Bu şekilde hırka giyen daha sonra irade (müritlik) hırkası da giyebilir. Buna muhip hırkası ve muhip kisvesi de denir. Hırka-i tevbe Günahlarına tevbe eden ve nefslerini ıslaha azmeden taliplere giydirilen hırka. Bunlar henüz tarikate girmiş sayılmazlar. Hırka-i velayet Müritlere giydirilen hırka.
Kurban
( هر با Allah'a yakınlık peyda etmek niyetiyle belli özelliklere sahip hayvanın ibadet maksadıyla kesilmesi. 2. tas. Fena mertebesi, fedakârlık, kulun kendisini (nefsini) Allah yolunda feda etmesi. En büyük kurban kulun nefsini feda etmesidir. Kurbanlık koç (kebeş) nefsin simgesidir. Arafat'ta kurban kesen hacı aslında nefsini boğazladığının şuurunda olmalıdır. Bazı mutasavvıflar “Allah bir sığır (bakara) kesmenizi emrediyor,” (Bakara Suresi 67) mealindeki ayeti “Nefsinizi kesmenizi emrediyor” şeklinde anlamışlardır. Âdet oldur, yar ilinde can alırlar hüsne tac Niyazi Diğer varlıkların Hakk'a ermelerine aracı olması itibariyle insana kurban-ı ekrem denilmiştir. Nefsin üç hali vardır ve bunlara kebs, bakara, bedene denir. Nefsin sülüktan evvelki haline kebş (koç), sülüka başlamasına ve bunun iyi bir gelişme göstermesine bakara (sığır), makam ve menzilleri katetmesine bedene (deve) denir (kı). Burada kebş, bakara ve bedene deyimleriyle nefsin Hak için kurban edilmesi gerektiği anlatılır. Bayramda kurban kesmeyi de nefsi öldürmenin bir simgesi sayarlar. Zebh-i nefs: Canını feda etme. Ismailim Hak yoluna canım kurban eyledim Çün bu can kurban sana ben koç kurbanı neylerim Yünus Vermeyen canın sana bulmaz hayat-ı câvidan Zinde-i cavid ana derler ki kurbandır sana Fuzüli Yılda bir kurban keserler halk-ı âlem id için Dem be-dem, sâat be-sdat ben senin kurbaninm Fuzüli
Nüsk
Züht. Gİ O) x. Üçüncü şahıs zamiri (hüve, hü). 2. tas. Allah. Ahd-i sâbık denilmeden henüz “Elest” buyulmadan ee ee Ol beni dam ben ol idi bes bu nicesi kesile = 0 Oğlan وغلا ن) ( Tüysüz, emred, mahbup. e Onbeşler ونبثلر) ( Ricdl-i henân denilen ve sayıları onbeş olan bu ermişler, gayb erenlerden olup Müslüman veya gâvur, mümin ya da kâfir ayrımı yapmadan herkese şefkat ve merhametle muamele ederler (İFA 329). Onlar Gayb erenlerden on ermiş. Bunlar huşu halinde olur, alçak sesle konuşur. Biri yüksek sesle konuşacak olursa bunların vücutları titrer. Yeryüzünde vakar ve sekinetle yürür, kendini bilmezler. Biri çıkıp onlara laf atacak olsa “selam size” derler; fakat gerekirse bunları def etmekte ve yaraya neşteri vurmak- ta da bir sakınca görmezler (ira 326). Onsekizler Gayb erenlerden oluşan ermişler. Hak kendilerine ne emretmişse onu yerine getirir, gerekirse keramet de gösterirler (ira 329). ii e —i(ié«é se eee
Sereyân-ı vücüt Ose
يان و dr. Varlığın sirayeti. 2. tas. Rahmani nefes ve mukaddes feyz ki, âlem ve insan 0 tecellinin panlulandir (sr). Serir 1. Taht, padişahların üzerine kuruldukları taht. 2. tas. Mekânet-i ilahiyedeki rahmani mertebe, ilâhî meşhed. Hakk'ın tecelli ettiği mekân (mekane), Mutasavvıflara göre Hz. Peygamber Allah'ı bir serir (taht) üzerinde tüysüz bir genç (şabb-ı emred) suretinde görmüştü. Serir, Hakk'ın tecelli makamıdır. Tecelli ve temaşa itibariyle sonlu olan bu surete serir, sonsuz olan ilâhî zata ise taç denir . Arş ve taht da bu anlamda kullanılır. Serkeş — Serkeşi GAS لانن 5 us) 7, Serkeşlik. 2. tas, İlahi iradenin hükmüyle sâlikin iradesine ve muradına muhalefet etmesi.
