Ara
Menü

Ne arıyorsunuz?

25 sonuç · “müşkil

01
Şahsiyet

ŞEMS-İ TEBRÎZÎ HAZRETLERİ

ŞEMS-İ TEBRÎZÎ HAZRETLERİ Misbâhu’l-eşbâh, miftâhu’l-ervâh, müşkil-güşâ-yı erbâb-ı tahkîk idi. İsm-i âlîleri, Hudâdâd b. Muhammed b. Ali b. Melikiddâd’dır. Tebrîzlidir. Sözleri mücmel ve mufaddal "Sen dâimâ gönle yakın olmuşsun, mâzursun. Gam nedir hiç öğrenmemişsin mâzursun. Ben, sensiz bin gece kan içinde idim, sen ise bir gece bile öyle olmamışsın,…

02
Sözlük

Âdet

(عا د ة) thlassiz ibadet; âdet ve şekilden ibaret olan ibadet Âdet ve ananelere uymanın insanı edilginleştirdiğini ve Hak'tan uzaklaştırdığını ileri süren Melamiler, âdetlere aykırı davranmayı (tahrib-i âdâ0 bir esas olarak kabul ederler (CN 14; KF 1:73). Bkz. Avâit. i Hayli müşkildir kişi terk eylemek mu'tadını Hayali

03
Sözlük

Baş kesmek

Eğilmek. tas. Mevlevilikte dervişlerin, canların ve semazenlerin | şeyhlerinin önünde özel bir şekilde durup baş eğmeleri. Baş kesmek teslimiyetin | — simgesidir. Bkz. İnhina, Secde. Baş okutmak Bektaşilikte her yıl muharrem ayında mürşidin ve ihvanın huzurunda yapılan rıza alma töreni, 5 Bâtıl sar. (با طل) >. Asılsız, temelsiz, geçersiz; yokluk. tas. Mâsivâ, mümkün varlıklar, yaratılmış âlem, saf yokluk. Hakk'ın, cebbar ve kahhar sıfatı yanında her şey yok olur, hiçbir şey var olarak gözükmez. Bu halde gölge varlık, Hakk'ın dışındaki şeyler bâtıl ve hayal olarak görülür. Çü ba'z-ı zuhurat-1 Hak âmed bâtıl Pes münkir-i bâtıl neseved cüz câhil CN 434 Vakt olur ki hak çıkar vaktiyle bâtıl sandığın Talii Bâtıl hemişe bâtıl u bihadedir veli Müşkil odur ki suret-i Hak'tan zuhur ede Baki

04
Sözlük

Cuz

) جز >. Parca, az. 2. tas. Kesret ve tâayyünat (çokluk ve belirtiler). 92 | ee ae A KM Çâh-ı zenah i, Jars. شخ) 5 oe) Çene çukuru, çenedeki gamze. eS 0 2. tas. Temaşa halinde görülen sınırlardaki müşkiller (11s). ES > Çâlipa/Çelipa i. fars. (Led) (جا 1. Haç. 1. tas. Doğa, maddi âlem VRE KEK is oat (11s; ). m Seri ayle Çâlipan i, fars. Bektaşi hilafet ve icazatnamelerine konulan baş- Çark (fars. Çerh'den) Mevleviler sağ ayağa çark, sol ayağa direk der. Semâda sola doğru 360 derecelik dönüşe tam çark, 180 derecelik dönüşe ise yarım çark denir. Bkz. Devr, Deveran. Haç. 1. tas. Doğa, maddi âlem VRE KEK is oat (11s; ). m Seri ayle Çâlipan i, fars. Bektaşi hilafet ve icazatnamelerine konulan baş- Çark (fars. Çerh'den) Mevleviler sağ ayağa çark, sol ayağa direk der. Semâda sola doğru 360 derecelik dönüşe tam çark, 180 derecelik dönüşe ise yarım çark denir. Bkz. Devr, Deveran.

