ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
26 sonuç · “Cins”
01Kemâl Ümmî
Kemal Ümmî (asıl adı İsmâil); mutasavvıf-şair. Tahsil görmeden yetiştiği için şiirlerinde Ümmî Kemal mahlasını kullanmıştır. Halvetî; son durağının Bolu olduğu araştırmalarla anlaşılmıştır.
Kemâl-i Ümmî İsmâil
Kemal Ümmî (asıl adı İsmâil); mutasavvıf-şair. Tahsil görmeden yetiştiği için şiirlerinde Ümmî Kemal mahlasını kullanmıştır. Halvetî; son durağının Bolu olduğu araştırmalarla anlaşılmıştır. [Editör notu: Bu kayıt 1181 numaralı kayıtla mükerrerdir ; CMS'te silinip 1181'e yönlendirilmelidir.]
Ada
اعداء) t Adü veya Adüvv Düşmanlar. tas. Allah'ın dostlarına evliya veya evliyaullah dendiği gibi düşmanlarına da ada veya adâu'llah (aduvvu'llah) denir (Fussilet Suresi, 19, 28.) Bunların tekilleri kullanılarak veliyyu'llah ve aduvvu'llah da denir. Şeytan, kâfir, zındık (ateist) ve putperest adâ olduğu gibi insanın kendi nefsi, hevâ ve hevesi de adâdır. Kişinin en büyük düşmanı nefsidir (bencillik, aşağı arzular). Bkz. Düşmen. Adab-ı tarikat Tarikat edebi. Tarikat ehlinin uyduğu usül ve esaslar. Adak i. داق) 1) Nezir. tas. a Allah'a ibadet amacıyla ibadet ve tâat cinsinden bir işin yapılmasını taahhüt etmek. b Bir muradın gerçekleşmesi ve dileğin yerine gelmesi için türbelere, tekkelere, ermişlerin mezarlarına ve kutsiyetine inanılan bir yere adanan kurban, eşya vs. Hastalıktan kurtulmak, belayı defetmek, bir musibete ve afete uğramamak, çocuk sahibi olmak, çok arzu edilen bir şeyi elde etmek için evliyanın türbelerine, yatırlara, dedelere, babalara kurban veya para veya herhangi bir eşya adanır. Türbelerde mum yakılır, türbe civarındaki ağaçlara çaputlar bağlanır. Böylece yatırdan yardım istenir (istimdat). Allah'ın, sevgili kulu olan ermişin yüzü suyu hürmetine dilek sahiplerinin isteklerinin yerine getirileceğine inanılır (tevessül). Aslında adak ve nezir tasavvufa özgü değildir; fa- kat mutasavvıfların adak anlayışı diğerlerinden farklıdır. Bu yüzden fakihler bu türlü adakları hoş görmezler. Buna rağmen adaklar gerek tasavvuf ve tarikatlerde, gerekse halk inancında önemli bir yer tutar. Birçok tekke, türbe ve hatta vakfın ve imarethanenin gelir kaynağı adaklardır.
Divanegi
يو | نى) 5) Divane, deli mecnun; delilik, cinnet, tas. Âşıkın aşkına mağlup olup kendine hâkim olamaması (ats). Dogal ask Gerek ayni cinsten, gerekse karsi cinsten bir insanı sevmek. Güzelliği ve ondan kaynaklanan aşkı, ilâhî kaynağa bağlamasını bilmeyen halkın ve avamın aşkı doğal aşktır. Meşru sınırlar içinde kalması şartıyla doğal aşk mübah ve caizdir. Meşruiyet sınırlarını aşar ve haram sahaya girmesine yol açarsa o zaman bu sevgiye behimi (hayvani) aşk adı verilir. Rezil ve muhteris kişilerin aşkı böyledir. İlâhî aşk, müşahede ve tevhit ehli için; akli aşk, arifler için; ruhani aşk, aydınlar (havas) için; doğal aşk, halk (avam) için; behimi aşk, aşağılık kişiler Cerâzil) için söz konusudur. Doğal aşk tasavvufta ilâhî aşka geçiş için bir köprü olarak da görülür. Bkz. Aşk.