Şükür
) <3) veya Şükr Teşekkür; nimeti dile getirme. tas. a Yapılan iyiligin makbule geçtiğini dile getirme, iyiliği yapanı övme (cr). Kul, Allah'ın lütuf ve nimetlerini dile getirir ve onu överse şükretmiş olur. b Nankör olmamak di Şürb m << (o (küfrân-ı nimet); nimetin kıymetini bilmek. Şükürde üç esas vardır: İlim, hal, amel. Nimeti bilme, nail olunan nimetten ötürü sevinme, nimete karşılık olarak yapılması gerekeni dil, beden ve kalple yerine getirme. Allah'ın nimetini dile getirme, bu nimeti ibadette ve sevap kazandıran işlerde kullanma, iyiliğe ve hayra niyetlenme gibi. Bir organın şükrü onunla günah değil, sevap işlemektir. Şükür, nimetten evvel onu vereni (mun'imi) görmektir, nimet içinde, nimeti vereni düşünmektir. Şükür sızlanmamaktır. Şükür sevap, şekvâ (yakınmak) günahtır. Şükredene şâkir, şükürden âciz olduğunu idrak edene şekür denir. Şükür, nimetin artmasına vesile olur (Gi 1v:78; KR 313). Şürb — Sirb i. ar. (شرب) İçmek. tas. Keşf halinin neticesi, tecellinin meyvesi olan ruhi haz. Sırayla önce zevk, sonra şürb, sonra da reyy (kanma) bahis konusu olur. Zevk sahibi yarı sarhoş (mütesâkir), şürb sahibi sarhoş (sekrân), reyy sahibi ayık (sâhi) halde olur. Sürekli ve çok içildiğinde bağışıklık kazanılır, artık içildiği halde sarhoş olunmaz. Bu durumda sâlik, Hak ile sahv halinde olup hazzından fanidir. Bunların gıdası şaraptır. Mahabbet kadehinden bir yudum içip kananlar var, bu kadehle yedi deryayı içip susuzluğunu gideremeyenler var. Gayb âleminden yalnızca azat edilmiş sırlara ve hür ruhlara dostluk kadehleri sunulur (KR 38). Süfiler tâatten hasıl olan hazza, kerametin verdiği lezzete, üns halinin | sağladığı rahata şürb derler. | بن ee ee ae eg a ES ER TAE LİRA a ER ا ie ave Gua Tâat i. ar, (طاعة) 1. İtaat, boyun eğme, emredileni yapma. 2. tas. ; = 0 Allah'ın iradesine uyma, Allah'ın rızasına uygun düşen her ee fey SÖZ hal ve hareket. Tâatin saiki ya cehennem korkusu, ya da ie cennet ümidi ve Hakk'ın rızası olur. İtaat edene muti ve ehl-i tâat denir. “İtaat ibadettir.” iğ ales 0 Talihte devlet olmasa hidmet ne fâide lk NA Hak'tan inayet olmasa tâat ne fâide Nişâni
Türrehât
