ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
60 sonuç · “Şah”
01Câğbûb–Kufra Sahra Ağı
Muhammed el-Mehdî döneminde zâviye, kervan, eğitim ve haberleşme ağının Sahra ve Orta Afrika'ya genişlemesi.
Nevşâhiyye
Hâci Muhammed Nevşâh Gencbahş'ın Sahenpâl merkezli; Pencap'tan Keşmir, Kâbil ve Kandehar'a yayılan Kādirî kolu.
Abbâsiyye
Ebü'l-Abbas Ahmed b. Muhammed el-Endelüsî'ye (ö. 1236) nispet edilen kol.
Cûybâriyye
Muhammed İslâm Cûybârî ve Kâsânî'nin evlat-halife çevresinde Buhara-Dehbîd hattında gelişen kol; kurucu nispeti tek şahsa indirgenmez.
Fâzıliyye
Batı ve Büyük Sahra'da Muhammed Fâzıl'a nispet edilen Kādirî kol.
Îseviyye (Kādiriyye)
Şeyh Îsâ hakkında gelenek içi anlatıya dayanan erken Kādirî nispet.
İrşâdiyye
İrşâdiyye, Ahmed Tâlib-i İrşâdî'nin zühd, seyahat, şiir ve irşad çizgisi çevresinde XIX. yüzyılda Batı Anadolu ve Gelibolu sahasında belirginleşen Halvetiyye–Ahmediyye–Uşşâkıyye şubesidir.
Kesnezâniyye
Irak'ta gelişen Abdülkerîm Şah Kesnezânî nispetli Kādirî kol.
Kumeysiyye
Bengal, Pencap ve Bihâr'da yayılan Şah Kumeys nispetli kol.
Kübreviyye
Necmeddîn-i Kübrâ'nın Hârizm'deki irşad halkasında şekillenen; zikir, mücâhede, müşâhede ve renk-nur tecrübesini sistemli biçimde yorumlayan, halifeleriyle geniş bir coğrafyaya yayılan tasavvuf yolu.
Küntiyye / Muhtâriyye
Bekkâiyye'nin Sîdî Muhtâr el-Küntî tarafından ihya edilip Sahra ve Batı Afrika'ya yayılan Kādirî devamı.
Nizâmiyye
Nizâmeddin Evliyâ'nın irşad nispetini taşıyan ve Şah Kelîmullah döneminde yeniden merkezî teşkilat kazanan kol.
Sahhaf Kösec Ali Efendi
Sahhaf Kösec Ali Efendi (ö. 1727), Babadağı'ndan İstanbul'a gelip Erzurum ve Sofya kadılıklarında bulunan, Revan kadısı iken vefat eden Osmanlı âlimidir.
Sahvi Şeyh Muhammed Sâlih Efendi
Sahvî Şeyh Muhammed Sâlih Efendi (ö. 1173/1759-60), Îsâ Mahvî Efendi’nin oğlu; Tercüman Yûnus Dıraman Camii hazîresinde medfun tekke şeyhi ve şairdir.
Şah Abdullah ed-Dihlevî
Şah Abdullah ed-Dihlevî, diğer adıyla Gulâm Ali (1156/1743–1240/1824), Mazhar Cân-ı Cânân’dan sonra Delhi’de Hânkāh-ı Mazhariyye’yi yöneten; hadis ve tefsir dersleriyle tasavvuf terbiyesini birleştiren ve Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’yi yetiştiren Nakşibendî-Müceddidî şeyhidir.
Şah Ali Efendi
Şah Ali Efendi (ö. yaklaşık 960/1553), Şeyh Vefâ, Emir Buhârî, Cemâl Efendi ve Sünbül Sinan çevreleriyle temas kurmuş; Nakşibendî yolu tercih ederek Ayasofya'da ders veren ve kitaplarını talebeye vakfeden Osmanlı âlimidir.
Şah Haydar-ı Nakşbendî (Resâ)
Şah Haydar-ı Nakşbendî (ö. 1112/1700-01), Belh-Buhara çevresinden İstanbul’a gelerek Üsküdar Bülbüldepesi’nde kendi imkânıyla zâviye kuran, Resâ mahlasıyla Türkçe ve Farsça şiir söyleyen şeyhtir.
Şah Kelîmullah-ı Cihânâbâdî
Şah Kelîmullah-ı Cihânâbâdî (1650–1729), Delhi'de medrese ve hankah çevresi kuran; Nizâmeddin Evrengâbâdî başta olmak üzere halifeleriyle Çiştiyye'yi Kuzey Hindistan ve Dekken'de yeniden canlandıran sûfî âlim ve müelliftir.
Şah Mehmed Efendi b. Hurrem
Şah Mehmed Efendi (ö. 978/1570), Afyonkarahisar'da Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî neslinden gelen bir ailede yetişmiş; Süleymaniye müderrisliği ile Mısır, Edirne ve İstanbul kadılıklarında bulunmuştur.
Şah Muhammed Bedahşî (Molla Şah)
Şah Muhammed Bedahşî (1582–1661), Miyân Mîr’in terbiyesinde yetişerek Keşmir’de Kādirî irşadını sürdüren; Dârâ Şükûh ile Cihanârâ Begüm’ün şeyhi olan sûfî ve şairdir.
Şah Muhammed Kutub Nevşâhî
Şah Muhammed Kutub Nevşâhî, Hâci Muhammed Nevşâh Gencbahş’ın halifesi olarak Kandehar’da faaliyet gösterdiği kaydedilen sûfîdir.
Şah Süleyman Nûrî Bâlvâlî
Şah Süleyman Nûrî Bâlvâlî, Pencap’ta Bâlvâl dergâhını kuran ve Hâci Muhammed Nevşâh Gencbahş’a hilâfet vererek onu Nevşahra’ya gönderen Kādirî şeyhidir.
A‘rec Şeyhî Çelebi
A‘rec Şeyhî Çelebi (ö. 971/1563-64), Celâlzâde Sâlih Efendi’nin yanında yetişen; Nişancı Mehmed Paşa hanesiyle akrabalık kuran ve Bursa Mollâ Yegân Medresesi’nde ders veren Tosyalı Osmanlı âlimidir.