05
Sözlük

Himmet

2. Bir kemal halini veya diger bir şeyi elde etmek için bütün ruhani güçleriyle birlikte kalbin Hakk’a yönelmesi. 2. Halis ve iyi niyet. İsabetli ve sıhhatli karar her şeyden önde gelir, her şey buna bağlıdır (sr 388) 3. Ermiş kişilerin maksadı hasıl eden, iş bitiren ve dilediklerini yerine getiren manevi güçleri. Himmetü'l-enefe Amele karşı sevap talep etmeye sevkeden sülûk derecesi (kı). Himmetü'l-ifake'den sonra gelir. Himmetü'lifake Saliki, faniyi terkedip bakiye talip olmaya sevkeden sülûk derecesi. | Himmet-i rical Erenlerin himmeti. Erlerin himmeti dağları yerinden oynatır. Pir- | ler dervişlerini himmetleriyle terbiye ve idare ederler. Bkz. Halk bi’l-himmet. Bu mesel-i meşhürdur: Dağlar dayanmaz himmete Himmet-i merdân ile olur âsân her müşkil iş | Baki | His birligi İttihat, fena, | Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için KI kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir. His hicabı Maddi âlem. Bu âlemle ilgili kalpteki his, bilgi ve arzular, manevi âlemle ilişki kurmaya engeldir. En büyük hicap insanın kendi benligidir. |

06
Sözlük

İstimdat

|) İmdat istemek, medet ummak, acil yardım talebinde bulunmak. 2. tas, Tarikat ehlinin şeyhlerden veya ölü velilerin ruhlarından yardım istemesi; “Medet yâ Şeyh,” “Medet yâ Gavs-ı azam,” demesi. Allah'tan ve Hz. Peygamber'in ruhaniyetinden yardım istemek. Eyleyen rühundan istimdad erişir matlaba Halleden her müşkilâtı Hazret-i Üftâde'dir Hudai Zikir murat eden kimse iki dizi üzerine oturup, ağzını kapatır, gözlerini yumar, bütün his ve kuvvetlerini faaliyetten menederek şeyhin ruhaniyetine teveccüh edip, ondan istimdatta bulunur (NR 25). Bkz. Istisfa. Her kim bugün Veled'e inanüben yüz süre Yoksul ise bay olur, bay ise sultan olur İstina (¢ Uz-|) 1. Sipariş vermek, dost edinmek. 2. tas. Hakk'ın, bütün vasıflarından fani kılarak ve nefsani sıfatlardan arındırarak kulunu terbiye etmesi, kısaca onu ondan almasıdır. Bazılarına göre bu mertebe yalnızca Hz. Musa'ya, (Tâhâ Suresi, 41) diğer bazılarına göre ise bütün peygamberlere verilmiştir (sL 447). Sipariş vermek, dost edinmek. 2. tas. Hakk'ın, bütün vasıflarından fani kılarak ve nefsani sıfatlardan arındırarak kulunu terbiye etmesi, kısaca onu ondan almasıdır. Bazılarına göre bu mertebe yalnızca Hz. Musa'ya, (Tâhâ Suresi, 41) diğer bazılarına göre ise bütün peygamberlere verilmiştir (sL 447).

07
Sözlük

Piç-i zülf

Kıvrım kıvrım saç. tas. a İlahi müşkil (us). b Imkan mertebesi, ç Uzun saç. Sınırsız varlıklar, çokluk ve taayyünler. Saç sevgilinin, yüzünü örttüğü gibi bunlar da gerçek Bir'in yüzünü (Zatını) örter. d Celali tecelliler. Pir i fars. (5) Yash kişi, ihtiyar. tas. Şeyh, mürşit (amr 35), Arısının balıyım, bahçesinin gülüyüm Bağının bülbülüyüm pirim Abdülkadir'in Hak katında uludur cihan doludur Eşrefzâde kuludur pirim Abdiilkadir in Pir aşkına Pir hakkı için, pirim hakkı için deyimleri yemin olarak kullanılır. Allah tarafından yetiştirilene Hudâ-perverde, şeyh tarafından yetiştirilene pir-perverde denir. Aşılı ağacın meyvesi Pir-perverdeye, aşısız ağacın meyvesi Hudâ-perverdeye benzetilir. Meczüba da Hudâ-perverde denir. Bir işe teşebbüs edildiği zaman | “yâ Allah ya pir” denir, Tekkelerde ve türbelerde tarikat kurucusu şeyhin ismi | “ya hazret-i pir,” diye başlar; yâ Hazret-i pir Aziz Mahmud Hüdât gibi. Fütüvvet | ehli her sanatın bir piri olduğuna inanır; örneğin çiftçilerin piri Hz. Âdem, gemicilerin piri Hz. Nuh, terzilerin piri Hz. Idris Nebi'dir. Pir-i tarikat Tarikatin ilk kurucusu, sahib-i tarikat, | Pirdaş ( 4 ييردا ) Aynı pire muntesip, aynı şeyhe bağlı olanlar, şerikler. 1 Pir-i hâcât İhtiyaçları karşılayan şeyh. Pir-i harâbât Kâmil insan, rehber (sF; TK).