1, Patika, çıkmaz yol, bâtıl ve boş laf, herze, saçma 562. 2. tas. Bazı mutasavvıfların ipe sapa gelmeyen anlamsız sözleri, Ruveym öğüt isteyen birine, “Bu yolda katlanılacak en aşağı fedakârlık, can feda etmek, bu yola baş koymaktır. Bu şartla tasavvufa girersen gir. Aksi halde süfilerin türrehâtı ile meşgul olma,” demişti (sr 183: SL 334). Bkz. Şatah. Tüysüz Oğlan. Bkz. Ahdâs, Emred. PER Ubbat Bkz Abit- Ubbar. ie 1 Ubüdiyet—Ubüdeti. ar. عبو د ة) ةيدوبع( Kulluk. 2. tas. a Ah- Fe) (de vefa, hudüdariayet etmek, elde olana razı olmak, elde ole ee mayana sabr etmek ( cr). b Her hususta zorunlu olarak iz ie Hakk’a başvurmak. Kulluğun üç şekli vardır: Ibadet EM o (tapmak), halk icin söz konusudur. Ubadiyet (kulluk), aydınlar içindir. Ubadet (halis kulluk), seçkinler içindir. İlki ilme yakin, ikincisi ayne’l-yakin, üçüncüsü hakke'-yakin sahiplerine özgüdür. Ubüdiyet; O nasıl insanın Rabb'i ise, insanın da öylece O'na kul olmasıdır. Ubüdiyet takdiri görüp, tedbiri terketmektir. Sâlik hizmetçi istemediği sürece kuldur, hizmetçi istedi mi artık kul değil, efendidir. Ubüdiyet, rububiyeti temaşa etmektir. Abd, âbitten (kul ibadet edenden) üstün olduğu gibi, kulluk da ibadetten üstündür. Ubüdet ise kullukta kemal halidir (-97; İFM). Mazhar-ı feyz-i ubüdiyet olandır insan Yoksa ma'nide kişi şekl ile insan değil G. Dede Ucbi. ar, (<> ) 1. Kendini beğenme, böbürlenme, şımarma. 2. tas. Kişinin sahip olduğu amel, maharet, sanat, mal, makam, güzellik ve ilim gibi nimetleri çok büyük ve pek önemli görerek bunların gerçek sahibinin Hak olduğunu unutması, kendine bağlaması, bir gün yok olup gideceklerini düşünmemesi. Özellikle melamet ehli riya ile ucbu, Hakk’a giden yoldaki en büyük engeller olarak görür. Bunun ruhi yükselmeye ve manevi kurtuluşa engel olduğunu vurgular. Uçmak Bir keramet türü. Lokman-ı perende: Uçan Lokman. Menkıbeye göre, Hacı Bektaş Horasan'dan uçarak Anadolu'ya gelmişti. Bkz. Tayy-i mekân. Ufuk-ı a'lâ Ruh makamının sonu, vahidiyet ve uluhiyet mertebesi (Necm Suresi, 7) (x). Ufuk-1 mübin Kalp makamının sonu. Kendini beğenme, böbürlenme, şımarma. 2. tas. Kişinin sahip olduğu amel, maharet, sanat, mal, makam, güzellik ve ilim gibi nimetleri çok büyük ve pek önemli görerek bunların gerçek sahibinin Hak olduğunu unutması, kendine bağlaması, bir gün yok olup gideceklerini düşünmemesi. Özellikle melamet ehli riya ile ucbu, Hakk’a giden yoldaki en büyük engeller olarak görür. Bunun ruhi yükselmeye ve manevi kurtuluşa engel olduğunu vurgular. Uçmak Bir keramet türü. Lokman-ı perende: Uçan Lokman. Menkıbeye göre, Hacı Bektaş Horasan'dan uçarak Anadolu'ya gelmişti. Bkz. Tayy-i mekân. Ufuk-ı a'lâ Ruh makamının sonu, vahidiyet ve uluhiyet mertebesi (Necm Suresi, 7) (x). Ufuk-1 mübin Kalp makamının sonu.