Gala ea cae Ebced
بجد) N) x. Arap alfabesinin harflerini içeren kısa ei إلا Obirmetin 2. tas. a Süfiler bazı ayet ve hadislerden ebced Wi a hesabıyla bazı anlamlar çıkarır; bunların, işaretle anlatılan e > tasavvufi bilgiler olduğunu ifade ederler, Bkz. Allah, Altost mışaltı, Lale, önle ne sela Ebced. hesabı Arap alfabesindeki harflerin her birine eril ğin ayin belirlenmiş birer Sayı vererek bir kelimenin sayısal değerini hesaplâma ve bu değerden yola çıkarak kelimeyle aynı sayısal değere sahip başka kelimeler veya şeyler arasında bağlantı kurup yorumda bulunma. Divan şiirindeki tarih düşürme sanatı, bu hesaplama yöntemine dayanır. Sihir, büyücülük ve falcılık gibi bişer uygulamalarda da ebcede başvurulur. Ebcedi aşk Mecazi, cinsi, insani ve beşeri aşk. Çocuklar Kur'ân okumaya ebced ile başladıkları gibi müritler de hakiki aşka mecazi aşkla başlayabilir (am 155). Aşkı ko dursun mecâzi ise de gönlünde Âb-ı engur hum içre durarak bâde olur Sabri
Esma-Müsemma
İsim-İsimlendirilen. 2. İsimden isimlendirilene gitmek, Allah'ın isimlerini zikrederek Allah’a ermek. Esma çekmek Esma zikri. Bkz. Zikir, Esma-i hüsna Allah'ın güzel adları. Süfiler bu isimleri zikir olarak okurlar. Bu isimleri açıklamak için birçok şerh yazılmıştır. Esma-i seba Yedi isim a Lâ ilahe illallah. b Allah. c Ha. d Hay. f Kayyum. g Kahhar (SME 30-35). Allah'ı isimleryle zikretmeye esma zikri veya esma çekmek denir. Halvetiye'de, görülen bu zikir İbrahim Zahid Geylâni'den kalmıştır. Bu yedi isim usül, furü, tebdilat ve tasarrufat adı verilen şekillerle 28'e kadar çıkar. Bkz. Ümmehat-ı esma. Merteben ayn-ı müsemmadadır esmâ sanma Merciin Hâlik-i eşyadadır eşyâ sanma Ş. Galib Esmâri.ar.() ثما ( 4 Semer. Meyveler. 2. tas. Ana isimler denilen asli isimlerin birleşmelerinden (içtima etmelerinden) diğer birtakım isimler ve anlamlar ortaya Eşik çıkar ki, bunlara esmâr denir. Nikâh da denilen içtimaların sayısı beş olduğu gibi külli esmâr da beştir: İlahi isimlerin içtima; bunun semeresi ilimde belirginleşen gerçeklerin suretleridir. Anlamların içtima; bunun semeresi nefste belirgin hale gelen ruhların suretleridir. İçtima-ı ervah; bunun semeresi de basit madde ve misal âleminin suretleridir, arş ve kürsi gibi. Basit maddenin içtima; bunun semeresi cansız varlıklar, bitkiler ve hayvanlardır. Cinslerin, fasılların ve insani hakikatlerin içtima ve terkibinden vücuda gelen insana mahsus içtima (sr). Bâtıniye, Sırriyye. Esrari.ar.(5! (ا سر t. Sur 1. Sırlar, gizemler. 