Allahu Teâlâ, bir âyet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Bu nur kandili, Allah’ın yüceltilmesine ve içlerinde isminin zikredilmesine izin verdiği evlerde yakılmıştır. (O nura tâlib olanlar) sabah akşam orada Allah’ı tesbih ederler. Onlar öyle er kişilerdir ki; onları ne bir ticaret ne de bir alış-veriş Allah’ı zikretmekten, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekatlarını vermekten alıkoymaz. Onlar, kalblerin ve gözlerin dehşetten dönüp duracağı kıyâmet gününden korkarlar.” (Nur (24), 35) Âyet-i kerimede geçen ve Allahu Teâlâ’nın içinde isminin zikredilmesine izin verdiği evlerin nereler olduğu konusunda; bazıları mescidler, bazıları Medine-i Münevvere’nin evleri, bazıları da Hz. Peygamber (sav)’in evleri olduğunu söylemiştir. Anlatılır ki; bu âyet-i kerime nâzil olunca, Hz. Ebû Bekir (ra) ayağa kalkarak: “Ya Rasûlellah! Ali ve Fatma’nın evleri de bunlardan mıdır?” diye sordu, Efendimiz (sav) de: “Evet, hem de en faziletlilerinden.” buyurdu. 48 Hasan el-Basrî (rah) demiştir ki: “Bütün yeryüzü, Rasûlullah (as) için mescid kılınmıştır. Buna göre itibar; bizzat yeryüzüne değil, Allah’ı zikreden er kişileredir. Hangi yerde bu vasıftaki erler bulunursa, orası, Allah’ın isminin yüceltilmesine (ve zikredilmesine) izin verdiği bir yer olur.” Enes b. Mâlik’in (ra) şöyle dediği rivâyet edilmiştir: “Her akşam ve sabah yerin bir kısmı diğerine: “Bugün üzerine namaz kılan yahut Allah’ı zikreden bir kimse uğradı mı?” diye seslenir. Bazı yerler: “Evet” bazıları da: “Hayır!” diye cevap verir. “Evet” diyen yer paçası, üzerinde namaz kılınmasını ve Allah’ın zikredilmesini kendisi için bir fazilet bilir.” 49 Bir kul, bir yer parçası üzerinde Allah Teâlâ’yı zikretse yahut namaz kılsa, o yer, kıyâmet günü onun yaptığı amele şâhitlik yapar ve o kul öldüğü gün arkasından ağlar. Denilmiştir ki: Allahu Teâlâ’nın: “Onlara ne gök ağladı ne de yer!” (Duhan (44), 29.) âyetinde, taat ehli ehlullahın faziletine bir işâret vardır. Çünkü ehlullahtan birisi vefat ettiği zaman, yeryüzü onun için ağlar. Dünyaya bağlanan ve hevâsına tâbi olana ise ağlamaz. 50 Şu hâlde, tekke ve rıbatlarda yaşayan dervişler, Allahu Teâlâ’nın âyetinde övdüğü er kişilerdir. Çünkü onlar, nefislerini tamamen Allah’a itaata hasredip her şeyden kesilerek O’na bağlanmışlar, Allah da dünyayı onlara hizmetçi yapmıştır. İmran b. Husayn (ra) şöyle rivâyet etmiştir. Rasûlullah (sav) buyurdu ki: “Kim her şeyden kesilerek Allah’a bağlanırsa; Allah, onun geçimine kâfi olur ve onu hiç beklemediği yerden rızıklandırır. Kim de her şeyi ile dünyaya bağlanırsa; Allah, onu dünya ile baş başa bırakır.” 51
48- (Suyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, VI, 203.) 49- (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, II, No: 8054; Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, V, 485.) 50- (Sâlihler için yer ve göğün ağlaması ile ilgi rivâyetler için bkz: Taberî, CâmiuTBeyân, Cüz: XXV, 124-126; İbnu Kesîr, Tefsir, VII, 239-240; Tirmizî, Tefsîru sûre, 45. (No: 3255).)
51- (Beyhakî, Şuabu'l-İmân, II, 28-29; Münzirî, et-Tergib, IV, I7; Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, X, 303.)