08
Sözlük

Sabîhu’l-vech

Güzel ve aydınlık yüzlü. Tasavvufî yorumda Allah’ın cömertlik bildiren isimlerine mazhar olduğu ve insanların ihtiyacını gidermeye vesile olduğu kabul edilen güzel ahlâklı kimseyi niteler.

09
Sözlük

Şefaat

Aracılık, yardım etmek. Yüce bir makam sahibinin, dileğini kabul etmesini veya suçunu affetmesini sağlamak için bir kimsenin o yüce makam sahibine daha yakın olduğuna inandığı bir şahsı aracı (vasıta-vesile) yapması. Yüce makam sahibinin, aracı şahsın hatırı için onun dileğini kabul veya suçunu affetmesi. Muhtacın ihtiyacının karşılanması, mücrimin cürmünün affedilmesi için şefâat istemeye iştişfâ, şefâatçi (aracı, vasıta) olana da Şefi" (şufed) ve şâfi' de- | Sehit nir. 2. İnsan işlediği iyi amelleri kendine şefaatçi kılabilir ve “Allah'ım sırf Senin rızan için işlediğim Şu amelim için, dileğimi kabul et” veya “beni affet” diyebilir. Bu “amelin, onu işleyene sefâatçi olmasıdır.» 3. Hz, Peygamber hayattayken, müminler için Allah katında şefâatçi olmuştur ve Kıyamet günü de olacaktır, Buna sefdat-1 kübrâ (uzma) denir. 4. Bir müminin diğer bir müminin iyiliği için dua etmesi de bir Geşit Şefâattir. Bu dört türlü şefâati zahir uleması da süfiler de kabul eder. Buna ilaveten Süfiler ve tarikat ehli ölülerin; yatırların, ermişlerin, türbelerde gömülü olan velilerin ruhlarının, sağ insanlara şefâatçi olacaklarına ve bunların Allah’a nazlarının geçtiğine inanırlar, Bu anlamda ki sefaat onlara özgüdür ve genellikle şefâat denilince de bu anlaşılır. Bunun için türbelere ye yatırlara 8idilir, oralara adaklar adanır, kurbanlar kesilir, Paralar atılır, çaputlar bağlanır, dua edilir, namaz kılınır, Böylece buralarda gömülü olup Allah'ın sevgili kulları ve yakın dostları olduklarına inanılan ölülerin ruhlarının Allah katında şefâatçi (aracı) olmaları istenir, Özellikle tarikat seyhlerinden, 8avslardan, kutuplardan sefaat istenir ve bu sefaatin Pek cok müşkil meseleyi çözdüğü kabul edilir. Tarikat ehli “Sefaat ya Resullah,” derken de Hz, Peygamber'in ahiretteki şefâatini değil, şu andaki sefaatini isterler, Bkz. Istimdat. İnsan işlediği iyi amelleri kendine şefaatçi kılabilir ve “Allah'ım sırf Senin rızan için işlediğim Şu amelim için, dileğimi kabul et” veya “beni affet” diyebilir. Bu “amelin, onu işleyene sefâatçi olmasıdır.» 3. Hz, Peygamber hayattayken, müminler için Allah katında şefâatçi olmuştur ve Kıyamet günü de olacaktır, Buna sefdat-1 kübrâ (uzma) denir. 4. Bir müminin diğer bir müminin iyiliği için dua etmesi de bir Geşit Şefâattir. Bu dört türlü şefâati zahir uleması da süfiler de kabul eder. Buna ilaveten Süfiler ve tarikat ehli ölülerin; yatırların, ermişlerin, türbelerde gömülü olan velilerin ruhlarının, sağ insanlara şefâatçi olacaklarına ve bunların Allah’a nazlarının geçtiğine inanırlar, Bu anlamda ki sefaat onlara özgüdür ve genellikle şefâat denilince de bu anlaşılır. Bunun için türbelere ye yatırlara 8idilir, oralara adaklar adanır, kurbanlar kesilir, Paralar atılır, çaputlar bağlanır, dua edilir, namaz kılınır, Böylece buralarda gömülü olup Allah'ın sevgili kulları ve yakın dostları olduklarına inanılan ölülerin ruhlarının Allah katında şefâatçi (aracı) olmaları istenir, Özellikle tarikat seyhlerinden, 8avslardan, kutuplardan sefaat istenir ve bu sefaatin Pek cok müşkil meseleyi çözdüğü kabul edilir. Tarikat ehli “Sefaat ya Resullah,” derken de Hz, Peygamber'in ahiretteki şefâatini değil, şu andaki sefaatini isterler, Bkz. Istimdat. Hz, Peygamber hayattayken, müminler için Allah katında şefâatçi olmuştur ve Kıyamet günü de olacaktır, Buna sefdat-1 kübrâ (uzma) denir. 4. Bir müminin diğer bir müminin iyiliği için dua etmesi de bir Geşit Şefâattir. Bu dört türlü şefâati zahir uleması da süfiler de kabul eder. Buna ilaveten Süfiler ve tarikat ehli ölülerin; yatırların, ermişlerin, türbelerde gömülü olan velilerin ruhlarının, sağ insanlara şefâatçi olacaklarına ve bunların Allah’a nazlarının geçtiğine inanırlar, Bu anlamda ki sefaat onlara özgüdür ve genellikle şefâat denilince de bu anlaşılır. Bunun için türbelere ye yatırlara 8idilir, oralara adaklar adanır, kurbanlar kesilir, Paralar atılır, çaputlar bağlanır, dua edilir, namaz kılınır, Böylece buralarda gömülü olup Allah'ın sevgili kulları ve yakın dostları olduklarına inanılan ölülerin ruhlarının Allah katında şefâatçi (aracı) olmaları istenir, Özellikle tarikat seyhlerinden, 8avslardan, kutuplardan sefaat istenir ve bu sefaatin Pek cok müşkil meseleyi çözdüğü kabul edilir. Tarikat ehli “Sefaat ya Resullah,” derken de Hz, Peygamber'in ahiretteki şefâatini değil, şu andaki sefaatini isterler, Bkz. Istimdat. Bir müminin diğer bir müminin iyiliği için dua etmesi de bir Geşit Şefâattir. Bu dört türlü şefâati zahir uleması da süfiler de kabul eder. Buna ilaveten Süfiler ve tarikat ehli ölülerin; yatırların, ermişlerin, türbelerde gömülü olan velilerin ruhlarının, sağ insanlara şefâatçi olacaklarına ve bunların Allah’a nazlarının geçtiğine inanırlar, Bu anlamda ki sefaat onlara özgüdür ve genellikle şefâat denilince de bu anlaşılır. Bunun için türbelere ye yatırlara 8idilir, oralara adaklar adanır, kurbanlar kesilir, Paralar atılır, çaputlar bağlanır, dua edilir, namaz kılınır, Böylece buralarda gömülü olup Allah'ın sevgili kulları ve yakın dostları olduklarına inanılan ölülerin ruhlarının Allah katında şefâatçi (aracı) olmaları istenir, Özellikle tarikat seyhlerinden, 8avslardan, kutuplardan sefaat istenir ve bu sefaatin Pek cok müşkil meseleyi çözdüğü kabul edilir. Tarikat ehli “Sefaat ya Resullah,” derken de Hz, Peygamber'in ahiretteki şefâatini değil, şu andaki sefaatini isterler, Bkz. Istimdat.