2. tas. Sâlikin Hak'ta ve Hakk’a erdiği noktada, “Benim Allah'la öyle bir vaktim var ki, o vakitteyken ne bir resul ne de bir melekle ilgilenebilirim,” sözünün hükmüyle incelmesi ve erimesi (TK 1:655). Bkz. Sır. Hak ile hak olunca anlaşılır Zevk u şevk u hakâik u vahdet Söylenmek istense de söylenemez Çünkü sırdır makam-ı hatmiyet Esrar-ı tarikat Tasavvuf yolunun sırları, hakikatin halleri. Şeriatın sırrı tarikat, tarikatın sırrı hakikattir. Herhangi bir tarikat şeyhinin manevi olarak irşatla görevlendirildiği, şeyhin böyle bir sorumluluk ve yükümlülük altında bulunduğu, bunun ona güç verdiği kabul edilir. Bu anlamda şeyhin tarikati temsil ehliyetine ve yetkisine de sırr-ı tarikat denir. Bir müridin sülükle ilgili her şeyi şeyhine açması, bu hususların ikisi arasında kalmasına esrar-ı tarikat dendiği gibi beka billah makamına erişip Hak ile hak olan vuslat ehlinin bu makamdayken tadarak ve yaşayarak öğrendikleri hale de bu ad verilir (SME 110). İsimden isimlendirilene gitmek, Allah'ın isimlerini zikrederek Allah’a ermek. Esma çekmek Esma zikri. Bkz. Zikir, Esma-i hüsna Allah'ın güzel adları. Süfiler bu isimleri zikir olarak okurlar. Bu isimleri açıklamak için birçok şerh yazılmıştır. Esma-i seba Yedi isim a Lâ ilahe illallah. b Allah. c Ha. d Hay. f Kayyum. g Kahhar (SME 30-35). Allah'ı isimleryle zikretmeye esma zikri veya esma çekmek denir. Halvetiye'de, görülen bu zikir İbrahim Zahid Geylâni'den kalmıştır. Bu yedi isim usül, furü, tebdilat ve tasarrufat adı verilen şekillerle 28'e kadar çıkar. Bkz. Ümmehat-ı esma. Merteben ayn-ı müsemmadadır esmâ sanma Merciin Hâlik-i eşyadadır eşyâ sanma Ş. Galib Esmâri.ar.() ثما ( 4 Semer. Meyveler. 2. tas. Ana isimler denilen asli isimlerin birleşmelerinden (içtima etmelerinden) diğer birtakım isimler ve anlamlar ortaya Eşik çıkar ki, bunlara esmâr denir. Nikâh da denilen içtimaların sayısı beş olduğu gibi külli esmâr da beştir: İlahi isimlerin içtima; bunun semeresi ilimde belirginleşen gerçeklerin suretleridir. Anlamların içtima; bunun semeresi nefste belirgin hale gelen ruhların suretleridir. İçtima-ı ervah; bunun semeresi de basit madde ve misal âleminin suretleridir, arş ve kürsi gibi. Basit maddenin içtima; bunun semeresi cansız varlıklar, bitkiler ve hayvanlardır. Cinslerin, fasılların ve insani hakikatlerin içtima ve terkibinden vücuda gelen insana mahsus içtima (sr). Bâtıniye, Sırriyye. Esrari.ar.(5! (ا سر t. Sur 1. Sırlar, gizemler. 2. tas. Sâlikin Hak'ta ve Hakk’a erdiği noktada, “Benim Allah'la öyle bir vaktim var ki, o vakitteyken ne bir resul ne de bir melekle ilgilenebilirim,” sözünün hükmüyle incelmesi ve erimesi (TK 1:655). Bkz. Sır. Hak ile hak olunca anlaşılır Zevk u şevk u hakâik u vahdet Söylenmek istense de söylenemez Çünkü sırdır makam-ı hatmiyet Esrar-ı tarikat Tasavvuf yolunun sırları, hakikatin halleri. Şeriatın sırrı tarikat, tarikatın