Rıbat, aslen, (cihad için) atların bağlandığı yerdir. Sonra, ardından gelecek tehlikelere karşı içindekileri korumak için yapılan her tür kale vs. yerlere ribat dendi. Bu yerlerde kalarak düşmanı gözetleyen mücâhid, gerideki insanlara düşmanın gelmesini engeller; düşmanı defeder. Tekkelerde kalarak Allah’a itaat eden dervişler de taat ve duâlarıyla kullara ve beldelere gelecek belâ ve mûsibetin kalkmasına vesile olurlar. Ehlullahın bu durumu, Hz. İbnu Ömer’in rivâyet ettiği şu hadis-i şerifte de ifâde edilmektedir. Rasûlullah (as) buyurmuştur ki: “Muhakkak Allahu Teâlâ, sâlih bir müslüman sebebiyle, onun ehi-i beytinden ve komşularından yüz kişiden, başlarına gelecek belâyı defeder.’’ 52 Diğer bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: “Eğer, Allahu Teâlâ’nın çokça rükû’ eden kulları, süt emen sabi çocuklar ve otlayan hayvanlar olmasaydı; üzerinize şiddetli azap indirirdi.’’ 53 Câbir b. Abdullah’ın rivâyetine göre; Rasûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz Allahu Teâlâ, bir adamın sâlih olması sebebiyle; evlâdını, torununu, ev halkını ve yakın çevresini islâh eder. O kimse aralarında bulunduğu müddetçe, onlar Allah’ın himâyesinde olurlar” 54 Dâvud b. Sâlih, Ebû Seleme b. Abdurrahman’ın, kendisine, şöyle dediğini rivâyet etmiştir: “Ey kardeşimin oğlu! Sen, “Ey iman edenler! Sabredin, birbirinize sabır tavsiye edin ve rıbatlarda bekleyin.” (Âl-i imran (3), 200.) âyetinin hangi şey için indirildiğini biliyor musun?” diye sordu. Ben de: “Hayır!” dedim. O: “Ey kardeşimin oğlu! Rasûlullah (sav) zamanında, atların bağlanıp günlerce nöbet beklenilerek yapılan herhangi bir gazve yoktu. Fakat âyette “râbıtû”: “rıbatları bekleyin!” emriyle anlatılmak istenen; bir namazdan sonra, gelecek namazı gözetleyip beklemektir.” dedi.55 Demek ki rıbat; nefisle cihad etmektir. Tekke ve rıbatlarda yaşayanlar, nefsiyle mücâhade için nöbet bekleyen kimselerdir. Bu mânaya işâret olarak, bir âyet-i kerimede: “Ey iman edenler! Allah için, O’nun yolunda gerektiği gibi cihad edin!” (El-Hac (22), 8) buyrulmuştur. Abdullah b. Mübarek, âyette emredilen cihâdın nefis ve hevâ ile yapılacak mücâhade olduğunu söylemiştir. İşte gerçek cihâd budur. Rasûlullah (as.)’ın beyanlarına göre; en büyük cihad (cihad-ı ekber), nefisle yapılan cihaddır. Rasûlullah (sav) bir savaş dönüşünde, ashâbına: “(Düşmanla yaptığımız, alan ve zamanı) küçük cihattan, (her amelde nefisle yapacağımız, ölene kadar sürecek) büyük cihada dönüyoruz!” 56 buyurmuştur. Anlatılır ki; sâlihlerden birisi, kendisini savaşa çağıran bir kardeşine şöyle yazmıştır: “Ey kardeşim! Bütün nöbet yerleri benim için bir evin içinde toplanmış ve kapısı da
52- (Heysemi, Mecmau'z-Zevaid, VIII, 170; Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, II, 26I (Had. No: I794).) 53- (Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, V, 344.) 54- (Ebû Nuaym, Hilye, III, 385.) 55- (Taberî, Câmiu'l-Beyân, Cüz: IV, 222; Hâkim, Müstedrek, II, 301.) 56- (Beyhakı, Kitâbu’z-Zühd, I65 (Had. No: 373); Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, II, No: 6107; Hatib, Târih, XIII, 523; Zebîdî, Ithâfu’s-Sâde, VIII, 397.)