10
Sözlük

Vakfe

Duraklama, duraksama. tas. İki makam arasında kalma, burada mahpus olma (kı; iFM). Bunun sebebi, bir önceki makamın gereklerinin tam olarak yerine getirilmemesi, o makama hakkının verilmemiş olması, bu yüzden de bir sonraki makama yükselme liyakatının ve ehliyetinin kazanılmamış olmasıdır. İki makam arasında hapsolup kalana vâkıf denir. Vakıa/Vaki i. ar. (g3 وا — 483) Olay, olgu. tas. a Misal ya da hitap yoluyla o âlemden kalbe gelen mana, mübeşşire (tEM). b Halvette zikir ve ibadetle meşgul olan sâlik kendini kaybedip çevresiyle ilgiyi kesince bazı hakikatlere vâkıf olur. Uykuyla uyanıklık arasında meydana gelen bu hale vakıa denir. Şayet bu hal huzur halindeyken meydana gelirse ona mükâşefe denir. Vakıa sâlikin mana âleminde gördüğü şeylerdir. Bir çeşit rüya görmeye benzer. Fakat ondan farklıdır. Sari vakiayi kafir de mümin de görebilir. Manevi vakıayı yalnızca mümin görür. Süfiler manevi meselelerine ve ruhi müşkillerine de vakıa derler. Fakat genellikle vaki niteliğindeki müşkiller halledilemez. Vâlih Ne güzel vâkıadır ki açıp can gözünü Hab-1 gaflette geçen ömrümü rüya gördüm Zati