sırrı hakikattir. Herhangi bir tarikat şeyhinin manevi olarak irşatla görevlendirildiği, şeyhin böyle bir sorumluluk ve yükümlülük altında bulunduğu, bunun ona güç verdiği kabul edilir. Bu anlamda şeyhin tarikati temsil ehliyetine ve yetkisine de sırr-ı tarikat denir. Bir müridin sülükle ilgili her şeyi şeyhine açması, bu hususların ikisi arasında kalmasına esrar-ı tarikat dendiği gibi beka billah makamına erişip Hak ile hak olan vuslat ehlinin bu makamdayken tadarak ve yaşayarak öğrendikleri hale de bu ad verilir (SME 110). Sırlar, gizemler. 2. tas. Sâlikin Hak'ta ve Hakk’a erdiği noktada, “Benim Allah'la öyle bir vaktim var ki, o vakitteyken ne bir resul ne de bir melekle ilgilenebilirim,” sözünün hükmüyle incelmesi ve erimesi (TK 1:655). Bkz. Sır. Hak ile hak olunca anlaşılır Zevk u şevk u hakâik u vahdet Söylenmek istense de söylenemez Çünkü sırdır makam-ı hatmiyet Esrar-ı tarikat Tasavvuf yolunun sırları, hakikatin halleri. Şeriatın sırrı tarikat, tarikatın sırrı hakikattir. Herhangi bir tarikat şeyhinin manevi olarak irşatla görevlendirildiği, şeyhin böyle bir sorumluluk ve yükümlülük altında bulunduğu, bunun ona güç verdiği kabul edilir. Bu anlamda şeyhin tarikati temsil ehliyetine ve yetkisine de sırr-ı tarikat denir. Bir müridin sülükle ilgili her şeyi şeyhine açması, bu hususların ikisi arasında kalmasına esrar-ı tarikat dendiği gibi beka billah makamına erişip Hak ile hak olan vuslat ehlinin bu makamdayken tadarak ve yaşayarak öğrendikleri hale de bu ad verilir (SME 110).
Hurke
Yanma. tas. Ask ateşiyle sâlikin içinin yanması. Biri nârın, diğeri nurun yakışı olmak üzere iki türlüdür. Nurla yananlar bir meşale haline gelir, kendileri yanar ama etrafindakileri aydınlatırlar (sr). “Tasavvuf hurka idi hırka haline geldi,” sözü “bir yanma ve aydınlatma işiydi, ama şekil ve kıyafet haline geldi” anlamına gelir. Bkz. Mum. Halilullah dedi ey nâr-ı ihrâk Kalırsa bir tüyüm onu da yak
Mecaz
Bir kelimeyi asıl anlamı dışında ilişki ve benzerlik yoluyla kullanma; geçici ve iğreti olan. Tasavvuf dilinde dünya ve yaratılmış güzellikler, kalıcı hakikate işaret eden mecazlar olarak okunabilir. Mecazdan hakikate “Mecaz hakikate köprüdür” sözü, yaratılmışlarda görülen güzelliğin kendinde son amaç sayılmayıp ilâhî güzelliğe götüren bir işaret olarak değerlendirilmesini anlatır. Mecazî aşk İnsana veya yaratılmış bir güzelliğe duyulan sevgi. İffet ve edep içinde kaldığında ilâhî aşka hazırlanma yolu olarak yorumlanabilir. Hakikî aşk Sevginin nihai yönelişini Hakk’a çevirmesi. Okuma notu Her beşerî sevginin kendiliğinden ilâhî aşka dönüşeceği kabul edilmez; kaynaklar iffet, niyet ve terbiyeyi belirleyici görür.