Abdal Mûsâ
Abdal Mûsâ; menkıbeleri Osmanlı Devleti'nin kuruluşuyla ilgili rivayetlere karışan ve Bektaşî an'anesinde önemli bir yeri olan Anadolu abdallarından biri . Kaynak, gerçek şahsiyetinin “çok müphem” olduğunu belirtir.
Pîr-i Sânî
Sözlük anlamı: “İkinci pîr”. Bir tarikatı ilk defa kuran kişiden sonra yolu yeniden teşkilatlandıran, yayılmasını sağlayan veya erkânını belirginleştiren merkez şahsiyet için kullanılan unvandır. Her gelenekte aynı idarî makamı göstermez; pîrin halefi olan herkes kendiliğinden pîr-i sânî sayılmaz.
Silsile
Tasavvuf terbiyesi, zikir telkini veya icazet bağını şeyhten şeyhe Hz. Peygamber'e ulaştıran mânevî aktarım zinciridir. Silsile yalnız kronolojik bir isim listesi değildir. Sohbet, sülûk, hilâfet, hırka, teberrük ve rivayet gibi farklı bağ türleri bulunabilir. Aynı şahsiyet birden çok zincirde yer alabildiği için her bağın türü ve dayandığı kaynak ayrıca gösterilmelidir.
Abâdile
Abâdile , Arapça “Abdullahlar” anlamına gelir. Başına abd kelimesi getirilerek yapılan Abdurrahman, Abdülkuddûs, Abdülkādir ve Abdülkerîm gibi birleşik isimler için de kullanılır. Tasavvufî anlamı Tasavvuf dilinde abâdile, ilâhî isimlerden birinin tecellisini kendisinde belirgin biçimde gerçekleştiren kimseleri ifade eder. Sâlik, hangi ilâhî ismin hakikatine daha güçlü biçimde mazhar olmuşsa o isme nispet edilen kulluk vasfıyla anılır. Meselâ el-Mün‘im, “nimet veren” demektir. Bu isme belirgin biçimde mazhar olan kul, Allah’ın nimet vericiliğini daha çok müşahede eder; kendisine ulaşan nimeti başkalarına yansıtması onun ahlâkında öne çıkar. Böylece isimle kul arasında rubûbiyet ve ubûdiyet ilişkisi kurulur. Abdülcebbâr, Abdülmüntakim, Abdülkādir, Abdülhâdî, Abdülhalîm ve Abdüssabûr gibi isimler de aynı adlandırma mantığı içinde değerlendirilir.
Âb-ı rûy
Yüz suyu. mec. Şeref, haya. tas. Salikin gönlüne gaybten gelen ilham. Edip sarf-ı âb-ı rayun umma lütf erbâb-ı hissetten Ne denglu ab versen nahl-ı huşke meyvedâr olmaz Fıtnat Abit — Ubbât s. vei. ar. (0 Le — (عا بد İbadet ve amel eden, tâatte bulunan. Cehennemden kurtulmak ve cennete girmek için ibadet eden, kendini farz ve nafile ibadetlere veren, kurtuluşu ibadette gören. Samimi bir şekilde âbite benzemeye çalışan, fakat henüz iyi ve mükemmel bir âbit olma mertebesine gelememiş olana müteşebbih-i muhik be-âbit veya mutaabbid denir. Âbit olmadığı halde şahsi çıkarı için âbit gibi görünene müteşebbih-i mubtıl be-âbit denir (CN 13, 16, 17; ). Abd, âbitten üstündür. Bkz. İbadet, Ubüdiyet.
Agyar
(5 (اغيا veya Agyar. t. Gayr Yabancılar, bigâneler, zıtlar, muhallifler, eller, başkaları, yar olmayanlar. tas. a Sûfî olmayan, tasavvufi hayata yabancı, Ah | zıt. Tasavvufi hayata aşina olanlara ehl-i dil veya gönül ehli denir. b Aynı tarikatten ve meşrepten olmayan. Aynı tarikatten ve meşrepten olanlara ihvan ve hemmeşreb denir. c Mâsivâ, Allah'tan gayri olan her şey. Bkz. Yabancı, Zıt. Halka benzemeye işin, süre gönülden teşvişin Yüzbini birdir dervişin arada ağyâr gerekmez Yünus Sür çıkar ağyârı dilden ta tecelli ede Hak Padişah girmez saraya, hâne mâmur olmadan Lâedri Ağza tükürme Âb-ı dehen, ermişlerin kemalinden nasip almak, nefeslerinden faydalanmak ve onların haliyle hallenmek için şeyhlerin müritlerinin ağzına tükürmeleri. Ahmed Yesevinin şeyhi Baba Arslan'ın ağzına Hz. Peygamber bir hurma tanesi atmış ve tükrüğünden de ona ihsan etmişti. Baba Arslan da aynı şeyi Ahmed Yesevi'ye yapmıştı. Ağza tükürme geleneğinin kaynağı, ihnâk veya tahnikle, yani yeni doğan çocuğun dimağını oğma, hurma ve benzeri bir şeyi çiğneyip onun ağzına atma uygulamasıdır. Hastahktan kurtulmak ve şifa bulmak amacıyla da ermişlere veya üfürükçü hocalara gidilerek ağza tükürtülür. Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için TEİM 22 kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir. Ağzı dualı Mücabu'd-da've, müstecabu'd-da've. Allah katında duası makbul kişi. Ah (eh) Asikin iç âlemindeki ateşin ve elemin ifadesi olan bir nida. “Ah minel aşk ve ahvâlihi ahreke kalbi bi-harâretihi.” Allah kelimesinin ilk ve son harfi bir araya getirilirse ‘ah’ meydana çıkar. Âh, Allah'ın kısa şekli olduğundan, bazen Abdullah abd-âh şeklinde yazılır. O halde âh, Allah demektir. Âşıkın âh demesi, O'na sıgınması anlamına gelir. Âh Allah, Emân Muhammed demektir. Güneşin ışıkları elif'e (yani oka), kütlesi h harfine benzediğinden her gün ‘ah’ (Allah) diyerek doğar. Minare elif, caminin kubbesi h olduğu için her cami ‘ah’ (Allah) der. ‘Iman'ın başındaki elif atılırsa geriye yaman kalır ve elif'i (yani Allah'ı) olmayanın hali yamandır, demek olur. Bkz. Emân. Aşk ile gel imdi Allah diyelim Derd ile göz yaşıyla âh idelim Gitmeye bağrı başı dinmeye gözü yaşı Her dem dervişin işi âh ile zâr gerek Yünus
Ahdâs
(! ع (احد Hades. Yeni yetmeler, oğlanlar, tüyleri yeni bitmiş yakışıklı ve güzel sesli çocuklar. Bazı mutasavvıflar bu nitelikteki oğlanları sohbet toplantılarına çağırmışlar, onlara ilâhî okutup coşmuşlardır. Râiha-i tayyibe, vechisabih ve savt-ı melih dedikleri güzel koku, şirin yüz ve hoş nağme hoşlarına gitmiştir. Tüysüzün şahsında Allah'ın güzelliğinin tecellilerini seyrettiklerini söylemişlerdir. Bu işe cemalperestlik, şâhid-bâzi, tüysüze de emred ve şahit demişlerdir. Büyük süfiler oğlanlarla düşüp kalkmayı ve sohbet etmeyi tehlikeli bir iş ve büyük bir afet olarak görmüş, çevrelerindekileri bu konuda sık sık uyarmışlardır Ahiretlik ( 376, 396). Bkz. Şahit. Ahd-i emanet ( (عهد | ما Emaneti kabul ve onu muhafaza edeceğine dair ahit ve peyman verme, emaneti taahhüt etme (Ahzâb Suresi, 72). 2. İlahi taahhüt, ezeli ahit | (Yasin Suresi, 60). İlahi taahhüt, ezeli ahit | (Yasin Suresi, 60).