üzerime kapanmıştır. Ben, devamlı nefis düşmanının saldıracağı noktaları bekliyor, sıdk ile Allah Teâlâ’ya ibâdetle meşgul oluyorum.” Bunun üzerine, kardeşi ona şunları yazdı: “Kardeşim! Eğer bütün insanlar, senin yaptığın gibi bir köşeye çekilmeyi tercih edecek olsalar, müslümanların işleri bozulur, kâfirler gâlib gelirdi. Bu yüzden bize, her şeyden önce, cihâd ve gazâ lâzımdır.” O da cevâben şöyle yazmıştır: “Eş kardeşim! Eğer bütün insanlar benim yaptığıma yapışsalar da bulundukları ibadethanelerinde seccâdeleri üzerinde “Allâhu ekber!” diyecek olsalar; Kostantiniyye’nin surları yıkılırdı!” (Tekbir ve zikirle kale surlarının yıkılması haktır. Rasûlullah (sav), kıyamete yakın bir zamanda, mü’minlerden bir grubun silah ve ok kullanmadan tekbir ve lâ ilahe illallah zikriyle kale surlarını yıkacaklarını beyan etmiştir. Bkz: Müslim, Fiten, 78; Ali Nasıf, et-Tâc, V, 329.) Hükemâdan birisi demiştir ki: “İbâdethânelerde, güzel niyet ve sâfi gönülle aşk ile zikir seslerinin yükselmesi; gökteki feleklerin bağını çözer, nice müşkülleri halledip, zorlukları asân eder.” Şu hâlde, rıbat ehlinin tekkelerde toplanmaları, mâna ve gayesine uygun en sahih bir şekilde olmaktadır. Eğer rıbat (tekke) ehli vakitlerinin hakkını vererek güzel muamele içinde olsalar, amellerini ve hallerini bozacak şeylerden sakınsalar; bütün kullara ve beldelere İlâhî bereket geri gelirdi. Seriyy es-Sakatî, “Sabredin, birbirinize sabrı tavsiye edin ve düşmanlarınıza karşı nöbet bekleyin.” (Âl-i imrân (3), 200.) âyetine şu yorumu getirmiştir: “Asıl selâmeti bulmak için dünyadan kopmaya sabrediniz. Allah yolunda sebat ve istikâmet savaşında sabır yarışı yapınız. Nefs-i levvâmenin arzularına karşı nöbet bekleyin. Size pişmanlık verecek şeylerden sakının; umulur ki yarın, kıyâmet gününde İlâhî lütuf ve kerametlere kavuşup kurtuluşa erersiniz.” Bu ayet-i kerimeye şu tefsir de yapılmıştır: “Belalarıma sabredin; nimetlerime şükretme konusunda da sabır gösterip birbirinizle yarışın. Düşmanlarıma karşı uyanık durup nöbet bekleyin. Benden başkasının muhabbetinden sakınınız ki; yarın buna kavuşmakla felaha erersiniz.” Şu esaslar, ribat ve tekkelerde yerleşip hizmet edenlerde bulunması gereken vazifelerdendir. Bunlara dikkat etmek şarttır:
1-Halk ile kalbî alakayı kesmek. 2-Hakk ile güzel muamele içine girmek. 3-Bütün sebeplerin yaratıcısı Allahu Teâlâ’nın rızka kefil olması sebebiyle, lüzumundan fazla çalışmayı terk etmek. 4-Nefsi kötü şeylere dalmaktan alıkoymak ve hevâya uymaktan sakınmak. 5-Âdetleri terk ederek, gece gündüz ibâdetle meşgul olmak. Vakitleri zayi etmemek. 6-Virdlere devam etmek. 7-Namazları güzel muhafaza etmek ve bütün gaflet çeşitlerinden sakınmak. Bunlara dikkat eden kimse, gerçek bir murâbıt ve mücâhid olur. Şeyhimiz Ebu’n-Necib es-Sühreverdî, bize, Hz. Ali (ra) den naklederek, Rasûlullah (sav) Efendimizin şöyle buyurduğunu haber verdi: “Zor ve sıkıntılı anlarda (adabına uygun) güzelce abdest almak, mescidlere çokça gidip gelmek, bir namazdan sonra diğer namaz vaktini beklemek, hataları tertemiz yıkar.” Diğer bir rivayette şöyle buyrulmuştur:
“Size, Allahu Teâlâ’nın, kendisiyle hatalarınızı temizlediği, derecelerinizi yükselttiği şeyleri haber vereyim mi? "diye sorunca, Ashâb: “Buyur, yâ Rasûlellah.” dediler. Efendimiz (sav): “Zor ve sıkıntılı anlarda güzelce abdest almak. Mescide çokça gidip gelerek fazlaca adım atmak. Bir namazdan sonra gelecek namazı beklemek. İşte sizin rıbatınız budur. İşte rıbat budur. İşte rıbat budur." Buyurdu. 57