Savâik
Yıldırımlar. 2. tas. Âdem ve âleme zahir olan bütün tecelli nurları ve ilâhî tecelli parıltıları (sr). Savl — Savlet (صوك — صولة) 1. Hamle, hücum, uzatma. 2. tas, a Mürit ve orta hallilerin, hemcinslerine dil uzatmaları. Sâlik, Allahın kendisine bahşettiği şeyi başkalarına bahşetmediğini iddia eder ve onları hafife alırsa büyük günah işlemiş olur. b Tesir. “Cüneyd'in sözlerinde, baul bir sözde bulunmayan bir savlet (tesir) vardı.” “Bâtlın savleti olur, ama devleti olmaz.” “Nice söz vardır ki, savleden (saldırı) daha etkilidir.” Hamle, hücum, uzatma. 2. tas, a Mürit ve orta hallilerin, hemcinslerine dil uzatmaları. Sâlik, Allahın kendisine bahşettiği şeyi başkalarına bahşetmediğini iddia eder ve onları hafife alırsa büyük günah işlemiş olur. b Tesir. “Cüneyd'in sözlerinde, baul bir sözde bulunmayan bir savlet (tesir) vardı.” “Bâtlın savleti olur, ama devleti olmaz.” “Nice söz vardır ki, savleden (saldırı) daha etkilidir.”
Şehvet
Bedeni arzular. Nefsin hoşuna giden şey, nefsin bir şeye meyletmesi (cr). Bedeni ve süfli arzular; yeme, içme ve cinsi hayatla ilgili olup ölçüyü aşan istekler (Gi 111). Canın isteği.
Taayyün
Belirme, belirlenme, belli olma, ortaya çıkma. 2. tas. Müşahhas hale gelme, birbirinden seçilme, ayırt edilme, ayn olarak ortaya çıkma. Ilk taayyün, vahdet mertebesi; ikinci taayyün ise vahidiyet mertebesidir. Süfilere göre Hakk'ın zatında her şey vardır, ama belirsiz olarak vardır. Şeylerin ondan zuhur ve tecelli yoluyla çıkışları bir taayyün (belirme) şeklinde kendini gösterir (ir (Affifi), 291). Taayyünler biri külli, diğeri cüzi olmak üzere iki türlüdür. Cins ve türlerin taayyünleri küllidir. Bunların ruhlar âleminde mücerret manevi mahiyetleri vardır. Cüzi taayyünler ise küllilere bağlı olan sonsuz sayıdaki ferdi taayyünlerdir. Sâlik için taayyünler birer perdedir. Hakk’a yükseliş halinde bulunan sâlik bu taayyünleri kaldırır, perdeleri açar, en sonunda hakiki varlığa ulaşıp yek olur, sır olur, yoklukta var olur. Ettik ol kadar ref'i taayyün ki Neşâti Ayine-i pür tâb-ı mücellâda nihaniz Tabib-i ruhani/Tabib-i kulüb Tabib-i dil, gönül doktoru, kalp doktoru, yani mürşit, pir, kâmil insan (x1). Taç — Tâc-ı serif i. fars (تاج - اتاج شر يف) 1. Serpus, külah; asalet, kudret, ihtişam ve saltanat simgesi olarak başa giyilen süslü ve değerli başlık. 2. tas. a Tarikat şeyhlerinin, ruhani saltanat ve manevi devlet simgesi olarak giydikleri külah. Her tarikat şeyhinin, diğerlerinden ayrı ve farklı bir tacı vardır (smT 517-19). Taç giymenin belli birtakım şartları ve usülü vardır. Bektaşilerde taç giyerken okunan bazı tercemanlar da vardır (AM 212, 219) Mevlevilikte taca sikke denir. b Sonsuzluk. Sonsuz olan Zatın mahiyeti. Bkz. Serir. Taçname Tacı tasvir eden ve taç geleneği hakkında bilgi veren nesir ve nazım yazilar, sözler. Tâc marifet tacıdır sanma gayri tâc ola Taklid ile tok olan hakikatte ac ola Gaybi eo Takdis Tac u destâr ile tefâhur eden Açamaz başını keli görünür Nef'i Ümmi Sinan yol iyan olubtur her şey beyan Dervişlik yolu heman tac u hırkası değil Tahakkuk / Serpus, külah; asalet, kudret, ihtişam ve saltanat simgesi olarak başa giyilen süslü ve değerli başlık. 