Âlem
Kâinat; Allah dışında yaratılmış bütün varlıklar. Kelime ayrıca ortak bir niteliğe sahip varlıkların meydana getirdiği topluluk için kullanılır: insanlar âlemi, ruhlar âlemi ve hayvanlar âlemi gibi. Âlem, yaratıcısına işaret eden bir eser ve alâmet olarak açıklanır. Sanatın sanatkâra delâlet etmesi gibi, yaratılmışlar da onları var eden Hakk’ın kudretine delil sayılır. Tasavvufî çerçeve Tasavvuf metinlerinde âlem tek bir sınıflandırmayla ele alınmaz. Dünya ve âhiret; mülk ve melekût; şehâdet ve gayb; cismânî ve rûhânî; ulvî ve süflî gibi karşılıklı kavram çiftleri, varlığın farklı mertebelerini anlatır. Başlıca âlem tasnifleri Âlem-i ceberût İlâhî isim ve sıfatların, kudret ve mâna mertebesinin anlatıldığı âlem. Âlem-i melekût Şehâdet âlemi ile ceberût arasında düşünülen; ruhlar ve gayb ile ilişkilendirilen mertebe. Âlem-i mülk veya şehâdet Madde, zaman ve duyularla kavranan cisimler âlemi. Âlem-i hayal veya misal Maddî sûretlerle sırf mânevî hakikatler arasında bağ kuran ara mertebe. Âlem-i kebîr ve âlem-i sağîr Kâinat büyük âlem, insan küçük âlem kabul edilir. İnsan, maddî bedeni ve mânevî ruhuyla farklı varlık mertebelerini kendinde topladığı için iki âlem arasında bir berzah olarak görülür. Okuma notu Basılı kaynaklarda geçen âlem tasnifleri, bütün sûfîlerde değişmeyen tek bir kozmoloji değildir. Terimlerin kapsamı müellife ve tasavvuf ekolüne göre farklılaşabilir.
Âlim
¢. Ulema Bilgin; ilim ehli. tas. a Yüce Allah'ın, kendi zatını, sıfatlarını, fiillerini ve isimlerini, yani bunların tecellilerini yakin yolu (ilme1yakin) ile temaşa etme mertebesine çıkardığı kimseler. Söz konusu hususları müşahede yoluyla temaşa edenlere arif denir. b Zahiri hükümleri ve şer'i hususları bilip de tasavvufa yabancı kalan bilginlere de âlim denir. Süfiler avam mertebesinde gördükleri bu çeşit âlimlere ulema-i rüsum, ulema-i zahir ve ulema-i selatin (merasimci, şekilci, zahirci ve devlet âlimleri) adını verirler. Bunlara ehl-i kışr molla veya danişment de denir (kı) Mutasavvıflara göre âbit âlimden, arif âbitten önde gelir. Ne kadar engin ve derin bilgilere sahip olurlarsa olsunlar, âmil olmayan âlimlere itibar edilmez, Bunlar “sırtında kitap yüklü eşeklere benzerler” (Cumua Suresi, 5). Her ne tezvir eylese ehl-i cihân eyler kabül Meğer ehl-i ilimdir asl-ı fesâd-i rüzgâr Fuzüli Âlim de zahit ve vaiz gibi çeşitli vesilelerle kınanır: Andan et fehm safâ olmadığın dehrde kim Meclis-i âlime dil-germ gelen dil-serd gider Nâbi
Allah
Lafza-i celal, ism-i azam, yani Yüce Yaratıcı'nın en büyük ve en muazzam ismi. 2. Ma‘bûd bi'l-hak, mutlak ilah. Haklı ve meşru olarak yalnızca O'na kulluk edilip tapıldığından el-Ma‘bûd bi'l-hak, yani hakiki ve yegâne Mâbud denilmiştir O'na. O'ndan başkasına edilen ibadetlerin hiçbir değeri yoktur; gerçek anlamda buna ibadet denmez. Ayrıca başka şeylere yapılan ibadetler eninde sonunda Hakk’a gider; insan bilmeden başka şeylerin şahsında ve suretinde Hakk’a ibadet etmiş olur; ama bu başka şeyler ibadete ehil ve müstahak olmadıkları için ibadet Hakk’a gider, yani esas mahalline döner. 3. Bütün esma-i hüsnanın anlamlarını kendinde toplayan hak ilahın ismi. 4. Gerek ilim ve ayn mertebesinta 00000 / Allah sevgisi de, gerekse fiiller ve eserler mertebesinde (hazretinde) tüm zat sıfatlarını ve kemal vasıflarını kendinde toplayan, varlığı zorunlu zatın ismi. 5. Tüm ilâhî sıfat, isim ve fiilleri içeren Yüce Yaratıcı'nın en kapsamlı ismi. Arapça yazılışında Allah kelimesinde dört harf vardır: elif, (iki) lâm, ha. Elif alınacak olursa Lillâh (Hak için), birinci lâm alınacak olursa Lehâ (O'nun için), ikinci lâm da alınacak olsa Hü (O) kalır. Kısacası Allah kelimesinde her harfin bir anlamı vardır. Elif Hakk'ın zatına, birinci lâm aklın suretine, ikinci lâm ruhun suretine, he nefsin suretine işaret eder. Allah kelimesindeki harflerin ebced hesabıyla sayı değeri 66’dır. “Altmışaltıya bağlamak” deyimi, işi Allah’a havale etmektir. Bkz. Lale. Ta'rife gitmemektir evlâ Ta'rife gelir mi hiç Mevlâ M. Nâci Allah adamı Merd-i hüda; ricalü'llah'tan, ehlü'llah'tan ve evliyau'llah'tan olan kimse; hak dostu, ermiş, kötülüklerden arınıp saf (saf-derun) hale gelmiş, süfli