oruç, -cu
oruç, -cu a. İslâm’m beş şartmdan biri olan bu terim, Arapça “savm, sıyâm”, Farsça “rûze” sözünün karşılığı olarak Türkçeleşmiştir. İslâm inancına göre, “Tan yerinin ağarmasından başlayarak gün batımına kadar geçen süre içinde yeme, içme, ve cinsel ilişkiden uzak kalman emreden ve müminlere farz kılınmış olan. ” bu ibadet, hicretin ikinci yılı (Şubat 624) Şaban ayında Ramazan ayı boyunca tutulması farz kılmmıştır. Bu ibadetin önemi Kur’ân-ı Kerîm’de “Bakara suresi” nin 183. ayetinde mealen “Ey iman edenler, sizden evvelki (ümmet) lere yazıldığı gibi sizin üzerinize de oruç tutmak yazıldı, ta ki korunasınız. ” denilmiştir. Aynca, pek çok hadiste (Sahîh-i Buhârî ve Tercemesi, C. 1, “Kitâbu’lîmân”, 34, 40; Ebû Davûd, “Sünnet”, 16) özellikle vurgulanmıştır. Bunlardan biri, çok bilinen ve yaygın olanı Ebû Hureyre’nin rivayet ettiği şu hadistir: “Oruç bir kalkandır. Oruçlu kimse kötü söz söylemesin ve cahillik yapmasın. Eğer herhangi bir kimse kendisiyle dövüşmeye yahut söğüşmeye girişirse ona iki defa ‘Ben oruçluyum. ’ desin. Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki oruçlu ağzın kokusu, yüce Allah’ın katında misk kokusundan daha temizdir. Yüce Allah: Oruçlu kimse benim için yemesini içmesini, cinsî arzusunu terk eder. Oruç doğrudan doğruya bana edilen bir ibadettir. Onun ecrini de doğrudan doğruya ben veririm. Hâlbuki diğer amellerin hepsi on misli ile ödenir. ”. Oruç, bilhassa Allah için veya Allah’ın rızası için tutulduğu ve doğrudan O’nun buyruğu olduğu için önemli ibadetlerin başında gelmektedir. Ramazan orucu dışında farz ve vacip olmayan fakat tavsiye edilen oruç türleri de vardır. Ayrıca örücün farz ve vecibeleri, kefaretleri veya kaza gerektiren durumlan dört mezhebe göre farklı yorumlanmaktadır. Buhârî, oruç konusunu kitabmda “Kitâbu’s- Savm” başlığı altında Hz. Peygamber’in hadislerine dayanarak etraflıca incelemiştir (Sahîh-i Buhârî ve Tercemesi, C. 4. , 1766-1861)
Kevn ü fesâd
Oluş ve bozuluş. Klasik felsefe ve tasavvuf kozmolojisinde maddî varlıkların meydana gelmesi, biçim değiştirmesi ve çözülmesini anlatır. Kevn yaratılmış dünyadaki oluşu, fesad bileşik yapının dağılmasını ifade eder. Tasavvufî tefekkürde kavram âlemin sürekli değişmesini ve yalnız Allah’ın bâkī oluşunu hatırlatır.
Zıhâr
Bir erkeğin eşini kendisine ebediyen evlenmesi haram olan bir kadına benzeterek evlilik ilişkisini yasaklayan söz söylemesi. Kur’ân zıhârı geçerli bir boşama saymaz; bu sözü söyleyen kimsenin eşiyle birliktelikten önce kefaret yerine getirmesini emreder. Hükümler Mücâdele sûresinin ilk âyetlerinde açıklanır.
Yetim
Ergenlik çağına ulaşmadan babasını kaybetmiş çocuk. Anne-babasını veya annesini kaybeden çocuk için günlük dilde daha geniş kullanılabilir. Kur’ân yetimin malını korumayı, ona iyi davranmayı ve hakkını gözetmeyi ısrarla emreder. Vesayet altındaki mal, çocuğun rüşdü görülmeden teslim edilmez ve bakım veren tarafından kişisel kazanca dönüştürülemez.