2. tas. a Tarikat şeyhlerinin, ruhani saltanat ve manevi devlet simgesi olarak giydikleri külah. Her tarikat şeyhinin, diğerlerinden ayrı ve farklı bir tacı vardır (smT 517-19). Taç giymenin belli birtakım şartları ve usülü vardır. Bektaşilerde taç giyerken okunan bazı tercemanlar da vardır (AM 212, 219) Mevlevilikte taca sikke denir. b Sonsuzluk. Sonsuz olan Zatın mahiyeti. Bkz. Serir. Taçname Tacı tasvir eden ve taç geleneği hakkında bilgi veren nesir ve nazım yazilar, sözler. Tâc marifet tacıdır sanma gayri tâc ola Taklid ile tok olan hakikatte ac ola Gaybi eo Takdis Tac u destâr ile tefâhur eden Açamaz başını keli görünür Nef'i Ümmi Sinan yol iyan olubtur her şey beyan Dervişlik yolu heman tac u hırkası değil Tahakkuk /
hudûdullah
“Aln lah’ın insanlar için ortaya koyaduğu sınırlar ve kurallar, hükümba ler, emir ve yasaklar, farzlar ile n haram kıldıkları ve helâl olarak n sundukları. ” anlamında olan bu r. terim, Kur’ân-ı Kerîm’de dokuz uayette yer almaktadır. Özellikle, -i “Bakara suresi” nin 187. s. ayetinde “hudûdullah” oruçlu bir Müslüman için ortaya konan ak yasaklar ile mubah olanlar anlatılır. Aynı surenin 229 ve 230. ayetlerinde bu terim beş defa Zİ tekrar edilerek erkek ve kadınm z. boşanabilme hakkı üzerinde durulur ve bunlar “hudûdullah” r. (Allah'ın koyduğu sınırlar) olan- rak ifade edilir. “Nisâ suresi” sı nin 12 ve 13. ayetlerinde miup ras hakkı üzerinde durulur, ce bunların paylaşım ölçüsü anlatıüz lır. Bu ölçüler, “hudûdullah” el (Allah’ın koyduğu sınırlar) olaç, rak nitelenir. “Mücadele sureu si” nde bu konu, karılarına y “zihar” (eşlerini anneleri gibi göin rüp cinsel ilişkiden çekinme) yarı panlarm affı için konulan “kezi faret” (bk. bu madde) üzerineûd dir. Bu kefaret de “hudûdullah” ki (Allah’ın koyduğu sınırlar) olak. rak gösterilmektedir. “Talâk ve suresi” nde ise kadınm bom şanması ve “iddet” (bk. bu madri de) konusundaki “hudûdullah” (Allah’ın koyduğu sınırlar) üzehudûs 326 rinde durulur. Bunlar, Allah’ın sınırlarının korunması, emir ve yasakları olarak gösterilmiş; bunlara uyanlar övülmüş veya mükâfatlandırılacaklan müjdelenmiş; uymayanlar ise aşağılanmış veya cezalandırılacakları ifade edilmiştir.
Teyemmüm
Su bulunmadığında veya suyu kullanmak zarar vereceğinde temiz toprak cinsinden bir yüzeye elleri vurup yüzü ve kolları mesh ederek yapılan hükmî temizlik. Niyet, kullanılacak yüzey, mesh edilecek alan ve teyemmümü bozan durumların ayrıntılarında mezhep farklılıkları vardır. Suya erişildiğinde veya mazeret sona erdiğinde normal abdest ya da gusül hükmüne dönülür.
âdet hâli
âdet hâli a. Kız veya kadınların ergenlik çağına gelmesiyle başlayan ve menapoz dönemine kadar süren, normal ve sağlıklı durumlarda her ay düzenli olarak cinsel organından kan gelmesi durumu. Bu durumlarda namaz kılınamaz, oruç tutulamaz, Kur’ân-ı Kerîm okunamaz, Kâbe tavaf edilemez, camiye girilemez, cinsî münasebette bulunulamaz. “Âdet hâli” bitince “gusül” (bk. bu madde) yapmak farzdır.