hislerden temizlenmiş samimi insan, hakeren. | Allah kafi (,3 (الله كا “Kuluna Allah kâfi değil mi?” “Hasbünâllâhü ve ni'mel-vekil” (Allah bize kâfi, O ne güzel bir vekildir). Ehl-i tevhid olmak isteyen sivâ'ya meyli kes Aç gözün merdâne bak: Allah bes baki heves! Aziz Mahmud Hudâi Buradaki bes (kâfi) kelimesi b ve s harflerinden oluşur. B, Besmele'nin başındaki harftir; s Nâs Süresi'nin sonundaki harftir. Kur’ân b harfiyle ile başlar, s harfiyle sona erer. “Bes,” “Kur’ân sana yeter” demektir. “Allah bes, mâsivâ heves, ve'n-katanın.” Allah korkusu Havfu'llâh, haşyetu'llâh, mehafetu'llâh. “Hikmetin başı Allah korkusudur.” İnsan ya ‘Allah beni cehenneme gönderir, diye veya 'cennete girmekten mahrum olurum” ya da 'Allah'ın gazabına uğrarım" veyahut da “Allah'ın rızasına uygun düşmeyen bir iş yapmama serefinden ve faziletinden yoksun olurum, diye O'ndan korkar. Bkz. Havf, Heybet. Allah sevgisi Mahabbetu'llâh, hubb-i ilâhî. 1. Kulun Allah'ı sevmesi. 2. Allah'ın kulunu sevmesi. “Onlar O'nu sever, O da onları sever.” Allah'ı seven O'na itaat eder, yüce huzurunda boyun eğer. O'na boyun eğen O'nun tarafından sevilir; Allah'ın sevgili kulu, yani veli olur; sever ve sevilir, Allah kulun, kul da Allah'ın sevgilisidir. Allah'ı seven Allah'ın sevdiklerini de sever, Yaratan'dan ötürü yaratı- Amâ Ma‘bûd bi'l-hak, mutlak ilah. Haklı ve meşru olarak yalnızca O'na kulluk edilip tapıldığından el-Ma‘bûd bi'l-hak, yani hakiki ve yegâne Mâbud denilmiştir O'na. O'ndan başkasına edilen ibadetlerin hiçbir değeri yoktur; gerçek anlamda buna ibadet denmez. Ayrıca başka şeylere yapılan ibadetler eninde sonunda Hakk’a gider; insan bilmeden başka şeylerin şahsında ve suretinde Hakk’a ibadet etmiş olur; ama bu başka şeyler ibadete ehil ve müstahak olmadıkları için ibadet Hakk’a gider, yani esas mahalline döner. 3. Bütün esma-i hüsnanın anlamlarını kendinde toplayan hak ilahın ismi. 4. Gerek ilim ve ayn mertebesinta 00000 / Allah sevgisi de, gerekse fiiller ve eserler mertebesinde (hazretinde) tüm zat sıfatlarını ve kemal vasıflarını kendinde toplayan, varlığı zorunlu zatın ismi. 5. Tüm ilâhî sıfat, isim ve fiilleri içeren Yüce Yaratıcı'nın en kapsamlı ismi. Arapça yazılışında Allah kelimesinde dört harf vardır: elif, (iki) lâm, ha. Elif alınacak olursa Lillâh (Hak için), birinci lâm alınacak olursa Lehâ (O'nun için), ikinci lâm da alınacak olsa Hü (O) kalır. Kısacası Allah kelimesinde her harfin bir anlamı vardır. Elif Hakk'ın zatına, birinci lâm aklın suretine, ikinci lâm ruhun suretine, he nefsin suretine işaret eder. Allah kelimesindeki harflerin ebced hesabıyla sayı değeri 66’dır. “Altmışaltıya bağlamak” deyimi, işi Allah’a havale etmektir. Bkz. Lale. Ta'rife gitmemektir evlâ Ta'rife gelir mi hiç Mevlâ M. Nâci Allah adamı Merd-i hüda; ricalü'llah'tan, ehlü'llah'tan ve evliyau'llah'tan olan kimse; hak dostu, ermiş, kötülüklerden arınıp saf (saf-derun) hale gelmiş, süfli hislerden temizlenmiş samimi insan, hakeren. | Allah kafi (,3 (الله كا “Kuluna Allah kâfi değil mi?” “Hasbünâllâhü ve ni'mel-vekil” (Allah bize kâfi, O ne güzel bir vekildir). Ehl-i tevhid olmak isteyen sivâ'ya meyli kes Aç gözün merdâne bak: Allah bes baki heves! Aziz Mahmud Hudâi Buradaki bes (kâfi) kelimesi b ve s harflerinden oluşur. B, Besmele'nin başındaki harftir; s Nâs Süresi'nin sonundaki harftir. Kur’ân b harfiyle ile başlar, s harfiyle sona erer. “Bes,” “Kur’ân sana yeter” demektir. “Allah bes, mâsivâ heves, ve'n-katanın.” Allah korkusu Havfu'llâh, haşyetu'llâh, mehafetu'llâh. “Hikmetin başı Allah korkusudur.” İnsan ya ‘Allah beni cehenneme gönderir, diye veya 'cennete girmekten mahrum olurum” ya da 'Allah'ın gazabına uğrarım" veyahut da “Allah'ın rızasına uygun düşmeyen bir iş yapmama serefinden ve faziletinden yoksun olurum, diye O'ndan korkar. Bkz. Havf, Heybet. Allah sevgisi Mahabbetu'llâh, hubb-i ilâhî. 1. Kulun Allah'ı sevmesi. 