11
Sözlük

Müşebbihe

Müşebbihe a. (^î. ^) [Ar. ] İslâm gü tarihinde, Allah’ın sıfatlarını inbu sanın sıfatlarına benzeterek inân” san biçimli (antropomorfist) bir an tanrı düşüncesi yaratmaya çahşan bir akım için kullanılan terim. Bu inanca göre Allah’ın eli, n. ” kolu, gözü, kulağı gibi organları an olduğu, hatta bir tahtta oturan ’de kral olduğu tezini savunmuşlarde dır. Kimi İslâm bilginleri, Allah’ın sıfatlarmın makhlûk oldis duğunu benimseyen “mu'tezile” da (bk. bu madde) yi de bu kategoride değerlendirmişlerdir. el müşkil a. (Jü>) [Ar. ] ftk. Fıkıh usupya lünde, metninde bulunan kapase lılıktan dolayı ifadenin başka manalarından hareketle veya “karîne-i ma'nâ” denilen yönâm temle anlaşılabilmesi durumu. gili ğlı § tam. müşkilü’l-hadîs a. (ijiJl ^t. ) Hadis biliminde, güvenilir iki hadis arasında hugörünürde zıtlık bulunması. da rin müşkilü’l-Kur’ân a. (jî>11 de Jü. ) Ayetler arasında var olduğu sanılan çelişkili veya uyumsuz durumları ya da müşrif 51 konuları inceleyen bilim dalı ve bu konuda yazılan eserlerin ortak adı.

12
Sözlük

müstehab

Peygamber’in bazen yapıp bazen terk ettiği sünnetlerinden olup ibadetlerin ve beşerî ilişkilerin daha güzel ve daha verimli olmasmı sağlayan ahlâkî değerler için kullanılan terim. Bu söz, “mendub, nâfile, âdâb” (bk bu maddeler) gibi terimlerle eşa lamlı olarak kullanılmıştır. müstekbir a. G^) [< Ar. kibe Kur’ân-ı Kerîm’de yer alan v sosyal çevre içinde aşırı kib gösteren ve gerçekleri göz ar eden kimse, “müstaz'af’ (bk. b madde) karşıtı. müste'men a. [< Ar. em Sözlük anlamı, “Kendisine g vence verilen kimse. ” olan b söz, bir İslâm ülkesine “emâ (bk. bu madde) alıp giren yaba cı gayrimüslimler. müstemî a. [Ar. ] “İşiten anlamında Allah’ın sıfatı ola terim. Kur’ân-ı Kerîm’ “Şu'arâ suresi” nd geçmektedir. müstemlî a. GLi«>) [Ar. ] Had yazmak isteyen veya bu konud hevesli olan kimse. müstensih a. (^^A [Ar. ] Bir yazması kitabı aynen kop eden veya yeniden yazan kims ler. müstevfî a. [Ar. ] İslâ devletlerinde, malî işlerle ilg resmî dairenin başı ve ona bağ görevliler. müşâ a. [Ar. ] ftk. İslâm h kukunda, müşterek bir mald ortak hisseye sahip kimseler belirli orandaki paylarını ifad eden terim. 511 müşkilü’l-Kur’ân an müşâhedât a. [Ar. ] Duyularla elde edilen bilgiler ve onlar üzerinde değerlendirmeler aner] lamında kelâm terimi. ve bir müşâhede a. G^Lta) [Ar. ] tas. rdı “Allah’ın zuhur ve tecellisini bu görme, seyir ve temaşa etme. ” anlamında tasavvuf terimi.