TASAVVUF İLİMİNİN FAZİLETİ
Avârifü’l-Maârif · 3. bölüm · Bize, Şeyhimiz Şeyhülislâm Ebu’n-Necib es-Sühreverdî (rah.), el-Ahves b. Hakim in babasından naklen, onun şöyle söylediğini haber verdi. Bir adam Hz. Resûlullah’a (s.a.v) şerrin ne
MÜRŞİDLİK RÜTBESİ VE MÜRŞİDLERİN HİZMETİ
Avârifü’l-Maârif · 10. bölüm · Rasûlullah (sav) Efendimiz bir hadislerinde buyurmuştur ki: “Muhammed’in nefsini elinde bulunduran Allah’a yemin olsun; eğer isterseniz bu hususta yemin de edebilirim. Hiç şüphesiz
Sayfalar 1–10
Muzaffer Ozak Külliyatı · Elhac Muzaffer OZAK colli ZİYNET-UL-KULÜB KALPLERİN ZİYNETİ] Aşık sohbetleri ve evradı şerifeler AYRICA ASKÎ DİVANI SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ Ali BİLİCİ Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Işha
Sayfalar 19–24
Muzaffer Ozak Külliyatı · çimleri dar, vakitleri dar, ömürleri acı bir zarar içinde geçer. Onlar, daha burada hamiym suyundan içer. Her ne ka dar zâhiren, yani dış görünüşleri itibariyle rahat ve huzur için
Sayfalar 21–28
Muzaffer Ozak Külliyatı · Evet, Hz. Musa aleyhisselâm sadrının şerholunmasını, işlerinin kolaylaştırılmasını, lisanındaki tutukluğun giderilmesini, sözünün daha iyi anlaşılmasını, ehlinden ve akrabasından b
Sayfalar 25–32
Muzaffer Ozak Külliyatı · nın belirli bir kaç uzvuna hizmet etmekten ibarettir. Bunlardan ırak olanlar da hakka yakın olurlar. Bununla beraber, bu güruhun yukarıda zikrolunan kal şeyhlerinden daha az zararl
Sayfalar 44–51
Muzaffer Ozak Külliyatı · at eden kimse, Allahu azim-üş-şânın ve Resûl-ü zişânın sevdiklerini sevmekle mükelleftir. Allah ve Resûlünü seven, kıyamet gününe inanan kişi âhir zaman peygamberinin bütün yakınla
Sayfalar 41–47
Muzaffer Ozak Külliyatı · Esteizü billâh: « Ve yetûfu aleyhim vildanün muhalledüne iza reeytehüm hasibtehüm lü'lüen men süra» sadakallahulaziym. Insan sûresi: 19-20 Meâli şerifi: «Cennet ehlinin etrafında h
Sayfalar 51–57
Muzaffer Ozak Külliyatı · her yaptıgını görür, her söylediğini işitir, her niyetini bilir. Onun için, sen de ona ibadet, tâ'at, sadakat, hayır ve hasenât ile yaklaş ki, Habib-i edib-i Kibriyâ'ya lûtfolunan
Sayfalar 59–65
Muzaffer Ozak Külliyatı · lallahu aleyhi ve sellem efendimizle müşerref olur. Efendimiz kendisine sorar: — Sana tevdi olunan emaneti neden yerine getirmedin? — Hangi emaneti yâ Resûlallah? — Bağdat'ta alış-
Sayfalar 73–79
Muzaffer Ozak Külliyatı · lâdına dehşetli bir düşmandır. Şeyh şeklinde görünür ve seni namazından, niyazından alıkoyar. Şeytan, mü'mine şu şekilde vesvese verir: — Namaz da ne imiş? der. — Yatıp, kalkmaktan
Sayfalar 66–72
Muzaffer Ozak Külliyatı · Halbuki, biz; «Allah'a iyman» ve «Ona ibadet etmek için» halk olunduk. Onu bilen ve ona ibadet kılana, ebedi bir hayat verilir ki, ölümü yok; bir mülk verilir ki, zevali yok, bir g