2. Allah'ın kulunu sevmesi. “Onlar O'nu sever, O da onları sever.” Allah'ı seven O'na itaat eder, yüce huzurunda boyun eğer. O'na boyun eğen O'nun tarafından sevilir; Allah'ın sevgili kulu, yani veli olur; sever ve sevilir, Allah kulun, kul da Allah'ın sevgilisidir. Allah'ı seven Allah'ın sevdiklerini de sever, Yaratan'dan ötürü yaratı- Amâ Bütün esma-i hüsnanın anlamlarını kendinde toplayan hak ilahın ismi. 4. Gerek ilim ve ayn mertebesinta 00000 / Allah sevgisi de, gerekse fiiller ve eserler mertebesinde (hazretinde) tüm zat sıfatlarını ve kemal vasıflarını kendinde toplayan, varlığı zorunlu zatın ismi. 5. Tüm ilâhî sıfat, isim ve fiilleri içeren Yüce Yaratıcı'nın en kapsamlı ismi. Arapça yazılışında Allah kelimesinde dört harf vardır: elif, (iki) lâm, ha. Elif alınacak olursa Lillâh (Hak için), birinci lâm alınacak olursa Lehâ (O'nun için), ikinci lâm da alınacak olsa Hü (O) kalır. Kısacası Allah kelimesinde her harfin bir anlamı vardır. Elif Hakk'ın zatına, birinci lâm aklın suretine, ikinci lâm ruhun suretine, he nefsin suretine işaret eder. Allah kelimesindeki harflerin ebced hesabıyla sayı değeri 66’dır. “Altmışaltıya bağlamak” deyimi, işi Allah’a havale etmektir. Bkz. Lale. Ta'rife gitmemektir evlâ Ta'rife gelir mi hiç Mevlâ M. Nâci Allah adamı Merd-i hüda; ricalü'llah'tan, ehlü'llah'tan ve evliyau'llah'tan olan kimse; hak dostu, ermiş, kötülüklerden arınıp saf (saf-derun) hale gelmiş, süfli hislerden temizlenmiş samimi insan, hakeren. | Allah kafi (,3 (الله كا “Kuluna Allah kâfi değil mi?” “Hasbünâllâhü ve ni'mel-vekil” (Allah bize kâfi, O ne güzel bir vekildir). Ehl-i tevhid olmak isteyen sivâ'ya meyli kes Aç gözün merdâne bak: Allah bes baki heves! Aziz Mahmud Hudâi Buradaki bes (kâfi) kelimesi b ve s harflerinden oluşur. B, Besmele'nin başındaki harftir; s Nâs Süresi'nin sonundaki harftir. Kur’ân b harfiyle ile başlar, s harfiyle sona erer. “Bes,” “Kur’ân sana yeter” demektir. “Allah bes, mâsivâ heves, ve'n-katanın.” Allah korkusu Havfu'llâh, haşyetu'llâh, mehafetu'llâh. “Hikmetin başı Allah korkusudur.” İnsan ya ‘Allah beni cehenneme gönderir, diye veya 'cennete girmekten mahrum olurum” ya da 'Allah'ın gazabına uğrarım" veyahut da “Allah'ın rızasına uygun düşmeyen bir iş yapmama serefinden ve faziletinden yoksun olurum, diye O'ndan korkar. Bkz. Havf, Heybet. Allah sevgisi Mahabbetu'llâh, hubb-i ilâhî. 1. Kulun Allah'ı sevmesi. 2. Allah'ın kulunu sevmesi. “Onlar O'nu sever, O da onları sever.” Allah'ı seven O'na itaat eder, yüce huzurunda boyun eğer. O'na boyun eğen O'nun tarafından sevilir; Allah'ın sevgili kulu, yani veli olur; sever ve sevilir, Allah kulun, kul da Allah'ın sevgilisidir. Allah'ı seven Allah'ın sevdiklerini de sever, Yaratan'dan ötürü yaratı- Amâ Gerek ilim ve ayn mertebesinta 00000 / Allah sevgisi de, gerekse fiiller ve eserler mertebesinde (hazretinde) tüm zat sıfatlarını ve kemal vasıflarını kendinde toplayan, varlığı zorunlu zatın ismi. 5. Tüm ilâhî sıfat, isim ve fiilleri içeren Yüce Yaratıcı'nın en kapsamlı ismi. Arapça yazılışında Allah kelimesinde dört harf vardır: elif, (iki) lâm, ha. Elif alınacak olursa Lillâh (Hak için), birinci lâm alınacak olursa Lehâ (O'nun için), ikinci lâm da alınacak olsa Hü (O) kalır. Kısacası Allah kelimesinde her harfin bir anlamı vardır. Elif Hakk'ın zatına, birinci lâm aklın suretine, ikinci lâm ruhun suretine, he nefsin suretine işaret eder. Allah kelimesindeki harflerin ebced hesabıyla sayı değeri 66’dır. “Altmışaltıya bağlamak” deyimi, işi Allah’a havale etmektir. Bkz. Lale. Ta'rife gitmemektir evlâ Ta'rife gelir mi hiç Mevlâ M. Nâci Allah adamı Merd-i hüda; ricalü'llah'tan, ehlü'llah'tan ve evliyau'llah'tan olan kimse; hak dostu, ermiş, kötülüklerden arınıp saf (saf-derun) hale gelmiş, süfli hislerden temizlenmiş samimi insan, hakeren. | Allah kafi (,3 (الله كا “Kuluna Allah kâfi değil mi?” “Hasbünâllâhü ve ni'mel-vekil” (Allah bize kâfi, O ne güzel bir vekildir). Ehl-i tevhid olmak isteyen sivâ'ya meyli kes Aç gözün merdâne bak: Allah bes baki heves! Aziz Mahmud Hudâi Buradaki bes (kâfi) kelimesi b ve s harflerinden oluşur. B, Besmele'nin başındaki harftir; s Nâs Süresi'nin sonundaki harftir. Kur’ân b harfiyle ile başlar, s harfiyle sona erer. “Bes,” “Kur’ân sana yeter” demektir. “Allah bes, mâsivâ heves, ve'n-katanın.” Allah korkusu Havfu'llâh, haşyetu'llâh, mehafetu'llâh. “Hikmetin başı Allah korkusudur.” İnsan ya ‘Allah beni cehenneme gönderir, diye veya 'cennete girmekten mahrum olurum” ya da 'Allah'ın gazabına uğrarım" veyahut da “Allah'ın rızasına uygun düşmeyen bir iş yapmama serefinden ve faziletinden yoksun olurum, diye O'ndan korkar. Bkz. Havf, Heybet. Allah sevgisi Mahabbetu'llâh, hubb-i ilâhî. 