13
Sözlük

mübeyyen / mübeyyin

mübeyyen / mübeyyin s. te) [Ar.] Bir sözü söyleyenin hermübhem 494 hangi bir açıklaması olmadan ve ne anlama geldiği bilinemeyen hafi (gizli) ve müşkil (anlaşılmamü sı zor) sözlerin kapanıklılığının giderilmesi ve kolay anlaşılabi mü lirliğinin sağlanması. Mü

14
Eser

BEY’AT-HIRKA VE İRŞÂD

Avârifü’l-Maârif · 12. bölüm · Hırka giymek; mürşid ile mürid arasında bir bağlantı ve müridin nefsi ile kendi arasında mürşidinin hakemliğini kabul etmesidir. Şeriatta dünyevî bir maslahat ve iş için bir başkas

15
Eser

Sayfalar 1–10

Muzaffer Ozak Külliyatı · Elhac Muzaffer OZAK colli ZİYNET-UL-KULÜB KALPLERİN ZİYNETİ] Aşık sohbetleri ve evradı şerifeler AYRICA ASKÎ DİVANI SALÂH BİLİCİ KİTABEVİ Ali BİLİCİ Büyük Reşitpaşa Cad. Yümni Işha

16
Eser

Sayfalar 4–12

Muzaffer Ozak Külliyatı · SALAH BILICI KITABEVI YAYINLARI - No: 41 5846 Sayılı Kanun gereğince Te'lif hakları müessesemize aittir. Taklit edenler mes'uldür. Dizgi: GÜYRAY, Baskı: ÜÇLER Matbaası İSTANBUL — 1

17
Eser

Sayfalar 18–24

Muzaffer Ozak Külliyatı · ğunu ileri sürmesine benzerler. Babasının kim olduğu bilinmeyen ve bir fahişeden dünyaya gelen ne idüğü belirsiz bir piçe, böyle bir zat: (Evlâdım...) diyebilir mi, bilmem? Insan,

18
Eser

Sayfalar 25–32

Muzaffer Ozak Külliyatı · nın belirli bir kaç uzvuna hizmet etmekten ibarettir. Bunlardan ırak olanlar da hakka yakın olurlar. Bununla beraber, bu güruhun yukarıda zikrolunan kal şeyhlerinden daha az zararl

19
Eser

Sayfalar 42–50

Muzaffer Ozak Külliyatı · Allah celle celâluhu; bu âyet-i celillerle, kâfirlerin cehennemde görecekleri şiddetli âzabı beyan buyurmakta ve diğer bir âyet-i kerimede de: «innâ a'tednâ lil-kâfiriyne selasile

20
Eser

Sayfalar 57–64

Muzaffer Ozak Külliyatı · Rabbi... Tâbi'in, tabe-i tâbi'in, eimme-i müctehidiyn, ule ma-i din-i mübiyn, şehitler, gaziler, Pirân-ı-izâm ve evliya-i kiraının feyizleriyle bizleri şadân-ü handan eyle yâ Rabbi

21
Eser

Sayfalar 65–72

Muzaffer Ozak Külliyatı · — Biz, yeryüzünün Allahıyız, demişler ve hallak-ı âlem olan Allahu zül-celâli inkâr etmemişlerdir. Belki: (0, GÖK- LERIN ALLAHI..) demişlerdir. Firavunun bile, gündüz yaptıklarına

22
Eser

Sayfalar 62–68

Muzaffer Ozak Külliyatı · -- Yat, öyle ise yat... Senin gerçekten uyumağa hakkın var. Yaptıgın ibadet ne güzel ve Hak katında ne ulvi bir iba- Gettir. Ibn-i Mes'ud radıyallahu anh buyurmuşlardır ki: — Dünya

23
Eser

Sayfalar 69–76

Muzaffer Ozak Külliyatı · rın ve bulunduranların da şefaatlerine nail olacağı herkesçe malümdur. MAKAMAT-I-SADIYYE namındaki kitapta beyan olunmuştur ki, Enbiyâ ve rüsül-ü kiram ile, şehitlerin, salihlerin

24
Eser

Sayfalar 81–87

Muzaffer Ozak Külliyatı · içindedirler. Allahu sübhanebu ve tealâ hazretlerinin, Kitab-ı keriminde medh-ü senâ eylediği o zevât-ı âlişan ki, Allahu tealâ'nın kendilerinden ve kendilerinin de Allahu azim-üş-

25
Eser

Sayfalar 88–95

Muzaffer Ozak Külliyatı · -- Yâ Resûl.. Benim dostlarım da on sınıf kimsedir: Birincisi, zâlim hükümdar ve beylerdir, halkın üzerine âmir olanlardır. Ikinci dostlarım, kibirlilerdir. Üçüncüsü, zâlimlere uşa