SÛFİLERİN HAK SÖZÜ GÜZELCE ANLAMALARI
Avârifü’l-Maârif · 2. bölüm · Şeyhimiz Şeyhülislam Ebu’n-Necîb es-Sühreverdî, bize, Zeyd b. Sâbit yoluyla gelen bir hadis-i şerifte, Rasûlullah (a.s) Efendimizin şöyle buyurduğunu nakletti: “Bizden bir hadis iş
TASAVVUF İLİMİNİN FAZİLETİ
Avârifü’l-Maârif · 3. bölüm · Bize, Şeyhimiz Şeyhülislâm Ebu’n-Necib es-Sühreverdî (rah.), el-Ahves b. Hakim in babasından naklen, onun şöyle söylediğini haber verdi. Bir adam Hz. Resûlullah’a (s.a.v) şerrin ne
SÛFİLERİN HALLERİ VE TARİKATLARI
Avârifü’l-Maârif · 4. bölüm · Bize, şeyh, âlim Ziyâuddin Ebu Ahmed Abdulvahhab b. Ali, Enes b. Mâlik’in (r.a) şöyle dediğini haber verdi. Rasûlullah (a.s) bana buyurdu ki: “Yavrucuğum! Eğer kalbinde hiçbir kims
MÜRŞİDLİK RÜTBESİ VE MÜRŞİDLERİN HİZMETİ
Avârifü’l-Maârif · 10. bölüm · Rasûlullah (sav) Efendimiz bir hadislerinde buyurmuştur ki: “Muhammed’in nefsini elinde bulunduran Allah’a yemin olsun; eğer isterseniz bu hususta yemin de edebilirim. Hiç şüphesiz
BEY’AT-HIRKA VE İRŞÂD
Avârifü’l-Maârif · 12. bölüm · Hırka giymek; mürşid ile mürid arasında bir bağlantı ve müridin nefsi ile kendi arasında mürşidinin hakemliğini kabul etmesidir. Şeriatta dünyevî bir maslahat ve iş için bir başkas
RIBAT VE TEKKELERDE KALMANIN FAZİLETİ
Avârifü’l-Maârif · 13. bölüm · Allahu Teâlâ, bir âyet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Bu nur kandili, Allah’ın yüceltilmesine ve içlerinde isminin zikredilmesine izin verdiği evlerde yakılmıştır. (O nura tâlib ol
Sayfalar 23–28
Muzaffer Ozak Külliyatı · bağlayıp, bıçağı onun körpe gerdanına nasıl vuracaksın? Bu güle, oynaya giden yavrunun sence hiçbir değeri yok mu?» dediğinde hak nebi, Allahın Halili, Iblise hitaben şöyle söyledi
Sayfalar 25–32
Muzaffer Ozak Külliyatı · nın belirli bir kaç uzvuna hizmet etmekten ibarettir. Bunlardan ırak olanlar da hakka yakın olurlar. Bununla beraber, bu güruhun yukarıda zikrolunan kal şeyhlerinden daha az zararl
Sayfalar 29–34
Muzaffer Ozak Külliyatı · Dikkat edilirse; evlât, ana ve babasına itaât edecek, hem de Hz. Ismail gibi boynunu verircesine, canını ortaya koyarak, itaât edecek. Fakat şart; Allah yolunda, Allah'ın emirlerin
Sayfalar 51–57
Muzaffer Ozak Külliyatı · her yaptıgını görür, her söylediğini işitir, her niyetini bilir. Onun için, sen de ona ibadet, tâ'at, sadakat, hayır ve hasenât ile yaklaş ki, Habib-i edib-i Kibriyâ'ya lûtfolunan
Sayfalar 73–79
Muzaffer Ozak Külliyatı · lâdına dehşetli bir düşmandır. Şeyh şeklinde görünür ve seni namazından, niyazından alıkoyar. Şeytan, mü'mine şu şekilde vesvese verir: — Namaz da ne imiş? der. — Yatıp, kalkmaktan
Sayfalar 85–93
Muzaffer Ozak Külliyatı · Kıssas-ı Ali Radiyallahu anh: HİKÂYE Ibni Mülcem namındaki nâmerd, beyt-i Huda olan damadı Paygamberi bir sabah huzuru Hakta iken zehirli kılıç ile vurdu. O beyti Huda melcei fukar