1. Kulun Allah'ı sevmesi. 2. Allah'ın kulunu sevmesi. “Onlar O'nu sever, O da onları sever.” Allah'ı seven O'na itaat eder, yüce huzurunda boyun eğer. O'na boyun eğen O'nun tarafından sevilir; Allah'ın sevgili kulu, yani veli olur; sever ve sevilir, Allah kulun, kul da Allah'ın sevgilisidir. Allah'ı seven Allah'ın sevdiklerini de sever, Yaratan'dan ötürü yaratı- Amâ Tüm ilâhî sıfat, isim ve fiilleri içeren Yüce Yaratıcı'nın en kapsamlı ismi. Arapça yazılışında Allah kelimesinde dört harf vardır: elif, (iki) lâm, ha. Elif alınacak olursa Lillâh (Hak için), birinci lâm alınacak olursa Lehâ (O'nun için), ikinci lâm da alınacak olsa Hü (O) kalır. Kısacası Allah kelimesinde her harfin bir anlamı vardır. Elif Hakk'ın zatına, birinci lâm aklın suretine, ikinci lâm ruhun suretine, he nefsin suretine işaret eder. Allah kelimesindeki harflerin ebced hesabıyla sayı değeri 66’dır. “Altmışaltıya bağlamak” deyimi, işi Allah’a havale etmektir. Bkz. Lale. Ta'rife gitmemektir evlâ Ta'rife gelir mi hiç Mevlâ M. Nâci Allah adamı Merd-i hüda; ricalü'llah'tan, ehlü'llah'tan ve evliyau'llah'tan olan kimse; hak dostu, ermiş, kötülüklerden arınıp saf (saf-derun) hale gelmiş, süfli hislerden temizlenmiş samimi insan, hakeren. | Allah kafi (,3 (الله كا “Kuluna Allah kâfi değil mi?” “Hasbünâllâhü ve ni'mel-vekil” (Allah bize kâfi, O ne güzel bir vekildir). Ehl-i tevhid olmak isteyen sivâ'ya meyli kes Aç gözün merdâne bak: Allah bes baki heves! Aziz Mahmud Hudâi Buradaki bes (kâfi) kelimesi b ve s harflerinden oluşur. B, Besmele'nin başındaki harftir; s Nâs Süresi'nin sonundaki harftir. Kur’ân b harfiyle ile başlar, s harfiyle sona erer. “Bes,” “Kur’ân sana yeter” demektir. “Allah bes, mâsivâ heves, ve'n-katanın.” Allah korkusu Havfu'llâh, haşyetu'llâh, mehafetu'llâh. “Hikmetin başı Allah korkusudur.” İnsan ya ‘Allah beni cehenneme gönderir, diye veya 'cennete girmekten mahrum olurum” ya da 'Allah'ın gazabına uğrarım" veyahut da “Allah'ın rızasına uygun düşmeyen bir iş yapmama serefinden ve faziletinden yoksun olurum, diye O'ndan korkar. Bkz. Havf, Heybet. Allah sevgisi Mahabbetu'llâh, hubb-i ilâhî. 1. Kulun Allah'ı sevmesi. 2. Allah'ın kulunu sevmesi. “Onlar O'nu sever, O da onları sever.” Allah'ı seven O'na itaat eder, yüce huzurunda boyun eğer. O'na boyun eğen O'nun tarafından sevilir; Allah'ın sevgili kulu, yani veli olur; sever ve sevilir, Allah kulun, kul da Allah'ın sevgilisidir. Allah'ı seven Allah'ın sevdiklerini de sever, Yaratan'dan ötürü yaratı- Amâ Kulun Allah'ı sevmesi. 2. Allah'ın kulunu sevmesi. “Onlar O'nu sever, O da onları sever.” Allah'ı seven O'na itaat eder, yüce huzurunda boyun eğer. O'na boyun eğen O'nun tarafından sevilir; Allah'ın sevgili kulu, yani veli olur; sever ve sevilir, Allah kulun, kul da Allah'ın sevgilisidir. Allah'ı seven Allah'ın sevdiklerini de sever, Yaratan'dan ötürü yaratı- Amâ Allah'ın kulunu sevmesi. “Onlar O'nu sever, O da onları sever.” Allah'ı seven O'na itaat eder, yüce huzurunda boyun eğer. O'na boyun eğen O'nun tarafından sevilir; Allah'ın sevgili kulu, yani veli olur; sever ve sevilir, Allah kulun, kul da Allah'ın sevgilisidir. Allah'ı seven Allah'ın sevdiklerini de sever, Yaratan'dan ötürü yaratı- Amâ
arîf
[Ar.} Sözlük anlamı “bilen” olan bu söz, İslâm devletlerinde ve toplumlarında sivil veya askerî bir grubun başında bulunan kimseye verilen ad olarak kullanılmıştır. Hz. Muhammed döneminde hem kumandan hem de sosyal işlerden sorumlu kimse olarak görev yapan arifler, Hulefâ-yı Râşidîn, Emevîler, Abbasîler dönemlerinde de her askerî birliğin başkanı olarak tayin edilmişlerdir. Sosyal hayatın içinde ise esnaf teşkilâtlarının başındaki kimselere de bu ad verilmiştir. Orta Çağ İslâm devletlerinde bu teşkilâtlar için her birine bir sokak tahsis edildiğinden buradaki görevli ve sorumlu kimselere “arîf, arîfu’s-sûk, şeyhu’s-sûk” adlarınm verildiği kaynaklarda zikredilmektedir.
Anz
(عا رض) ç Avârız. Engel, gelip gecici sey. tas. a Nefs ve seytandan gelip ruh ve kalplere ârız olan ve kötüye kılavuzluk yapan arzular, düşman tarafından kurulan tuzaklar, yola konulan engeller. Düşman denilen Şeytan ve nefsten gelen her şey ârızi olabilir (si 419). b Silikin ilerlemesini engelleyen her şey ârız olup, bunlara avârız-ı tarik (yol engelleri) denir. a Yanak, yüz, çehre, b tas, İman nurunun tecelli edip irfan kapılarının açılması ve hakikat güzelliği üzerindeki perdenin kalkması. Vücut nurlarının mazharı (115). Nola gönlüm ârızın isterse canım kâmetin Resmdir âlemde bülbül gül sever pervâne sem' Fuzüli Ar-i azim—Makt-i kebir رعظيم — مقت كبر) le) Büyük ayıp ve ağır vebal. taş. Ahdi bozmak, yoldan dönmek, ahdine vefa göstermemek, vaadinde durmamak, vefasızlık, sadakatsızlık (x1). “Niçin yapmadıklarınızı söylersiniz” (Nahl, 91). Arif i. ves. ar, (Gy le) ¢. Arifun, Urefa. Bilen, vakif, asina, tamyan, anlayish, kavrayışı mükemmel, irfan ve marifet sahibi. tas. Allah Teala'nın kendi zatını, sıfatlarını, isimlerini ve fiillerini müşahede ettirdiği kimse, Müşahede ve temaşadan hasıl olan bilgiye marifet, bu bilgiye sahip olan şahsa da arif denir (x1), Âlim aynı hususları yakin yoluyla bilir. Keşf ve müşahede yoluyla, yani manevi ve ruhi tecrübelerle Allah hakkında zevki ve vecdi bilgilere sahip olana arif-i billah veya yalnızca arif; arifin bu yolla tanıdığı Allah'a Maruf denir. “Arif, kendisi sustuğu halde diliyle Hakk'ın konuştuğu kimsedir.” “Arif su gibidir, içinde bulundugu şeyin rengini ve şeklini alır.” “Arifi hiçbir şey bulandırmaz, her şey onunla durulur.” “Arif kendi varlığından fani, Hak ile bakidir.” “Arif Allah'a cehennemden kurtulmak veya cennete girmek için değil, Cenab-ı Allah'ın hakki olduğu için O'na ibadet eder. İbadeti ve ubüdiyeti en doğal görev bilir; hiçbir karşılık bekle- meden ibadet eder” (sr 61). İbn Arabi arifin dış âlemde Şeyler (eşya) yaratma gü- cüne sahip olduğunu ve bu gücün onun himmeti olduğunu söyler. (iFH 6. Fas). Onun yarattığı şeye mahluk-u arif denir. Arif süfilikte kâmil insandır. “Nefsini bi- len Rabb'ini de bilir.” Bkz. Marifet, Himmet. aD CC £_£_ ———>>—ŞŞXŞ—Ş— ال if
Asa
Değnek, baston; sopa. Ukkaz, çomak, tas. Her zaman özellikle
Dînever
Kirmanşah · İran · Doğduğu, ilim tahsil ettiği ve 299/911-12'de vefat ettiği şehir. Ortaçağ'ın önemli bir Cibâl merkeziyken sonradan harabeye dönmüştür. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Mimşâd Dîneverî : Mimşâd Dîneverî, Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak silsilesinin dînever hattı halkalarındandır. Kayıtları Dînever çevresiyle ilişkilendirilir. Kişi dosyasında hayatı, irşad bağlantıları ve gelenek içinde kendisine nispet edilen anlatılar geniş biçimde aktarılır.
Seyfeddin Bâharzî Türbesi, Fethâbâd
Buhara · Özbekistan · Moğol tahribinden sonra yerleştiği, hankahını kurduğu ve 25 Zilkade 659'da (21 Ekim 1261) vefat ettiği yer; Buhara'nın dış mahallelerindendir. Kabri ve tekkesi asırlarca ziyaretgâh olmuş, İbn Battûta ve Ma'sûm Ali Şah da burayı ziyaret etmiştir. Konum yaklaşıktır.
Kadıncık Ana Evi (Balım Evi)
Nevşehir · Türkiye · Hacıbektaş ilçesindeki, Hacı Bektâş-ı Velî'nin kaldığı düşünülen ev. Moloz ve kesme taş, dikdörtgen planlı, yan yana üç odalı (Sır Odası, Konuk Odası, Cem Odası); bahçesinde iki mezar taşı şahidesi vardır. 1896-97 ve 1974'te onarılmıştır. Konum ilçe merkezine göre yaklaşıktır.
Ürgenç (Hârizm)
Köhne Ürgenç · Türkmenistan · Hârizmşah Tekiş'in kendisi için tekke yaptırdığı, on beş yıllık hizmetten sonra hilâfet alıp irşad ettiği ve Alâeddin Muhammed'in emriyle nehirde boğdurulduğu bölge. Şeyhi Necmeddîn-i Kübrâ da burada 618/1221'de Moğollar tarafından öldürülmüştür. Konum yaklaşıktır.
Kâzımeyn Türbesi
Bağdat · Irak · Bağdat'ın kuzeybatısındaki Mekābirukureyş'in Bâbüttibn mahallinde medfundur. Torunu Muhammed et-Takī de buraya gömülmüş, türbe Şah İsmâil tarafından genişletilip Kanûnî Sultan Süleyman zamanında tamamlanmıştır.
Serez (idam ve ilk kabir)
Serres · Yunanistan · Padişahın huzuruna getirildiği, kurulan ilim heyetinin kararıyla 1420'de idam edilip defnedildiği şehir. İlişkili kişi dosyası Şeyh Bedreddin-i Simâvnâvî : Şeyh Bedreddin (ö. 1420), Simavna kadısının oğlu; Kahire’de fıkıh tahsil eden, Hüseyin Ahlâtî’ye intisap eden, Musa Çelebi’nin kazaskerliğini yapan ve eserleri etrafında yoğun tartışmalar doğuran Osmanlı âlimidir.
Delhi
Delhi · Hindistan · Esir alındıktan sonra getirilip mülhidlikle suçlanarak idam edildiği başşehir (10 Eylül 1659). İlişkili kişi dosyası Dârâ Şükûh : Dârâ Şükûh, Miyân Mîr ve Molla Şah çevresindeki Kādirî ilgisi, sûfî tabakat eserleri ve dinî gelenekleri karşılaştıran çalışmalarıyla XVII. yüzyıl Hindistan düşüncesinde dikkat çeker.
Ahur köyü (Ada nahiyesi)
Sefîne, Âşık Mûsâ Efendi'yi “an-asıl Ada nahiyesine tâbi' Ahur karyesinden” gösterir. Yerleşimin bugünkü karşılığı metinden tespit edilemediği için koordinat verilmemiştir. İlişkili kişi dosyası Şeyh Âşık Mûsâ Efendi : Âşık Mûsâ Efendi (ö. 1567), Ahur köyünden; Mısır seferine katıldıktan sonra İbrâhim Gülşenî’den irşad vazifesi alıp Edirne Şahmelik Zâviyesi’nde hizmet eden Gülşenî şeyhidir.
Emîr Sultan Türbesi ve Külliyesi
Bursa · Türkiye · Vefatında defnedildiği yer; rivayete göre kafileye rehberlik eden nurun söndüğü noktadır. Padişahların Bursa'ya geldiklerinde mutlaka ziyaret ettikleri türbe. İlişkili kişi dosyası Emîr Sultan : Emîr Sultan (ö. 833/1429 [?]), Buhara’dan Hicaz ve Irak üzerinden Anadolu’ya gelen, Bursa’ya yerleşen, Yıldırım Bayezid’in kızı Hundi Hatun’la evlenen; Kübrevî irşad hattı, külliyesi ve menâkıbnâme mirasıyla erken Osmanlı dinî-toplumsal hayatında kalıcı iz bırakan sûfîdir.
Medîne-i Münevvere
Medine · Suudi Arabistan · Harb-i Umûmî sırasında Filistin cephesine hareket eden Mevlevî mücahidleri arasında mümtaz sınıfın başında olarak Şam üzerinden geldiği ve Ravza-i Mutahhara’da bulunup na‘tini yazdığı şehir. İlişkili kişi dosyası Ahmed Remzî Akyürek : Ahmed Remzî Akyürek (1872–1944), Kayseri'de yetişip Kütahya, Kastamonu, Halep ve Üsküdar Mevlevîhânelerinde hizmet eden; Mesnevî öğretimi, üç dilde şiiri, tercümeleri ve kütüphaneciliğiyle son dönem Mevlevî kültürünü taşıyan başlıca şahsiyetlerdendir.
Balmumcu Tekkesi
İstanbul · Türkiye · İstanbul'da açılan ilk Şâzelî tekkelerinden biri. Şeyh Zâfir, ilk İstanbul gelişinde bu tekkenin bulunduğu Unkapanı civarında üç yıl kadar ikamet etmiş; sonraki yıllarda padişahla kurduğu ilişki sayesinde tekke yeniden inşa edilmiştir.
Galata Mevlevîhânesi
İstanbul, Beyoğlu · Türkiye · Şeyh Gâlib'in 1791'de postnişin olduğu ve Esrâr Dede'nin intisap edip kazancı dedeliğe yükseldiği dergâh; 1797'de vefat edince hazîresine, Fasîh Ahmed Dede'nin yanına defnedildi. Tezkiresinin bir nüshasını buraya vakfetmiştir.
Bahâeddin Nakşibend: Hayatı, Yolu ve Kaynakları
Bahâeddin Nakşibend'in hayatını, Hâcegân geleneği içindeki yerini ve öğretisinin ana kavramlarını üç farklı nitelikteki kaynağı birbirine karıştırmadan ele alan kaynaklı giriş.
Nakşibendiyye'yi Okumak: Kaynaklar ve Yöntem
Risâle-i Kudsiyye, Faslü'l-hitâb ve modern Nakşibendiyye araştırmalarının aynı soruya farklı kanıt türleriyle nasıl cevap verdiğini açıklayan yöntem yazısı.
Tasavvuf Tarihinin Üç Dönemi
Tasavvuf tarihini zühd, tasavvuf ve tarikat dönemleri üzerinden okuyan; dönemlerin birbirinden kesin duvarlarla ayrılmadığını hatırlatan giriş metni.
Şâbâniyye'nin Edebiyat ve Musiki Hafızası
Nutuklar, divanlar, ilâhiler, bestekârlar ve hat eserleri üzerine eserin bütün ilgili bölümlerinden hareketle hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Sühreverdiyye’nin teşekkülü: ribattan kurumsal irşad ağına
Ebü’n-Necîb’in mürid âdâbı ile Şihâbeddin Ömer’in Bağdat merkezli kurumsallaştırmasının birbirini nasıl tamamladığı.
Şihâbeddin Ömer es-Sühreverdî’nin hayatı, eserleri ve kamu görevi
Sühreverdî’yi yalnız tekke şeyhi değil, âlim, vaiz, müellif ve diplomatik görevler üstlenen tarihî bir şahsiyet olarak ele alan dosya.
Tarikatlar Bir Hafıza Zinciri Olarak Nasıl Okunur?
Silsile, tekke, sohbet, âyin, eser ve menkıbenin nesiller arası dinî hafızayı nasıl taşıdığını; modernleşmeyle birlikte bu taşıyıcıların nasıl biçim değiştirdiğini açıklayan yöntem yazısı.
Hasan-ı Basrî: Zâhid, Âlim ve Öncü Sûfî
Kurumsal kuruculuk yerine ahlâkî ve tarihî öncülük. Tezin bütün ilgili bölümleri karşılaştırılarak hazırlanmış özgün editoryal inceleme.
Sefîne-i Evliyâ Birinci Cilt Nasıl Okunmalı?
Tabakat, şahsî müşahede, şiir ve menkıbe katmanlarını ayırmak. Birinci cildin tamamı indekslenerek hazırlanmış editoryal rehber.
Şâzeliyye’nin İstanbul’daki izi ve Ertuğrul Tekkesi
Muhammed Zâfir el-Medenî, II. Abdülhamid ve geç Osmanlı İstanbul’undaki sınırlı fakat etkili Şâzelî çevresi.
Sefîne'nin Mevlevîler Zeyli
Şairler, Mesnevî şârihleri ve İstanbul Mevlevîhâneleri. Sefîne-i Evliyâ - Cilt 5 tam metni üzerinden hazırlanmış editoryal dosya.
Mevleviyye'nin Kuruluşu ve Kurumsallaşması
Mevlânâ çevresinden Konya merkezli tarikat teşkilatına. Klasik erkân, tarihî veri ve gelenek içi sembolik yorum birbirinden ayrılarak hazırlanmıştır.